19 Ekim 2009 Pazartesi

Yazamadım ne zamandır.. Çok meşgul olduğumdan mı? Hayır!
Tam tersi aslında.. Boşluktan..

Ve bu boşluğun beni sürüklediği depresyondan :P

Artık yeniden bir ev hanımıyım sanırım.. Dönem ortasında vizemin çıkması ve ayrılmak durumunda kalmam sebebiyle vazifeyi devrettim.. Artık evdeyim..

Hem yavaş yavaş -maalesef- içine düştüğüm ümitsizlik (vizeyle ilgili) hem de yeniden evde olmak bana hiç iyi gelmedi :(( Kendimi çok "boş" hissediyorum.. Aslında böyle hissetmemem gerek biliyorum, yaptığım ve yapacağım dünya kadar şey var ama işte insan alıştığı -ve sevdiği- düzen değişince birden boşluğa düşer gibi oluyor gerçekten..

Neyse ki artık yeni bir fotoğraf makinem var.. Bana kıyamayan kocacığım sağolsun :)) İnşaallah bunu sağ, salim uzuuuuuun süre kullanabilirim..

Sonbahardan kareler çalmaya çalışıyorum bugünlerde, kırmızı, turuncu, sarı..
Dün Eymir Gölü bunun için idealdi mesela.. Henüz bilgisayara yüklemedim ama inşaallah paylaşacağım sizinle de birkaç fotoğrafı..

Ama onlardan önce sırada, geçen hafta gittiğimiz Konya'dan, daha doğrusu Konya'nın bir köyünden kareler var.. Haftasonu iki günlüğüne, kayınpederimin taa gençliğinden av arkadaşı ve dostu olan bir aileye misafir olduk.. İlginç bir deneyimdi benim için.. Hiç tanımasam da bana kızları gibi davranan bir aileyle iki gün geçirdim.. Köyü karış karış gezdim, onlarca fotoğraf çektim.. Benim için çok özel bir köydü.. Teknolojiden olabildiğince uzaktı çünkü.. Hala tarlalarında kimyasal ilaç kullanılmayan, ulaşım ve taşıma için eşeklerin kullanıldığı, evlerin çoğunun taş yapı olduğu ve hala kadınlarının kendi diktikleri rengarenk kadife kumaşlardan gömlek ve elbiseler giydikleri bir köy..

Yusufcuk çok ama çok eğlendi ve benim için en önemli olan da buydu.. Hafif hastaydı çünkü yola çıktığımız gece ve ben kabus gibi bir haftasonu geçirmekten korkmuştum ama hiç de umduğum gibi olmadı çok şükür.. "Anne gitmeyelim, hep buyda kalalım oluy mu?" dediğine göre köy ona iyi geldi :))

Köyün çocuklarıyla sanki şimdiye kadar birlikte büyümüşler gibi sıkı fıkı olan miniğim, gün boyunca neşeyle oynadı.. Onlarla birlikte meyve yedi ağaçlardan, yavru kedileri sevdi.. Benim favorimse, çamurdan, yapraktan yemekler yapıp hayali bir ziyafet gerçekleştirdikleri kısımdı..


Yusufcuk, çorbalarını tanıtmakta..

Bu da makarnaymış :))

Yavrucağızım sadece toprakla beslenmedi tabii :P Bize çok iyi baktılar sağolsunlar.. Sadece bahçelerinin o doğal, mis gibi sebze meyveleri bile yeterdi ama ev halkı çok daha fazlasını sundu her Anadolu evi gibi misafirine.. En unutulmazı ise, şimdiye kadar hiç görmediğim şekildeki tandırlarında pişirdikleri mis gibi sıcacık ekmekleriydi..

Bu köyün tandırları, içine doğru kazılarak yapılıyormuş..
Tam bir kuyu tandır yani..
Ekmek yapmak için önce tandırın içinde kuvvetli bir ateş yakıyorlar..


Daha sonra da ateşin köze dönmesini bekliyorlar..



Bu arada, önceden mayalanmış hamur, parçalara ayrılıp hazırlanıyor..
Bu parçalara beze deniyor..


Ateş hazır olunca bezeler simit şekline getirliyor,
elde yuvarlana yuvarlana..


Daha sonra, üzerine çörekotu sürülüyor ve tandırın sıcak duvarına yapıştırılıyor tek tek..



Ekmekler, tandırın sıcağıyla yavaş yavaş pişmeye başlıyorlar..





Ve pişince de.. Ekmek sepetlerine doldurulup uzun süre saklanıyorlar..



Tabii bu arada misafire ikram ediliyor, zevkle yeniyorlar :))



Bitti mi sandınız?
Hayır...
Ateşin kalanı, akşama kurufasülye için yeter de artar bile..
Ben şimdi gideyim..
Bu fotoğrafların üstüne ne yazsam boş zaten :))
Gidip biraz daha depresyona gömeyim kendimi :P
Belki bir ışık yanar !

7 yorum:

uçan talhanın annesi dedi ki...

depresyonda ne işin var yahu... herşeyde bir hayır vardır unutma...
bak her geçen gün neler görüp neler yaşıyorsun :)
bu tandıra ekmekleri yapıştırırken elleri yanmıyomu yaaaa... benim ellerim sızladı :(

sumuklubocek dedi ki...

:)
ben de ayni durumda oluyorum, yazmadigim zaman bilin ki ya cok mesgulum ya da depresyondayim...
yazmak "iyi oldugumuzun" gostergesi sanirim.
Fotolar cok guzel, Yusufun yemekleri daha bir guzel ama ;)

Anne ve Bebisi dedi ki...

off Kuaybe, nasil canim koy cekti simdi :)

Esim hep anlatirdi tandirda ekmek olayini, o da Aksaray'li, ayni sekilde pisiriyorlarmis ama bana bir turlu denk gelmemisti daha once. Bu fotolari ona gosterecegim, cok sevinecek :) ve onun da cani cekecek :)

sühendan dedi ki...

Depresyona girdiğine inanmak istemiyorum.İnş. öyle birşey yoktur.Kolay birşey değil bu hastalık.Umarım eski moralli,neşeli günlerine dönersin.

Resimler güzel.Ekmekler güzel.Kuru fasulye çok daha güzel.Karnım şuan öyle aç ki..Canım çekti kokusu sanki burnuma geldi...

glc dedi ki...

harıkaymıs tandır ekmekleri,gerbende köysevenlerdenim insan oralardan tekrar şehrin gürültüsüne gelince depresyon kaçınılımaz tabii...yok ama öyle değil depresyon bizi bozar anlarsınız yaa:))

Ayşe dedi ki...

ya boyle yemeklerle depresyon mu olur. Cik hadi, girme... Yusufcugun o yemek yerken ki hali cok tatli masallah.

KelebekGibi dedi ki...

Köy cocuklara iyi geliyor kesinlikle,bende aman aman derdim ama Tr ye her gitmemde köylerde cocuk daha iyi oldu sanki, tertemiz hava tabiki nasil olmasinlar :)
Benimde canim köy cekti :P
Makinani güle güle günlerde kullan.
Biliyor musun bu senin icindeki boslugu cok iyi anliyorum, bende evde duramayan bir insanim durdugumda bir saflasiyorum sanki, yapacak seyler olsa bile hicbirsey yapmakistemiyor canim. Halbuki ne güzel vakit elimizdeyken rahatlikla degerlendirilebilir güzel birseylerle ama öyle olmuyor iste... Bu nedenle seni cook iyi anliyorum! Umarim hayirlisiyla sonuclanir vize iside.
Sevgiler