27 Ocak 2010 Çarşamba

Dun, tam bir ay oldu bu ilginc ulkeye geleli..
Dile kolay, bir ay..

Anlamasam da nasil gecti o koskoca dort hafta, icimde, biraz kulak verir vermez canimi cok yan bir ses var.. "Alismak"tan farkli kelimelere de ihtiyac var demek ki coooook uzaklarda olunca.. Sadece "alismak" anlatamiyor tam olarak anlatilmak isteneni..


( Chicago'da kaldigimiz ev )


( Ayni evin arka bahcesi.. Bayildim bu salincaga.. Eksi bilmem kaclarda olmasaydi hava, uca uca sallanacaktim ama olmadi : )



( Chicago havaalani, Amerika'ya ilk ayak basisimiz ve saatlerce suren islemlerden sonra perisan olan, valizlerin uzerinde saatlerce uyuyan Yusufcuk.. )





- Koykunc bi adam yanimdan geceyken "eskiyuz mi" dedi bana anne!!
- Bence o" excuse me (afedersiniz)dir oglum..
- Himm evet o..

:)))

Yusufcuk Ingilizce ogrenmeye basladi :P Kreste surekli tekrarlanan bazi ifadeleri biliyor ve bazen kullaniyor artik.. Mesela oyun oynarlarken "doo tac mi" (dont touch me-beni elleme) diyor babasina :))



( Chicago, ilk gece kaldigimiz otel )


( Otelin lobisinde, Noel Baba ile Turkce anlasmaya calisan Yusufcuk :P )

( Yine Chicago havaalani ama bu sefer Austin'e giderken.. Goruldugu gibi Yusufcuk zipkin gibi ayakta ve kendi valizini suruklemekte :P - anneanne hediyesi ve adi "Sahin"- )



Daha once de demistim ya, ilginc bir ulke burasi.. Garip bir yogunlugu var kendi icinde.. Ozellikle de ogretmensen.. Sabah daha gun dogmadan baslasa da maraton, gunun sonunda birsuru madde kaliyor ertesi gune halletmek icin.. Bu sadece benim icin gecerli degil gordugum kadariyla.. Diger ogretmenler de ayni durumda.. Sanirim bu sistemle ilgili birsey.. Ama yine de okulun bahcesinde, onumde kosan bir sincap butun yorgunlugumu aliyor.. ( Evet sincap, burada kedi gibi, heryerdeler..)


Su anda hem Turkce hem de Turk Kulturu dersim var okulda.. Kultur dersini henuz acmadim.. Materyalleri topluyor ve internetten derste isime yarayacak yazilari tariyorum.. Guzel bir de fotograf arsivi olusturdum.. Haftaya baslayacak sanirim.. Ve sadece ogrencilere degil, katilmak isteyen diger ogretmenlere de acik olacak.. Turkiye'yi cok merak eden ve bana bircok soru soranlar var aralarinda..

Okuldan sonra da gonullu olarak iki saat Turkish Folk Dance yani bildigimiz Folklor grubunu calistiriyoruz bu seneki Turkce Olimpiyati icin.. Gecen sene Amerika genelindeki yarismaya katilan hazir bir grup varmis zaten, biz de onlarla sansimizi denemek istedik..

Bir de yine haftaya baslayacak olan baska bir gonullu dersim var buradaki bir Amerikan universitesinde.. Haftada bir gun olacak ve ben misafir ogretim gorevlisi gibi verecegim dersi.. Simdilik yedi ogrenci varmis ama zamanla sayi artar umarim..


( Chicago'nun bir numarasini goruyorsunuz yukarida.. Ayy ben demiyorum, tabela oyle diyor :P )



O karmasada bile keyif alacak birseyler bulmusum anlasilan.. Yanliz bu fotogralari cekeyim derken makinayi kara dusurup sonra da sac kurtma makinasiyla kuruttum, o ayri :))


Ozanla ayni okulda calisiyoruz bu arada.. Yazmismiydim daha once?

Bazi yonlerden cok iyi oluyor bu.. Sabah hep beraber azicik daha fazla uyuyup kahvaltiyi arabada yapiyoruz Yusufcugu okuluna birakmaya giderken.. Eve oldukca uzak okulu.. Tika basa doyuruyorum karnini yavrusun gidene kadar :)) Ayri ayri yerlere gitseydik -ki ilk iki hafta oyleydi- mecburen evde kahvalti yapmak zorunda kalacaktik ki bu en az yarim saat az uyku demek :P Pek fena!! Neyse ki artik 5'te kalkmiyorum, oleyyy..



( Chicago downtown, yani sehrin merkezi.. Bu bina da bildigim kadariyla Turk Konsoloslugunun oldugu bina.. )

Yine downtown.. Simdiye kadar Amerika'da caddede yuruyen insanlari gordugum tek yer :))

Michigan Lake.. Chicago bu golun kiyisinda.. Aslinda gol ama en az ortalama bir deniz kadar buyuk..



Baska, baskaa... Ay nasil unuttum! Aynen Turk usulu, onden kapakli bir camasir makinesi aldim dunyanin parasini verip.. Simdi Turkiye'de olanlar anlamaz ne demek istedigimi daha dogrusu bunu neden buraya bile yazma ihtiyaci hissettigimi ama Amerika'da yasayanlar anlar beni ! Kocaman, icine Yusufu atsam yikayabilecek bir makina :)) Yorganimi bile yikiyor rahatlikla.. Buradaki ustten doldurmali, merdaneli uyduruk makinelere gore pahaliydi biraz ama mecburdum.. Butun sitenin kullandigi, su filmlerdeki para atinca calisan ortak makinelerde yikayamazdim inanin ki caaaanim camasirlarimi.. Kurutucu almayarak aradaki farki kapattim :)) IKEA'dan bir kurutma teli aldim, ohhh mis gibi Turk evi oldu buradaki evim de :))


Bir de minicik bir kose takimi (L koltuk) aldik salona.. Kirmizi !!
Allah'a o kadar sukrediyorum ki bazen denk getirdigi nimetler icin.. Ufacik bir ilanda gordugum bir takimi aldim, kampanyanin son gununun o gun oldugunu bilmeden ve tam yari fiyatina.. Kimse inanmadi aldigim fiyata.. Daha gelmedi ama gelince cok sirin olacak insaallah evim kirmizi kirmizi :)) Turkiye'den getirdigim ve sominenin ustune dizdigim renk renk kelebeklerim ve yine -evin neredeyse butun kucuk, sirin ve gerekli esyalari gibi- IKEA'dan aldigim kirmizi saatim ve cercevelerimle sabirsizlikla o gunu bekliyoruz :))


Yusufcuga gelirsek.. Onun bir odasi yok henuz.. Aslinda var da yatagi ve mobilyalari yok yani :)) Yatakodasinda, bizim yanimizda IKEA'dan alinma -ay ben galiba sadece bir kismini degil butun evi IKEA'dan almisim :P- kocaman bir oyun cadirinda uyuyor.. Tamamen kendi tercihi.. Asla bir oda istemiyormus.. Herzaman cadirinda ve (vurgu noktasi burasi :P) bizim odamizda yatmak istiyormus.. Fena fikir de degil aslinda.. 10 dolara isi halletmis oluruz :P O odayi da oturma odasi yapabilirim gonul rahatligiyla..


Odalardan bahsetmisken.. Buraya gore cok siradisi plani olan bir "apartment"da oturuyorum ben.. ( Yine mi? diyenleri duydum :P ) Mutfagim ayri, aynen Turk evlerindeki gibi ayri bir oda yani.. Kendi sitemden baska hicbir yerde gormedim bu plani.. Amerikan evlerinde mutfaklar hep acik oluyor.. Sadece aradaki yuksek bir tezgahla ayriliyor salondan.. Bu bircok yonden hic iyi degil benim icin.. Sukurler olsun ki bu konuda da cok sansliydim o karmakarisik ev tutma asamasinda.. Allah bu evi hemen cikardi karsimiza.. Boyle birsey oldugunu bilmedigim icin aramayacaktim bile belki ama baktigim ikinci ev buydu ve digerlerine de baktiktan sonra hemen donup burayi kiraladik zaten.. Buradaki Turk Kultur Merkezine yakin olmasi da diger guzel yonu isin.. Kisacasi, seviyorum evimi :))

Austin Havaalaninda..



Sonraaa.. Su "sanki bir filmin icinde yasiyor" gibi olma durumu da bitmedi hala.. Ozellikle sabahlarti sari sari, kocaman okul otobusleri surekli heryerdeler.. Sanki birisinin icinden Forrest Gump iniverecek gibi geliyor bana her sabah.. Derslerde kendimi Ron Clark Story'de ya da Dangerous Minds'ta, alisveris vb. yerlerde de simdiye kadar izledigim onlarca sahnenin icinde buluyorum.. Bu haftasonu mesela, bir arkadasla alisverise giderken yolda bir arabanin benzini bitti onumuzde.. Icindeki adam inip ittirmeye basladi yavas yavas.. Sabahti ve adamin uzerinde mavi ekoseli pijamasi, fanilasi ve bir de bunlarin uzerinde bordo bornozu vardi.. Kombinasyonunu da kocaman hasir bir Meksika sapkasiyla tamamlamisti :)) Bir de bize bir "Adios" yolladi sapkasiyla onun gecmesini bekledigimiz icin :)) Tam fotograflitki vallahi ama burada cok tehlikeli oyle birinin fotografini falan cekmek sormadan.. Elim makineye gitti gitti geldi :P Ama cekmedim tabii ki.. Ne de olsa defalarca ama defalarca parmak izi verdik birsuru kuruma.. Kac tane fotografimiz cekildi, hemen numaralar aldik kimligimizi kanitlamak icin bu paranoya dolu ulkede !!


Austin downtown, sehir merkezi.. Bize oldukca uzak..




Burasi da Mount Bonnell.. Cogunlugu duzluklerden olusan bu eyalette, hatiri sayilir yuksek(!) yerlerden biri.. Benim dag meraklisi kocam pek bozuluyor bu ise.. Goruldugu gibi sehrimizin icinden bir nehir geciyor :P Colaroda Nehri burasi..


Neyse, anlasilan ozlemisim yazmayi ama vakit kalmadi yine.. Ogrenciler gelir birazdan folklor icin.. Gideyim ben buyuk kafeteryaya.. Eve internet alirsak yazmak cok kolaylasacak aslinda ama firsat olmadi ki bir turlu.. Haftasonu da genelde dolu oldugumuzdan -cumartesileri gonullu ek dersler, pazarlari tum gun dil kursu var hem Ozan'in hem benim- basvurmaya vakit yok!! Simdilik okulun verdigi bilgisayarlarla sadece okulla ilgili internet gerektirmeyen bazi word ve excel isleri yapiyoruz evde :))


Ama neyse ki bu kampuste internet var ve Blogger serbest.. Ilk iki hafta calistigim kampuste o da yasakti okul sisteminde.. Burada en azindan bloga girebilirim arada, birisi farkedene kadar :))


Hoscakalin simidilik..
Yine ugrarim..

5 Ocak 2010 Salı

Okulda ilk gunum bugun..
Heyecandan olmedim ve cok da guzel gecti :))
Ogrencilerden birisi 18 yasinda oldugumu sandigini soyledi ki onu kesin gecirecegim Turkceden :P

Yusufcugun da ilk okul gunu ayni zamanda.. Uzak ama icimize sinen bir Montessori okuluna kaydettirdik onu.. Henuz gelmedi, gunu nasil gecti bilmiyorum ama insaallah sever ve alisir okuluna..

Gerci ogretmeni "cukatala" rengi oldugu icin sabah yapisti etegime orada kalmamak icin ama sonra oyuncak ve arkadaslar cazip geldi tabi.. Allahim, insaallah yolunda gider hersey.. Ingilizce bilmedigi icin tedirginim, aslinda gecen seneden aliskin kres ortamina ama burada derdini anlatamayacak bir sure, bu beni geriyor :((

Hayata hala cok karmasik ve garip.. Eve tasindik ama hala duzen kuramadim kendime.. Evin bile sadece bir kismini temizleyebildim.. Su anda esya olarak sadece bir yatak ve mutfak masamiz var :)) Yasamaya yetiyor :)) Digerlerini zamanla alacagiz insaallah maaslar geldikce :))

Hayat cok erken basliyor burada.. Beste kalkinca ancak yetisebilecegim kadar erken.. 7:30'da okulda olmam gerekiyor ve oncesinde de Yusufcugun okula birakilmasi.. Tabii ondan once de ucumuzun yaninda goturecegi ogle yemeklerinin hazirlanmis ve paketlenmis olmasi.. Aslinda Musluman bir Turk olarak burada yasamanin cok buyuk zorluklari var.. Ihtiyac aninda herhangi birsey yiyememek, surekli gun icindeki ogunleri planlamak biraz zor acikcasi.. Nerede o Turkiye'deki "Aman canim, surada bir yere oturur yeriz.." gunleri, ahhh...

Yine de yavas yavas herseyin hallolmasi guzel..
Ehliyet almak icin sinava hazirlaniyorum su anda.. Arabami ve bilgisayarimi da alirsam hersey daha da kolay olacak.. Yaklasik 3000 dolara gayet guzel, is gorecek bir araba alinabiliyor burada.. Sonra sanirim sadece "gercekten alismak" kalacak geriye..

Dua eden herkese cok tesekkurler ve kocaman opucukler :))
Sizi seviyorum, taa buralardan kocaman opuyorum..
Hoscakalin..

1 Ocak 2010 Cuma

Hey millet, yeni bir kita buldum, adi Amerika :P


Yeni yilin ilk gunu' yeni bir ulkeden, yeni bir yazi yazmak istedim ama biliyorum, Turkiye'de coktan sabah oldu bile.. Biz sekiz saat geriden geliyoruz malum :P Su anda cilgin Amerikan kisilikler havai fisekler esliginde cosuyorlar disarda.. Minik patlamalar var cevrede :)) Her yer isil isil..

Nereden baslasam anlatmaya bilmiyorum.. Kimse kolay olacak dememisti ama kimse bu kadar zor olacagini da soylememisti aslinda..

Cumartesi gunu ucaga binip de 13 saat kadar uctuktan sonra olabilecek en kotu sey once havaalaninda 1,5+2,5 saatten toplam 4 saat sira beklemek sonra da bizi Austin'e goturecek ucagin iptal olmasiydi ki ikisi de oldu !!

Chicago aktarmaliydi ucus ve kar firtinasi yuzunden yaklasik 300 ucus iptal edilmis.. Tam yilbasi oncesi oldugu icin zaten kalabalik olan havaalani iptaller yuzunden adim atacak kose kalmamis haldeydi ve sadece yeni bileti alabilmek icin dedigim gibi dort saate yakin sira bekledik.. Iki gunluk uykusuzlugun ustune bir de moral bozukluguyla ayakta duracak halim kalmamisti en sonunda..

Yusufcuk bu surecte zaten perisan oldu :(( En son cigira cigira ust uste yigdigimiz valizlerin ustunde uyuyakaldi ve o gunun gece saat ucune kadar hic uyanmadan uyudu!! Aslinda uyuyan tek o degildi.. Insanlar esyalarinin, banklarinin uzerinde yan yana uyuyordu o kalabalikta.. Hava inanilmaz soguktu ve ben de cozum olarak Turkiye'den goturdugum uyku setini acip onun icine sardim Yusufcugu :))

Neyse.. Havaalanindaki parali telefonlardan guc bela Ozan'in bir arkadasina ulastik ve alti saatin sonunda nihayet bir otele yerlesmistik.. Ama ben bu aradaki sureci cok iyi hatirlamiyorum cunku gozum acikti ama aslinda yemin ederim uyuyordum!! Bunyem resmen iflas etti o gece..

Sonraki uc gunu Chicago'da gecirdik.. Boylece sehri iyice gorme firsatimiz da oldu.. Downtown'i cok ama cok begendim.. Turkiye'ye benzettigim tek yer orasi oldu cevrede gordugum alisveris yapan sinirli sayida insan sebeiyle.. Cunku kocaman ama insansiz sehirler ulkesi burasi.. Artik bana bile garip geliyor disarda insan gorunce cunku normalde kimse yok!!

Ozan'in arkadasi sagolsun elinden geldigince gezdirdi bizi.. Karlar altinda, Noel oncesi suslenmis evleriyle Chicago harikaydi ama sadece sicak biryerlerde bulunuyorsan.. Eksi derecelerle bizi karsilayan Chicago'dan ayrilip da guneye, bahar gibi Austin'e gelince pek mutlu olduk :)) Fotograf da cektim arada -ilk soku atlattikca- ama kendi bilgisayarim olunca yuklerim artik, su anda bir arkadasin laptopuyla yaziyorum..

Uc gundur de yasayacagimiz sehirde, Austindeyiz.. Bu sefer de benim bir arkadasimin evinde kaliyoruz.. Oldukca sirin ve sakin bir yer.. Hava bu ayda bile bahar gibi.. Simdilik cok yabanci ve biraz da tedirgin edici gelse de burayi zamanla sevecegime inaniyorum..

Gunlerdir kendimi izledigim onlarca Amerikan filminden birinde gibi hissediyorum.. Sanki ben yasamiyorum da izliyorum bu olanlari.. Hala tam olarak algilayabilmis degilim olan biteni..

Yusufcuk da bi garip.. Olayi cozemedi hala.. "Ameyika buyasi mi?" diye sorup duruyor :)) Kendisine yaklasip pek bi sirin oldugunu soyleyen tum Amerikanlardan kacip arkama saklaniyor ama Turkce konusan herkese yaklasip konusuyor :))

Allahtan ki bize yardimci olan Turkler var burada.. Yoksa bu kocaman bilinmezligin ve tedirginligin icinde kaybolup gidebilridim ben!!

Austin'e gelisimizde biraz macerali oldu cunku.. Ucus zaten korkunctu, ucaktan inen herkes istisnasiz ne kadar sallayan bir ucus oldugundan bahsediyordu ama beni esas sallayan havaalanina inip de valizlerin gelmedigini ogrendigim an oldu!! Bir problem olmus, bir sonraki ucaga vermisler.. Aksam kaldiginiz yere getiririz dediler ama aksam daha da kotuydu haberler.. Valizlerimizden birisi kaybolmustu!!

Ben kendi icimde, ne Ozan'a ne de evsahibine caktirmadigim bir sinir krizi gecirdim ama bu valizi geri getirmedi tabii :P Ertesi gun tekrar aradilar ve bir gorevli bana durumu anlatti, bes valizin ellerinde oldugunu, altincinin hangi ucaga verildigini bilmediklerini ve bulmaya calistiklarini ama teyit icin bana tum valizlerin icinde ne oldugunu tek tek belirtmem gerektigini soyledi.. Kadina dakikalarca valizlerin icinde ne olup ne bittigini anlatmaya calistim!! Bir yandan da kendimle konustum o arada, kaybolan valiz hangisi olsa en az uzulurum acaba diye ama karar veremedim :P Hangisinin kayip oldugu da belli degildi cunku..

Neyse ki dun aksam alti valizimiz de sag salim ve birarada elimize ulasti.. Icinde hasar var mi bilmiyorum, acmadim hicbirini toparlayamam tekrar diye ama geldiler ya ona da sukur!!

Dun evimizi de tuttuk tavsiye edilen bir siteden.. Orada yasayan baska Turkler de var, bu benim icin cok onemliydi zaten.. Insaallah memnun kaliriz.. Kucuk ama oldukca sirin bir ev, Allah huzurla oturmayi nasip etsin insaallah.. Bugun de calisacagimiz okullara gittik tanismaya ve Yusufcuga birkac okul onerisi aldik.. Ya bir bakici ayarlayacagiz ya da buradaki Montessori okullarindan birisine vermeyi dusunuyorum..

Tum gun alisverisle gecti bugun, yarin da oyle olacak galiba.. Oncelikle bir araba almamiz gerektiginden -burada arabasiz hayat diye birsey yok cunku, araban yoksa hicbir seyin yok, evden adim atamiyorsun disari, bir limon almaya kalksan en yakin yer kilometreyle basliyor olculmeye cunku- buyuk esyalari almaya hic girismedik ama mutfak esyasi ve birkac ivir zivir illa lazim iste.. Yeniden ev duzuyoruz yavas yavas.. Ozan'a da dedim gecen gun, yeniden evleniyormus gibi hissediyorum kendimi :P

Cumartesi anahtari teslim alip eve tasinacagiz.. Pazartesi de okul basliyor..
Bakalim bizi burada nasil bir hayat bekliyor?

Firsat bulursam yine yazarim ara ara..
Siz dua etmeye devam edin.. En cok da Yusufcugum icin.. O iyi ve guvende olursa ben kat kat iyi olurum cunku.. O mutlu olmazsa ben calisamam cunku.. Insaallah hayirla ve kolaylikla yoluna koyariz isleri..

Hoscakalin, kendinize iyi bakin..

26 Aralık 2009 Cumartesi

Biz bu elden gider olduk
Kalanlara selam olsun..
Bizim için hayır dua
Kılanlara, selam olsun..

Mahzun Kuaybe söyler sözün,
Yaş doldurmuş iki gözün,
Bizi bilmeyen ne bilsin,
Bilenlere selam olsun..

( Yunus Emre'den, bozulmuş haliyle..)


Türkiye'de son gece..
Herzamakinden kısa, uykusuz ve mahzun..

Yol uzun malum, gidip de dönmemek, gelip de görmemek de var..
Hepiniz hakkınız helal edin olur mu?

Sizi seviyorum.. En kısa zamanda yeniden haberleşebilmek ümidiyle..
Hoşçakalın.. Dua beklediğimizi unutmayın..

24 Aralık 2009 Perşembe

Türkiye'de son üç günüm..

Çok ama çok ağlamaklı/duygusal/depresif/agresifim..

Kelimelere dökemeyecek kadar hüzünlüyüm..

Sevdiğim, sevmediğim..
Değer verdiğim, vermediğim..
Kıymetini bildiğim, bilemediğim ne varsa, kim varsa geride kalıyor tek tek..

Ben neye "evet" demişim, yeni yeni anlıyorum daha !!


Aslında anlatacak ne çok şey var ama anlatacak hâl yok bende..
Gece gece, bir iç dökme sadece bu.. Ara ara ıslanan gözlerini nasıl saklamaya çalışıyorsa benden annem, ben de bunları saklıyorum ondan dudaklarımı ısıra ısıra..

Şimdiden gurbet.. Ahh gurbet !!

10 Aralık 2009 Perşembe

Hani insan tam kaybedecekken anlarmış ya birşeyin kıymetini ve o şey belki olduğundan bile daha değerli gelirmiş ya ona, işte aynen o durumdayım.. Yarın sabah teslim ediyoruz bilgisayarı ve benim şu anda deliler gibi yazasım var !!



Ankara'da son üç günümüz.. Cumartesi taşınıyoruz inşaallah.. Nakliyeyi ayarladık.. En geç 25 Aralık da uçuş tarihimiz, bilet de yarın kesinleşecek inşaallah..



Önce köye, oradan İzmir'e ve sonra da İstanbul'a.. İstediğim kadar uzun kalamayacağım annemlerle ama buna da şükür.. İnşaallah en kısa ve hayırlı zamanda, güzel sebeplerle Türkiye'ye gelmek nasip olur.. Bu yaz zor ama Allahtan ümit kesilmez..





Seyhan'ın aşağıdaki yazıya yaptığı yorumdan aldığım cesaretle annemin hediyesi olan fincanı ve arkasında görünen ve benim için çok özel olan saati götürmeye karar verdim.. İnşaallah kırılmazlar.. Yarın hazırlayacağım son büyük valizin en ortasına yerleştireceğim itinayla :))


( Ozan ve ben :P )




Bir de bu şirinlikleri götüreceğim.. Bunları da annemle barber almıştık bir fuardan..

Yusufcuk yumurtasını bunlarla yemeye bayılıyor.. Ona da Türkiye'yi sürekli hatırlatan birşeyler olsun istiyorum.. Kitaplarının da bazılarını alacağım zaten.. Küçük oyuncakları da sırt çantasına doldurduk mu tamamdır :))



.....................



Büyüklerin deyimiyle, "Allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın.." Bayrama giderken, bulaşık makinemi ve mikrodalga fırınımı İstanbul'a götürdüm, anneme.. ( Diğer beyaz eşyalarımı da kayınvalideme vereceğim zaten.. Beyaz eşyalar durmuyor çünkü, kullanılmazsa oksitlenip bozuluyor bir süre sonra, daha önce tecrübe ettim, oradan biliyorum.. ) O günden beri evde birşey yenecek diye ödüm kopuyor :P Bulaşık yıkamayı unutmuşum resmen ! Zaten sevmezdim, bu kadar uzun bir aradan sonra hiç istemiyor canım.. Neyse ki iki üç gün kaldı şunun şurasında :))


( Ay kayınvalidem duymasın :P Kendisi bulaşık makinesinin icadına bile karşı bir hatundur.. Bulaşığı elde yıkamayan kadın, kadın değildir ona göre!! Ben alınca pek bir direndi başta, hatta makine dururken elinde yıkadı doğuma geldiğinde bütün bulaşıkları ama şimdi en azından alıştı biraz.. Ay gece gece niye dedikodu yaptıysam ben şimdi :P )


Ne diyordum? Haa, gördüğünden geri kalmamak.. İnşaallah Amerika'da da çamaşır ve bulaşık makinesi olan bir evim olur yoksa gerçekten ne yaparım bilmiyorum.. Orada yaşayıp yazanlardan biliyorum, çok zor bir durum.. Evler lüks, herşey var ama çamaşır makinesi yok !! Ay ne biçim anlayış yaa..

.....................



Son olarak birkaç sorum var tecrübeli arkadaşlara valizlerle ilgili..

Uçakta el bagajında ne taşımaya izin veriyorlar? Yani kastettiğim, mesela bakliyat, baharat ya da salça gibi şeyler koyabilir miyim? Ya da sarma yaprağı veya pekmez :))


Sonraaa.. Krem, parfüm gibi şeyleri el bagajına ya da çantama mı almam gerekiyor yoksa uçağa vereceğim valize mi? Birinde yasakmış ama hangisi bilmiyorum..


Ve son olarak da.. Valiz en fazla kaç kilo olabiliyor? Kilo sınırını aşarsa ne kadar ödeniyor kilo başına? Bilgisi olan var mı?



Hoşçakalın cicikler..
Yolculuk öncesi yeniden görüşürüz inşaallah..


8 Aralık 2009 Salı

Ozan da aldı vizesini çok şükür.. Ciddi ciddi sonuna geldik bu işin be günlük !!



Aslında yarın da kalan iki dişini aldıracaktı ama cerrah bir konferansa katılmış galiba, hastanede olmayacakmış bir süre.. Zamanın bizim için herşeyden daha önemli olduğu şu dönemde hiç olmadı ama bu.. Zaten pek niyetliydi aldırmaya (!) vazgeçmesi hiç de zor olmadı yani :P



Evi hemen taşıyoruz inşaallah.. Hatta Ozan'a kalsa yarın taşıyoruz ama ben toparlanamam ki iki günden önce.. Dünya kadar ayrıntı var daha halledilmesi gereken..



Bu arada not düşeyim buraya da, en zoru kitaplarımı toplamak oldu benim için.. Ve elemek, istemesem de.. Benimle gelecek olan birkaç şanslı hariç hepsi kolilerde bekleyecek beni kimbilir ne zamana kadar :((



Ve bir de ufak tefek ama herbiri bir hatıra taşıyan minik eşyalarım çok zorladı beni.. Annemin aldığı bir fincan mesela.. Kahvemi, sıcak çikolatamı hep onda içerdim ben.. Biliyorum, onu arayacak elim rafta her kahve içişte.. Hani kırılmayacağını bilsem götüreceğim :(( Sonra mesela bazı kalemlerim, minik süslerim ve tahta çiçeklerim, kalın diye elediğim kazaklar ve hırkalar.. Bavula attığım birkaç miniş haricinde hepsi geride kalacaklar.. Pöhüüü..



Bazı eşyalarıma bu kadar bağlı olduğumu bilmiyordum.. Sanırım ayrılma ihtimaliniz olmadan siz de bilemezsiniz..





********




Aklıma gelmişken işimizle ilgili ayrıntıları da yazayım kısaca.. Sonra fırsat olmayacak çünkü.. Ozan istifasını verdiği için yarın ya da öbür gün araba, bilgisayar ve interneti teslim edecek şirkete.. Yani sayın okur, bir süre yazamayacağım maalesef.. Yorumları ve mailleri de İstanbul'a gittikten sonra cevaplayabilirim ancak sanırım..


Ben birkaç kere bahsetmiştim burada da, üniversiteden bir arkadaşım var Amerika'da.. Beş senedir orada yaşıyor ve çalışıyor.. O bana daha önce de bahsetmişti orada Türkçe öğretmenliği yapabileceğimden ama ben Ozan henüz okulunu bitirmediği için hiç bulaşmamıştım meseleye.. Geçen sene -yani Ozan son sınıftayken- tekrar Türkiye'ye geldi arkadaşım ve tekrar konuştuk bu meseleyi.. Benim aklıma yattı.. Özellikle o dönem bazı yayınevleriyle -hem ödemeyle ilgili hem de mesaiyle ilgili- sorunlar yaşayıp da çalışmayı tamamen bıraktığım için çok yattı :))


Amerika'da bazı okullarda seçmeli Türkçe dersleri var.. -Türk Koleji değil, normal Amerikan devlet okulu bunlar, hükümete bağlı- Ben de bu okullardan birine başvuru yaptım ve kabul ettiler.. Vize için başvurdum.. Gerisini de biliyorsunuz zaten.. Bir seneye yakın bekledim ve sonra Ozan da başvurdu mezun olunca.. Şu anda şükürler olsun, ikimizin de vizesi hazır.. Sadece buradaki işleri halledip Amerika'da 4 Ocak'ta başlayacak olan ikinci dönem derslerine yetişmek kaldı..


Amerikalı öğrencilere Türkçe öğreteceğim yani, işin özeti bu..

Başka sorusu olan ?



********



Ben şimdi kaçayım, biraz daha toparlanayım.. .. Aşağıda bir yazı daha var zaten, ikisini ard arda ekledim.. Dediğim gibi, fırsat olursa yazarım ama yazamazsam bilin ki ben artık bilgisayarı ve interneti olmayan zavallı bir bloggerım :P Krize girip de bir internet kafeye dalmazsam öncesinde, İstanbul'a gittiğimde görüşürüz..



Kendinizi ve etrafınızdakileri sevin, sevindirin..
İsteyen beni de sevindirebilir tabii :P


Ve en önemlisi de dua beklediğimi unutmayın.. Her konuda kolaylık diliyorum Allahtan, dualarınızla bana yardımcı olun olur mu?


Ses veren-vermeyen bütün okuyucularım, sizi seviyorum ..
Hoşçakalın..

"Yusufcuktan Seçmeler" ve Yusufcuk'ta aşk kavramı" demiştim ya hani, buyrun efendim..


- Rüyalarını anlatıyor bu ara bana Yusufcuk sabahları kalktığında..
(Rüya ve gerçeği ayırt etmesine de bayılıyorum bu arada.. "Uyuyken göyünenler yüya"ymış :))

Örnek :
"Yüyamda lolipop ağacı göydüm.."
"Yüyamda gemi göydüm, süsleyin üstünde yüzüyodu.."




- Bizim ev tam bir mimarlık-mühendislik harikası, daha önce bahsetmiştim :P Yatakodamız yan dairenin mutfağına bitişik ve bu durum ne gece ne gündüz rahat bir uyku uyutmuyor insana!! Yan komşum vardiyalı çalışan bir çift, karı koca güvenlik görevlisi.. Bir de bebekleri var.. Evin ne gecesi var ne gündüzü, sürekli faaliyetteler :)) Su şıkırtısı, bardak tıkırtısı, tencere tava katırtısı ne ararsanız var günün her saati :P Ay çok zor inanın! Özellikle de benimki gibi en ufak çıtırtıyı sensörleriyle anında algılayan bir bebeniz varsa, vay halinize -yani vay halime- !!

Geçen sabah yandan gelen "kıt kıt kıt" benzeri ritmik bir sesle uyandık Yusufcukla.. Yatağın içinde doğruldu ve sesleri dinledi bir süre.. Sonra "Anne bu ney sesi?" diye sordu bana.. Ben de kahvaltı hazırladıklarını, onun sesi olduğunu söyledim.. Ne dese beğenirsiniz?

"Çekiçle mi hazıylıyoylay kahvaytıyı?"

Gerçekten de aynen çekiçle birşeyi çakarken çıkan ses gibiydi gelen ses.. Belki de sarmısak dövüyordu kadın ne biliyim :P




- Son günlerin son bombası:
"Yeniden bebek olmak istiyoyum ben.. Yine emcem !"

Ay tabii, başka bi emriniz ?

:P

İki sene sana yetmedi galiba Yusufcuk bey ama bana yetti de arttı bile !!



- Kokulara çok duyarlıyız!!

" Mis gibi bişey kokuyoy anne, makayna mı kokuyoy?"

" Ay bu otopayk da çok esgos kokuyoy !" ( Egsoz dedi, anladınız siz )

" Boya kokuyoy buyası ama güzel kokuyoy boya, seveyim ben.."






- Arada da sevecenliğimiz de tutuyor..
"İçimde annemin sevgisi vay, babamınki vay, kaydeşiminki vay, (hangi kardeş diye sormak istiyorum hemen :P) teyzeminki vay, (hangi teyze, yok ki teyzemiz.. belki de blog teyzeleridir :P) kayınvalideminki (buna da sadece ünlem koymak istiyorum !! ) vay.. Hepsi buyda, kalbimin içinde.."

......................




Aşk konusuna gelirseeeeekkkk....



Bu biraz karmaşık.. Bu aralar Yusufcuğun dilinde sürekli bir "ask" lafı var.. Bana "Senin askın kiiiiiiğğğmmm?" diye soruyor, ben de "Biliyorsun sen kim olduğunu.." deyince, "Hii, babitim.." diyor hemen :)) ( Babit=baba bu arada :P )


Ona göre babasıyla sarılmamız, şakalaşmamız, yan yana oturmamız bile "ask yap.mak" !!


Olayı şöyle özetliyor: Biz ask olmusuz, ben gelin olmuşum, sonra o benim kaynımdaymış, sonya da doktoylay onu almış :)) Farklı zamanlarda anlattığım şeyleri böyle birleştirdi kafasında..


Televizyonda ya da afişlerde falan gördüğü süslü, özellikle de rujlu kadınların genel adı da "ask" !! Olayı çözmüş çocuk :P


Bayramda televizyonda bir program vardı, sunucu kadın ve erkek konuk oturmuş konuşuyorlar.. Beni çekti televizyonun önüne, diyor ki "Anne bak, ask aska otuyuyoylay.."

:))



Bir de "du.dakla.şma" meselesi var ki onu hiç sormayın !! Anladınız siz onu..


Biz normalde evde çok dikkat ediyoruz Yusuf'a televizyonda falan uygunsuz bir sahne seyrettirmemeye ama herkes aynı özeni göstermiyor maalesef.. Bir yerde uygun olmayan bir sahne gördü ve o günden beri onun adı dudaklasma !! Yanaktan öpmeye de yanaklaşma diyor kendisi :P


Ve kural, sadece asklar dudaklasırmıs !!

Allahım!


Cinsel kimliğinin bu yaşta gelişmeye başladığını biliyorum ve onu yanlış bir bilgi ya da duyguya yönlendirecek açıklama ya da tavırlardan kaçınıyorum ama açıkcası tam olarak ne yapmam gerektiğini de bilmiyorum.. Bugünlerde de bu konuda okumaya yoğunlaşmam lazım ama fırsat da yok ki !!



Hadi size bol "ask"lı günler bakalım..
Varsa bilgisi, önerisi, açıklaması olan, yorum kısmına alalım :))

6 Aralık 2009 Pazar

Bir haftaya uzattığımız bayram tatilinin ardından yine Ankara'dayız..

Ama galiba bu, Ankara'da son haftamız.. Babamız Salı günü vize mülakatını geçer ve Çarşamba günü de kalan iki yirmilik dişini aldırırsa, ayaklanır ayaklanmaz evi taşıyoruz inşaallah.. Ondan sonra da önce köydekilerle vedalaşma, sonra İzmir ziyareti ve en son da annemlerle son İstanbul keyfi.. Şimdilik gidişimiz Aralığın son haftası olarak görünüyor.. Yeni yıla yeni bir ülkede gireceğiz galiba bu sene..

Gelelim tatil ayrıntılarına..

Bu fotoğraf, bayram tatilinin en eğlenceli anlarından birini hatırlatacak bana..

Yusufcuğu pazarda oyalamak için aldığım ama kısa bir süre sonra patlattığı "Spayyıy men" annemin ellerinde operasyondan geçmekte..


Annem, ağlama sesiyle pazarı çınlatan Yusufcuğu "Evde ameliyat edicem ben onu, üzülme sen.." diye susturdu !!
İnanmadım ama resmen ameliyat etti balonu :P İçine gazete doldurup kenarlarını dikti !! Yusufcuk da heyecanla ameliyattaki hastasının başını bekledi :))

Sonuç: Spayyıymen bir süre "O eski haaağğğğlimdeennn eser yok şimdiiiiii.." modunda dolandı ortalıkta sonra da bütün dikişleri patladı Yusufcuğun elinde oradan oraya atılmaktan !!

Yusufcuk oyalandı ve mutlu oldu ya, daha ne isterim :))


Gelelim pazar maceramıza.. İki gün üst üste pazar gezmekten -ki ilk gün abartısız dört saat dolaşmışız !- o akşam bacaklarımın ağrısından duramadım.. Hani olur ya, insan çok yorulunca böyle su akar gibi bir his olur bacaklarında, işte o hisle kıvrandım yatakta :P


Ama bunlar için değmez mi?


İkisi anne hediyesi bu ciciklerin.. En alttaki kemanlı-notalı da uğruna o kadar saat dolaştığım, bulana kadar pes etmediğim eşarp :))


Özellikle bu trençkotlu olana Victora'nın sayfasında gördüğümde bayılmıştım zaten.. Ama benim tercihim herzamanki gibi pembe olandı :)) Kırmızısı olsa onu da alabilirdim :P


( Trençkot demişken.. Bugün bu, bu, bu ve bu trençkotu buldum linkten linke gezerken.. Özellikle buna ve buna bayıldım.. Demek ki böyle şeyler alabileceğim Amerika'da.. Oleyyyyy.. )


Ayrıca çok güzel gömlekler, bir tunik ve iki de etek aldım ki kimse inanmaz pazardan aldığıma.. Zaten normalde de pazardan alıyorum bazı kıyafetlerimi ama kimse inanmıyor !! İstanbul'un pazarları bambaşka.. Abonesi olduğum birkaç amca var :)) Ünlü markaların seri sonlarını getiriyorlar etiketlerini kesip.. Ben de belki onda bir fiyatına alıyorum aynı şeyi, fena mı?



....................




Yusufcuk bayramı "zırvana"ya ulaşmış bir şekilde geçirdi.. Eve döndük, hala tam olarak kendine gelebilmiş değil !! Şımarıklık yaşla artan birşey, buna kanaat getirdim :P


Özellikle trafikte olduğumuz iki gün, arabada sıkılmanın da olayı abartmasıyla bana çok zor anlar yaşattı.. Bir yandan bize bağırıyor, bir yandan tükürüyor, bir yandan şımarık şımarık oraya buraya atıyor kendini.. Ayy benim masum, sevecen bebeğim nereye gitti?

Benim bilmediğim bir "üç yaş sendromu" falan mı var acaba ?

Artık ne güzellikle ne de azarlamayla anlamıyor ya da yapmıyor maalesef istediklerimizi.. Öyle bir inatlaşma ve terslik dönemine girdi ki anlatamam !! Umarım bu geçici bir dönemdir ve bu agresiflik çabucak biter yoksa ikimiz de birbirimizi çok yıpratacağız, kaçış yok :((


Çok şımardığı gün annem dedi ki aradabada, "Yusuf niye böyle yapıyorsun annanecim, dur eve gidelim de çocukluğuna bir inelim senin :P " :)) Tahammülü son noktasına gelen Ozan önden atladı hemen: "Ne inmesi? Çocukluğuna indiricem ben onun indiricem, hele eve bi gidelim !! :))

Durum vahim yaa, cidden vahim !!



.....................



Hani Anadolu Feneri'ne gitmiştik ya bayramda.. Ozan köye annesinin yanına gidip de toplantı için tekrar İstanbul'a döndüğünde yine bir gezi düzenledik hemen.. Bu kez de hatırı kalmasın diye Rumeli Feneri'ne gittik..


Fenere giden yol..



Fenerin hemen yakınında, bana Lost'u hatırlatan orman :))
Ağaçlar o kadar uzundu ki başımı tamamen arkaya yatırmadan tepelerini göremedim !!



Ve bu ormanda da bulduk şu şirin orman çileklerinden..
Sanatsal çalışmalar yaptım çektiğim fotoğraflarla :P



Rumeli Feneri




Fener Kalesi





Ve kalenin ön tarafında da Karadeniz..

Sahil çok ama çok güzeldi.. Kuzey sahilleri gibi aynı, kayalık ve bembeyaz dalgalı..
Twilight'taki sahili hatırlattı bana :)) (Yedinci seferi de annemle izledim bu arada!!)



Şimdilik bu kadar.. Kalan birkaç fotoğrafı da daha sonra yüklerim artık.. Bir de "Yusufcuktan Seçmeler" ve "Yusufcuk ve aşk kavramı" !! yazısı hazırladım ama önce biriken işi gücü halletmem lazım..


Salı ve Çarşamba günü için ayrıca uğrar, dua isterim artık..
Hoşçakalın..

30 Kasım 2009 Pazartesi

Bu yazı, geçen yazının yorumunda kendini acındıra acındıra yalvaran Firdevs için gelsin :P

Pek severim kendisini, kıramadım aşağıdaki ilk yorumuna rağmen :P Güveç tarifini mailine istemiş aslında o ama belki tarifi almak isteyen başkaları da olur diye ben buraya yazıyorum..

İşte karşınızda, şu bizim meşhur güvecin tarifi ve püf noktaları.. Hazır Kurban bayramı yeni geçmişken, evlerde "Ne yapsak?" diye düşünülen etler de varken bu tarif işe yarar sanırım.. Hakiki tat için odun ateşi gerekse de evde de oluyor aslında.. Ben kışın evde yapıyorum zaten..

Aslında tek bir malzeme listesi yok güvecin.. En azından bizim için yok, mevsime göre değişiyor ama ben favori tarifimi yazacağım.. Genel olarak malzemeler; patates, et, soğan, sivri biber, domates , tuz ve birkaç baharat..

İlk püf noktası, güvecin tabanına bol sıvıyağ dökmek ve onu iyice kenarlara da gezdirmek.. İkincisi ise, yatay olarak çok ince doğranmış patateslerle güvecin tabanını tamemen kapatmak.. Çünkü her halükarda güvecin dibi tutuyor toprak olduğu için ama böyle yapınca yanan sadece patatesler oluyor..

Sonra başlıyoruz tabanı kaplanan güvece malzemeleri koymaya.. İri küpler halinde doğranmış patatesler ilk sırada.. Üstüne soğanlar ve sivri biberler -istenilen boyutta- doğranıyor.. Sonra sıra ete geliyor.. İster kırmızı et kullanın ister tavuk eti, ikisinin lezzeti de ayrı ayrı güzel oluyor.. Ama etlerin kemiksiz olması tavsiye edilir, yerken konforlu olsun :)) Daha sonra biraz daha patates ve en üste de doğranmış bolca domates.. Güveç bu şekilde dolacak.. Malzemeleri güvecin büyüklüğüne göre siz ayarlayacaksınız artık :))

Güvecin içiyle ilgili son aşama ise yemeğin suyunun ayarlanması.. Ben büyükçe bir kaseye su ve içine de salça koyuyorum bolca.. Sonra tuz, pul biber ve tatlı toz kırmızı biber -lezzeti çok artırıyor- son olarak da bolca kekik ekliyorum.. Biraz da sıvıyağ döküp hepsini güzelce çırpıyor ve doldurduğum güvecin üzerine gezdiriyorum..


Fotoğrafta görünen ise son püf noktası.. Vaktiniz varsa, güveç tenceresi ile kapak arasını hamurla kapatmanızı tavsiye ederim ( daha doğrusu ederiz, güveç ustası kocamla ben :P ) Vakit yoksa da mutlaka bir bez ya da en azından alüminyum folyo kaplama olabilir.. Böylece yemeğin buharı hiç dışarı kaçmaz ve yumuşacık pişer herşey..

Son aşama ise pişirme.. En küçük ocakta ve kaynadıktan sonra kısık ateşte yaklaşık üç saat kadar pişecek yemek.. Çok yanık kokunca kapatın altını :P

Sonrası mı?
Ee, afiyet olsun !!

29 Kasım 2009 Pazar

Bugünkü gri ve ıslak İstanbul'a inat, dün tam bayramlıktı hava..

Biz de tadını çıkardık Anadolu Feneri ve Anadolu Kavağı'nda.. İyi ki çıkarmışız çünkü bugün dışarıyla tek ilişkimiz, Yusufcuğun, sabah benim bir-iki dakikalık yokluğumu fırsat bilip açık yatakodası camına tırmanması ve yağmuru ellemeye çalışması oldu !! Ses kesilince koştum ve hala hatırladıkça içimi fena eden haliyle yakaladım onu.. Açık pencerede ve olabildiğince dışarı uzanmış, sevinçle "Yağmuyu ellediiiiimmmm!!" diye bağırırken !! Ayy, Allah korudu..

Yok yok, benim bu yaşlı kalbim daha fazla dayanmicek bu çocuğun atraksiyonlarına.. Bigün çat diye gidivereceğim, haberiniz olsun.. Uzun süre ses seda çıkmazsa sayfada bilin ki bi atraksiyon var ortada !!


Neyse, ne diyordum?

Anadolu Feneri..




Gördüğünüz gibi, eşarbım gezimizin deniz temasına pek uygun, çapalı çapalı :P



Bu renk, nereye gitsem beni buluyor, çıkıyor karşıma..
Ne iyi ediyor !!

Bu ev uzun süredir metrukmuş (yani terkedilmiş).. Baktım baktım içim gitti.. Sahibine buradan seslenmek istiyorum.. Kardeşim, oturmayacaksanız oturacaklar var :P Ay verin bana, bak nasıl cillop gibi yaparım ben bu evi :)) Böyle durmasın, manzarasına yazık !!


Fenere giden yolda, aniden arabayı durdurdu Ozan ve bir ağaca doğru hızla koştu.. Ben de arkasından tabii.. Meğer taa ne zaman Karadeniz' de yediği ve bana anlattığı bir meyveyi görmüş :))

Orman çileği


Başka bir adı daha varmış annemin dediğine göre, Frenk birşeyi ama ben bilmiyorum..
Ben daha önce gördüm mü bu meyveyi bilmem ama dalda tam olgunlaşmamışları da vardı ve aynı o hep gördüğümüz at kestanelerine benziyorlardı.. Dışı da dikenli gibi olduğundan sanırım Ozan göstermese yenen bir meyve olduğunu bilmez ve yemezdim..


Tadı mı?
Harikaydı.. Aynı jelibon gibiler.. Dışı hafif pütürlü gibi ve sert, içi yumuşak ve tatlı.. Anadolu Feneri'ne gidenler yol kenarındaki ağaçları boşaltsınlar hemen :)) Valla adamın biri minik bardaklara doldurmuş, 2TL'ye satıyordu meydanda !

( Ay Firdevs yine öldürcek beni :P Ama napiim, vardır bacım orada da dağlarda, arasın bulsun kocan :P )

Bu kadar şirin birşey bulmuşken, dünya kadar da fotoğraf çektim tabii :))
Ama korkmayın hepsini eklemedim..


Jelibonun elinde jelibon :))

Orman çileğinin arka planı Anadolu Kavağı... Fenere çok yakın.. Marmara Denizi'nin Karadeniz'e açıldığı yer.. Yani Anadolu Yakasının en ucu..

Aşağıdaki fotoğraf da esas hali :))



Bu kadar şimdilik.. Orman çilekleri sağolsun, bugünü de kurtardık :P


Ben Ayşe Şule ablanın dediği gibi, "stoklama" yapmakla geçiriyorum bu bayramı.. Kavurma, çikolata, anne sevgisi, baba ilgisi, kardeş bıdı bıdısı, İstanbul havası, arkadaş sofrası, biraz kıyafet biraz da lokum :)) Hepsini ama hepsini çok özleyeceğimi biliyorum..

Hoşçakalın şimdilik.. Dönüşte görüşürüz..