2 Eylül 2008 Salı

Bu seneki Ramazanımızın ilk iftarını, ilk misafirlerimizle birlikte geçirdik çok şükür.. Yarın da misafirlerimiz olacak.. Ben İstanbul'a gitmeden ve Ozan'ın fuar mesaisi başlamadan olabildiğince çok misafir ağırlamak istiyoruz..

Kalabalık iftar sofraları kadar sevdiğim birşey yok..
( Hımm, aslında var.. Kalabalık bayram sofraları, çay sohbetleri, tandır başı, çiğdem çitlemeler, piknikler.. Ooo, bu böyle uzar gider.. )

Ozan'ın halasının oğlu, eşi ve beş yaşındaki oğullarıydı misafirlerimiz.. Aslında Antalya'da oturuyorlar ama bir süre A. abi burada kalacak. Eşi, oğulları çok özledi diye onu ziyarete gelmiş.. Biz de duyunca davet ettik.. Ben iftar için hazırlık yapmaya başladığımda saat dördü geçiyordu ve ortaya birbiriyle hiç uyumlu olmayan acaip bir menü çıktı ama Allah'a şükür yetişti herşey..

Yusufcuk ve Kaan sağolsun, pek bir diken üstünde oturttular bizi.. Abisi bisiklete biner, Yusufcuk "bikiğkeeemmm" diye ağlar, legoları paylaşamazlar, biri hangi kitabı okuyursa diğerinin canı da illa onu okumak ister!! Yine de onları birbirinden uzak tutarak idare ediyorduk ortamı.. Taa ki tam gitmelerine yakın Kaan mutfağa kusana ve ben tam ona koşarken Yusufcuk çayların durduğu sehpayı üzerine devirecek şekilde koltuktan düşene kadar!! O an dördümüz de hangisine koşacağımızı şaşırdık!! Ozan Yusufcuğu hemen soğuk suyun altına tuttu, ben kucaklayıp sakinleştirdim ve misafirimiz de benim mutfağımı temizledi!! Sonra da oturup buz gibi olan çaylarımızı içtik :P

( Yusufcuk iyi, yanmamış.. Sadece yerden bacağına biraz çay sıçramış, o kadar.. "Dayy, badağğk day, uff.." diye naz yapıyor. )

Onları kaldıkları yere bıraktıktan sonra, Ozan arabayı durdurup bir paket çıkarttı bagajdan.. Çok güzel bir hediye almış bana.. Ama ben o kıyafeti daha önce denemiştim ve olmamıştı.. Gece gece mağazaya gidip farklı birşeylerle değiştirdik.. Çok ciciş elbisem, eteğim ve gömleğim için çooooooooook teşekkür ederim canım.. Beni yine çoooook mutlu etmeyi başardın :))




............................




Biliyorum Ramazan ayındayız, hertürlü yiyecek içecek fotoğrafı sakıncalı ama haftasonu yaptığım turşu-sosu anlatmak zorunda hissediyorum kendimi :P

Ben öğrendiğimden beri her sene bolca yapıyorum bu sostan.. İster turşu gibi yemeklerin ya da kahvaltıların yanına koyabilirsiniz, isterseniz de benim gibi fırında balık ya da farklı bir yemek yaparken harç olarak üzerine bunu dökebilirsiniz.. İnanılmaz lezetli oluyor.. Şimdi hem domatesin hem de turşuluk küçük acı biberlerin tam mevsimi olduğundan anlatmak istedim.. Belki yapmak isteyen olur ve yiyip yandıkça beni hatırlar :))

Gelelim yapımına.. Domates ve biberlerimizi yıkadıktan sonra domateslerimizi rondodan geçirip ( isterseniz rendeleyebilirsiniz, aslı öyle ama çok uzun sürüyor ) büyükçe bir kapta biriktirmeye başlıyoruz.. Onlar bitince, saplarını kesip ikiye böldüğümüz minik biberleri üzerine ekliyoruz.. Yeterince tuz atıyoruz.. ( En sonunda tadarak bakabilirsiniz yeterli mi diye, hafif tuzlu olacak.) İstediğimiz kadar sarmısak soyup küçük parçalara bölüyor ve ekliyoruz.. Sıvıyağ ve sirke de ekledikten sonra ( Ben beş kilo domates için bir su bardağı yağ ve yarım litre sirke ekledim. ) iyice karıştırıp cam bir kavanoza dolduruyoruz.. Yaklaşık iki-üç hafta sonra açıp "Hımmm" diye diye yiyoruz :))


..............................


Evet yanlış görmediniz, Yusufcuk çamaşır makinesinin içinde!!
Tamamen kendi çabalarıyla :P




...........................




Bu sabah Yusufcuk "ağappabiiiii" diye ağlayarak uyandı.. Saat henüz sekiz bile değildi ve ben sadece dört saatçik uyumuştum henüz.. Bir gözüm açık bir gözüm kapalı, ayakkabıların altını sildim çamaşır suyuyla ve pijamanın altına giydirdim.. Sonra biraz sakinleşti!!

Evde giydiği ayakkabısını gösteriyorum, hayır.. İlla istediği ayakkabı olacak..
Bu çocuğun inadı kime çekti acaba :P


Bahsi geçen ayakkabı bu ayakkabıdır efendim..Bizzat Yusufcuk seçmiştir ve almıştır kendisini ve o günden beri takıntı haline gelmiştir onu giyip dolaşmak, uyurken bile çıkarmamak




.........................





"Anne eğv eğv.." :))

Minik oğluşum, günler süren itinalı çalışmaların ardından küçük arsamıza yapacağımız evin modelini çıkarttı.. Önüne bir de araba kondurdu.. Eh bana da "İnşaallah.." demekten başka birşey kalmadı :))



Minik mimarımız atölyesinde, yeni modeller üzerinde çalışırken..




Tabii kendisini herzaman orada zannetmek yanlış olur..
Arada böyle muzur işlerle de uğraşıyor!!



.............................



Şimdi gidip baktım, halıdaki çay lekesi çıkmamış ya, offfffff !!!
Ben en iyisi bir daha sileyim şunu..


8 yorum:

sühendan dedi ki...

Yusufçuğa çok geçmiş olsun.Allah korumuş yavrucuğu...

Sana da kolay gelsin Kuaybe.Çocuklunun evi zor temiz oluyor onu anladım.Ben bir odayı temizlerken bizimkiler diğer odayı hallediyor bile.

Sosondan hiç yapmadım ama teyzem her sene yapar ve annemlere gönderir.Biz de iştahlı iştahlı yeriz.Çok güzel oluyor ve iştah açıyor.Tavsiye edilir.

Eşinin sana hediye alması da çok güzel.Arada böyle şeylere ihtiyacımız var di mi?

KelebekGibi dedi ki...

YUsufcugun her yerde resmi var zaten makinada olmasinada sasmadim :D COk merakl ibir cocuk maasallah, zeki olduguna alamet bence bu :)
Bu tusu sosuda acayip güzel gözüküyor burdan ilk kez duyuyorum desem, yani tursuya sos bilmiyordum ama pratik birsey olur ve cok seye kullanilabilir dedigin gibi. Her eve lazim sos olsun bunun adi :)
Hayirli Ramazanlar :)

((Y*A*S*E*M*i*N)) dedi ki...

Geçmiş olsun canım ya. Yanmak beni çok korkutan bir durum, birkaç yanıktan sonra. ALLAH korumuş yavrucakları.

Şimdi siz nerdesiniz ben onu anlayamıyom da? Kendi eviniz İst da değil mi?

Birde yaptığın turşu süper görünüyor. İştah açan bişey sanki. Tam da bana göre.Denemek istiyorum.

Kremali'nin annesi dedi ki...

Yusufcuk bir kazayi daha ucuz atlatmis cok sukur. Ozan kardesimiz de sagolsun, kaotik bir aksami romantik bir finalle noktalamis. Takdirlerimi sunuyor, hediye nasil ve ne zaman alinmali konularinda kurum ici egitim vermek uzere kendisini Kanada'daki merkezimize bekliyoruz:P

Kuaybecim, sos cok lezzetli gorunuyor. Yapimi da kolay. Ama gel gor ki bizim burada domates de biber de hem cok nadir hem de cok pahali:( O yuzden ben bunu da senden alacaklar listesine yaziyorum. Artik Turkiye'de sizinle gorusup tahsilati yaptiktan sonra Alamancilar gibi doneriz Kanada'ya. Kangal sucuklari bilezik niyetine kolumuza asar, tursu-sos bidonlarini da bebe mamasi diye ucaga yanimiza aliriz:))

Adsız dedi ki...

blogunuzu her zaman okuyorum ama hich yorum yazmamishtim. yanliz bugun oglusunuzu o cekmecenin icinde gorunce yazmadan edemicem. Cok tedbirli bir anne oldugunuzu biliyorum ama yinede aman dikkat ne olur! Siz gormeden ayni hareketi yapip dolaba tirmanir. Allah korusun dolabi uzerine devirir. Allah muhafaza!!! Kucuk yaramazlar icin dolaplari duvara monte etmek iyi bir tedbir olabilir.

Hayirli ramazanlar:)

zehra dedi ki...

bu sostan annem de yapıyor ekmek batırıp yemek gıbısı yok:)
yusufum gecmıs olsun bebegım kıyamam ben sana...

SeiNeP dedi ki...

hayırlı ramazanlar aplacım ^-^ yusufcuğun bu afacan ve şirin hallerine bayılıyorumm :) sevgiler...

ŞimalŞimal dedi ki...

Merhaba efendimmm :)
sosu deneyeceğim. Bu zamana kadar annemin kanatları altında soslarr, salçalarr, turşular derken pek bi tembel buldum kendimi. Artık durmak yok :) dün akşam salçalık biberleri bi güzel fırında pişirdim. kabuklarını soydum, küçük parçalar halinde doğrayıp birer porsiyonluk buzluğa kaldırdım. Bu akşam ki iftar davetim de ortaya yoğurtlu olarak kendilerini koyacağım :) Kendimle gurur duyuyorum. Sos olayına da gireyim diyorum :) pek sevdim bu işi. Annem mi? Şaşkınlıkla izliyor beni :))