Sebebine gelirsek..
Evde möhim bir meseleyi halletmeye çalışıyorduk ama olmadı!!
Yusufcuğun tuvalet eğitimi başarısızlıkla sonuçlanınca -bez bağlanmadan asla yapmıyor beyefendi, tutuyor ne varsa, sonra beze yaptıktan sonra söylüyor, hatta kendi koşup bezini getiriyor ve usluca yatıp altını değiştirtiyor bana!! Düşünceli evladım benim :P- diğer meseleye el atmaya karar verdik ve facia gibi bir "anne sütüne veda" uygulaması yaşadık!!
Aslında benim Yusufcuğu anne sütünden henüz ayırmaya niyetim yok ama annesinin "Artık sütten kesin, sütün faydası olmaz (!!!) ısrarlarına ve Yusufcuğun da evde, sokakta, gece, gündüz sürekli emmek için huysuzlanmalarına dayanamayan babamız beni zorladı bu işe :P
Hafta başında öğlene kadar hem oyalayan hem de oyun çok olduğundan Yusufcuğa emmeyi yarım gün unutturmayı başardık.. Ama ne zaman ki öğle uykusu vakti geldi, ilk serenat başladı.. Emmeden uyuyamadığı içim dakikalarca ağladı miniğim..
Babası Yusufcuğun hiç susmadan ağlamasına ve benim söylenmelerime dayanamadı ve yumuşamaya başladı.. Karar açıklandı: "Eh madem, sadece uyurken emsin, aralarda emzirme.."
Emzirerek uyuttum minnoşumu ama uyandığında bizi daha büyük bir ağlama krizi bekliyormuş meğer.. Nereden bilelim?
İkindide ağladı, ağladı ve en sonunda resmen krize girdi Yusufcuk.. Ne motora binmek istedi ne gezmeye gitmek.. Babasına bağırdı, yerleri tırmaladı.. O küçücük boyuyla yumruklarını sıka sıka ağladı..
Onu o halde görünce benim de sinirlerim bozuldu tabii.. Gözyaşlarımı sular seller gibi akıtmadan önce makul olan şeyi yapmaya, yani Ozanla konuşmaya karar verdim :)) Yusufcuğu emzirmeye devam edeceğimi, ben ne zaman istersem o zaman bu meseleyi halledeceğimi anlattım.. Zaten kulakları ağlama sesinden iflas etmiş olan kocacığım "hayır" demedi tabii :P
Yusufcuk nihayet sütüne kavuştu ve neredeyse bir saate yakın emdi !!
Akşam yemeğinde de anne-oğula "bir daha "sütten kes" konusu duymak istemiyorum mealinde bir "cadı gelin resti" çektikten sonra bu iş de burada halloldu :P
Yusufcuğu emziren benim.. Gece her uyanışında, ağlayışında kalkan benim.. Gerektiğinde sırf onu emziremem diye bazı yerlere gitmekten, bazı şeyleri yapmaktan feragat eden de benim..
Eee, ben bunlara rağmen emzirmek istiyorsam, neden keseyim di mi bebişimi sütten?
Tamam ben de ilkokula kadar emmesi taraftarı değilim (:P) ama en azından iki yaşını tamamlamasını istiyorum.. Kaldı ki sütüm varken ve üstelik de evdeyken -çalışmaya sırf onun için ara vermişken- neden mahrum edeyim onu bu özel bağdan?
Neyse.. İnşaallah zamanı geldiğinde bu meseleyi de kolayca hallederiz..
Ama şu da bir gerçek ki, pek kolay olmayacak gibi görünüyor!!
Gelelim fotoğraflarla geçen haftaya..
Pazartesi
Bahçemizdeki çam ağaçlarından birinde iki küçük misafir bulduk..
Anneleri yiyecek aramaya gitmişti muhtemelen, ürkek ürkek bakıyordu bize yeni tüylemeye başlayan iki yavru kuş..
Yusufcuk "tuh" dedi hemen kendilerine ve "ciciğ ciciğğğ" yaptı :))
Pazartesi
Bahçemizdeki çam ağaçlarından birinde iki küçük misafir bulduk..
Anneleri yiyecek aramaya gitmişti muhtemelen, ürkek ürkek bakıyordu bize yeni tüylemeye başlayan iki yavru kuş..
Yusufcuk "tuh" dedi hemen kendilerine ve "ciciğ ciciğğğ" yaptı :))
Tüm hafta boyunca izledik onların gelişimini.. Buralarda "yağdöktü" diyorlarmış adına.. Ben bir tür güvercine benzettim.. Ozan guguk kuşu diyor ama baktığım guguk kuşu fotoğraflarından hiçbirine benzemiyordu bu küçük yavrular.. Belki büyüyünce değişirler, bekleyelim bakalım :))
Köy "picema"m :))
Vallahi istemdışı, aldıktan sonra farkediyorum :P
Kuş yavrularına ek olarak bir de kocaman bir "tababa" bulduk o gün..
Hayvansever Yusufcuk, eşsiz şefkati ve büyük merakıyla hemen bağrına bastı onu da :))
Salı
Köyde ufak bir gezinti..
Kadraja takılanlar..
Köyün, oyunun tadını çıkaran Yusufcuk..
Cuma günü maceralı bir gündü yine..
Babamızın ardına düşüp köy köy dolaşarak Dinar'a gittik motorla..
(Ben bu motora binme işini çok sevdim gerçekten.. Çok zevkli.. Yaz için ideal bir araç motor.. Rüzgar vurdukça serin serin gidiyorsun :)) Biraz sallıyor ama olsun, eğlenceli bişey.. )
Hımm, ne diyorduk.. Dinar'a gittik.. Ozan'ın iki arkadaşının ailelerini ziyaret ettik, gönüllerini aldık.. Sohbet, muhabbet güzel bir gün geçirdik fekaaat biz dönmeye karar verdiğimizde hava kapanmaya başladı.. Eve yetişiriz zannettik ama yolda yakaladı sağanak yağmur bizi.. ( Serin serin gidiliyor demiştim di mi :P) Çakıcı Köyü'nü yeni geçmiştik o sırada.. Ozan hemen geri döndü ve köyün eski imamının evini buldu.. Zaten bu amca babasının eski av ve atçılık arkadaşıymış ama senelerdir görüşmemişler hiç..
Yağmurdan sığındığımız (:P) evin halkı kapıda, sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi karşıladı beni.. Ozan'ı zaten tanıyorlar ama bana da "gelinimiz" diye diye yer gösterdiler hemen.. Bu misafirperverlik çok ama çok hoşuma gitti.. Anadolu insanının güzel yönüne bir kere daha hayran kaldım..
Tanıştık, konuştuk.. İkram sofrası geldi hemen.. Bu sırada Yusufcuk da mest olmuş bir şekilde oradan oraya koşturuyor, gördüğü her hayvanı mıncıklamaya çalışıyordu!! Girişte amcanın özel yetiştirdiği av köpeğini zor aldık zaten elinden.. Resmen koştu, koştu atladı hayvanın üstüne, öpmeye!!
Bizi kapıda karşılayan sadece ev halkı değildi..
Bir de bu tatlı yavru kedicik vardı.
Hayvancık hamur gibi yoğruldu Yusufcuğun elinde!
Gel bakiim kedicik, muk muuuğğkkk :))
Ahmet amca av ve hayvan meraklısı olduğundan, evin bahçesinde köpekten kekliğe, Denizli horozundan kediye pekçok hayvan vardı..
Eminim birçoğunuz hiç keklik görmemişsinizdir hayatınızda..
Ama üzülmeyin.. Ben kendim görürüm de sizi unutur muyum..
Asla aslaaaa :P
Bu bir palaz, yani yavru keklik..
Yarıda kalan hamak keyfimiz..
Bir önceki gün geleceğini haber veren fırtına!!
Oysa sadece ben fotoğraf çekerken o da balkon duvarına tırmanmaya çalışıyordu o rüzgarda!!
Pazar
Yavrular iyice büyümüştü artık..
En son böyle görünüyorlardı..
Evciler'de pazar kurulur da Kuaybe görmeden rahat eder mi?
Pazar çantası, tırmık, nacak.. Şehirlerdeki pazarlarda göremezsiniz bunları, iyi bakın :P
.......................
Yusufcuğum iyice dillendi burada, kalabalıkta..
Yazabilirsem bir de diyaloglarımızdan çeşitlemeler yazayım inşaallah..
Hatta köydeki teyzelerle aramızda geçen diyaloglardan unutamadıklarımı, ilginç insan ve nesne isimlerini ve lakapları da yazayım..
Ama şimdi kaçayım..
Bu fotoğrafları düzenleyip yüklemek kaç saatimi aldı biliyor musunuz :P


