14 Temmuz 2008 Pazartesi
Zabah irkence galgıvedin, ucağa çayı goyuvedin.. Bebenin elini yüzünü yuyuvedin, döşekleri galdırıvedin.. Goltukların yüzünü yayıvedin, gatmerleri ısıdıvedin.. Benim adam "De garii.." deyi ünleyince, sofrayı guruvedin.. Garnımızı gadınca doyuruvedikten kelli gabı çanağı yuyuvedin.. Bebemi benim adama virip evi toparlayıvedin, halıları cırpıvedin, çörü çaputu alıvedin.. Sonna üstümü yenice keyiverip aşaa, köyiçine inivedin.. Düğün evinde "düğün ekmeği" ediyoolağmış, oraya varıvedin.. Bebe buzağılarla oynayagosun, ben iki bükmeyi mideye indirivedin :)))
Ne didiğmi anlamayan varısa, soruvesin gari.. Yorum gısmına yazıvisin gari :))
( Yo, yoo.. Bu ben olamam.. İçime köylü bacı ruhu girdi, amaniiiiiinnnnn :P )
NOT: Harika fotolar, ilginç hikayeler... Yarın babamızı Ankara'ya uğurladıktan sonra sizlerle olacak efendim.. Zira o buradayken gezmekten, misafir ağırlamaktan bilgisayara elimi bile süremiyorum! )
8 Temmuz 2008 Salı
Arada hayata dönüyorum ve blogcuğumu hatırlıyorum :P
Aslında haftaya olan dönüş tarihimiz, bir hafta daha sarkmış durumda.. Biz bir hafta önce gelmiştik zaten.. İki hafta Ozan'la kalmış olacağız ve sonrasında yine bir hafta daha yanlız.. O hafta sonu Ozan yeniden gelecek ve sonra beraber döneceğiz.. Sebep ise, Ozan'ın çok yakın bir arkadaşının düğünü.. Katılmak istiyoruz ama Ozan'ın tekrar izin alması mümkün değil.. Ben de gidip tekrar gelmek istemiyorum.. O yüzden babamız haftaya gidecek, biz biraz daha ense yapacağız :P
Eve döndükten bir hafta sonra da İzmir'e uçacağız nasipse, dedişimin yanına..
Yazın en azından bir kısmını evde geçirebilmeyi umut ediyorum :))
Bu arada, hadi yine iyisiniz.. Bir köy düğününün içine daldıracağım sizi makineciğim biraz daha dayanmayı başarabilirse.. Sizin için, düğün yemeklerini -özellikle keşkeği- daha dumanı üzerindeyken fotoğraflamayan ne olsun :P
İneklerin yanına girmeye cesaret edemeyen ama
nasıl yem yediklerini görmeden de duramayan Yusufcuk :))
Minik meleğim, gerçekten ama gerçekten çoooook mutlu burada.. Tek derdim, fazlaca şımarmış olması ama eve gidince hizaya sokarım ben onu :P Bir "I ıı" tutturdu gidiyor.. Herşeye ama herşeye "I ıı" modundayız bu aralar.. Tamam itiraz etmesi , kişilik gelişiminin bir parçası, biliyorum ama bu kadarı da fazla gerçekten.. Aklına esti mi saatlerce ne dersek itiraz ediyor bize.. Bazen "Hadi atta gidelim.." dediğimizde bile, düşünün yani :P
Küçük bir bahçe keyfi..
Artık eminim, köye gidip geldikçe görmediğim, duymadığım hiçbirşey kalmayacak şu hayatta.. Örneğin dün, canlı canlı bir inek ameliyatı izledim Ozan'ın bir akrabasının bahçesinde!! Önce bakamam diye gitmedim ama sonra dayanamadım.. Huyum kurusun, merak işte :P Zavallı hayvancık iki tane çivi yutmuş samanın içinde, onu çıkarıyorlardı vücudundan.. Korkunç olmasının yanısıra çok da ilginçti ameliyat.. İki veteriner ve bir de yakın bir akraba olan hemşire ablamız vardı ineğin başında.. Kocaman bir iğneyle işkembeyi diktiler önce, sonra da sırayla diğer katları, peritonu vs.. Kollarını kocaman gövdesine sokup, batticonla içini temizlediler hayvanın.. Prensip olarak sezaryene benziyormuş, öyle dedi hemşire İlknur abla.. Ama burada ana organ işkembeydi :P Bebiş yerine de nurtopu gibi iki çivi verdiler evsahibinin eline!!
Sonraaa.. Haftasonu, Yusufcuğu burada götürdüğümüz doktorun evinde misafirdik mesela.. Daha önce bahsetmiştim, Ozan'ın arkadaşının eşi zaten.. Üç hafta olmuş evleneli ama onlar hala ayrılar ve en azından bir sene daha ayrı kalacaklar galiba.. Her ikisi de doktor ve birisi Denzili'de, diğeri burada ilçede.. Tayin ayarlanamamış maalesef ve gelin evi kurulduğu haliyle kalmış orada!!
Çok güzel ağırladılar bizi, gittiğimize çok memnun olduk.. Karı-koca doktor olmanın ne kadar zor olduğuna bir kez daha şahit olmuş oldum.. Boş zamanları, nöbetleri vs. neredeyse hiç denk gelmiyormuş diğerininkine.. Kızcağız ilçede lojmanda kalıyor ama lojman denilen yer de bir köy evinden az hallice!! Mutfağında dolabı, yerlerde döşemesi yok.. En önemlisi de yanlız olması.. Geceleri hala tedirginim, alışamadım diyordu..
O gün ne kadar "lüks" bir hayat yaşadığımı bir kez daha farkettim.. Ben hala birtürlü sonu gelmeyen "yok"larımla boğuşurken, insanlar bir ilçede, evinden, eşinden, alıştığı herşeyden ayrı hayata tutunma mücadelesi veriyor.. Çok utandım kendimden!!
Bir de oraya giderken yaşadığımız bir "yolda kalma" hadisesi var ki hiç anlatmayayım en iyisi.. Ozan'ın bizimki bozulduğu için emanet aldığı külüstür motorcuğun tekeri patladı ve biz tam ilçeyle köyün ortasında, yolda kaldık!! Bunu da yaşadım ya ne d'iyim :P Gelenler geçenler acıyarak baktı bize, tüüüü :P Yusufcuk bir yandan tepişir, güneş bir yandan yakar, ben onca araba duruken bizi sırf adrenalini yükselsin diye o motora bindiren maceracı kocama söylenirim, of offff...
Burada sıkı bir hayat eğitimi mi alıyorum ne?
7 Temmuz 2008 Pazartesi
4 Temmuz 2008 Cuma
Geçen haftasonunu bu minik gölde geçirdik..
Yüzdüreceğimiz ördek de minik olduğundan bize yetti de arttı bile :))
Zaten bizim küçük ördeğimiz korktu nedense, yüzmedi..
"Beni çıkarıııııınn.." diye ağladı, hevesimiz kursağımızda kaldı :P
Maceracı bir aile olarak, atladık motora öyle gittik tozlu tarla yollarından :))
Yusufcuk babasıyla benim aramda, kollarımdan oluşan emniyet kemerine sarılı,
gayet rahattı :))
Motor çalıştıktan sonra da beş dakikaya kalmadan o seste, o sarsınıtda uyudu aramızda!!Hem giderken, hem dönerken..
Suya girdikten sonra, deneme ve "Sevmedim, çıkıcaaaaaammmm.." aşaması :))
Geçen sene çok güzel yüzmüştü Eğirdir Gölünde.. Zor çıkarmıştık sudan.. Bu sene niye böyle yaptı, anlamadık.. Büyüdükçe sudan korkmayı mı öğreniyor acaba bu bebişler? Banyo yapmaya hala bayılıyor, suyla oynamayı da seviyor ama yüzmek istemedi nedense..
Benim amele yanıklarım işte tam da bu günden kalma :P
Bu arada, benim bu yanıklar amele yanığı değil alerji yanığıymış!!
Dün doktora gittik ilçeye, Yusufcuk iki gündür hasta çünkü.. Hafif ateşli ve "acıdii" diye boğazını gösterip duruyordu.. Tahmin ettiğim gibi fazla dondurma tüketiminden dolayı boğazı şişmiş ve biraz iltihaplanmış.. İlaçlarımızı yazdırdık, sonra ben de kollarımı ve yüzümü gösterdim.. Güneşe alerjim varmış.. Yanık merhemi sürüyorum şimdi ve en azından bu kırmızı kabarıklıklar inene kadar güneşe çıkmamam lazım.. Kollarım neyse de yüzüm çok feci :(( Kabuk kabuk soyulmaya başladı, pöhüüüüü..
Doktora gitmek demişken..
Burada o deneyimi de yaşamak çok ilginçti.. Önce köydeki sağlık ocağına gittik.. Aslında kadrolu doktoru, hemşireleri ve kapıda bir de tam teşekküllü ambulansı var ama doktor yıllık iznini bizimle aynı zamana denk getirmiş :P
İlçeye gittik.. Çok yakın ve çok gelişmiş bir yer.. Ne sıra bekleme derdi var ne de protokol.. Doktor da Ozan'ın arkadaşının eşi zaten :)) Muhabbet ede ede muayene olduk :)) Buralarda işler hep böyle zaten.. Herkes mutlaka biryerlerden akraba ya da tanıdık..
Bizim köyümüz, içinden Denizli-İzmir karayolu geçtiği için oldukça gelişmiş bir köy..
Hertürlü imkanı ve hatta lüksü var.. Gördüğüm kadarıyla insanlar hiçbirşeyin mahrumiyetini çekmiyor çünkü şehirde olup da köyde olmayan hiçbir şey yok burada.. Süpermarketi, Ankaradaki herhangi bir marketten farksız.. Evlerde internet, uydu alıcılar, hertürlü beyaz eşya ve mobilya görebiliyorum.. (Hepsinde değil tabii.. Doğal köy yaşantısının devam ettirenler de var.) Ama dün, çevrede gezip gördüğümüz "iç" köylerdekileri düşündüm hep.. Orada da yaşayanlar var.. Çocukları var.. Her an hastalanabilirler veya bir kaza olabilir.. Ne doktorları var ne de yakın bir ilçe.. Herkesin aracı yok..
Kucağında hasta evladınla, çaresizce beklemekten daha acı birşey olamaz herhalde :((
Neyse, çok dağıldı konu..
Bir fotoğraf daha ekleyeyim de bitireyim bu yazıyı..
"Araştırmacı gazeteci" kişilik Kuaybe, sonunda arıcılık işine de el attı :P
Allah ıslah etsin, ne diyelim!
Ne demişler, bakmakla öğrenilseydi kediler kasap olurdu..
İşe bizzat el atmak lazım..
Annesi araştırma soruşturma faaliyetlerinde bulunurken,
Yusufcuk da oradaki sulama kanalında mutlu mutlu "cup cup" yapmaktaydı..
Arıcılık cidden zor zenaat..
Sürekli "baharı kovalamak", yeni çiçeklenen yerlere kovanları taşımak lazımmış..
Kovanları hergün kontrol etmek,
açarken içeri azıcık duman sıkmak yani "ben geldim.." demek,oğul veren ve kendi kolonisini kurmak isteyen arılara yeni kovan açmak lazımmış..
Yoksa kovanın içinde "savaş" çıkıyormuş..
Bal süzmeden önce, arıların yeterince oğul vermesini beklemek,
havanın soğuk olduğu günlerde onlara şekerli su koymak lazımmış..
Tüm bunları yaparken de "sokulmamak" lazımmış :P
Kraliçe arıyı görünce aynen benim yaptığım gibi "vaaaaaağğğvv" demek lazımmış :))
Anlatamayacağım kadar havalıydı kendisi..
Peşindeki muhafız arılar ona yol açıyor, ayaklarını temizliyor,
resmen etrafında pervane oluyorlardı!!
Onun da fotoğrafını çektim ama bu aralar bozulma tehlikesi yaşayan makinenin azizliğine uğramış.. Çok flu..
(Makinem inşaallah bozulmaz.. Mercekte problem var.. Kapağı arızalandı ve o da alarm veriyor!! Lütfen makineciğim lütfen, biraz daha dayan :P Tamam, Ozan'ın dediği gibi seni "haddinden fazla" kullanıyor olabilirim ama sevdiğimden cicim, sevdiğimden :P )
Hımm, ne diyorduk.. Arıcılık zor iş..
Çadırını yüklenip bir dağın eteğine yerleşecek ve "ya deli ya veli" olacaksın o kovanların başında!
Bu da bir "günaşık" yani güneşe aşık ayçiçeklerinin tarlası..
Ve tabii bir de emeğin, alınterinin değerini..
2 Temmuz 2008 Çarşamba
-Hani ben millî takım elenirse kırmızı-beyaz giymeyecektim ya tüm yaz boyunca..
-Hani burada havalar bahar gibiydi, tam tatil mevsimiydi ya..
Şimdi bunların hepsinin tam tersini düşün günlükcüm..
-Benim beyaz fındık, yandı, yandı kakaolu süt oldu :P
-Ben de yanmakta ondan geri kalmadım, yarı kırmızı yarı beyaz ( tam amele yanığı kıvamında :P) geziyorum ortada..
-Bunun tek sebebi de fena bastıran yakıcı sıcaklar ve buna rağmen babamız tarafından sürekli gezmeye zorlanmamız :P
Ozan gelince biraz rahatlarım, kendime istediğim kadar vakit ayırırım diyordum ama nafile.. Yusufcuk dibimden ayrılmak istemiyor.. Biraz uzaklaşıp oynasa bile az sonra koşa koşa gelip sanki yıllardır arıyormuş gibi acıyla "ağğğğnnneeğğğğğ" diye bağırıyor!! Bir de babamızın "tatilin her dakikasını gezerek, görerek, keşfederek geçirme" planları buna eklenince değil yazmak, kitap okumaya bile fırsat bulamıyorum.. Onlarca fotoğraf birikti eklenecek ama düzenleyemedim bile daha.. Yenileri eklendikçe öncekileri eliyorum :((
-Anne sütüne iki ay daha devam etmeye karar verdik bu arada.. Daha doğrusu Yusufcuk karar verdi, biz uyguluyoruz :P
-Tuvalet eğitimimiz de hayal kırıklığına uğrattı bizi.. Yusufcuk ne var ne yoksa tutuyor tutuyoooor, bezi bağlanınca yapıyor!! Ben bez bağlayana kadar sıkıyor kendini :)) Dün bu süre neredeyse dört saatti..
O kadar çok şey yaptık ki yazmadığım arada, ayrıntıları fotoğraflara bakınca hatırlarım ancak.. Bir Isparta ve iki Dinar gezisi, bir Norgas Gölü macerası, ağaçlarımızdan meyveleri toplama ve bugün de büyük bir arıcılık keşfinden sonra herhalde haklıyım yazamamakta..
Ben en iyisi fotoğraflara döneyim ve onları düzenleyeyim.. Ayrıntılar onlarda :))
29 Haziran 2008 Pazar
Aslında burada neredeyse herkes sebzesini ve meyvesini kendisi yetiştiriyor ama ekilenlerin bazıları henüz olgunlaşmadığı için, bazı meyveler de bu iklimde yetişmediği için her hafta pazar kuruluyor köyde..Dolaşırken çok ilginç tezgahlarla karşılaştım pazarda.. Örneğin bir adam sadece iki farklı çeşit fare kapanı satıyordu.. Bir başkası da tırmık, tırpan, kürek vb. tarla aletleri.. Eee, heryerin ihtiyacı kendine göre değil mi..
Cumartesi: Bugün babamız geldi sefkili günlük.. Sabah uyandığında onu gören Yusufcuk, hop hop, zıp zıp oynadı yatakta :)) Yeni öğrendiği tüm şımarıklıklarını sergiledi.. Bunlardan biri de gözlerini kaydırmak!! Çok sevilince ya da bir suç işleyince -yani duygularını çok yoğun yaşadığı zaman- hemen gözlerini yukarı yukarı kaydırıyor afacan farem.. Üstüne gittikçe ya da gülen oldukça da daha fazla yapıyor!! Evde olsak, ben "görmemezlikten gelme" yöntemiyle unuttururdum belki ama burada herkes "Ayy çoook şiriiiinnn.." dedikçe iki fazla yapıyor!! N'apıcam bilmiyorum günlük..
Bu yusufçuğu görür görmez hemen eve koştum ve makinemi kaptım..
Benim Yusufcuk bacaklarıma yapışık vaziyette mızmızlanırken, ben diğerinin fotoğrafını çekmeyi başardım.. Bu zoom çok harika birşey yaa :))
* Yusufcuğa şirin bir lazımlık aldık, telkin ve yönlendirmelere başladık ama "Hadi annecim, artık çişini buraya yapacaksın.." deyince cevabı "I ııı.." oluyor.. Bezine yapmaya devam edecekmiş!!
* Bu böcük ve benzeri hayvanatlar da olmasa, köy hayatı gerçekten çok dingin ve güzel.. Ama gece bir kırkayak tarafından ısırılma ihtimali ya da yakarcaların hart hurt kaşındırması mahvediyor beni yaa.. İlaç vs. de etkilemiyor bunları, bağışıklık kazanmışlar artık!! Gece defalarca kalkıp kalkıp Yusufcuğun çevresini kontrol ediyorum yatakta..
* Ben gidiyorum günlük, hoşçakal.. Sana hayal ettiğim kadar vakit ayıramadığım için çok üzgünüm :((
26 Haziran 2008 Perşembe
Bir rüya daha bitti...
Öngörülen oldu ve yenildik.. Bence en iyi oyunu sergilediğimiz ve ilk yarıda bile gol attığımız iyi bir maçtı ama olmadı işte..
Gitti benim bütün yaz kırmızı-beyaz gezme hayallerim :P
Ama şu anda kaybettiğimize üzülmekten ziyade, maçı izlediğim ortama ve duyduklarıma gülüyorum hâlâ.. Hayatımın en ilginç tecrübelerinden birini yaşadım bu akşam :))
Geldiğimizden beri ilk defa evdeydik bu akşam, Yusufcuk, ben ve babaannesi.. Yemekten sonra Ozan'ın yengesi, annanesi (bundan sonra "ebe" diyeceğim kendisine, burada öyle deniyor çünkü) ve kuzenleri, daha sonra da uzaktan akrabaları olan biri genç biri yaşlı iki teyze daha geldi.. Kahvelerimiz yaptık, kuruyemişimizi hazırladık ve maçı izlemeye koyulduk.. Yaşlı teyze başladı can-ı gönülden dua etmeye.. O sırada ben Yusufcuğu emziriyordum ve biraz arkada oturuyorum, tam duyamadım dediklerini.. Ama emind,m çok hoşuma gidecek, beni çok güldürecek şeyler duyacağımdan.. Az sonra Yusufcuk kucağımdan kalkınca yanaştım hemen :)) Teyze yalvarıyor, "Allaağm, bu gokulu cavırlara bizi yendirme.." diye :)) Güle güle öldüm.. Güzel teyzem, nereden biliyorsun koktuklarını yaa?
İlk gol geldi.. Ben kucağımda emen ve uyumak üzere olan Yusufcuğu unutmuşum, ayağa fırladım!! Ebeden ve o yaşlı teyzeden kartı yedik hemen "bebeyi korkuttun" diye :P Neyse, benden gaza gelip kuzenler de sevindi.. Biraz bağırıştık, anaaa o da ne? Bu sefer de golü biz yedik!! Yusufcuk artık iyice sersemlemeye başlayınca ben onu uyutmaya gittim yatakodasına.. Onları da sıkı sıkı tenbihledim, gol atarsak çığlık atıp bana haber vereceklerdi :))
İkinci yarıyı yanlız seyrettim.. Misafirler arada gidip kayınvalidem de yatınca pek tadı olmadı.. Üstüne bir de yenildik, pek bi depresifim yani :P
Ama olsun..
Bu da bir başarı..
Tebrikler millilerimize..
Bizim köy bebesine gelecek olursak..
Geldiğinden beri her böğürüşlerinde "nööööööö" diyerek ineklerin olduğu taraftan kucağıma doğru kaçıp kendini saklayan Yusufcuk, bugün kendini aştı.. Şu aşağıdaki ineklerin arasına dalmaya çalıştı!! Üstelik de hayvanlar birbiriyle tepişirken.. Dört koldan koşup yakaladık afacanımı..
Demek ki biz yanlış yansıma yapmışız.. Sesi duyunca doğrusunu keşfetti çocuk :P
Bundan sonra "İnekler nasıl bağırır?" sorusunun cevabı "Nöö"dür, ona göre..
Meyve tüketimine son hız devam ediyoruz..
Bu gidişle babamız gelene kadar ağaçlar boşalmış olacak :P
Pencere kenarlarında çubuk kraker keyfi yapmayı da ihmal etmiyoruz tabii..
Köyde, kentte.. Evde, sokakta.. Gece, gündüz..
En büyük, çubuk krakeeerrrr :))
Şimdi tam hasat zamanı olduğu için akrabalarımız hep ovada..
Tarlalar biçiliyor, ekinler ayrılıp samanlıklara yerleştiriliyor.. Misafir olduğumuz için tüm yardım tekliflerimiz geri çevrildiğinden, bize de biraz yaramazlık yapmak, biraz fotoğraf çekmek kalıyor..



..................................
Yarın yeni bir tuvalet eğitimi sürecine başlayacağız inşaallah.. Sünnet sonrası denememizin nasıl sonuçlandığını sanırım hatırlıyorsunuzdur :P
Yusufcuğa küçük bir lazımlık alacağız ve günün neredeyse tamamını dışarıda geçirdiği için, olabilecek küçük kazaları da eve dahil olmadan halledeceğiz :)) Eğer yine başaramazsak, üç dört ay sonra tekrar denemeyi düşünüyorum..
İki ay daha emzirip öyle mi kessem acaba?
Tabii, daha bant bile yapıştırmadan, aynı odada olduğumuz halde, bir saat emmedi diye aniden krize giren bir bebe için plan yapmak ne kadar doğru, ona da karar verebilmiş değilim.. Gören herkes aynı şeyi söylüyor, "İmkanı yok, sen bunu kesemezsin memeden!!"
Amaniiinnnn..
Çocuğu kocaman olduğu halde emzirdiği için kimseyi kınamadım, başıma gelmez diye umuyorum ama bu işin garantisi yok tabii.. Örneğin, Ozan'ın bir akrabası var burada.. Oğlu geçen sene yedi yaşındaydı ve hâlâ emiyordu annesini!! Emeceği zaman da "Sütaş meyvelim, gel bakiim yanıma, seni bi emeyim.." diyormuş kadına.. Okuldan gelince ilk işi, annesini emmek oluyormuş!! Bu sene henüz karşılaşmadık, gidince soracağım, memeden kesmeyi başardı mı küçük buzağısını :P
NOT: Aysuncum soben de aklımda ama vallahi düşündüm düşündüm, şöyle "yomantik bi şüpliş" gelmedi aklıma.. Yok mu acep? Ben biraz daha düşüneyim :))
24 Haziran 2008 Salı
Allah'a şükür dün köyümüze geldik, yerleştik, şeker gibi kayısıları mideye indirip karıncalar gibi harıl harıl harman kaldıran akrabalarımızı seyrettik.. Akşamüstü balkonda oturup, saçlarımızı savuran rüzgarı, yaprakların ona cevabını dinledik.. Gece pırıl pırıl yıldızlara bakıp hayaller kurduk ve bunu en az iki hafta daha yapabilecek olduğumuza şükrettik :))
Yolculuğumuz oldukça zorluydu diyebilirim.. Yusufcuk çok bunaldı otobüste.. Ne küçük hayvanlı kitabı ne de muavin abisinin ikinci postayı ikram ettiği dondurma kandıramadı onu.. En son deli deli çığlıklar atıyordu, onu hatırlıyorum :P Tam molaya yaklaşınca uyuyakaldı ama molada otobüs durunca sensörleri bunu algıladı ve cin gibi açıldı hemen o gözleri yeniden!!
Buradan yetkililere sesleniyorum..
Bu bebeyle otobüs yolculuğu çok zor oluyor..
Lütfen köyümüze bir havaalanı kondurunuz :P
İşlemez diye korkmayınız, söz biz her yaz geleceğiz, hi hii :))
Kikir kikir gülmesine bakmadım, çektim hemen..


NOT: Geçen hafta, sonunu beklemeden postu bitirdiğim Hırvatistan-Türkiye maçı harikaydı tek kelimeyle.. Biz daha yediğimiz gole üzülemeden, attığımız golle galeyana geldik :)) Ozan da ben de sessiz çığlıklar attık o sırada uyumakta olan Yusufcuktan kırmızı kart almamak için :)) Sıra penaltılara geldi.. Her atışta bizrimiz bir tarafa sıçrıyoruz, birimiz diğer tarafa! O gece , iki buçuğa kadar susmadı kornalar.. Bağırışlar, tezahüratlar dinmedi.. Ben yattım, millet hala halay çekiyordu bizim sokakta :))
Maksat, millilerimize destek..

Şimdilik hoşçakalın.. Biz Yusufcukla hamağı kurup şekerleme keyfi yapmaya gidiyoruz :))
20 Haziran 2008 Cuma
Önce rapor veriyorum:
-Ütülerin bir kısmı tamam.. Masa hala ortada, gece devam edebilirim..
-Dergi yazılarımı bitirdim..
-Evimi temizledim..
-Pazarı ektim ama kocacığıma bu akşam güzel bir sofra hazırladım..
-Çamaşırlar tamamdır..
-Yusufcuğun keyfi yerinde..
-Masalımı yazmadım ama tatil dönüşüne uzadı süre, köyde yazacağım inşallah.. Hatta bir seri yazacağım :P
-Bebiş ziyaretini de bugün gerçekleştirdik çok şükür..
Şu anda rahat rahat, hiç yerimden kalkmadan, "Ayy Yusuuuuuf düşersin anneeeemmmmm..", "Yapma oğluşum ama bak babanın o kitap, hayır hayır duur, yırtmaaaaa..", "Eyvah, ne attın bakiim sen yine ağzına?" vb. cümleler kurmadan yazıyorum bu yazıyı.. Böyle pek bi güzel oluyormuş canım :))
Yusufcuk, babasıyla dağa yürüyüşe gitti.. Dün ilk, bugün ikinci kere..
Özellikle bugün, Yusufcuk neşeli neşeli bana el sallayıp öpücük atarken kapının önünde, gözlerim doldu.. Uzun uzun arkalarından baktım.. Kendimi suçlu/yanlız/mutlu/endişeli/kuşlar gibi özgür/ne yapacağını bilemez hissettim!
Ruhsal durumumla ilgili ciddi şüphelerim var :P
Oysa ne var bunda? Yavruşum artık büyüdü.. Babasının okulu tatilde ve artık birlikte uzun uzun ve bazen bensiz vakit geçirecekler.. Neden bu kadar karmaşa oluşturdu bu durum bende bilmiyorum.. Yusufcuğun bana bağlılığından çok ben mi ona bağlıyım acaba?
Yusufcuk çok ama çok mutlu.. Dün heyecanlı heyecanlı nasıl taş attığını, nasıl toprakla oynadığını anlatıyordu bana dili döndüğünce.. Babasının, itinayla kirlettiği bebişini yine aynı itinayla yıkaması da çok güzeldi, maşaallah barekallah..
Hem eminim Ozan için de çok iyi olacak bu geziler.. ( Sürekli yapacaklar inşaallah ) İlişkileri gelişecek, oğluşunu daha yakından tanıyacak -arada hep ben vardım çünkü şimdiye kadar.. "Şu, şu, şu durumda ne yapayım? diye hep bana sorardı.. Artık kendi çözümlerini üretecek.. Ama ben bi izin versem adama :P )
Gel abla.. Güveçte çorba ve dolmamız vaaaarrr :))
Bugün ben pek bi marifetliydim :P
Aslında dünün acısını çıkardım diyebilirim.. Dün, niyetlendiğim o kadar şeyi yapmak için kendimi motive ettim ama daha evi azıcık toparlayıp, bebiş görmeye giderken yanımda götüreceğim poğaçaları yeni pişirmişken kapı çaldı.. Yeni ve küçük arkadaşım Denizmiş gelen.. Deniz benim lise arkadaşım Sümeyra'nın arkadaşı.. Onların evinde tanıştık. Yeni kapandı ve kendi ifadesiyle "şimdiye kadar hep geleneksel olarak yaşadığı İslam'ı gerçek manasıyla öğrenmek" istiyor.. Ben de ona bana çok faydası olan kitaplarımdan veriyorum, birlikte birşeyler öğreniyoruz.. Onun heyecanı bana da heyecan veriyor.. Onun kadar iştiyaklı olduğum günlerimi özlüyorum :((
Neyse, ne demiştik? Haa, Deniz geldi.. Ev acınacak halde.. Bir yandan çamaşır makinesi çalışıyor, bir yandan ben ev süpürüyorum.. Yusufcuk da sıcak bir poğaçayı güzelce salondaki koltuğa ufalamış durumda.. Poğaça haşhaşlı!! Pıntık pıntık küçük siyah haşhaşlar bana sırıtıyor!
Kapıyı yüzümü gizleyerek açtım :P Ev sahibi evde yok diyecektim ama iş işten gemişti :P
O poğaçalar Deniz'in nasibiymiş demek ki çünkü dün komşuma gidemedim.. Hem işleri toparlayamadım hem de onun eşi evdeydi.. ( Balkon gözlemi :P )
Kendisine ben köydeyken üç hafta boyunca yetecek kadar kitap takviyesi yaptıktan sonra Deniz gitti.. Ben mutfağı toparlayıp yazının başına oturacaktım kii.. Yine kapı çaldı.. Allahtan ki bu sefer gelen, evin her halini bilen kocacığımdı :))
Ama ben daha hayalimdeki sofrayı kuracak yemekleri yapmamıştım :(( Ozan "Ben oğluşumla dağa gideceğim, ne varsa yiyelim.." deyince poğaça ve çoban salatadan oluşan akşam yemeğimizi yedik :)) Sonra onlar gittiler ve ben kendimle başbaşa kaldım..
Önce bir mutfağa baktım.. Canım hiç toparlamak istemedi.. Ütüye baktım, ondan da vazgeçtim.. Biraz birşeyler yazdım, hatta kaçamak kaçamak birkaç kişiyi okudum ve sonraaaa kendimi yumuşacık yatağımın vefakar kollarında buldum :)) Onlar gelene kadar uyumuşum..
Ufak bir park kaçamağı..

Dağcılar döndükten sonra, daha babası Yusufcuğu yıkarken sular kesildi!! Benim mutfak, bulaşıklar, yıkadığım sebzeler vs. hepsi kaldı iyi mi!! Çok yorulan Yusufcuk erkenden uyuyunca, ben de nasıl olsa birşey yapamayacağım için yattım.. Bütün enerjimi bugüne sakladım..
Sabah sekizden beri bilfiil mesaideyim :))
Bugün itibariyle yazılarımı tamamladım çok şükür.. Sabah sabah dünya kadar ütü yaptım.. Sonra mutfağa geçtim.. Önce dün yıkayıp hazırladığım domatesleri turşu yaptım.. ( Ama bildiğimiz turşu değil bu, turşu sos gibi birşey.. Domatesleri rondodan geçirip -daha önceleri rendeleniyormuş tek tek, yaşasın şu teknoloci..) içine sarmısak, sirke, acı küçük biberlerden, biraz tuz ve bir de sıvıyağ ekliyoruz, iki hafta sonra turşu sosumuz hazıııırrr..) Sonra havuçlarımı kavurup hafif bir atıştırmalık yaptım, birazını ayırıp gerisini doooğru buzluğa :)) En son da dolmayı yapıp güvece attım ve iki saat pişmesi için anlaştık :)) Kalan içi de birtakım eklemelerle çorba haline getirince mutfak işim de bitti çok şükür..
Sonra oğluşumla süslenip püslenip bebişimizi görmeye gittik..
Orada biraz Yusufcuğun şirinliklerine güldük, biraz karşılıklı dolan gözlerimizi birbirimizden gizledik Özlemle.. Çok büyük bir imtihanmış yaşadıkları.. Minik kızı Yasemin, ikiz bebeklerinden biriymiş ve diğerini kaybetmişler doğumda.. 28 haftalık doğmuş ve 40. haftayı doldurana kadar prematüre bebek servisinde yatmış minik bebek.. Hala inanılmaz küçük.. İki kiloyu yeni geçmiş! Bu kadar yakından gördüğüm ennn küçük bebekti.. Annesini emecek kadar bile gücü yok.. Anne sütüyle ama biberonla besliyorlar o yüzden..
Özlem'in, "Biz bundan da umudu kesmiştik aslında.." deyişi gözümün önünden gitmiyor :((
Çok iyi oldu gitmem.. Hem tanışmış olduk -balkon muhabbetleri hariç, yüzyüze- hem de ona biraz destek oldum sanırım.. En azından o da artık her yeni anne gibi tüm o anlattığı sorunları sadece kendisinin yaşadığını zannetmiyor.. Keşke ben de ilk doğum yaptığımda, yakınlarımda yeni bebeği olan birileri olsaydı ve ben de bilseydim ki "sadece ben değilim.."
Size geçenlerde bahsettiğim "tababa" ve Yusufcuk :))
Onu doğaya bırakış anımız çok hüzün vericiydi..Kimse depresyona girmesin diye fotoğrafını eklemedim :P
Şu anda bir yandan maçı seyrediyorum bir yandan bunları yazıyorum.. Durum pek iç açıcı değil..
İnşaallah yine "doooollll" diye bağırabiliriz...
Anam anam anam.. Durun, Hırvatlar serbest vuruş kullanıyor..
Geçen hafta Yusufcuk ve Ahmet Aydın'ın yastık yorganların altında kalışını anlattığım posta bir yorum yazmıştı Uragan, "Bir doktordan dinlemiştim ev kazaları hakkında konuşurken "Çocukların neler yapabileceğini yalnız Allah bilir.." demişti, küçük, şunu yapamaz filan demeyin, uzaktan izleyin." diye."
Tamam ben de aynı fikirdeyim, izliyoruz zaten ama "Yusufcuk hızı"na yetişilmiyor ki.. Üç gün önce bir baktım, mutfağa sürükleye sürükleye birşey getiriyor benimki.. Arkamı dönmemle, elinde 2,5 metrelik kalorifer kapağını görmem bir oldu!! Adını da bilmiyorum ki o şeyin :P "Annem sen nasıl çıkardın bunu yerinden?" diyorum, kikir kikir gülüyor.. Elinden almaya çalıştım, vermedi de.. "Oğüddah"mış o, onunla oynayacakmış..
İşin ilginç yanı, tüm bunları çıt çıkarmadan yapmış olması.. Şüphelenecek hiçbir ses duymadım.. Aslında şüphelenmem gereken, o sessizliğin kendisiydi zaten ya neyse..
Gitmemize iki gün kaldı.. Heyo, heyooooooo :)) Belki "deniz, kum, güneş" yok bizim tatilimizde (gerçi yine Eğirdir Gölü'ne gidebiliriz bu sene de) ama bolca tarla toprağı, dalından sallanan meyveler, haşhaşlı katmerler, sebzeli bükmeler, babamızın yaptığı toprak mangalda cızbızlar, hamak keyfi, balkon sefaları, bol akraba öpücüğü ve çok eğlenceli "köyümüzü tanıyalım" köşeleri var.. Eh bu da fena sayılmaz di mi :))
Ay uzatmalara geçtik, dakika 102 oldu, hala doolll yok :((
Benim gitmem lazım.. Maçın kritiğini sonra yaparız artık :P
Hey millet, kendinize iyi bakın :))



