15 Ekim 2008 Çarşamba

Başsağlığı için kucağımda hasta Yusufcukla, zor bir gece yolculuğuyla, sadece bir buçuk gün için tekrar yeni döndüğüm İstanbul'a gidip de reddedilmemin, kat kat ellerin bile kabul edildiği cenaze evine başsağlığı için kabul edilmememin tek iyi yanı:

"Üstüme düşeni yapmış olma"nın rahatlığı..

İyi ki cenazeye katılmamışım demek ki.. Orada da kardeşimi çok üzmüşler, defin için mezarlığa gelmesine bile izin vermemişler..



Önemli değil..

Herzamanki gibi yine diyorum, bir zalim bir mazlum olacaksa daima karşı karşıya, ben hep mazlum olan olmayı tercih ederim..

Rabbim zalimlerden eylemesin hiçbir zaman..


...................




Yazacak ne çok şey birikti!!
Unutmak istemediğim ne çok şey!!


Yusufcuk harika ötesi cümleler kuruyor artık.. Her çocuk bunu yapıyor, hepsi bu kadar tatlı konuşuyor biliyorum ama yine de bunu not düşmeden edemedim..

Her sabah yataktan kalkınca bana önce "Annem, uyandim, dünaydin.." diyor ve öpüyor mesela.. İstersem depresyonun en dibine vurmuş olayım, bu cümle hem gözlerimi yaşartıyor hem de yataktan zıplatıyor beni.. Sonra hemen "Tazat, dodap diydiy.." diyor bana.. Çünkü yataktan kalkınca üşüneceğini, kazak, çorap giymeden odadan çıkılmayacağını öğrendi minik adamım :))

Kahvaltı edileceğini duyunca siparişini veriyor hemen: "Anne maylebi yap.. Huduytam şıcak yap.." Maylebi, bugünlerdeki favori yiyeceği muhallebi oluyor.. Süt, irmik, şeker ve içine hergün farklı bir meyvenin rendesi.. Bayılarak yiyior.. "Huduytam şıcak" ise, bildiğimiz yumurta :)) Tavukların "Gıt gıt gıdak, yumurtam sıcak" diye bir şarkı söylediklerini anlatmıştım da birgün kendisine :))

Kahvaltıdan sonra sıra uzun bir oyun faslına geliyor tabii.. Allah'a şükür artık legolarıyla, arabalarıyla benim bile hayret ettiğim sürelerle, uzun uzun oynuyor.. ( Esracım sana bahsettiğim müjdelerden biri buydu ) Canı sıkılınca defterini, boya kalemini alıp yanıma geliyor, aklına gelen her nesneyi çizdiriyor bana.. "Anne tağvon çij, ücüm yap, didek çij, demi yap, ağaba yap, motoy yap, udak yap...." Ben fenalık geçirene kadar ne çizdirebilirse artık!!

Arada kuruyemiş yiyor küçük kuş.. Maşaallah ne çok seviyor.. "Vindik" ve "ücüm" favorisi.. Fındıkları, kuru üzümleri lüpletiyor, sonra da annesi "Bu çocuğun enerjisi nereden geliyor?" diyor :P O enerjiyi harcatmak için oğlunu oraya buraya yürümeye götürüyor..

Sonra biraz -İstanbuldayken resmen sayıkladığı- bisikletine biniyor, biraz kendi kendine oyuncak ilan ettiği ev eşyalarıyla oynuyor Yusufcuk ve sonra sıra öğle yemeğine geliyor.. Yine sipariş veriliyor anneye: "Manağna, pilal" Hergün, her öğün makarna, pilav yese bıkmayacak galiba!! Çorbalara biraz pirinç atıp "İçinde pilav var.." diyerek, makarnalara sebze ve yeşillik ilave ederek bu tek tip beslenme isteği sorununu çözüyoruz..

Yemediği zamanlarda bazı rüşvet önerileri de işe yarıyor tabii :P " "Yemeğini bitirirsen sırada gofret var" ya da "Bu tabak biterse sana kocaman bir çocuk çizerim" cümleleri çoğu zaman işe yarıyor.. Artık yemediği zaman kesinlikle peşinden de gitmiyorum.. Tabağı mutfağa götürürken yiyecekse o peşimden koşuyor, hi hii :))

Dikkat ederseniz buraya kadar hiç "anne sütü seansı"ndan bahsetmedim..

Çünkü biz hallettik o meseleyi!!


Yazmadığım dönemin bombası bu aslında.. Yusufcuk artık bir "bağımlı" değil :)) "Beyaz kriz"lerimiz sona erdi :))

Yazıldığı kadar kolay olmadı tabii bu.. İlk bir hafta-on günü nasıl geçirdiğimi bir Allah bir ben biliyorum.. Tabii bir de gece bizimle beraber en az dört-beş kere uyanan ve sonu gelmeyen ağlama krizlerimize ortak olan annem ve babam :P

Üç yaşına girdiği hafta, bayrama ramak kala sütten kestim Yusufcuğu.. Gündüzleri emmediği için aslında pek de yadırgamadı "Artık emmeyeceksin" cümlesini.. Zaten ağladığı sürede de niye ememiyorum diye ağladı, emmek istiyorum diye değil..

O hafta resmen tanıyamadık Yusufcuğu.. Agresiflik ve şiddet tavan yaptı.. Büyük bir stres belirtisi olarak, tırnaklarının yanındaki etleri yolmaya başladı.. İki yaşındaki çocuk!! Resmen yoksunluk belirtileri gösterdi yaa.. Geceleri uyanıp uyanıp ağladı saatlerce.. Ne dersek "Hayiyyy" diye bağırarak.. Ne yanında yatmamı istedi ne yanından kalkmamı.. Ne süt içmek istedi ne de içmemek!!

Sonra yavaş yavaş durumu kabullenmeye başladı afacanım.. Sürekli iki yaşını bitirdiğini, artık büyüyüp abi olduğunu anlatıyorum ona.. Sadece küçük bebeklerin emdiğini söylüyorum.. Zor kabullense de anlıyor galiba.. Şimdi arada sırada geliyor, "Emiyomm" diyor, sonra da hemen ekliyor "Yaka yaptim anne yaka"

Ahh, senin şakanı yiyim ben yiyimmmmm :))

Parmağının kenarını yolma huyu hala düzelmedi yanlız.. Yer etti orası, sürekli uğraşıp uğraşıp duruyor.. "Yapma" deyip üstüne gitmiyorum, sadece o anda dikkatini dağıtıp eline birşey vermeye çalışıyorum ki üstüne gittikçe daha da arttırmasın.. İnşaallah onu da bırakır küçük stres topum..



Neyse, dönelim günlük rutinimize ve cümlelerimize..

Öğlen yemeğinden sonra sıra tabii ki uykuya geliyor :)) Sadece Yusufcuk için değil, benim için de :P

Sütten kesilmesi pek birşey değiştirmedi.. Yusufcuk hala geceleri çok uyanıyor ama işin en iyi yanı, çoğunda bir iki saniye içinde hemen geri dalması.. Emmekten umudu kesince daha kolay uyumaya başladı, bu bir gerçek.. Bir de yatağın içinde savaşır gibi uymasa, yattığı yerde durmayı becerebilse o aradaki uyanmalar da bitecek ama bakalım ne zaman? Tepişirken ister istemez uyanıyor ve beni de uyandırıyor..

Sütten kestiğimden beri yanına yatıp şarkı söyleye söyleye uyutuyorum Yusufcuğu.. Başını, sırtını okşuyorum yavaş yavaş.. Bazen "Bam bam yöğle" diyor bazen" tüçüt ağaba" Hangisini isterse o şarkıyı icra ediyoruz beyefendiye.. Repertuarımız geniş Allah'a şükür :P

Uyku deyince hemen bir de yeni dahil olduğumuz "öcü kültürü"yle ilgili not düşelim buraya.. Yusufcuğu uyutmak neredeyse bir saat sürüyordu ilk başlarda.. Bayram sonrası eve döndüğümüz gece de tavan yapmıştı huysuzluğu.. Kendi sesinden beni bile duymayacak şekilde ağlıyordu yine.. O sırada aklıma şöyle bir çözüm geldi.. Yavaşça yatağın yanındaki komidine vurdum kapı çalar gibi ve "Kim o?" diye seslendim.. Sonra da şöyle cevapladım kendi sorumu, "Nee!! Ağlayan ve uyumayan çocuklara kızan adam mı geldi.. Yok yok, git adam sen, hemen uyuyacak benim oğlum!!"

Bu cümleden sonra Yusufcuğun koluma yatıp uyuması sadece beş saniye sürdü!!!

İyyenç pi anneyim kaliba :P


O günden beri her yatağa yatışta önce "Adam deliyoo" diyor, sonra da huysuzlanmadan hemen uyuyor.. Gece gündüz farketmiyor.. Gündüz bazen siniri tutup da kendini yere çarpacak kadar çok ağladığında ya da çok tehlikeli birşey yaptığında "adam" yine hemen çalıyor bizim kapıyı.. "Adam diğtt evine, yapmiyom, şuştummm" diye bağırıyor o da :))

Büyüklerin engin tecrübesine gerçekten de güvenmek lazım demek ki.. Öcüler, torbasını sarkıtıp yaramaz çocukları toplayan Markutlar boşuna icad olunmamış zannımca :P



Doğru birşey yapıp yapmadığımdan emin değildim ama İstanbul'a ikinci gidişimde görüştüğüm Meltem Hoca -çocuk gelişimi uzmanı ve bu alanda sayılı iyi yazarlardan biridir-, şimdilerde bu "adam"ın pek bir zararı olmayacağını ama yaklaşık bir iki ay içinde başlayacak olan "somutlaştırma" döneminde bu "adam"ı hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini söyledi.. Bu hafta pek bahsetmedik adamdan.. Hatta bugün hiç bahsetmedik sanırım.. Zaten uyumaya alıştıkça buna ihtiyacı olmayacak Yusufcuğun.. Kendi kendine de sakinleşebilecek yatınca..

Gündüz uyku süresi de oldukça uzadı Yusufcuğun.. Birbuçuk hatta iki saati buluyor bazen.. Bunun benim için ne kadar büyük bir nimet olduğunu, ancak uykusuz bebiş anneleri anlar!! Bu da mı "adam"ın korkusundan acaba :P

Uyanınca yine hemen öpücük-sevicik faslımızı gerçekleştiriyoruz ve kazak ve çoraplarımızı giyiyoruz :)) Sabah gitmediysek o günkü alışverişimiz yapıyoruz karnımızı doyurduktan sonra.. Yusufcuğun deyimiyle "Mannege didiğn, ebbet ağyoş, pakka ağyoş, ağaba ağyoş, meğme ağyoş, aci bibey ağyoş, vs. vs.." Yani markete gidip ekmek, pasta, araba, meyve, acı biber.. -aklımıza ne gelirse artık- almak istiyoruz :)) Yolda gördüğü arabalara "Hadi hadi, geç geç"diyor Yusufcuk, başını okşayıp seven teyzelere "iki" yaşında olduğunu söylüyor iki küçük parmağını göstere göstere.. "Anne bu ni?" diye soruyor bana bilmediği birşey görünce, şaşırdığı birşey görünce "A aaa" diyor hemen ellerini iki yana aça aça..


Gözlerimin önünde büyüyor, küçük bir adama dönüşüyor meleğim..

Zannettiğimden çok daha fazla şeyi anladığı, algıladığı kesin.. Umarım yetebiliyorumdur ona, umarım iyi bir anne olur iyi bir evlat yetiştiririm.. Bazen hayretler içinde kalıyorum çünkü söyledikleri, yaptıkları karşısında..


Az önce öpmek istedim mesela, "Yaa hayiy" dedi bana.. Oyununu bozmak istemiyormuş da.. Ben de "Tamam o zaman, ben de üzülüp ağlayayım bari.." dedim. Bana ne dese beğenirsiniz? "Şuş anne şuş, adam deliyo bizim evine, dıziyo, ağlama!!"

Neyse efendim, akşam oldu ya şimdi.. Sırada yemek ve sonraki aktivitelerimiz var.. En önemlisi de "İze ditti, mama paya detiyiyo" yani işe gidip mama parası getiren babayı beklemek..

Yanlız şunu da mutlaka not düşmem lazım.. Yusufcuğun babası kadar heyecanla beklediği bir şey daha var: Çöp kamyonu!!

Her akşam saat dokuz gibi çöp kamyonu geliyor bizim apartmanın önüne ve biriken çöpleri alıyor.. Yusufcuk hangi odada olursa olsun, ne yapıyor olursa olsun sesini duyar duymaz anında ışınlanıyor salondaki pencerenin önüne ve gidene kadar heyecanla, coşa coşa izliyor adamları.. Zıp zıp zıplıyor olduğu yerde.. Kamyon gidince de her akşam bıkmadan aynı şeyleri anlatıyor bana.. "Anne tağvon deldii, adam pağğt atti ee pişi, işik yaniyoo boğle.." Ozan diyor ki, "Galiba üstünde yanan ışıklarıyla, inip kalkan bölümleriyle falan uzay mekiği gibi geliyor bu kamyon çocuğa.." :))

Baba gelince bir "bin nesne çizdirme" faslı da ona uygulanıyor..Kucağa atlama oyunu olan "biğğ, ikki, üğğçççç" oynanıyor, güreşiliyor, tepişiliyor, tüm enerji tüketiliyor.. Ve sıra, artık uykusu gelmeye başlayan Yusufcuğu kendi deyimiyle "öbe öbe uyut"maya geliyor.. İki gündür "Anne öp beni.." deyip, öpe öpe uyutuyor kendini minik sevgi bebeğim :))

Bana bunu yaşatan Rabbime binlerce şükürler olsun..

Yüreğimi sıkan, beni bunaltan onca şeyin arasına sıkışan bu güzellikler, hepsini gölgede bırakıyor.. Hepsini..



.................




"Yetmez " diyenler.. Devam :))

Sırada teşekkürlerim var..

Merak ettiği için teşekkür edilir mi insanlara? Bence edilir.. Çünkü merak edilmek, kendini çok iyi hissettiriyor insana.. Sevildiğini, değerli olduğunu anlatıyor açık açık..

O yüzden beni merak eden, arayan, yorum yazan, mail atan, dua eden herkese çok ama çooook teşekkürler..

Benim için iyi şeyler dileyen herkes için, ben kat kat fazlasını diliyorum..

İyi ki varsınız.. Sizi seviyorum..



.................



Bir sonraki post, bol bol fotoğraftan oluşacak inşaallah.. Kocaman bir bayram tatili ve İstanbul anıları var arşivde.. Hatırladıklarımı da not düşerim altlarına, aradaki açığı kapatırız :))


Hadi bakalım, siz serin sonbahar havasını içinize çekin bol bol, tatlı turuncu yaprakların vedasını dinleyin ve bekleyin bizi..

Bu sefer çok geç kalmayacağım inşaallah..

10 yorum:

Rana Eslem GULMEZ dedi ki...

dondugune cok sevindim kocaman opuyoruz sizi hosgeldiniz...

Kremali'nin annesi dedi ki...

Kuaybecim, nasil keyifle okudum yazini. Sizden boyle guzel haberler almak hele de o alistigim kivamda ve detayda beni nasil mutlu etti bilemezsin.

Yusufcuk ile ilgili guzel gelismelere cok sevindim. Beyaz bagimliliginin bitmesi cok iyi olmus:)) Allah iyiligini versin diyor, ve bu yorumu ikinizi de obe obe bitiriyorum:))

Sevgiler,
Ayse Sule

boundless dedi ki...

Ne yalan söyleyeyim, "oh, nihayet" dedim sayfayı güncellenmiş ve üstelik uzuuunn bir yazıyla güncellenmiş görünce. Ben sayfanın sessiz fakat bir o kadar da sadık bir takipçisiyim, seni dile getirmeden merak edenlerdenim yani:) Ama şimdi yorum yazmadan duramadım. Son zamanlarda yazdıklarından biraz sıkıntılı zamanlar geçirdiğin anlaşılıyordu fakat biraz daha iyisindir inşallah. Senin de daha önce söylediğin gibi kimsenin hayatı güllük gülistanlık değil zaten, yazdıklarımıza en çok hatırlamak istediklerimizi dahil ediyoruz, haliyle ağır basan güzel anılar oluyor. Öyle de olsun zaten. Kendinize çok iyi bakın, bir daha kısacık yazılarla uzun aralar vermeyin, tam tersi olsun inşallah:)

firdevs dedi ki...

ay ne cok sey yazmissin :)) basim dondu ayol :p

onceliklen yusuf ne kadar cok ve ne kadar tatli konusuyor :))

sonraliklan :p yahu seni ve yusuf'u gormedim ama sizi cookk seviyorum :)) sanki ust kat komsum gibisin :) son gunlerde bloguna kac defa tikladim bilemzssin :)

emzirmeyi noktalamana cok sevindim :) yakinda tuvalet egitimini bitirdiginide okuruz insaallah :p

hani ozledigimiz bir sevdigimizi tekrar gorunce cok konusuruz ya bende yazdikca yaziyorum :))

kisaca donmene cok sevindim :)

KelebekGibi dedi ki...

Maasallah Yusuf'a ne kadar sevgi dolu bir cocuk.
GÖnlünü ferah tut sen elinden geleni yapmissin :(
Sevgiler

Kaan-Sevil dedi ki...

İnsan ne kadar üzüntülü olursa olsun, çocuğunun bir gülüşü yetiyor. Dert, tasa kalmıyor. Hem hastalık hem de ilaç gibiler. Sizi tekrar gördüğüme sevindim...

zehra dedi ki...

gecenin 2 bucugu ve bloguna goz attim.yazini gorunce cok sevindim buyuk bir hevesle sonuna kadar okudum.kuaybecim bende iyiki sen varsin diyorum biz de seni yazilarini,yusufcugu cok ama cok seviyoruz.hosgeldin yeniden..

Mısır Patlağı :) dedi ki...

Özlemiştik çok güzel oldu Bu uuzun yazyla hasret giderdik : )

3 Yaşına girmiş herşeyi bilen yusufa özellikle Bu öpücük :)

Sevgiler.

beste dedi ki...

sevgili kuaybeciğim hoş geldiniz çok sevindim yazını görünce.son günlerde merak ediyodum sizleri.neyseki iyisiniz.sen içini ferah tut yapmışsın görevini kardeşim..aman ben yusufu yerim valla.evdekileri yiyip bitiremiyorum ama onuda yerim ya:)) çocuklar adam sız büyümüyolar şekerim:) benim 8 yaşındaki kızımında vardı adamı valla çok iyi adamdı yat der yatar ye der yerdi kızım.ama 3-4 ay falan sürdü ilişkisi.her gördüğüne bu adammı falan diyodu helede biraz sevmezsse:) ama 2.de zor oluyor hayatım.sende yaşarsın inşallah.hem büyük olan abla adamı herşeye katmaya başlıyor.asansörde adam balkonda adam diye.adamı yoldan çıkarıyor minik yavruyu korkutuyor yani:))o yüzden 2. adamdan hemen kurtulduk biss..bir gününü yazarken nekadar rahat ve sakin sıradan geçmiş diyor insan ama o günü yaşamak nekadar yorucu değilmi? sağlık olsun tabii...seni ve yusufu öpüyorum..sevgiler..

уαѕємin... dedi ki...

çok keyifli bir yazıydı

beyaz bayımlılığınız bitmiş ne güzel kötü adamlar gelmiş bizimde bir komşu teyzemiz vardı yıllar önce tık tık kapıyı çalan :))

sevgiler