26 Nisan 2008 Cumartesi




Özlediniz mi bakalım bizi?

- Eveeeeetttttttttt...
( Uydurmuyorumdur umarım :p )

Tamam o zaman, özlediğinize özleyeceğinize pişman olacağınız kadar uzun bir yazıya hazır olun dostlar..


Ah ahhh..
Bir internete bağlanabilmek uğruna geçen hafta neler geldi başıma :P

İstanbuldan gelirken getiremediğim eşyalar arasında kendi laptopumuz da vardı.. Çantası, adaptörü, şarj aleti ve ıvır zıvırıyla yaklaşık 6 kilo olduğundan ve bu ağırlığın uçaktaki karşılığı neredeyse bilete verdiğim ücret kadar olduğundan bırakmıştım onu.. Ah ne büyük hata yapmışım!! Evde olan ve Ozan'ın şirketinin verdiği laptopa güvenmiştim ben.. Nereden bilebilirdim ki onun benim için fazla karmaşık ve üst seviyeden bir bilgisayar olduğunu.. XP değil de Vista yüklendiği için kullanımın farklılaşacağını.. O bir şirket bilgisayarı olduğu için farklı bir ağ ve güvenlik sistemine sahip olduğıunu..vs vs..

Evdeki modemi yükledim ve ilk başta internete de bağlandım aslında.. Uçuş sonrası yazıyı o gece yazmıştım.. Ama ne olduysa ondan sonra oldu.. Bilgisayar kendi otomatik güncelleştirmelerini yaptı, ben antivirüs programlarını yükledim vee.. İnternet bağlantısı gitti.. Bilgisayar modemi tanımadı ondan sonra! Neredeyse dörde kadar oturdum o gece ama cıkk.. Ertesi gün Telekom'u arayıp defalarca taciz ettim :P Sorunun bağlantıdan değil benden kaynaklandığını söylediler ve "Bilgisayar modemi görmüyor, değiştirin.." dediler..

Tamam değiştirelim..

Cumartesi günü Yusufcuğu kucakladığım gibi Kızılay'da aldım soluğu.. Babamızın akşama kadar işi vardı, "Siz oyalanın ben dönüşte alırım." dedi.. Çok da iyi oldu çünkü hava harikaydı o gün ve evde kalsak patlardık Yusufcukla sıkıntıdan, eminim..

Kızılay'a varır varmaz ilk işim bir modem almak oldu tabii.. Sorunumu anlatınca mağazadaki görevli bana çevirmeli bağlantı sağlayan modemlerin son sürüm Vista yüklü bilgisayarlarda çalışmadığını, wireless ( kablosuz) bir modem almam gerektiğini söyledi. Beğendim, aldım bir tane eli mahkum :(( Neyse, akşama internetime kavuşmuş olacağım sevinciyle oğlumla günün tadını çıkarmaya başladık..

Gezdik, dolaştık, kuşları kedileri sevdik.. Yusufcuk herkese cilveler yaptı.. Bu kadar enerji kaybedince de hemen karnımızı doyurmamız gerekti tabii :)) Yakındaki bir fast fooda girdik, bir çocuk menüsü aldım.. Uzun süre fix bunu yiyeceğim sanırım..

Yemeğimizi yedik, gezebileceğimiz heryeri gezdik ama hem akşama daha çok vakit vardı
hem de Yusufcuk sabahın sekizinden beri uyumamıştı!! Hem Meşrutiyeti hem de Ziya Gökalp Caddesini baştan aşağı turladım iki kere.. En sonunda sızdı kaldı pusetinde elinde balonuyla :))

İşte bu, tam da hayalini kurduğum şeydi..
Hemen Mado'ya girdim.. Köşede bir yere geçtim ve Yusufcuk uyurken
bir yandan dondurmamı yedim bir yandan da ilk uçuştan aklımda kalan notları kağıda geçirdim..


Bir saat kadar sonra Ozan bizi aldı ve eve döndük ama beni bir sürpriz bekliyordu.. Bu son model ve diğerlerine göre oldukça pahalı olan modem de bir türlü kurulmuyordu bilgisayara! İki gün de onunla uğraştım.. Kendi kendime ayarlarını değiştirdim bilgisayarın ama beceremedim.. Hatta daha da karmaşıklaştırdım işleri!!

Neyse ki ertesi günü Ozan'ın zoruyla (!) dışarda geçirdik ve ben bütün gün bilgisayar başında oturmadım..

Pazar günü neredeyse tüm gün Ozan'ın deyimiyle dağları taşları gezdik, terimsel deyimiyle tracking yaptık :)) Yusufcuk kuruldu babasının kucağına tahta oturur gibi, rahatı gayet yerindeydi..





Yusufcuk önde koşarken biz arkada onu kovalarken cidden dağları taşları dolaştık..
Ben Ozan'a "Ölüyoruummmm" dediğimde, Ankara çoooook gerilerde kalmıştı!!



Manzara enfesti ama..
Burada oturup hem dinlendik hem de birşeyler yedik..
Tertemiz havayı içimize çektikçe yorulduğumuza değdi sanki..


Az ilerde de bir pınar vardı..
Oradan da buz gibi su içtik..




Yusufcuk cuppik cuppik o sularla oynamak için çok ağladı ama bırakmadım :((
Yanımda sadece bir takım yedek kıyafet vardı çünkü ve daha uzuuuun bir dönüş yolu bizi bekliyordu..


Her otu, böceği, dalı, taşı, toprağı, kum zerresini kurcalayıp keşfeden Yusufcuk :))
Yusufcuk ceketinin kapşonunu başına örttürmeyince ben de yanımdaki küçük bir tülbenti bağladım başına.. Güneş çok yakıyordu çünkü..



Çok sever umuduyla yanına götürdüğüm ama çok korktuğu kaplumbağa..



Ormancı amcaların odun ateşinde çayı..



Bir bardakcık bile içemedim, aklımda kaldı valla..
Bir daha karşılaşırsak hiç utanmadan isteyeceğim yemin ederim..


Sabah bizimle kalkıp akşama kadar hiç uyumayan Yusufcuğun,
günün sonundaki hali..


Ama hiç dalga geçmeyeyim çocukla, eve geldiğimde ben de salonda oturduğum yerde geçmişim kendimden!! Saatlerce yürüdük resmen.. Düz yoldan da değil, bir in bir çık küçücük patikaları.. Gezerken güzel de sonrası çok acı verici olabiliyor :P

Ozan biz oğlumla uyurken alışverişe gitmiş o akşam.. Sabah Yusufcuğun hayvan sevgisinden bahsederken balık almaktan falan bahsetmiştik.. Dayanamamış iki küçük balığı kapmış gelmiş hemen oğluşuna :)) Artık bizim de balıklarımız var, duyurulur.. Gerçi ömürleri ne kadar olur bilemem.. Öyle ecelleriyle rahat rahat ölebileceklerini de sanmıyorum Yusufcuk dolayısıyla.. Daha şimdiden iki büyük tehlike atlattılar zaten.. Vitrinin üstündeki yeni yerlerinde tepeden tepeden bakıyorlar bize :))



Ozan verdiğim tatlı tombiş balık siparişlerini es geçip neden bu iki solucan kılıklı balığı aldı bilmiyorum :P

Dişi olanın adını "solly" erkek olanın adını da "solly can" koydum ben de..

Akvaryumumuz da içinde iki su bitkisi bulunan bir vazodan oluşuyor.. Nasıl ama, farklı olsun biraz di mi?



Neyse... Gelelim bizim modeme..


Pazartesi sabah gözümü açar açmaz yine oturdum bilgisayar başına.. Deneyip deneyip kurmayı başaramayınca laptopu, modemi, Yusufcuğu ve kocaman çantamızı yüklenip gittim modemi aldığım yere.. Orada baktılar, gerçekten de tanımıyor bilgisayar modemi.. Ethetnet kablosu bağlı ama görmüyor işte! Beni bir bilgisayarcıya yönlendirdiler ama sorun olursa yine gelmemi söylediler.. Servise gittim, baktılar ama evden internete bağlandığım telefon hattına bağlanamadıkları için tam olarak kurulumu yapamadılar yine.. Tarif ettiler bana ve çaresiz geri döndüm :(( Deneyip deneyip Telekomu aradım, telefonda kardeşimin teknik bilgilerini sömürdüm dakiklarca ama nafile.. Modemi parçalamamak için zor tuttum kendimi..

Salı günü hala internete bağlanamamış ve artık krize girmiş halimle modemi aldığım yere gittim ve geri verdim wireless modemi.. Anneciki beklemeye ve kendi laptopum gelince evdeki modemle bağlanmaya karar verdim..

Ama kardeşim sağolsun, diğer modemi kurmaya çalışırken bir tüyo vermişti bana.. Yüklediğim antivirüs programlarının modemi bloke edebileceğini, onları silip denememi söylemişti.. Öyle yaptığım halde kablosuz olanı yine de kuramadım ama bu gece aklıma eski modemi tekrar denemek geldi.. Veeee ollleeyyyyyyyy.. En sonunda bağlanmayı başardım işte :)) Emektar modemim kurtardı yine beni.. Ne demişler, ne varsa eskilerde var işte :P

Yanlız bu süreçte şunu farkettim.. Ben gerçekten bağımlısı olmuşum bu internetin!!

Kendimi internet olmadan eksik hissetmem, olmasa sanki yaşayamayacak gibi olmam hiç normal değil di mi?


................................




Gelelim Çarşambaya..


23 Nisan'ı babamızın şirketten arkadaşları ve eşleriyle Mavi Göl'e giderek kutlamaya karar vermiştik biz.. Bebelere bayram pikniği yaptık yani :))

Mavi Göl..
Ama gittiğimiz gün hava çok kapalıydı ve maviden ziyade griydi koca göl..


Sabah evden çıkmadan Yusufcuk hafif ateşli gibi ve keyifsizdi aslında ama hava iyi olduğu için ve belki de koşup oynarken kendini daha iyi hisseder diye gitmeye karar verdik.. Kendisinden on ay büyük Ahmet Aydınla doyasıya oynadı Yusufcuk.. Parktaki tüm oyuncakları eskittiler birlikte.. Ne kendileri yemek yediler ne bize yedirdiler.. Onları zaptetmeye çalışmaktan iki lafın belini kıramadık hanımlarla :P

Günün sonuna kadar birşeyi yoktu aslında Yusufcuğun ama ikindiye doğru yorgunluğun da etkisiyle iyice keyifsizleşmeye ve halsizleşmeye başladı.. Biz eve dönmek istediğimiz söyledik ve Yusufcuk yolda sızdı kucağımda herzamanki gibi.. Artık huyu bu.. Sabah kaçta kalkmış olursa olsun, ne kadar uykusu gelirse gelsin eğer dışardaysak geri dönene kadar tutuyor kendini.. Gözleri baygınlaşıyor, yine de direniyor uyumamak için..

Eve gelince yatağına yatırdığımda uyanır normalde ama o gün uyanmadı.. Sadece arada bir kere emerek tam iki buçuk saat uyudu!! En sonunda Ozan'a "Ben gidip uyandıracağım bu çocuğu.." dedim.. Hiç normal gelmedi bana çünkü o kadar uzun uyuması.. Ve uyandığında da haksız olmadığımı gördüm.. Ateşi çok yükselmiş ve emmek istemesine rağmen yine rahat nefes alamadığı için ememiyordu Yusufcuk.. Babiş bizi arabayla acile götürdü hemen.. Biz ciğerlerinde mi birşey var yine diye korktuk ama değilmiş elhamdülillah.. Ağır bir grip geçiriyormuş sadece.. Burnu ve genzi tamamen tıkandığı için de rahat nefes alamıyormuş..

Ertesi gün -yani dün- hem kendi doktoru görmek istediği için hastaneye götürdük Yusufcuğu hem de gitmişken sünnet için gün alalım dedik.. Önce muayene oldu ve bir gece önce acilde olduğu gibi yine çığlık çığlığa hastaneyi ayağa kaldırdı Yusufcuk.. Artık o kadar iyi tanıyor ki doktor kıyafetini ve o kadar iyi anlıyor ki muayene olacağını, daha yanına yaklaşırlarken ağlamaya başlıyor.. Yapılan da sadece kulak, boğaz kontrolü ve ciğer dinleme.. Acı verici hiçbir şey yok! Korkuyor sanırım..

Neyse, Neşe hanım da "Ciğeri temiz, gribi ağır geçiriyor." deyince ben ona bunun yaklaşık beş haftada Yusufcuğun üçüncü ağır hastalığının olduğunu söyledim, normal olup olmadığını sordum.. Bünyesi mi zayıf acaba, yapabileceğim birşey var mı şeklinde sorular var kafamda çünkü.. Gayet normal olduğunu, geçiş mevsimlerinde özellikle de parkta, oyun alanlarında oynayan, yabancılarla temas eden çocukların bundan etkilenmemesinin mümkün olmadığını söyledi.. İçim rahatladı biraz..

Sonra yandaki hastaneye geçtik (çocuk hastanesi) ve sünnet için gün almak istediğmizi söyledik.. Önce muayene ettiler Yusufcuğu ve sonra daha da kötüsü kan aldılar!! Sünnet genel anesteziyle yapılacak çünkü ve bazı testler istedi doktor.. Kan alma sahnesini bir cümleyle özetlemek gerekirse.. Babası, annesi, bir hastabakıcı ve bir de hemşire tarafından sıkı sıkı tutulmasına rağmen yine de balık gibi çırpınan ve kanı tüpün dışına akıtmayı başaran bir bebek !!

Çıkışta Ozan bana aynen şöyle dedi: "İyi ki genel ansteziyle yapılacak sünnet.. Yoksa Yusufcuğu sünnet etmek asla mümkün olmazdı.."

Şimdilik bizde durumlar böyle teyzelerimiz..

Melek kuşum hala hasta biraz.. Testler Pazartesi belli olacak ve büyük ihtimalle de haftaya sünnet için gün verecekler.. Annem gelecek inşaallah Pazartesi günü ve Yusufcuğa bir de sünnet kyafeti almayı düşünüyorum o gün.. Düğün vs. yapmayacağız ama yine de giysin, hatıra olarak saklansın istiyorum inşaallah.. Tabii size de fotoğraflarımızı koyarız şöyle şapkalı şapkalı :))

Saat üçe geldiğinden ben artık yatmalıyım!!
Ama anlatacaklarım bitti sanmayın.. Esas haberi sakladım.. Uzun uzun yazmam lazım çünkü..

Rabbim hepimize hakkımızda hayırlı olan şeyleri yaşamayı nasip etsin diyorum ve yatmaya gidiyorum, tamam mı :))

6 yorum:

Kremali'nin annesi dedi ki...

Kuaybe,

Baskalarini bilemem ama ben sahsen ozledim yazilarini. Bir cirpida okudum hepsini bu sabah. Resimler cok guzel; Ankara yakinlarinda doga yuruyusu yapilacak boyle guzel mekanlar varmis demek. Ormanci amcalarin cayi kimbilir ne kadar guzeldir; odun atesinde pisen hersey gibi. Keske isteseymissin bir bardak. Eniste Beyi de ayrica takdir ettim bu arada; zaten onlar olmasa ekranin basindan kalkmiycaz zaruri ihtiyaclar disinda:)

Eh sen dondugune gore bu sefer de ben ara vereyim yazilarima baari; sanal alem iki gevezeye birden dar gelir gari:)

Sevgiler,
Ayse Sule

Kremali'nin annesi dedi ki...

Kuaybe,

Merak ettim, Yusuf nasil oldu? Insaallah daha iyidir simdi.

Sevgiler,
Ayse Sule

Kuaybe dedi ki...

Ayşecim Yusuf daha iyi gibi ama hala atlatamadı.. İki gündür onunla ve tamamen değişen huylarıyla uğraşıyorum!! Bir de misafirlerim geleceği için bugün, hazırlık vs.. yazmaya fırsat kalmadı yine..

Merak ettiğin için sağol.. Bizi düşünmen çok ince..

Bizden de size sevgiler canım..

Kremali'nin annesi dedi ki...

Insaallah bir an evvel tam olarak iyilesir Yusufcuk. Misafirlerin coook uzaklardan geliyor galiba. Bir yerlerde 28 Nisan'i bekliyorum diye yazdigini hatirladim birden:)

Hepinize cok cok selam ve sevgiler. Misafirlerin de gurbet ellerdeki evlerine sag salim varirlar insaallah bu misafirlikten sonra:)

Ayse Sule

Mısır Patlağı :) dedi ki...

Canım artık size geçmiş olsun mesajları yazmak istemiyorum nOlur iyileşsin yusufcuk :(

Dua ediyorum içimden tam dedim ne güsel gezmiş toozmuşlar dağ taş birde yazının ilerleyen bölümlerinde yusufcuğun rahatsızlandığını okuyunca yine şok oldum çok nazar değiyor yusufcuğa demekten kendimi alamıyorum...

dualarımız senin yusufcuğun değişen huylarına sabretmen ve yusufcuğunda daha fazla huy değiştirmeden ve yıpranmadan iyileşmesi için.

sevgiler.

www.kelebekgibi.blogcu.com dedi ki...

Selamlar ben geldiiim:)
Bende ara sira özleyip ugruyorum mutlaka ve her defasinda cabucak okuyorum yazilarini, uzun gelmedi yani:)
Manzaralar güzelmis.
Bilgisayar olayina üzüldüm, insan bilgisayara aliskin olunca birkac gün uzun geliyor hehe
Bu arada Yusufcuk icin alinan baliklar cok güzelde ama baliklara yazik biraz.
Biz kizimizada istiyoruz ama en azindan kücük akvaryumda, fanuslar baliklar icin hic saglikli degil!
Yuvarlak olmamasi gerekmis diye demisti akvaryumcu, baliklara bu stres yaparmis ..vs. Kare olan bir fanus bulsaniz bence daha iyi olacak hayvancikalara.
Isimlerini cok iyi düsünmüssünüz, sevimli geldi:)

Sevgiyle