Tamam biliyorum daha dün gece döktürdüm uzun uzun ama yine yazmak geldi içimden n'apiim :))
Anne-oğul gezmeklere gittik biz bugün.. Babamız 3-4 gün yok evde, sıkılmayalım dedik.. Komşumuzun oğlu evlendi, biz de diğer komşularla yeni gelinin evinde okunan mevlide katıldık.. Ama eve gelince bir daha böyle bir olaya girişmemeye karar verdik!!
Neden?
Peki anlatayım..
Mevlide gelenlerin neredeyse hepsi yaşlı teyzeciklerdi. Çocuğu olan iki üç bayan vardı ama hepsinin çocukları büyüktü ve okuldaydı.. Ortamdaki tek çocuklu-bebekli kişilik bendim.. Ve böyle olacağını da bilmiyordum maalesef :((
Daha mevlid başlamadan teyzeciklerden biri tansiyon hastası olduğundan, çocuklu ortamlarda çok başının ağrıdığından, tansiyonunun fırladığından falan dem vurmaya başladı :( Moralim bozuldu benim.. Atılan taşları paylaşacağım bir kişicik daha yok ki odada.. Hayır ev de yakın değil ki bir bahane uydurup kaçayım.. Zaten komşularla beraber gittik, onlardan ayrı dönmem de ayıp olurdu..
Tanışma faslının ardından Kur'anı-ı Kerimler açılmaya başlanınca ben okuyacak kişilere Yusuf ses yaparsa rahatsız olmamalarını, hemen dışarı çıkacağımızı belirttim.. Daha genç olan bu bayanlar "Ayy olur mu öyle şey, çocuk bu, ağlar tabii.." dese de ben gardımı aldım :)) Kur'an okunmaya başladı ve telefonla oynamaktan bıkan Yusufcuk biraz "Amin" yaptıktan sonra faaliyete geçti!! Biz hemen mutfağa yollandık tabii.. Biraz orada, biraz oturma odasında oyaladım Yusufcuğu.. Ama bir yandan da kendime nasıl söyleniyorum anlatamam.. "Hani söz vermiştim ben kendime.. Hani gitmeyecektim hiçbir yere.. Hani oturacaktım evimde, ağlarsa da sadece bana ağlayacaktı Yusufcuk.." diye.. Neyse bir saate yakın böyle oynadık.. Ben ara ara kapıya gidip okunan Kur'an-ı Kerim'i dinliyorum kucağımda Yusufla, sonra benim kurtcuk kıvranmaya başlayınca yine elektrikli süpürgenin başına çöküyoruz.. Sonra bir ara baktım gözlerini ovuşturuyor Yusufcuk, hemen mutfağa gidip karnını doyurdum, sonra da ayakta, kucağımda sallaya sallaya emzirerek uyuttum.. O an nasıl şükrettiğimi anlatamam..
Hemen içeri geçip mevlidin sonuna yetiştim.. Dua çok güzeldi gerçekten.. O cümlelere el açan, "Amin" diyen insanların arasında olmaktan çok mutlu oldum.. Az önceki pişmanlığım bile geçti hatta orada bulunduğum için..
Dua bitince ikram sofrası hazırlanmaya başladı.. Ben geline yardım ediyorum, çayları dolduruyorum mutfakta.. Kapı çaldı.. Ama nasıl bir zil takmışlar daireye anlatamam.. Hani orada çalıyor ama hem alt hem üst komşu koşar kapıya "Kim o?" diye.. Tabii benim tilki uyandı hemen :(( Az önce söylenen tansiyon hastası teyze bile acıdı halime :P Yusufcuğun gözlerinin yarı kapalı olduğunu görünce hemen tekrar emzirdim ve Allah'a şükür daldı.. Ben de rahat rahat içebildim çayımı..
Yusufcuk uyanınca da eve döndük.. Ve ben bir daha asla çoğunluğu yaşlı teyzeciklerden oluşan bir gruba dahil olmamaya karar verdim.. İnsan aradan yıllar geçince unutuyor demek ki bir bebeğin nasıl büyüdüğünü ve tahammül edemiyor ağlamalarına, oradan oraya koşturmalarına.. Bir süre daha sadece bize tahammül edebilecek insanlarla görüşsem iyi olacak galiba..
....................
Kırmızı eteğimi kestim, biçtim, teğelledim. Komşum Şerife abla da makineyle dikti sağolsun.. Bugün de dayanamadım onu giyip gittim mevlide..
Gri ve kahve tonlarından oluşan teyzecikler grubu bunun için de kızmıştır bana kesin.. "Bu renk de giyilir mi canım mevlide.. Cık cık cık.." diye..
Eteği nasıl diktiğime gelirsek..
Kesimini beğendiğim bir eteği ters çevirip yere serdiğim kumaşın üstüne koydum ve dikiş payı bırakacak şekilde kenarları çizip teğelledim.. Boyunu ayarladıktan sonra kumaşı kestim ve bel kısmını açtım.. Daha sonra yanda görüldüğü gibi, kumaşın kenarlarından eteğin altına iki kat fırfır yaptım.. Şansıma kenarı hafifi kıvrımlı bir kumaşım vardı.. Dikine çizgili eteğe, bu yatay fırfır hoş durdu bence.. Aslında cep de yapacaktım iki tane, şöyle hafif yan duran ve birbirine bakan ama kumaş kaldırmadı, hoş durmadığı için vazgeçtim..
Bu ilk dikiş denemem ama Şerife abla çok başarılı olduğunu söyledi.. Onlar kalıpla falan ölçüp dikiyorlarmış. Benim tekniği çok pratik buldu :))
Yayınevi ödemenin geri kalanını yaptığında kendimi hemen bir dikiş makinesiyle ödüllendirmeyi düşünüyorum.. Böylece biraz acemiliğimi atar sonra da liseden beri kendim için çizdiğim kıyafetleri hayata geçirebilirim :))
.....................
Gelelim Yusufcuğa..
Sabahnurcum, bez bağlamanın sorun olduğu tek bebek senin fındık değil merak etme :)) Yusufcuk da kök söktürüyor bana.. O bezi bağlayana kadar neler çekiyorum anlatamam.. En son bu sabah Yusufcuğun külotlu çorabını kafama geçirmiş acaip bir şarkı söylerken hatırlıyorum kendimi!! Bazen kurt gibi kıvranıyor bazen oraya buraya bulaştırıyor pişik kremini bazen de kaçıveriyor elimin altından.. Cıva gibi bu çocuk yaa.. Tutamıyorum!
Aşağıda, bez bağlatmaya razı olsa bile kesinlikle üstünü giyinmemek için annesinin elinden kaçan Yusufcuğu görüyorsunuz..
( Oğlum, senin bu külotlu çoraplı "küçük solucan" haline bayılıyorum yaa.. )


