havadan sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
havadan sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2008 Cuma

Henüz ilkokula bile başlamadan başladı benim gözlük maceram..


Altı yaşındaydım gözlük takmaya başladığımda.. Baba tarafında, neredeyse tüm fertlerin gözlüklü olduğu bir aileden geliyordum ne de olsa.. ( Yanlız sadece bende pörtledi bu bozukluk mevzuu, kardeşlerde birşey yok :p )

Yıllarca bir uzuv gibi benimsedim gözlüğümü.. Kocaman çerçeveli olanını bile :P ( Baba, hadi ayakkabı büyük alınır "seneye de giysin" diye de o çerçeve niye o kadar büyüktü çözemedim inan ki.. Yüz, ayak gibi her sene üç beş numara büyümüyor ya, o bakımdan :P ) Bazı geceler onunla uyuyakaldım.. Sabah uyanınca gözümü açmadan elimle yoklaya yoklaya bulup hemen iliştiriverdim burnumun üstüne.. 3.75 miyop-astigmattım!

Okula başlayınca, hele de okumayı öğrenince annemle aramızda okuma savaşları başladı.. "Kavanoz dibi kadar olcak o gözlüklerin, bak demedi demeee.." diyordu bana her kitap okuyuşumda.. Başka anneler "Çocuğum kitap okumuyor.." diye yakınırdı, annemse "Çok kouyorsun, kör olacaksın.. " diye.. O izin vermedikçe ben de gece gizli gizli okurdum, koridorda gece lambasının altında falan :))

O zamanlar seviyordum gözlüğümü.. Okumama yardımcı oluyordu :))
O ve ben harika bir ikiliydik.. Birlikte ne klasikler devirdik, ne şiirler çiziktirdik biyoloji defterinin yaprakları arasına.. Gerçi hem okuldaki gıcık tipler ( az dövmedim yemin ederim ) hem de evdeki iki küçük kardeş "döööğğğğrrrtttt gööööz" diye dalga geçiyordu benimle ama olsun..

Liseye başladım, estetik kaygılar da başladı.. Gözlükle güzel (!) görünmüyorum..Yağmur yağıyor işkence.. Kışın dışarıdan içeriye giriyorsun, buharla kaplanıyor camlar.. Buğulu bir perdenin arkasından bakıyorum görmeden selam verdiklerime.. Fotoğraflarda gözlerimin yerine tüm flaş ışığını emmiş iki parıltı çıkıyor, tam cinnetlik.. Bir de başörtümü falan bozmaya başlayınca.. Tamam dedim, lens zamanı gelmiştir..

Ozan'la tanışmamız ve nişanlanmamız gözlüklü versiyonumun son demlerindeydi.. Lise bitince bir sene kadar lens kullandım.. Ama ne yalan söyleyeyim, çerçevemi atmaya kıyamadım.. Aylarca burnumun üstündeki iz geçmemiş olsa da gözlük çıkmıştı hayatımdan ve ben çok mutluydum..

Anneciğimin hep ahdı vardı, "Birgün imkan olursa seni bu gözlükten kurtaracağım." diye.. Evlendiğim ve aynı zamanda üniversiteye başladığım sene, çok iyi bir hastanede ve çok iyi bir doktor tarafından yaklaşık 4 numara olan gözlerim "çizildi".. Çıkışta korkudan bayıldım ama onu saymazsak hiç de fena değildi.. ( Gerçi ameliyattan sonra bir sağlık belgeselinde lazerle göz ameliyatını izledim en ince ayrıntısına kadar ve "İyi ki olmadan önce izlememişim.." dedim.. Kesinlikle cesaret edemezdim! Ozan'ın doktor olan amcasının oğlu var mesela, -Polat abimiz- o hala güvenip de yaptıramıyor.. Benimki cahil cesaretiydi sanırım.. )

Benden önce ameliyata giren kadının kocası, o çıkınca gözlüklerini ezdi ayağıyla, onu hiç unutamıyorum.. Yeminleri varmış :))

Bir de Ozan'ın "Ama ben seni gözlüklü daha çok beğeniyordum kii.." deyişini..


Pekii, şimdi bunları niye yazdım ben?
Çünkü gözlük yeniden girdi hayatıma!

Pazartesi Yusufcukla hastaneye gittiğimde ben de göz muayenesi oldum ve sonuç: Yine bozulmuş gözlerim, miyop başlamış, 1 dereceye yaklaşmış ama 0.50 gözlükle yırttık başlangıç için.. "İlk anda 1 numara verirsem, okumada problem başlar.." dedi doktor.. Sürekli bilgisayar başında olduğumu, okuyup yazdığımı söyledim de :P


Düşündüm de, 7-8 yıl olmuş ameliyat olalı.. Eee, gözlerimin yeniden yavaş yavaş bozulmaya hakkı var di mi? Hele de bu kadar bilgisayar karşısında oturunca..

Ama prespit başlayana kadar başka gözlük istemiyorum mümkünse :P

Dün akşam taktım biraz yeni gözlüğümü, Ozan çok mutlu oldu! Neyse ki beni böyle beğenen bir kocam var.. Ya o da bana gözlük takınca "döööğğğğrrttttt göööözzz" deseydi? Ankara'da köprü falan da yok kendimi atacak :P

( "Öykücü"cüm, ben sana demiştim di mi yorumdan kopyalayıp post yapıciim diye.. Çok "sözünün eri"yimdir :P )

7 Mart 2008 Cuma

Dün akşam sana yazmaya niyetlenmiştim sevgili günlük..
Yemeğimi yiyecek ve Yusufcuğun kendi kendine uydurduğu oyunu oynamasını fırsat bilerek yazacaktım uzun uzuuun..

Yemeği hazırladım.. Bir koca kase dolusu da salata yaptım.. Canım çok istemişti.. Önce Yusufcuğun karnını doyurdum.. Sonra da aldım salata kasemi elime, bir yandan Yusufcuğa domates yediriyorum ağzını serçe yavrusu gibi açtıkça bir yandan da ben yiyorum.. İşte ne olduysa o anda oldu sevgili günlük.. Yusyuvarlak kaseye songücüyle bir yumruk indirdi Yusufcuk ve havada döndüğünü gördüm kasenin! Pembe-beyaz çiçekli halıma, marullardan yapraklar, domateslerden uğurböcekleri kondu :P

Ben ne yaptım peki?
Merak ediyorsun di mi..

Önce korkudan dakikalarca ağlayan Yusufcuğu sakinleştirmeye çalıştım.. Panikle o da koltuktan düştü çünkü.. Kaseyi tutamamamın bir sebebi de bu aslında.. Bir yandan Yusufcuk bir yandan o havada uçunca hangisine bakacağımı şaşırdım!

Ne bağırdım, ne de kızdım sevgili günlük, valla bak.. Yusufcuk suçlu suçlu kenarda otururken, ben de artık iyice sıkı fıkı dost olduğumuz halı şampuanı ile başladım akşam akşam halı silmeye.. Ama çok zordu be günlük.. Zeytinyağlı, sirkeliydi salata.. Üstüne üstlük sumak da vardı sosunda.. O minicik minicik sumakları halının arasından temizlemeyene kadar gece bitti zaten!


Bir ara Yusufcuk da yardım etti bana, hakkını yemeyeyim şimdi :P

...............


Oysa ne çok şey vardı anlatacak..

Bir önceki gün hayata kısa bir mola vermiştim mesela..
Tüm karamsar yanlarıma, son günlerde üstüme çöken vesveselere, uzun uzun uyuma isteğime, eve kapanıp kalmışlığıma.. Hepsine mola..

Canım "Hülü"m geldi Amerika'dan.. Haberim yoktu, sesini duyunca telefonda havalara uçtum.. Üniversiteden sonra gitti, hala orada..
Oradan birisiyle nişanlandı zaten.. Hep orada olacak galiba..

Saatlerce süren bir kahvaltı ettik -ben konuşmaktan birşey yiyemedim hatta, çok şey birikmiş anlatacak :))- Sonra Yusufcuk yoğun sevgi gösterileri sergiledi Hülya teyzesine.. Benim onu çok sevdiğimi mi farketti yoksa çok mu içi ısındı bilmiyorum ama gitti geldi öptü Hülü'yü :)) Kucağına tırmandı, uzun uzun birşeyler anlattı ona.. Fotoğraflar döküldü yine ortaya, eskileri yadettik.. Laf lafı açtı, birbirimizi ne kadar özlediğimiz farkettik..

Öğlen yemeği için bizim meşhur Özbek çadırına götürdüm canımı.. Benim sıradan ve alelacele yapılmış yemeklerimdense oradakileri yemesi daha mantıklıydı zaten :)) Geleceğinden haberim olsaydı neler neler hazırlardım ben ona ama çok geç haberim oldu maalesef..

Orada yemek yerken bir yandan da canlı olarak Özbek şarkıları söylüyordu müzisyenler.. Yusufcuk duyunca dayanamadı tabii.. Oynamaya başladı.. Yanlarına götürdüm ben de.. Özbek işletmeci kadının çok hoşuna gitti merakı.. Özbek çocuklarının geleneksel sünnet kıyafetini giydirdi Yusufcuğa..
Eline de çalgıyı verdik, o çaldı biz dinledik :P

Oradan çıkışta acele acele biraz alışveriş yaptık, koştura koştura eve gittik ondan sonra.. Hülücümün nişanlısı kapıda bekliyordu bizi.. Yine geç kaldık yani kadın milleti olarak! Onlar daha önceden söz verdikleri biryere gittiler, ben de akşam yemeği hazırlıklarına giriştim..

Yemek, çay.. derken vakit ilerledi.. Yusufcuk da uyudu, eşler de.. Ve biz dayanabildiğimiz kadar dayandık, inatlaştık uykuyla.. Bir daha ne zaman nasip olur, ne zaman görürüz birbirimizi kim bilir..


............


Hayat ne garip.. Dört yılı paylaşıyorsun bir insanla.. Sonra ayrılıyor yollar.. Başka başka hikayelerle doluyor hayatlar.. Bir bakıyorsun, dört sene olmuş ayrılalı.. Ama bir araya gelince yine "canııımmm" diyorsun onu kucaklarken.. Ne uzaklık, ne geçen yıllar resmiyet koymuyor araya.. Yine aynı esprilere gülüyor, yine aynı mimiklerle sohbet ediyorsun.. Buruklukla karışık bir coşku yaşıyorsun..

Ve merak ediyorum.. Neden herkese karşı böyle hissetmiyorum?

Herkesi böyle özlemiyorum, bu bir gerçek.. Hiçbirşey hissetmiyorum bazı insanlar hayatımdan sonsuza dek çıkmış olsa bile..

Sırrı ne acaba dostluğun?

Bir insanı dost yapan ne?

31 Aralık 2007 Pazartesi

2007'nin son günü yazıyorum ama bir yeni yıl yazısı değil bu.. Zaten yeni yılı hiç kutlamam ben.. Zannedildiği gibi "Hristyan adeti olduğu için, içki içildiği için.. vs" sebebiyle değil.. Daha farklı benim sebebim.. Anlayamadığım için neyi kutladığımızı.. Ölüme biraz daha yaklaşmamızı mı? Ömrümüzün kocaman bir dönemini daha geride bırakmamızı mı? Bir öncekinden pek de farklı olmayacak ertesi güne ulaşmayı mı? Neyi kutluyoruz sabaha kadar? Yaşlanmaktan, ölümden ödü kopan korkan bizler, bizi ona daha da yaklaştıran bir süreci neden kutluyoruz hiç anlam veremem.. Kaldı ki illa bir eylem gerekiyorsa her yıl başında, bence bir kutlama değil de bir sorgulama olmalı bu.. Koca bir yılı nasıl geçirdiğimizi, bir sonraki yıl için nelere niyet ettiğimizi sorgulamalıyız tombala oynamak yerine.. Ama dediğim gibi "bence".. Bu kelime herşeyi açıklıyor zaten.. Farklı düşünenlere saygı duyuyorum elbette ama hiçbirşey ifade etmiyor benim için yılbaşı, şifonyerimin üzerindeki takvimi yenilemekten başka..

......................

Diğer sayfayı artık şifreledim.. "Minik melek" sadece minik meleğime has olacak bundan sonra.. Yusufcuk ara ara afacanlık yaptıkça size anlatacağım ama, merak etmeyin :))

......................

Misafirlerimizden ikisi gitti, sadece Fethi dayımız kaldı bizimle.. O da misafir sayılmaz zaten.. Şu anda "dayı"lıktan "dadı"lığa terfi etmiş vaziyette, Yusufcuğu oyalıyor.. Çalışmam lazım diye kandırdım onu :)) Aaa, bu arada çalışmak demişken, merak eden arkadaşlar olmuştu, yazmayı unuttum ben.. Yola çıkacağımız akşam ödemeyi yaptı bana yayınevi.. Tehdidim işe yaradı demek ki :P Onca emeğim boşa gitmesin ve ne kadar süreceğini bilemediğim bir süre yeni yayınevi aramakla uğraşmayayım diye kabul ettim ama hakkımı helal etmiyorum hala, o ayrı konu.. Boş yere o kadar üzdüler beni.. Şimdi yeni planım, sadece yaptıkları ödemeye karşılık gelecek kadar sayfayı teslim etmek, geri kalanını da yeni ödemeyi alana kadar vermemek.. Kesinlikle güvenmiyorum ben bu adamlara..

......................

"Siyah Süt"ü okumak istiyorum en kısa zamanda, çok methetti herkes..

......................

Üç gündür elektrik idaresi oyun oynuyor bizimle resmen.. Bir gidiyor bir geliyor elektrikler.. Dün çamaşır makinesinde çamaşırlar, bulaşık makinesinde bulaşıklar bekledi saatlerce yarım yıkanmış bir şekilde.. Toplamda sekiz saat falan yoktu galiba elektrik.. Kombi de çalışmayınca ev buz gibi oldu ve zaten hasta olan Yusufcuğu lahana gibi kat kat giydirdim.. Bir de açtık birkaç ritmik müzik, hoplattık durduk.. Maksat hareket etsin, ısınsın yavrucak :)) Hani akıllı uslu durağan bir bebe olsa, al yanına yat yatağa.. Sıcacık mis gibi uyu.. Yooookk.. Yusufcuğa uymaz bu.. Gerçi dün akşamüstü tam bir buçuk saat uyumuş, tabii ben de.. Uyandığımda saate baktım, inanamadım.. Yusufcuğu öptüm öptüm teşekkür ettim evdekilerin şaşkın bakışları altında :P Ne de olsa büyük lütuf benim için o kadar uzun bir uyku..

....................

Uzattım yine.. Biraz da çalışayım bari, Fethi'ye ayıp olmasın :P

28 Aralık 2007 Cuma

Merhaba..

Buradayız artık..

Yeni bir eve taşınanların heyecanı sardı şimdi beni..
Ne yazacağımı şaşırdım :P

Fırsat buldukça düzenleyip zenginleştireceğim inşaallah sayfayı ve bu haftasonunu da atlattıktan sonra son hız yazmaya başlayacağım.. Linkleri de yorumlar geldikçe eklerim yine.. Eski sayfadan copy-paste yapacak vaktim bile yok :(

Yusufcuğu özlerim diye düşünenler endişelenmesin.. Ondan da bahsedecğim sık sık.. Göremeseniz de haber alacaksınız yani minik melekten.. Hayatımın çoğu ona tahsis edilmiş durumda zaten.. Bahsetmesem abes olur :))

Ozan'ın amcasının oğlunun yanısıra en küçük dayımız da gelecek bu akşam bize.. Kalabalık ve hareketli bir hafta sonu bekliyor bizi.. Güzel geçer umarım.. Tabii sizinki de..

Hem sayfamı hem de sizi çok özledim ben yine..
Tek tek okuyup gelişmeleri öğrenmem lazım.. Gel gece geeel, Yusufcuk çabuk uyuuuu :))