Zor ama güzel bir başlangıç için
gereken en önemli şeylerden birisi de nedir?
Tabii ki güzel insanların samimi, güzel duaları..
İşte önümüzdeki birkaç hafta için en çok bunu istiyorum sizden.. Buraya sık sık uğramaya fırsat bulamayacak kadar yoğunum bu aralar.. Herşey netleşince tabii ki yazacağım ama şimdilik çok dua edin bizim için olur mu?
....................
Aşağıdaki yazıyı okuyunca,
bu tatlı hediyeyi göndermiş bana
bu blogun sahibi tatlı hanım.. Bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum..
İnşaallah dediği gibi olsun, "Anneler üzülmesin"..
Çok gecikmiş bir teşekkürüm daha var.. Sevgili Aysun ve Minel'e Yusufcuğun ikinci yaşı için gönderdikleri hediyelerden dolayı çok teşekkür ediyorum.. Artık iki adet çakma ve tamir takımımız var :)) Yusufcuk bi biriyle oynuyor bi biriyle.. İkisi birbirinden farklı çünkü.. Yerleri ayrı yani :))
Ayrıca Minel, tatlış Ranamın annesi Emine'nin yazın gelirken bize getirdiği hediyeleri de göndermiş bana.. Eminecim sana da çok teşekkürler.. Şimdi mevsimi geçti ama yazın eminim çok ciciş olacak benim oğluşum o kıyafetin içinde.. Boyutlarının yine uyacağına eminim, ne de olsa pek hızlı büyümüyor benim bebiş :))
Bir teşekkür de bana yeniden Blog Dostluğu Ödülü gönderen arkadaşlarıma.. Kaldera ve Volkan kardeşlerin annesine,
Uragan bacıma ve
Zehra'ya çooookkk teşekkürler.. Sayfama yine kondu kelebekler :))
..................
Annesine küsmüş Yusufcuk :))
Bu küsme olayının bir de yüzüstü yere uzanıp yüzü de minik, tatlış ellerle kapatma modeli var ki işte ona bayılıyorum..
........................
Ben dün ve önceki gün dışarıda önemli bir işimi hallederken, tam dört-beş saat uslu uslu oturmuş babaannesiyle Yusufcuk.. ( Babaannemiz geldi geçen hafta, Yusufcuğa bakmak için)
Maşaallah.. Biraz kolay, biraz zor ama büyüyor işte :)) Şükürler olsun..
Geldiğimde kapıda karşıladı beni miniğim.. "Yeni öjjedim" ( Seni özledim) dedi bana, "Meyaba annezim" dedi.. Benim oldu dünyalar.. Ben de onu özledim, burnumda tüttü gün boyu tatlı kokusu.. Çalışan annelere, daha da kötüsü yavrusundan farklı sebeplerle ayrı olan annelere sabırlar diledim defalarca..
Neler yaptığını anlattı yine bana, yanında olmadığım tüm zamanlarda olduğu gibi :)) Tağvon çijmişler, "mama piş, tağnıma düş" ( mama piş, karnıma düş) demişler, aşağıda top oynayan abilere "oynamaaa, ben onnicaaaammmm" diye bağırmışlar :))
Yusufcuk konuşmaya başlayınca, annelik tahmin ettiğimden çok daha keyifli hale geldi benim için.. Özellikle de konuşmayı bu kadar çok sevdiği için :))
Dün gece ben bilgisayar başında dinlemem gereken bir dökümanı dinliyorum, babaannesi de Yusufcuğu oyalamak için mısır patlatıyor ve ona da gösteriyor nasıl patladıklarını.. O da babasına bağırıyor heyecanla, "Baba mişiy piğğt piiğğt piiğğğt yağpiyo, pattiyo!!"
( Daha sonra bebişimin onlarla mısır yerken bir anda tabağı alıp "Anneme götüycem" diye benim kapıma dayandığını ve bana elleriyle -ve biraz da zorla- mısır yedirdiğini de yazmazsam olmaz.. Düşünceli meleğim benim.. Bensiz boğazından geçmedi demek ki..)
Bir de bu aralar çok kullandığı bir cümle var: "Anne beni tuğğğttt.." Gidip bir yere tırmanıyor ya da koltuklardan baş aşağı sallıyor kendisini, sonra da avazı çıktığı kadar bağırıyor "Anne beni tuğğğtt" diye.. Ya da girip sıkıştırıyor kendini daracık biryere, "İmdaaaağğğt" diye bağırıyor.. Dikkat çekmek için daha neler icat edecek, hiç bilmiyorum!!
Haftasonu elimde kağıt-kalem görünce hemen yanıma ışınlandı Yusufcuk, bilimum motorlu taşıtları çizdirmek için :P Ben de kalemi ters çevirdim, kağıda yazar gibi yaptım ve gösterdim "Bak annecim yazmıyor bu, çizemem şimdi, misafirlerimiz gitsin, öyle.." diyerek.. Yusufcuk ne yaptı dersiniz? Uçlu bir kalemin ucunu açmak için birkaç kez basarız ya arkasına.. Eliyle o hareketi yapıyor bana, "Anne boğle yap, boğleee.." diye..
Yani gerçekten, bilmediği, anlamadığı, hakkında fikir sahibi olmadığı bir konu var mı, çok merak ediyorum..
......................
Bilgisayardaki fotoğrafları düzenlerken aradan seçtim aşağıdaki fotoğrafları.. Birbirleriyle ilgili değiller ama üçü ard arda çünkü üçünün de ortak noktası fotoğrafın üzerindeki metin :))
İstanbul'a gittiğimizde, annemlerde çektiğim bir poz..

Yusufcuk, evde ayırılan fazla giysileri koymak için getirilen kolinin içinde..
Siz hiç böyle "tuz ruhu" gördünüz mü?
:))
Bu fotoğrafı da yazın köyde çekmiştim..
Genellikle evlerin dışında olan tuvaletlerden birinin girişi..

:))
Son fotoğraf da yine İstanbul'dan..
Yazılar parlamadan dolayı tam görünmemiş ama aynen şöyleydi:

SATILIK ŞAYIN (ŞAHİN DEMEK İSTİYOR)
TÜP
ALERİM
ODAMATİK ÇAM
MOTOR ZIVIR (Burası benim sokak ortasında kopmamı ve bu fotoğrafı çekmemi sağlayan kısım..)
Anlaşılan abi arabasına güveniyor :))
.........................
Geçen haftasonu, Pazar gününü Eymir Gölü'nde geçirdik biz..
Bunlar da o günün hasılatı :))






Dönüş yolunda, dünyayı bir yarasanın bakış açısından görmeye çalışan Yusufcuk :P Böyle taşıttı kendini babasına..
Bunlar da o gece bir alışveriş merkezinde gördüğüm yağmur botları.. Çok ciciş geldiler bana.. Fiyatları da çok uygundu aslında ama almadım.. 3o YTL'di galiba.. Deichmann'da gördüm.. Belki siz almak istersiniz..

.......................
Ondan önceki gün ise İrem ve karakuzusuyla birlikte canım, tatlı arkadaşım
Özlemlerdeydik.. Yeni evi için "hayırlı olsun" demeye gittik :)) Rabbim huzurla, güle güle oturmalarını nasip etsin inşaallah..
Herzamanki gibi güleryüzüyle, inanılmaz kibarlığıyla ağırladı bizi Özlem.. Yusufcuk ve Ahmet Emir, okulda olmasını fırsat bilerek Bera abilerinin odasını savaş alanına çevirdiler resmen.. Biz rahatsız olsak da Özlem çocuklara müdahale ettirmedi bizi.. Sonra Sena ve Bera'nın da okuldan gelmesiyle kadro tamamlandı ve biz harika bir gün geçirdik..
Çok teşekkürler Özlemcim..
Pembiş çiçeklerle süslenmiş güzel sofran ve emeğin için özellikle..
Bu da küçük oyun grubumuz :))

....................
Söz verdiğim beş yazıyı ard arda ekledim ve yazdım işte :)) Ben tekrar gelmeye fırsat bulana kadar bu postla idare edin tamam mı?
Gerçi hiç belli olmaz, çok ciciş bir videomuz var bilgisayarda.. Birşeyler dinlerken bir yandan da onu yükleyebilirim belki bu akşam..