20 Mayıs 2008 Salı

"Bu fotoğraf, Pazartesiye kadar beklemez.." diye başlayıp ciciş ciciş birşeyler yazacaktım Cumartesi sabahı ama fırsat bulamadım işte..

Korkunç bir gecenin ardından sabah erkenden uyandı Yusufcuk o gün.. Öyle korkunç bir geceydi ki arası bir saati zor bulan kapris ve çığlıklar, diğer odada yatan babamızı bile yanımıza getirdi "Ne oluyor?" diye.. Kendi kendime ne (tutamayacağım) yeminler ettim anlatamam.. "Sünnet geçsin, seni sütten kesmeyen ne olsuuuuuuun..", "Artık atıcam seni odana, ağlasan da gelmiyceeeeemmmmm..", "En olmadı, annaneye-babaneye şutlayıp bir hafta rahat ediceğğğğmmmmm" diye bağrınıp durdum :(( Ozan da kıs kıs gülüyordu bu arada, belirtmeden geçmiyciimm.. Ertesi gün bana, "Seni de bu halde gördüm ya, artık gam yemem.." dedi.. O ilk defa duyuyor galiba böyle bağrındığımı.. Gündüz ben kendi kendime hallediyordum o faslı genelde :P

Neyse o sabaha dönelim.. Son uyanışında, artık Yusufcuğu emzirecek mecalim yoktu ve yüzümü iyice yastığa gömüp uyuyor numarası yaptım.. Yüzüm yukarıda olunca parmağını sokup açmaya çalışıyor çünkü gözkapaklarımı, ayıra ayıra!! Biraz "Anniiii" diye seslendi, biraz üstümde debelendi.. Sonra baktı ki ben kararlıyım uyanmamaya (!) kendi kendine yatakta dönmeye başladı.. O da çok uykusuzdu çünkü.. Sonra yatağın yanındaki komidinin üstünde duran ütüyü gördü küçük bey.. Kalkıp kucakladı "uti"sini ve ona sıkı sıkı sarılıp yattı.. Sonra da yavaşca eliyle ütüye piş piş yapmaya başladı!!

Bir baktım dalıyor bizim afacan..


Ama ben tam "Anaa, demek sarılıp yatacak birşey arıyormuş bu bebe.. Ayı falan mı alsam acaba?" projelerine girişmişken kafamda, "pik" diye gözlerini açtı numaracı!! Gece çığlıklara gelen Ozan, bu sefer de benim kahkahalarıma geldi yatakodasına.. Numaracı Yusuf çok güldürdü beni çoookkk.. O şirinlik, o bilmişlik enerji yükledi sanki bana.. Geceyi meceyi unuttum :P

İkinci enerji yüklemesini, kapıyı çalan postacıya borçluyum.. Şirin bir paketten, daha da şirin notlarla bir bileklik ve kelebekli bir buzdolabı süsü çıktı Eda'nın hediyesi olarak.. Çok ama çok mutlu oldum.. O günden beri de takıyorum firuzeli ve Yusufcuk modelli bilekliğimi :))

Üçüncü enerji yüklemesi de ikindide aldığım bir haberle geldi.. Canımız cicimiz Fetiş teyzemiz, eşiyle beraber Kızılcahamam'a gelmişti ve ben çok istememe rağmen Yusufsal sebeplerden dolayı gidememiştim yanına.. Ama o eşiyle konuşmuş ve o akşam bize geleceklerini haber verdiler..

Hemen işe koyuldum ve ufak tefek birşeyler hazırladım.. Evi toparladım, Yusufcuğu sakinleştirdim -kendisiyle ilgilenmediğim için beni şiddetle protesto ediyordu çünkü- ve son olarak kısırı yapmaya başladım.. O sırada kapı çaldı ve "Gülteeeennnnn" diye bir cevap geldi benim "Kim o?" soruma karşılık!! Salih bebişler de Bursa'dan Ankara'ya gelmiş ve bize sürpriz yapmışlardı.. Daha sonra Fethiyeler de geldi ve iki bebiş, üç aile çok güzel bir akşam geçirdik..

Evde birşeyler yiyip içtikten ve Yusufcuk artık zaptedilemez hale geldikten sonra dışarı çıkmaya karar verdik ve Estergon Kale'sine gittik hepberaber..




Çooook uzun bir süre yer boşalmasını bekledikten sonra, tam geri dönmeye karar vermişken Özbek Çadırında yer bulduk ve onların geleneğine uygun şeklide, kuru üzüm eşliğinde yeşil çay içtik.. Çadırdaki canlı müziğin cazibesine dayanamayan Yusufcuk, oturduğu yer dar gelince masanın üzerine çıktı ve orada döktü kurtlarını :P




Pazar günümüzü, daha önce yazdığım gibi şirket pikniğinde geçirdik.. ( Ayşe Şulecim, arabada boş yer yoktu, o yüzden alamadık sizi.. Kırılmayınız pliiz .. Hem zaten genç de değilmişsiniz ya, ondan :P ) Ozan'la daha önce gittiğimiz yere gittik hepberaber.. Bu sefer çeşmenin başı boştu Allahtan.. Yoksa üç bebiş peşlerinde ne hale gelirdi o inekcikler, hiç bilmiyorum..





Yusufcuk, heyecanla bekledi babasının salıncağı kurmasını..
Kendisini nasıl bir keyfin beklediğini biliyordu çünkü..



Bütün salıncak keyfini erkeklere bırakmadık tabii.. Biz de çığlık çığlığa, uça uça sallandık gayet ergonomik salıncağımızda.. Erkekler ateşi yakıp yiyecekleri hazırlarken de yakantop oynadık hatta.. Tutulan kolum daha dün açıldı!! Sonra da oturup keyif yaptık bir güzel..

Yemek yerken günün en "acı" olayı yaşandı.. Biz Havva ablayla domatesleri doğrarken, yanımda oturan Yusufcuk tabaktan bir biber yürütmüş ve ağzına atmış hemen!! Önce tiz bir çığlık, ardından da "aciiiii" bağırışları arasında gözlerinden boncuk boncuk yaşlar dökülen bir bebe!! Yoğurt yedirdim olmadı, domates verdim olmadı, küp şeker verdim olmadı.. En sonunda onu kucaklayıp ilerdeki ineklerin yanına götürdüm nefes nefese tepeye çıkıp.. Onları görünce sustu Allahtan..
Sonra çay içeceğim diye tutturdu Yusufcuk.. Bardağın dibine döküyorum azıcık, tepesine dikip içiyor.. Yarısı içeri yarısı dışarı tabii :)) Ama uslu uslu çay içmek Yusufcuğa yakışmayacağından, annesi de döküyor diye çay vermediğinden.. Yusufcuk çareyi, bardağa toprak doldurup onu içmekte buldu!!

Parmaklarımla temizledim ağzından o toprakları, ıyyy..


Bu da gün boyunca koşup oynayan, her santimetre kare toprağı elleyen, tırmanabildiği yerlere tırmanıp düşebildiği yerlerden düşen Yusufcuğun
"gün sonu" hali :))

Tam olarak uyumak için yine babasının kucağındaki yürüyüşü bekledi
ama böyle bekledi işte..
Kalkıp yürüyecek hatta oturacak hali bile kalmamıştı çünkü..



Günü yine uzun ve güzel bir yürüyüşle tamamladık ve piknik dönüşü de otogara gidip sünnette bize yardımcı olmak için gelen babaannemizi karşıladık.. Amcamız şimdilik gelmedi, hatta gelmesi bizim yazın köye gidişimizi de bekleyebilir, hatta hiç gelmeyebilir de.. O mesele biraz karışık yani.. Babaannemiz de sünnetten sonra hemen dönmeyi düşünüyor ama ben Yusufcuk tam olarak iyilşeip normalleşene kadar onu göndermemekte kararlıyım :))

Şimdilik hoşçakalın..
Markete gitmek için beni bekliyorlar aşağıda..
Ve Yusufcuk babaannesini delirtmek üzere.. Bu sabahtan beri üçüncü "attaa" ve kadıncağızın pili bitti sanırım..


( Yazıyı ikindide yazmıştım ama tüm fotoğrafları yükleyememiştim, öylece kaldı.. Şimdi tamamlayıp yayınlıyorum.. Bu arada "attaa" sayısı beş oldu gün sonuna kadar!! )

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Süpersiniz, çok tatlısınız Kuaybe...Okurken çok güldüm, çok da güzel yazıyorsun. Sizi takip etmekten zevk alıyorum. O kadar yorulduğunu görmeme rağmen okudukça Yusufçuğun şirin hallerini gördükçe benim de doğurma isteğim geliyor :)

Sevgiler...

*Aslı*

Kremali'nin annesi dedi ki...

Kuaybe, yine harika bir yazi olmus. Ama bizi piknige goturmedigin, ustune bir de yasimiza basimiza laf ettigin icin iltifat miltifat etmiyciim bu sefer:P Halbu ki, Kremaliyi de eklersek, topu topu 27 yas ortalamasina sahip genc ve dinamik bir aileyiz biz:)

Yusufcugun utuye sarilmis resmini gorur gormez "nasil yani, simdi bu cocuk ciddi ciddi utuye sarilarak mi uyumus" diye gecirdim icimden. Ama heyhat! Yusufcuk kendini degil, seni beni uyutmus utuyle:) Numaraci Yusufcuk nolcak! Kime cekmisse? Bak eger annesine cekmisse, pesin pesin itiraf et, biz de bos yere sana acimaktan vazgecelim. Kamuoyu ivedi bir aciklama bekliyor Kuaybe...

Adsız dedi ki...

canımm yaa şu hani babasının kucağında uyumayı bekleyen hali var ya Yudduu nun acayip güzel yaa :) bayıldım, içim eridi resmen. MaşaAllah SubhanAllah.
uykusuz her gece seronomisini biliyorum ben :) Furkan cım sağolsun 1,5 yaşına kadar hep böyleydi hepp. Ben de anneme 2,5 yaşına kadar bu şekilde eziyet etmişim. Benim oğlan insaflı çıktı :)) Elhamdülillah.
Gözünüz aydın. Babaanne ve anneanneler büyük kurtarıcılarrr, yaşasın onlarrr :) Allah eksikliklerini göstermesin,sağlık sıhhat versin onlara,amin.
Yuduu nun erkekliğe ilk adımında Allah yâr ve yardımcınız olsun. Herşey yolunda gider ve bu süreci çok çabuk ve güzel bir şekilde atlatırsınız inşaAllah.

Allah a emanet,
Selam ve DUA ile...

Aysun,
http://yurektenkalemedusenler.blogcu.com/

uragan dedi ki...

canım ya, masada oynama faslına bittim, iyi dökmüş kurtlarını yusuf :)

ütüye sarılmış hali de pek bi komik, uyumamış mı yani kerata, fotoğrafta da uyuyormuş gibi duruyor, vay uyanık vay, sen numara yaparsın da o yapamaz mı?

meleklerim ve ben dedi ki...

Ay Kuaybe Yusufçuğun ütüye sarılıp uyumaya çalışmasını görünce koptum resmen.Yavrum benim annesinden yüz bulamayınca ütüye sarılmış çocuk ya.Alem şimdiki bebekler alem valla.Öpüyorum şirin Yusufçuğu.Sevgilerimle.

Kuaybe dedi ki...

Aslıcım merhaba..

İnsanlarda "doğurma" isteği doğurduğumu bilmiyordum :)) İyi geldi bunu duymak.. Ben de bazen korkuyorum acaba anlattıklarım çocuğu olmayanların gözünü korkutur mu diye.. Demek ki değil :P


Ayşe Şule teyzecim :P Yaş meselesini sen söyledin valla.. Unuttuysan aşağıdaki posta yazdığın yoruma bakabilirsin.. "Genç değiliz.." mealinde bir açıklama var orada :P Ben sizin yalancınızım valla..

Kamuoyuna ivedi açıklama: Yusufcuk numara konusunda annesine çekmiş.. Baba da bu konuda başarılı sayılır ama esas cevher bende :P


Aysuncum, ben de birbuçuk yaş için heveslenmiştim ama ikiye yaklaşıyoruz, bizde bir numara yok baksana!! Emzirmeyi bırakınca ne olacak diye heyecanla bekliyorum.. Böhüüüüü....

Sünnetle ilgili dualar için de hassaten teşekkür ederim.. Bir gece önce not düşüp yoğun dua isteyeceğim zaten sizden :))


Uragan sen ortamı görseydin.. Millet şarkı söyleyenleri bıraktı, Yusufcuğa yöneltti alkışlarını :P O da takdir gördükçe coştu resmen.. Net olmadığı için koymadım ama öyle bir fotoğrafı var ki anlatamam.. Terlediği için üstü çıkarılmış ve body+kilotlu çorap ikilisiyle sahnenin önünde oynayan bir bebek!! Çok alemdik o gece..



"Meleklerim ve ben", sence Yusufcuk bana "Sen olmasan ne yazar? Ütü de aynı işlevi gördü işte.." demiş olabilir mi?

Hi hii, olabilir :P

Ayça dedi ki...

harikasınn yusuf demek şimdiden kandırdın anneyi :) helal sana..
resimler çok güzel. çizmeler ilginç duruyor :)

muko dedi ki...

yine çok güzel bir yazı okudmm fotoğraflar ise harikaaaaa..
öptümm yusfçuğuu gıdısından..