2 Mayıs 2008 Cuma

Yusufcukla bu akşamki diyaloğumuz..

- Yusufcum, biz dün nereye gittik annecim?
- Attaağğ..
- Ne gördün orada?
- App..
- Ne yedin peki?
- Mama..
- Neyle gittik balım?
- Ann ağğnnn..
- Nasıl uyudun arabada?
- ( İki elini üst üste koyup, başını eğip yanağını da onlara dayayarak) nenniiğğğğğ..

:))


Biz dün gezmeye gittik teyzelerimiz.. Hem de öyle böyle değil, sabah yedide evden çıkıp akşam yedide ancak döndüğümüz, ana duraklar olarak Polatlı, Eskişehir ve Beypazarı'nı, ara duraklar olarak da onlarca köyü ve bir de kuş cennetini içeren bir gezi.. Kısaca "Ozan'la Geziyorum" yaptık :))

Bizim babiş işi gereği birçok şehri geziyor. Dün de Eskişehir'de işi vardı ve biz de takıldık peşine :)) Kardeşim orada okuyor, hem onu görmek için hem de dönüşte benim ne zamandır istediğim Beypazarı'na nihayet gidebilmek için.. Annem için de sürpriz oldu, hem kızını hem oğlunu görmüş oldu Ankara kaçamağında..

Yola çok erken çıktığımız için Yusufcuk herzamankinden daha erken kalkmak zorunda kaldı ve biraz huysuzdu ama idare ettik küçük beyi.. Arabada peynir-zeytin-simitten müteşekkil kahvaltının ardından türkü çığıra çığıra (:P) önce Polatlı'ya vardık.. Gezilip görülecek pek biryeri olmadığından oyalanmadan Eskişehir'e devam ettik.. ( Polatlılılar kızmasın şimdi bana.. Vardı da biz göremedik diyeyim bari :P )

Eskişehir'de babamızın işlerini halletmesini ve kardeşimin dersinin bitmesini bekledikten sonra bir öğrenci lokantasında öğle yemeği yedik :)) Kendi öğrencilğimde bile yememiştim o tarz biryerde, ilginç bir tecrübe oldu :P Her yemeği seçişte adam soruyor "Yarım mı, tam mı?" Annemle ben de birbirimize bakıyoruz!! Meğer yarım ve tam porsiyonların fiyatları farklıymış ve öğrenciler genelde ucuz diye yarım porsiyon tercih ediyormuş.. Ah, valla acıdım gariplerime..

Ne o yemekte ne de daha sonrasında tek kare fotoğrafı yok Yusufcuğun dayısıyla.. Çünkü kendisi o sırada babasını kaldırımda bir o yana bir bu yana peşinden koşturmakla meşguldü!! Hiç oturmadı diyebilirim..

Eskişehir'den ayrıldıktan sonra eski karayolundan Beypazarı'na doğru yol almaya başladık.. Burası daha uzun olsa da manzara bakımından daha zenginmiş, babamız öyle dedi.. Uzun bir süre gittikten sonra bir çeşme gördük, zaten susamış olduğumuz için hemen mola verdik.. Arabadan inmeden birşey için telefon lazım oldu bana ve ta taaaammmmm!! Günü olayı, telefon yok!! Her bir nesnesinin belli yerleri olan, işi bitince onları mutlaka oraya koyan ve kolay kolay birşey kaybetmeyen ben acı gerçekle yüzyüze geldim.. Telefonum düşmüştü.. Büyük ihtimalle de yemek yediğimiz lokantada düşmüştü.. Cebimdeydi çünkü, en son kardeşimle konuşmuştum oraya gitmeden.. Mola verdiğimiz çeşmede, kaybolan telefonumu üzerine soğuk bir su içtim..

Ozan canımı o kadar sıktığıma kızsa da çok uzun bir süre ağzımın tadı kaçtı :(( Yusufcuğu uyutup etrafı seyrettim güya ama aklım hala telefondaydı.. İşin kötüsü kendimi arayamıyorum da.. Annem şarjı olmadığı için telefonunu evde bırakmış, Ozan da sabah evde unutmuştu zaten.. ( Belki de ona güldüğüm için başıma geldi bu olay, kimbilir..)



Yol üstünde gördüğümüz onlarca leylekten biri..
Havada da gördük ama merak etmeyin :))


Bir süre sonra Mihalıççık diye bir ilçeye vardık.. Ozan yiyecek birşeyler almak için alılşveriş yapmak istedi, ben de oradaki Telekom'dan kardeşimi aramak için indim.. Hemen lokantaya gidip telefonu sormasını isteyecektim.. ( Bu arada, bu cep telefonları facia gibi birşey hafıza için.. Dakikalarca kardeşimin numarasını hatırlamaya çalıştım arabada.. Telefona kaydediyorum diye ezberlemiyorum hiçbir numarayı ama sonra böyle ters bir durumda çok kötü oluyor işte.. Oysa eskiden, ooo ooohhh, onlarca numarayı telefon defteri gibi sıralardım hafızamda :P) Ozan "Önce kendini bir ara, belki arabadadır.." deyince pek ihtimal vermedim - koltuk altına kadar heryere bakmıştım çünkü- ama aradım kendimi.. Veee.. Arabadan müjdeli haber geldi :)) Koltukla kapının arasındaki ufacık bir yere, döşemenin arasına kaçmış telefonum.. Nasıl becerdiği konusunda bir fikrim yok, önemli olan kavuşmamızdı :P

Yolun geri kalanında telefonumu bulmanın hafifliği ve Yusufcuğun hala uyumasının sevinciyle manzaranın tadını çıkarıp güzel güzel fotoğraflar çektim ben de..


İşte memleket manzaraları :))









En son fotoğraftaki göl, "Davutoğlan Kuş Cenneti ve Doğal Hayatı Koruma Alanı" içinde yer alan göl.. Orada da bir mola verip birşeyler yedik..
Yusuf da her fırsatta ışık hızıyla göle koşup "buuuğğ" diye naralar attı :))
Suyu bu kadar çok seven bir bebişimin olması iyi birşey sanırım :P


Montessori grubunun su etkinliğine dahil olur mu bilmem ama Yusufcuk bir "göle taş atma" etkinliği gerçekleştirdi kendi çapında.. Oldukça da başarılıydı..
O taşlar suya düşüp "currpp" yaptıkça o da minik kahkahalar ekledi o "currp"lara :))





Karnımızı doyurup artık Yusufcuğu da zaptedemez hale gelince yine yollara düşmeye karar verdik :)) Beypazarına'da az kalmıştı zaten..

Beypazarı'nı çok sevdim ben.. Ününü hakediyor bence :)) İlçenin heryeri tarihi evlerden oluşmuyor tabii ama çoğu insan gerek mimari anlamda gerekse geleneklerini yaşatma anlamında hassas davranmış ve doğal bir turistik ortam var ilçede.. Hani bazı yerlerde olur ya, sırf turizme açmak için inşa edilir yapılar ya da aslına uymayan restorasyonlar yapılır.. Beypazarı öyle değil.. Oranın doğal hali olduğu gibi zaten..












Bunlar ünlü Beypazarı şalları.. Çok farklı bir bağlama şekilleri var..
Yaşlı-genç pekçok kadında gördüm.. Bu geleneği de devam ettirmeye çalışıyorlarmış..



Bu da ünlü "Beypazarı kurusu"..
Çok sert, defalarca fırınlanıp kurutulan bir hamurişi.. Altı ay kadar dayanıyormuş..
Ehh camdaki reklama da dayanamadık, aldık tabii :))

Aslında başka şeyler de aldık ama hem hamilelerin hem de yutdışındakilerin canı çekiyor biz yazınca, onun için korkuyorum anlatmaya..


Ozan kendi işlerini halletmek için bizi bırakıp gittiğinden annem ben ve Yusufcuk dolaştık Beypazarı'nı.. Sokak ve çarşıları gezdik ama Yusufla bu müzeye girmeye cesaret edemedim..
Bir dahaki sefere inşaallah.. Ozan yine gidecek nasıl olsa :))


Önünden geçtiğimiz lokumcudan dört kere lokum isteyen, bizi iki paket lokum almak zorunda bırakan ve sonra onları afiyetle yiyen Yusufcuk :))

Eve vardığımızda yorgunluktan ölmke üzereydik ama ne acı ki bu durumda olan sadece annemle bendim.. Arabada sabahtan beri üç kere uyuyan ve tüm enerjisini geri kazanan Yusufcuk tam performans daldı eve :)) Gün bitse de yastığıma kavuşsam diye az dua etmedim :P

Bu arada, Sorkun diye bir köyden iki tane güveç tenceresi aldım.. Ne zamandır aklımdaydı ama gerçek bir güveç istiyordum, fabrikasyon değil.. Bunlar el yapımı ve çok dayanıklı oluyorlarmış..
Belki leziz güveç tariflerim gelir yakında :))

Şimdilik bu kadar..

Bir de Yusufcuğun bugün öğrendiği üç kelimeyi yazayım, biter bu yazı..

Hecelerine ayıra ayıra, ağ-na-neğğğ.. Annemin keyfini tahmin edersiniz sanırım :))
Bir de "hadi" ve "bin" demeyi öğrendi ki neden olduğu fotoğraflarıyla beraber sonraya kalsın artık..

8 yorum:

sevgi dedi ki...

canımkuru çekti şimdi.

Kuaybe dedi ki...

Sevgicim :((
Kaldırsam mı acaba o fotoğrafı da!

YASEMİN dedi ki...

Leyleği havada görmenize çok sevindim.
Zaten havada görmenin nimetleri şimdiden başlamış.
Ne güzel gezmişsiniz öyle, hayran oldum.
Fotoğraflarında çok profesyonel.
Kartpostal gibiler.

Kremali'nin annesi dedi ki...

Maasaallah, ne guzel gezmissiniz ailecek. Resimler bir harika. Hele Beypazari'na bayildim. Ne guzel bir yermis. Kuru satan dukkanin sahibi gercekten de oyle mi konusuyor merak ettim cidden:) Ne sirin, ne hos bizim Anadolu. Paylastigin icin cok tesekkurler Kuaybe. Yusufcugu bol bol opuyorum; hem de nazarlardan sakidigin o guzel gozlerinden, ama, kirkbir bucuk kere masaallah demeyi ihmal etmeden:)

Sevgiler,
Ayse Sule

Adsız dedi ki...

KUAYBECİM SENİN VE YUSUFCUĞUN MACERALARINI SEVEREK OKUYORUM. YENİ SAYFANDA HAYIRLI OLSUN BU ARADA AMA LİNKLERİ DE EKLE LÜTFEN.

SeiNeB dedi ki...

aplaaaa eskişehir'e mi geldin senn..beğendin mi memleketimisi :)

bu arada beypazarı kurusuna bayılırım..yanında sütle süper oluyooo :)

OZY dedi ki...

Allah seni sevindirmek için önce eşeğini pardon telefonunu kaybettirip sonra buldurmuş:)
Beypazarı'na ben de gitmiştim geçen yıl,hoş bir yer gerçekten.
Sarmalarından yediniz mi? Çok ünlüymüş,ben kaçırmadım yedim:P Çok incecik sarmışlardı.
İnşallah ben de bebişimle tekrar giderim,hem artık Ankara'da olduğuma göre çok yakınım di mi ya?

coskunsel dedi ki...

"sorkun diye bir köy " var ya iste o bizim köyümüz,belki babaannemin eli degmistir aldigin cömleklere:) fotolara bakip hasret giderdim. Cok güzeller..yusufcugun gözlerinden öperim..