Akşam Elife Hoca'yla konuştuk telefonda.. Kendisi bu piyasanın ustalarındandır, sayısını bilmediğim kadar çok kitabı var emek emek yazdığı.. Elimdeki kitabı yazmamı da bir nevi ona borçluyum aslında.. Onun kütüphanesinden üç-dört poşet dolusu kitap taşımıştım eve yazmaya başlamadan önce.. Türkçe kitabı yazarken en önemli ve en çok zaman alan mesele temalara uygun metinler bulabilmek.. Bunu halledince olay nispeten hafifliyor, metinlere uygun etkinlikler tasarlamak ve testler yazmak kalıyor geriye.. Bana çok yardımcı olmuştu Allah razı olsun.. Sadece kitaplarla değil, motive edici konuşmalarıyla göndermişti beni eve ve sonra hızla yazmaya başladım zaten.. Akşam olayı anlatınca "Sen buna üzüldün mü yoksa? "dedi bana.. Öyle bir tavırla söyledi ki o an boş yere üzüldüğümü bir kez daha anladım.. Baştan bu olayın içinden sıyrılmak şükretmem gereken birşey belki de.. Çok daha ciddi boyutta mağdur olabilirdim.. İhtimalleri düşündükçe "Çok şükür.." diyorum şimdi..
Bayramdan sonra ilk işim birkaç yayıneviyle görüşmek olacak inşaallah.. Eminim seneye hazırlık olarak etkinlik kitabı yazdırmak isteyen yayınevleri vardır.. Piyasada bu alanda açık çok çünkü.. "Hakkımızda hayırlısı.." diyerek bu konuyu kapatmak istiyorum artık.. Düşünmek ve boş yere kendimi üzmek istemiyorum..
..................
Boleromuz nihayet bitti arkadaşlar..
Ama son halinden önce, dün kaldığımız yerden devam edelim yapım aşamalarına..
Kalan iki çiçeğimizi de ana parçanın diğer tarafına ekliyoruz.
Daha sonra yapraklı olan sırt kısmına değil, ön tarafa gelecek parçanın iki yanına düz zincir çekerek iki bağ yapıyoruz.. Bunların ucuna da çiçeklerimizle aynı renkte iki küçük çiçek daha ekliyoruz..
Bağların uzunluğunu siz ayarlayabilirsiniz.. Fiyonk yapacak kadar olması lazım..
Böylece boleromuz tamamlanmış oluyor...
Benim için işin zor kısmı bundan sonra başladı.. Tahmin ettiğim gibi Yusufcuk asla ama asla böyle bir meselenin içinde yer almak istemedi ve bir kare bile fotoğraf çekemedim..
"Ne yapsam?" diye düşündüm ve minnoşumun düz bir bodysini manken olarak kullanmaya karar verdim..
Ama hem çok sönük kaldı bu sunum hem de bana boynu olan bir manken lazım ki nasıl giyildiğini gösterebileyim.. Body üzerinde olmadı..
Ben de hemen bazanın altında, karanlıkta uyumakta olan bebeğimizi çıkardım :))
Hani bir zamanlar bizde misafir kalan ve Yusufcuğun hışmına uğrayan Salih bebişi kurtarmak için aldığımız bebeği.. Ama Yusufcuk onun canlı olmadığını anlayıp, orasını burasını sıkıştırdığında hiçbir tepki alamayınca önce kafasını gövdesinden ayırmış, sonra da bir kenara atıvermişti! O günden beri uslu uslu - ve haline şükrederek - bazanın altında bekliyordu bu bebek..
Neyse..
Gelelim boleronun nasıl giyildiğine..
Önce bebişin iki kolunu geçiriyoruz..
Yeşilli arka kısmı üstte olacak şekilde tutmamız lazım tabii..
Önde sadece çiçekli bağcıklar kalacak.
Arkada kalan yaka kısmını kendi içine doğru yuvarlayıp istediğimiz ölçüye gelince öndeki bağcıkları da bağlıyoruz ve işteee.... Boleromuz hazır :))
Bir de yandan görelim..
Arkası da böyle duruyor..
Yanlız bu bebek üzerindeki sunum da hoş görünmedi gözüme ve tekrar "Ne yapsam?" diye dolanmaya başladım evin içinde.. Aklıma Yusufcuğun daha önce darmadağan ettiği yün yumağı geldi :)) Ucundan ip koparıp koparıp çiçek yaptığım bu çilekeş yumak, bu sefer de peruk oldu bize :))
Böylece bebişimiz de konsepte uyumlu hale geldi..
Bolero bebişe göre biraz büyük olduğundan yandaki çiçekler falan tam açık durmadı ama sanırım nasıl birşey olduğu belli olmuştur..
Beğenenler hemen bebişlerine örmeye başlasın bakalım..
Ben bunu tatlış Atikeme ördüm.. Şimdi sırada Rana bebişiminki var.. Ama onu daha farklı süsleyeceğim inşaallah.. Zaten süsleme tamamen kişiye kalmış.. Benim gördüğüm model böyle değil aşağıdaki gibiydi..
Bu benim kendi bolerom.. Kayınvalide-gelin ortak yapımı :)) (Benim katkım sadece ortadaki çiçek ama farklı bir görünüm verdim fena mı :P) Biz kenarları çiçekle değil de altı tane düz zincirle zikzak yaparak birleştirdik.. Süslemeden düz dikenler de var.. Tercih size kalmış..
..................
Biraz da ev dekorasyonuyla ilgili önerilerde bulunalım :p
Eğer sizin de tekli koltuklarınız beybişiniz tarafından atlama sahası olarak kullanılıyorsa,
onları yan yatırabilirsiniz..
Tamam belki böyle yaparak geleceğin "potansiyel" bir bungee jumpingcisinin gelişimine ket vurmuş olabilirim ama böyle yapmasaydım ben geleceğin "kesin" kalp hastası olacaktım..
Bütün gün "Hiiiğğğ..", "Ayyyhh.." diye diye Yusufcuğu havada yakalamktan, ben daha sakinleşmeden, kalbimin çarpıntısı geçmeden aynı sahneleri tekrar tekrar yaşamaktan iyice paranoyak oldum..
Neyse ki Yusufcuk bu yeni koltuk modelimizi çok sevdi.. Aralara girip girip çıkıyor.. Aslında sırtı yaslamak için tasarlanmış bölgede zıp zıp zıplıyor.. Hatta böyle daha kolay sürükleyebildiği için oyun alanını istediği yere taşıyabiliyor :)) Ben de karşıdan bakıp rahat rahat çiçek işleyebiliyorm :P
Yanlız evde görünümü altüst olan tek yer salon değil.. Yatakodamız da estetik planını kaybetmiş durumda.. Sebebi mi? Yusufcuk anne ve babasının yanında yatmaya geri döndü.. Gece defalarca kalkıp kalkıp onun odasına gitmek işkenceye dönüştüğü için yatağın ve komidinlerin yerini değiştirip kocaman bir yer yatağı yaptım bebişime.. Kendi yatağı odasında duruyor ve gündüzleri orada uyutuyorum, geceleri bizimle yatıyor yine.. Böylesi daha kolay yaa..
.................
Dün Ozan gelince "Nasıl yazdın o kadar şeyi?" dedi bana sayfaya bakıp.. Bugün yine döktürmüşüm.. Boşluk başıma vurdu galiba :P Benim hemen yeni kitap projelerine açılmam lazım :)) Hayır ben yazarken zevk alıyorum da, size yazık di mi?


