30 Temmuz 2009 Perşembe
"Hayaaaaaaaaat, beni neden yoruyosuuunn?"
Ben tam bugün merak edenler için şu yurtdışı meselesiyle ilgili birşeyler yazacaktım ki aldığımız bir haber alt-üst etti herşeyi.. Şimdi sadece sakinleşmeye ve iyice düşünmeye ihtiyacım var..
Kışın yurtdışında bir sözleşme imzalamıştım biliyorsunuz.. Vize için başvurdum ve herşey öyle başladı zaten.. Dersler, yoğunluk, hazırlanma ve heyecanla bekleyiş.. Tam iş oldu, gidiyoruz derken, Emerikan hökümeti vizelere kota uygulamaya ve sadece belli sayıda kişiye vize vermeye karar verdi!! Ek belgeler istediler, sınavlara girip tamamladım. Oldukça uzayan sıkıntılı bir süreç geçirdik - sadece "beklemek" kastettiğim, yoksa bir problem yoktu Allah'a şükür - tam sonuna yaklaştık, sözleşmem Ekim'de başlıyor, yakında orada oluruz derken..
Bugün birkaç inzibat,
Ozan'ı alıp askere götürmek için kayınvalidemin evine gitmiş !!
Tam da sona geldik derken.. Tam da gidiyoruz artık derken..
Ozan okula 2000 yılı girişli.. Yedi senelik kanuni öğrencilik hakkı 2007'de dolmuş yani.. Ama ara verip sonra afla geri döndüğü için normalde bu süre 2009'a uzuyor.. Fekat sevgili okulu, afla döndüğünü ve mezuniyet süresinin uzadığını şubeye bildirmediği için iki yıldır asker kaçağı olarak görünüyormuş!!!
İşin garip ve acı olan tarafı ise bizim şimdiye kadar bundan hiç haberdar olmayışımız.. Geçen ay bir belge istediler ve onu göndermiştik ama işe yaramamış.. Yani babamız şu anda hazır asker..
Ozan bugün gelen astsubaya durumu anlatmış, daha yeni mezun olduğunu ve hatta diplomasını dün aldığını ve yarın tecil işlemi yaptıracağını söylemiş ama yapılabilecek hiçbir şey yokmuş.. Hatta eğer bugün nüfus cüzdanını benim çantamda unuttuğu için işlem yaptıramadan askerlik şubesinden dönmeseymiş, hemen orada alıkoyabilirlermiş!!
Yarın bu işten anlayan bir iki kişiye daha danışıp ne yapılması gerekiyorsa yapacağız ama şimdilik durum bu!! Her an inzibatlar tarafından yakalanıp askere alınabilecek bir babiş :P
Zaten belirsiz olan ufuk, daha da bulandı gözümde.. Ozan askere giderse ne yaparım, şimdi onları maddeliyorum kalem kalem.. Ev ne olur? İstanbul'da mı çalışırım? Yurtdışına gidişimiz rafa kalkarsa? vs. vs..
En çok merak ettiğim konu da bu arada vizeyi alırsam ne yapacağım meselesi.. Umarım ülkeye girişimi erteleme şansım vardır yoksa yine yanlız gitme durumu doğacak benim için...
Off...
Hayaaaaaaattt, beni neden yoruyorsun?
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Ayrıca isteyen arkadaş olursa, o kodu ve nasıl uygulandığını da yazabilirim.. Yorum kısmına mailinizi bırakmanız yeterli..
İnsanın bir yazısını ya da fotoğrafını, başka bir sayfada sanki oraya aitmiş gibi görmesi hiç hoş bir durum değil!!
Bu diyaloğu yazıp yazmamayı çok düşündüm ama sonuçta "çocuk bu" deyip yazmaya karar verdim.. Ayrıca bugünlerde Yusufcuğun kreşteki büyük çocuklardan öğrendiği ve ağzına dolanan iki "çiğkin" kelimeyi hesaba katarsak bu diyalog biraz masum kalıyor :P
Köye gittiğimizde, Yusufcuğun bezden kurtulup artık tuvalete gitmesi babaannesinin çok hoşuna gitmiş olacak ki birgün ben Yusufcuğu tuvaletten getirip de onun yanında üstünü giydirirken, babaannesi eğildi ve Yusufcuğun popişini öptü "Aman da benim koca oğluma, büyümüş de tuvalete gidermiş artık.." diyerek.. Yusufcuk sinirle geri çekti kendini, kaşlarını çattı ve en sinirli yüz ifadesiyle "Popodan öpüğmeş!!" dedi babaannesine.. Açıklamayı da şu şekilde yaptı: " Kaka yapiyom ben onunla, iyyenç bu! "
Yani, ne diyeyim?
27 Temmuz 2009 Pazartesi
Blog yazarın yeni sayfa kurallarını açıklıyor, dikkatine :P
Bundan sonra sayfada sadece bir yazı görünüyor olacak ve yenisi eklendiğinde eski yazı hemen arşive kaldırılacaktır, bilginize.. Ondan sonra, "Ben görmedim.. Aaa okuyamamışım.. Tekrar ekler misin?" demek yok.. En azından bir süre böyle devam edecek..
Niye mi?
Ne demiş atalarımız, "Yapıyorsam sebebi çok.." :P
Yeni yazı eklediğimi nereden mi bileceksiniz?
Eee, "izleme" diye birşey var :P
Artııı.. En önemli kuralımız da cevaplayamadığım yorumlar olduğunda kırılmaca gücenmece yok.. Yaz döneminde hazır dersler ve işler hafiflemişken blogcuğuma yeniden el atmaya karar verdim ama her ne kadar bir yazıyı güzelleştirenin, yazara daha çok yazma hevesi verenin yorumlar olduğunu bilsem de sadece yazı yazacak kadar vaktim olduğunda elbette yorumlara dönemeyebilirim.. Beni lütfen mazur görünüz, desteğinizi eksik etmeyiniz..
Hadi hayırlı uğurlu olsun vatana millete..
Kesiyorum kurdelayı.. Kestiiiimmmmmmmmmm :))
Neden yazmak istiyorum, yazamayınca neden üzülüyorum, neden birşeyler eksik kalmış gibi geliyor bana? Bu konuyu sonra irdelemek üzere bir kenara kaldırmak ve neler olup bittiğine dönmek daha iyi olacak galiba..
Neler olmadı ki bu uzun arada?
Meselaaaaa.... Ozan okulunu bitirdi çok şükür.. O da artık bir üniversite mezunu, o da artık bir nişantaşı çocuğu :P
Sonraa... Yusufcuk artık "tam kocaman abi oldu çünkü bebekley gibi bez yok altında".. Gözümde en çok büyüyen şeyi, tuvalet eğitimi meselemizi bu sene köye gidişimizde hallettik.. Daha doğrusu Ozan'ın dedesi halletti desem iyi olur.. Biraz uzun ve korku öğeleri de içeren bir hikaye bu, isteyen olursa anlatırım sonra :))
Sonra.. Birçok şehir, birçok ilçe, birçok köy gezdik bu sene.. Ozan'ın sayesinde ne kadar çok şeyi fotoğrafladım, ne kadar çok şey biriktirdim zihnimde.. Ah bir de paylaşabilseydim onları :((
Sonra.. Yusufcuk kreşini başarıyla tamamladı, karnesini aldı, yılsonu gecesinde "paytak paytak yüyüyen" ama daha çok herkesten fazla dans eden, hatta müzik bittikten sonra bile sahnede dans etmeye devam eden, kendisini indirmeye çalışan öğretmenine direnip oynamaya devam etmek isteyen bir ördek oldu :)) Şimdi de yaz okuluna gidiyor..
Sonraa... Sekizinci yılı devirip dokuzuncuya adım attığımız evililik yıldönümümüzü kutladık bu ay.. Ve ben farkettim ki arada kızsak da birbirimize, anlayamasak da birbirimizin ne demek istediğini, küssek, barışsak ve kırılsak da.. Ben değil dokuz, doksan sene daha yaşamak istiyorum Ozanla..
Sonraaa.. Bir roman yazmaya başladım ben.. Ama zihnimde.. Henüz tamamlayamadığım bir kurgunun orasından burasından fısıldayıp duruyor kahramanları.. Henüz onlarla ilgilenecek yeterli vaktim yok ama en azından zihnimde örüp duruyorum sahneleri.. Fotoğrafçılık kursu, dikiş kursu, eğitim uzmanlığı masterı ve diğer sırada bekleyen hayallerin -daha doğrusu planların- arasında ne zaman fırsat bulup da kağıda geçirebileceğim, hiç bilmiyorum..
Sonraa.. Ben bir asker ablasıyım artık.. Kardeşimi havaalanından Ağrı'ya yolcu ettiğimiz anı hala unutamıyorum mesela.. Mirza'nın, sanki uzun bir süre babasını göremeyeceğini anlamış gibi boynuna sarılıp sarılıp burnunu gömmesini, almak istediklerinde sıkı sıkı babasına sarılıp koca adamı orada hüngür hüngür ağlatışını hala unutamıyorum.. Rabbim hayırlı tezkereler versin inşaallah, şafak 50..
Sonraaa.. Yusufcuk üç yaşını tamamlamasına az bir sürenin kaldığı şu günlerde tam bir birey oldu maşaallah.. Bazen seçimleri ve kararları beni çok zorlasa da onu böyle kendine güvenli, işini bilen ve tercih yapabilen bir çocuk olarak görmek çok hoşuma gidiyor.. Artık yemeklerini tamamen kendisi yiyip kıyafetlerini ve ayakkabısını kendisi giyebiliyor.. Hatta ne giyeceğini de kesinlikle kendisi seçiyor.. İstersem aksini yapmaya çalışayım, vallahi mümkün değil!! Maalesef en bariz huylarından birisi inat.. Bu yaş çocuklarında normal olduğunu biliyorum ama bizimkinin dozajı biraz daha fazla! Ağlama krizlerimiz ve sinirden ne yapacağını bilmediği nöbetlerimiz hala bitmiş değil ve özellikle istediği şey olmadığında had safhaya ulaşıyor.. Konuşmalarına ya da hareketlerine bakarak çok büyük zannetsem de onu hala ufacık bir bebek aslında.. Bunu unutuyorum ve çok kızıyorum bazen.. Beyefendinin "Luplen bana kizma!" uyarısıyla kendime geliyorum :)) "Sen de luplen yapma dediğimi yapma.." cevabıma karşılık duyduğum cümle ise aynen şu: "Hağyiy, yapicammm"
Çocuk büyütmek zor iş vesselam..
Şimdi gece gece bu işin de felsefesine hiç dalmayayım ben.. En iyisi burada bitsin bu yazı.. Aklıma geldikçe yine eklerim birşeyler eskilerden yavaş yavaş..
Hep yazmak olmaz di mi, hazır fırsat bulmuşken bir gezineyim bakalım konu komşuda neler olup bitmiş bu aralar..
- Hağyiy, kuzu falan deme bana..
- Niye annecim, küçük kuzumsun sen benim..
- Hağyiy, ben hayvan diilim!
- !!!
- Yusufcum, ne olacaksın sen büyüyünce bakalım?
- Kepçeci oğcam, asfayta su dökmeci oğcam ( belediyenin sulama tankerlerinin şoförleridir efendim kastedilen ), finçle kumlayi kaldiycam, tankeyli kamyoncu oğcam, ayaba çekmeci oğcam..
- Başka?
- Abi oğcam, soyna da baba oğcam.. Ama kiz ( yani kız ) olmiğcam!!
- Peygambeyimişin adı Hazyeti Muhammed. Babası Abdillah, süt annesi Hayime.. Peygambeyimiş hastalayı ziyayet edeymiş, yemeğni bitiyiymiş..
- Temişlik imanın yayısıdıy.. ( Bu yüzden paket paket ıslak mendil bitiyor bizim evde, Yusufcuk kamyonlarını, iş makinalarını, arabalarını defalarca sildikçe!! )
- Ama ditme yanimdan.. Benim başka annem yok ki! Annesiz kağdıııımmm.. Böhüüü.. Anneleyi yanında yatmazken uyuyamaş ki bebekler!! ( Her gece aynı seramoni, bir türlü alışamadı hala yanlız uyumaya )
- Seni seğğğmiyom.. Sen pis!! ( Genelde belli bir yaş üstü her nevi kadın cinsine söylenen klişe cümlemiz.. Anneanne-babaanne dahil, kadınlarla pek işi olmuyor Yusufcuğun.. Ama nerede bir abi, amca, dayı, dede var, hemen yapışıyor paçasına.. "Çok seviyoyum seni.." )
- Ya heğgün bişeyley oluyoy bana!! ( Ard arda birkaç gün düşüp dizini, mizini kanatınca, son düşüşünde dayanamadı artık, isyan etti çocuk :)) )
- Luplen anne!! ( Lütfen demek istedik :) )
- Şunu yapmazsan/veymezsen ağlayım bak cayıy cayıy!! ( Allahım Allahım, büyüdü de beni tehdit ediyor artık.. Cayıy cayıy ağlamak da bizzat kendi deyimimiz :P Ayrıca sakızı "cabur cabur" çiğneyip, "hopiş hopiş" yerine "kakpiş kakpiş" uyuyoruz biz.. )
- Hadi baba dağa/hayvanlaya gidelim!! ( Birtaneyken iki oldular başıma :P )
- Allahım şifa veydi, geçti.. ( Ben hastayken bana dua etmiştik beraber, ertesi gün baktı ki ben ayaktayım, hemen yapıştırdı cümleyi! )
- Annecim, boşluk ne demek?
- Annecim, bu ne iş yayay? Bunla napayış?
- Annecim, bu nasıy ses çıkayiy? ( Cevaplanması kolay bir soru gibi görünse de Yusufcuğun elindeki nesnenin kağıt ya da ne bileyim minder falan olduğu durumlarda oldukça zorlanıyorum :)) )
- Ağş-veyiş meğkezine gitmek istiyom ben.. Oyda tyene bincem.. Topcuk sakız da alın bana.. ( En büyük keyiflerinden biri alışveriş merkezlerinde benimle trene binip orayı gezmek - ay ben de ne yakışıyorum o trenin içine, ama bensiz binmiyor ki!- ve para atılıp sakız alınan makinalardaki top sakızları, parasını da kendi atmak ve elini hemen altına koyup yakalamak suretiyle çiğnemek.. )
- Anne şu böcek adamım sözümü dinlemiyo, kız buna!! Abinin sözünü dinle de!! ( Sabahnurun bal bebeği gibi Yusufcuk da böcek adam diyor örümcek adama.. Köye gittiğimizde bir baloncudan dilenmek suretiyle sahip olmuş bu böcek adama.. Babaannesi arkadan yetişip parasını ödemiş ama "Yalvararak alıp da arkasına bakmadan kaçışını görmeliydiniz.." diyor )
- Baba "kay" ayaba demek, affeyim de bana..
- Anne "fiş" balik demek, affeyin de bana..
( Fazlaca "aferinci" bir oğlum var benim.. Özellikle babasından aferin duymak için yapmadığı numara yok! )
Şimdilik aklıma gelen cümle ve diyaloglarımız bunlar.. Sonra gelirse yine yaparız bir derleme.. Ah kimbilir kreşte neler söylüyor, bir de onları duyabilsem :((
26 Temmuz 2009 Pazar
25 Temmuz 2009 Cumartesi
Yukarıdaki kaydı girer girmez Yusufcuk ve Ozan'la yine yollara düştük biz.. Dört günlük bir Konya kaçamağı yaptık. Beyşehir ve Tuz Gölü'nü de hesaba katarsak yine dünya kadar yer dolaştık.. Bu arada ben sayfama yine elimi bile süremedim tabii..
Ama sıkı durun.. Büyük açılışa hazır olun :P
Sayfa yine herkese açık olacak ama, bana yüklediğim fotoğrafların kopyalanmasını ya da başka bir şekilde başka bir bilgisayara aktarılmasını engelleyebileceğim bir yol öğreten birisi çıkana kadar fotoğraf yüklemeyi düşünmüyorum..
Ah neler kaybedeceksiniz bir bilseniz :P
Şimdilik kaçıyorum ama uzaklara değil, kendime şöyle pembişli morlu güzel bir şablon aramaya.. Hadi bana kolay gelsin..
( Fotoğraf koruma yöntemleriyle ilgili gerçekten yardım bekliyorum.. Bilgisi olan arkadaşlar paylaşırsa çok sevinirim.. )
22 Temmuz 2009 Çarşamba
1 Haziran 2009 Pazartesi
- Anneciiim, bu abinin yengi neden kaya olmuş?
- Allah öyle yaratmış annem.. Bizi beyaz renkte yaratmış, onu da siyah ama bu onun kötü veya çirkin olduğunu göstermez..
- Hii.. Ama anne, çok çukatala yemiş, ondan öyle olmuş bu.. Çukatala kaya yapmiş onu..
Ben bu noktada koptum.. Dakikalarca güldüm.. Hele Yusufcuğun Kenyalı çocuğa dönüp de "Abi yüzünü yıkaysan geçey.." dediği an, resmen gülmemin krize döndüğü andı :))
Dört gündür bu sene yine muhteşem geçen Türkçe Olimpiyatıyla hemhal durumdayım.. Geçen sene televizyondan final gecesini izlerken en büyük duam, o heyecanı ve coşkuyu canlı canlı yerinde yaşamaktı.. Bu sene duam kabul oldu çok şükür.. Perşembe ve Cuma günü Kızılcahamam'daydık. Hem olimpiyatın açılışına katıldık hem de gün boyunca dünyanın dört bir yanından gelen ve Türkçe konuşan, Türkçenin ve Türk kültürünün çeşitli alanlarında yarışan öğrencilerle sohbet etme, onları daha yakından tanıma fırsatı bulduk..
O gün Şili'den gelen bir öğrencinin, kendisine sorduğum "Neden Türkçe öğreniyorsun?" sorusuna verdiği cevap hala kulaklarımda.. "Türk arkadaşım çok iyi.. En iyi arkadaşım Türk, ondan.."
Cumartesi ve Pazarı da Altınpark'ta, olimpiyatın Kültür Şöleni kısmında değerlendirdik.. Katılımcı 115 ülke ayrı ayrı stand açmıştı orada, kültürlerini, ülkelerinden getirdikleri güzellikleri sergiliyorlardı orada.. Mahşeri bir kalabalık vardı.. İlk gün sabah giremedik, öğlen tekrar gittiğimizde girebildik ancak içeri.. Yine de pek çok standa önündeki kalabalıktan dolayı uğrayamadık bile..
Türk halkının bu olimpiyatı bu kadar sahiplenmesi, bu kadar önemsemesi ne kadar hoşuma gitti anlatamam.. Mersin'den, Isparta'dan, Kastamonu'dan ve daha birçok ilden otobüsler dolusu insan gelmişti fuar alanına.. Kimbilir benim şahit olmadığım daha neler vardı..
Hala güzellikleri "güzellik" olarak görebilen insanların var olması ne güzel..
Şimdi sırada çektiğim onca fotoğrafı düzenlemek ve birazını da buraya eklemek var tabii.. Bir de final gecesini beklemek.. Bakalım bu seneki favorilerim derece alacak mı?
Haa, unutmadan.. Kırgız grubunun oynadığı Kolbastı'yı izlemeyen varsa çok şey kaybetmiştir, biline :))
10 Mayıs 2009 Pazar
Şöyle bir baktım da geriye, neredeyse dört yıl olacak sen bana "emanet", ben sana "anne" olalı..
Biliyorum, iki buçuk yaşındasın daha, büyümedin o kadar ama nasıl saymam ki o birbirimize "yakından da öte" olduğumuz, canıma-kanıma ortak olduğun dokuz ayı da ? Hem biliyor musun, hamilelikte tadı bir başka oluyor anneliğin.. Kocaman umutlar, heyecanlı bir bekleyiş ve seninle benden başka kimsenin tadamayacağı bir bağ eşlik etmişti bana o zamanlar.. Sen orada, dünyanın en güvenli taşıyıcısında gününü gün edip büyümeye çalışırken, ben de bal tadında günler yaşadım bebeğim, emin ol.. Sonuna kadar tadını çıkarıyordum "anne" olmanın henüz sen bana "anne" diyemiyorken bile..
Eminim duymuştun ya da en azından hissetmiştin babanın "Allaaaahhhhhh.. Baba oluyorum babaaaa!!" diyen naralarını senden ilk haberimiz olduğunda.. İşte o anda hissettiğim tek birşey vardı benim : Artık asla eski ben değildim, olamayacaktım..
Annelik demek, sorumluluk demekti en başta.. Sadece kendim için yaşamayacaktım artık.. Yaptıklarım da hep senin için olacaktı, yapamayacaklarım da.. Örneğin, tam üç ay bekleyecektim domates yiyebilmek için.. "Asla mevsimi olmayan sebze-meyve yeme.." demişti ya doktorumuz, vallahi yememiştim..
Aylar birbirini kovalayıp da seni kollarıma aldığım gün geldiğinde, ben "hissetmenin" de "hissetmemenin" ne demek olduğunu gerçekten öğrendim.. Yeniden doğmayı, bir mucizeye şahit olmayı hissettim.. Ağrıyı, acıyı, korkuyu ve ümitsizliği hissetmemenin, senden başka hiçbir şey hissetmemenin ne demek olduğunu öğrendim.. Yoğun bakımdaki diğer hastalar inlerken, ben içimden naralar atıyor, sevinç gözyaşları döküyordum "İşte oğlun.." dediklerinde..
"İşte oğlum.."
Ameliyathaneye girerken onun canından da kendi canımdan da ümidimi kesmiş olduğum oğlum.. Bana "Bebeği kaybedebiliriz, durum çok riskli.." dediklerinde "Allah'ım, ömrümü ona ver, yavruma Sana hayırlı bir kul olma fırsatı ver.." diye dua dua yalvardığım oğlum.. Aylarca hayal ettiğim yüzünü artık okşayabildiğim, minik yanağına, ellerine dokunurken "Acaba incitir miyim?" diye korktuğum minik, beyaz meleğim..
Şimdi bakıyorum da iki buçuk yıl geçmiş aradan.. Sen mi daha çok büyüdün bu sürede yoksa ben mi, hala karar veremiyorum.. Derinliklerimde biryerlerde kaybolmuş nice güzellikleri sen tek tek çıkardıkça ortaya.. Bana "samimi" olmanın, "masum" olmanın, teklifsiz, detaysız, net olmanın, gerçekten sevmenin tanımını yaptırırken bir kez daha.. Kolayca affedip tatlı bir gülücükle değiştirirken boncuk boncuk gözyaşlarını.. Varlığımı, varlığının en büyük gereksinimi hissederek yasladıkça kucağıma başını.. Ve bana "Şeni çok şeviyoyum annecim, şen benim düdel annemşin, melek annemşin.." dedikçe ben daha bir anlamlı oluyorum.. Gerçekten "anne" oluyorum..
Günümü, gecemi.. Yeri geldiğinde hüznümü, neşemi.. Odama dolan ışığı, soframdaki kaşığı.. Ne varsa bana dair hayatta, içtenlikle hepsini benimle paylaşan küçük arkadaşım.. Ömrümü aydınlatan güzel gözlerin herkese aydınlık olsun.. Bana kır çiçekleri toplayan o minik ellerin hep hayırlar dersin.. O bal dudaklarından ne seni incitecek bir kelime dökülsün ne de başkalarını.. Ve şimdilik en büyük yeri bana ayırdığın o güzel yüreğin, Esas Sahibini bulsun, hep O'na meftun olsun..
Senin için en büyük dileğim Rabbimden, senin de en az senin kadar güzel yavruların olsun..
Beni sana anne olmakla şereflendiren Rabbime binler hamd ile..
Seni seviyorum minik meleğim..
1 Nisan 2009 Çarşamba
Neredeyse iki haftadır Yusufcuğun fotoğraflarını bilgisayara yükleyebilmeyi, bunun için uygun bir vakit bulabilmeyi, uygun vakti bulabilmek için bir dersi ekmeyi :p, dersi ekmek için uygun bir fırsat bulabilmeyi :P vs. bekliyorum.. Bu arada Yusufumun onlarca tatlış cümlesini unuttum gitti maalesef..
Ama unutmadıklarım, artık boynu bükük kalmış bu sayfaya mutlaka kaydetmek istediklerim de var tabii.. Örneğin, dün gece babasına söylediği, duyduğumda beni gülmekten öldüren bir diyalog..
Yusufcuk, babasıyla okul hayatının ilk gösterisinden çıkmıştı dün gece.. Çanakkale Şehitlerini Anma Programında "küçük asker" oldu benim oğlum.. "KüçükAyşe" olan kız arkadaşları bebeklerini sallayıp mama verirken oYusufcuk da bir haftadır evde çalıştığımız asker selamını hazır ol vaziyette değil, çalan şarkının ritmine uygun, özgün bir dans eşliğinde verdi :P
Neyse, ben programın geri kalanını izlerken babası Yusufcuğu almış öğretmeninden.. Tabii sahnede görevini en iyi şekilde yapmış olmanın ödülü olan "şüypiş yumiyta"sı Toto eşliğinde.. Yusufcuk hemen açmış yumurtayı, çikolatasını yemiş, oyuncak yapılacak parçaları da babasına vermiş "Yap" komutu eşliğinde.. Bir kolunda çantası ve Yusufcuğu, diğer elinde de herbiri minnak minnak oyuncak parçalarını taşıyan Ozan, işi geçiştirmek için "Oğlum ben şimdi yapamam ki bunu.. Yapmayı bilmiyorum ben zaten.." demiş ona..
Yusufcuk ne cevap vermiş dersiniz?
- Kağadina bak babacim, kağadina bak, oyda yajay..
Geçen gün "Sen bizim bal bebeğimizsin.." dedik Yusufa, "Lütfen bana bal demeyin.." dedi bize..
Bir de bugünlerde baba bir laf var ağzında: "Adamin canini sikmaaaaa.." Değişik durumlarda değişik türevlerini de üretiyor tabii bu repliğin.. "Baba sana kisdim, annemin canini sıktin.."
Geçenlerde yemeğini bitirdikçe "Anna bak, öynek tabak yaptim.." diyor bana.. Sütünü falan bitirince de "öynek baydak" oluyormuş bardağı.. Anlamadım başta.. Meğer kreşte yemek bitince tabağın "örnek tabak" olacağını öğretmişler, onu anlatmaya çalışıyormuş bana..
Kreşten öğrendikleri sadece bununla sınırlı değil tabii.. Daha önce birisi bana gün gelip de Yusufcuğun saat on olmadan uyuyacağını söyleseydi, kesinlikle inanmazdım ama şimdi en geç saat kollarını açınca - yani tam dokuzu çeyrek geçe- yatağa giriyor Yusuf itiraz etmeden.. Öğretmeni kural koymuş çünkü.. Bir de şirin bir saat yapmışlar ona.. Saate bakıyoruz, seve seve yatıyor maşaalah..
Uyku demişken son günlerde bizim evde gerçekleşen en büyük devrimi de not düşeyim hemen.. Yusufcuk artık kendi yatağında uyumaya alıştı.. Bazen yanımda uyuytup yatağına taşıyorum, sabaha karşı geliyor.. Bazen de yatağında dalabiliyor uykuya.. İnanılır gibi değil.. Belki birçok anne anlamaz neden bahsettiğimi ama ben iki buçuk yıldır mahrum olduğum uyku hayatıma geri dönmeye başladığıma hala inanamıyorum.. Yusufun bizim yatağın dışında biryerlerde uyuma ihtimalinden iyice umudumu kesmiştim çünkü..
Gerçi bu bize biraz pahalıya patladı :P Eee, kolay değil tabii her sabah her sabah "o gece yatağında uyuyan çocuğun yastığının altına sürpriz yumurta" gelmesi.. Baktık bütçe çökmeye başladı, hediyeyi yavaş yavaş şekere, ondan sonra da bildiğiniz şekerşiz sakıza kadar düşürdük.. Neyse ki onu da çok seviyor.. Cikidik cikidik çiğniyor..
........................
Yusufcuk İngilizce de öğreniyor kreşte.. Tabii ki grameriyle, kurallarıyla değil sadece kelime kelime.. Ama bu bile o kadar hoşuma gidiyor ki anlatamam.. Eee, ne de olsa geleceğe yatırım :P
Geçen gün ona ayakkabı almaya gittik bir alışveriş merkezine.. Fil şeklinde bir koltuk vardı orada çocuklar için.. Beni elimden koltuğa kadar çekti ve "Anne bak elifınt.." dedi Yusufcuk.. O kadar şaşırdım ki.. Hayvan isimlerini öğrendiğini bilmiyordum.. Sordukça bildiği diğer İngilizce hayvan isimlerini de saymaya başladı.. Ben alışverişi bıraktım, dakikalarca miniğimi dinledim, sevdim orada.. Sahip olduğumuz, yaşadığımız tüm güzelliklere ardı ardına şükrede şükrede..
Bir de benim kurstan arkadaşım Amerikan hocaya "Hayy Cenii, Av lav yuğğğ" deyişi var ki duyulmaya değer.. Onu görünce "May neym iş Yusuf.." diye söze başlaması, onunla İngilizce konuşması gerektiğini bilmesi de çok ilginç geliyor bana ayrıca..
............................
Yazmayı özlemişim, yazdıkça yazasım geliyor ama yukarıda beni bekliyor arkadaşlar.. Bir dahaki sefere hem küçük padişa hem de küçük asker fotoğraflarını yüklemeden gelmeyeceğim söz..
5 Mart 2009 Perşembe
- Anne ağşımdan kuybaa sesi geliyo..
- :P Belki elini ağzına sokup durduğun içindir Yusufum..
-Hayiy, kuybaa sesi, kuybaaa..
- Anne biz bu dünyada napiyoş?
- Yaşıyoruz oğlum.. Allah bizi yaratmış, buraya göndermiş, biz de iyi kullar olmaya çalışıyoruz.. Uslu duruyoruz, iyilik yapıyoruz.. Anladın mı?
- Hi hiğğğ..
- Düjel annem, tankeyli tamyonum uyanmış mıdıy?
- Uyanmıştır oğlum..
- Benimle okula delsin?
- Gelsiiinnn..
- Ya gelmesinnnn..
- Tamam gelmesin istemiyosan.. Başka oyuncak seç odadan..
- Yaaa... Ehiyyyyy.. Hüngür faşıırrttt.. Ben tankeyli tamyonumu götüycemmm..
- E tamam oğlum, götür o zaman..
- Hayiy ikkemiyoooommm..
-?
- Baba yabaş git..
- Tamam oğlum ama neden?
- Allah koyuşun, çağpayış oğna.. Ayabamış çağpağ onna soğna -yani ondan sonra- öleyiş..
Ölmenin ne demek olduğunu nereden öğrenmiş olabilir bu bücür? Hem de neredeyse bir buçuk aydır hiç televizyon izlenmeyen bir evde.. Arada yere yatıp gözlerini kapatıp bana "Anne bak ben öydümm.." diyor bana.. Allahım Allahım..
İşyerinden yazdığım için fotoğraf ekleyemedim yazıya ama bizi özleyenleri de daha fazla bekletmek istemedim.. İnanın ben de sizi çok özledim.. Arada sayfaları gezip bebişlerin ne kadar büyüdüğünü görünce hayretler içinde kalıyorum, içimde buruk bir mutluluk oluyor.. Keşke eskisi gibi yazabilsem ve okuyabilsem ama şimdilik buna da şükür.. Ara ara da olsa haber almak, yazışmak güzel..
Belki bir sonraki postta küçük bir padişahın fotoğrafları karşılar sizi, kimbilir?
16 Şubat 2009 Pazartesi
Zar zor kapanmış bir yaranın kabuğunu kaldırmak gibiydi tatil sonrası Yusufcuğu yeniden kreşe göndermek benim için.. O hiçbir şey anlamasa, hatta okulunu özlemenin verdiği heyecanla koşa koşa gitse de ben çok tuhaf oldum yeniden geçen hafta.. Annem doğru söylüyor belki de.. Birşeylere alışmayı başardıktan sonra "yarasını yeniden deşmemeli" insan.. Yoksa evde bir haftayı kucak kucağa, her anını beraber geçirdikten sonra , yeniden miniğini kreşe vermek ya da anne babasını buruk bir el sallayışla yolcu etmek bıçak gibi saplanabiliyor insanın içine..
Uzaklara gitme vakti yaklaştıkça, ben daha mı duygusal oluyorum ne?
Bilgisayara dokunmayalı bir hafta geçmiş yine, ben farkında değilim.. Televizyonu hiç söylemeyeyim zaten, üç hafta oldu galiba :P Ama bir duanın gerçekleştiğini görmek de çok güzel yani.. Hep dua ediyordum Allaha'a "Bana televizyon izlememe fırsat kalmayacak kadar dolu dolu bir hayat ver.." diye.. İşte oldu!!!
Annemler gittiğinden beri hayat yine aynı.. Akıyor ardı ardına günler.. Sabah kalkıp sırayla günü geçireceğimiz yerlere dağılıyoruz.. Yusuf kreşe, ben kursa, Ozan işe.. Akşam bizi sırayla toplayıp eve getiriyor babamız :)) Yemek, ödev, ütü, okuma, oyun vs. derken zaten bir bakmışım sabah olmuş!! Ben de ne yapıyorum? Bugünkü gibi sabahın beşinde kalkıp yakalamaya çalışıyorum hayatı, tamamlamaya çalışıyorum "eksik"leri..
Yapmayı planladığım ve hatta yapmak zorunda olduğum o kadar çok şey var ki dostlar.. En büyük ihtiyacım da vaktimin bereketlenmesi.. Belki bana bu konuda dua etmek istersiniz di mi?
2 Şubat 2009 Pazartesi
-Tovacaaaannnnn!!
Tatil bitti..
Yarın işbaşı, kurs başı :P
Annemler de dönüyor..
Pöfff :((
İyiydik böyle yaa...
30 Ocak 2009 Cuma
En güzel karne hediyeleri de anneannesinden bir torba dolusu oyuncak!!
Annemle babam geldiler Allah'a şükür.. Yusufcuğun da benim de keyfimize diyecek yok.. Bugün hava da çok güzel burada, bol bol gezeceğiz inşaallah..
Yusufcuk sadece anneanne ve dedesini değil, onların evindeki kediyi de çok özlemiş ki annemler geleceği gün ısrarla ve heyecanla sordu bana "Dedemye annağnem tediyi de ujağa koyup getiymiş mi?" diye :))
Her sabah hepimizden önce uyandığı için küçük bey sırayla bizi uyandırmaya başlıyor şu şekilde: "Tatyı annem, ben uğandim sen de uğaaann... Şekerli babam, dünaydııınnn... Şekey annanem, ballı dedem kalkııınnnn.." Eh, bu lafları duyunca kimsede uyku muyku kalmıyor tabii :))
Bir de bu aralar bana bir "bebeğiiimm" deyişi var ki duyulmaya değer.. Birşey isteyecekse ya da açıklama yapacaksa "Bak bebeğiiiimm.." diye başlıyor cümleye :)) Ben ona hep öyle dediğim için, iş yaptırmanın püf noktasını çözdü çocuk :P
"Bebeğiiim hadiiii, anne gel aytıııkkk.." diye bir ses var şu anda arkamda.. Ben gideyim en iyisi.. Anneanne-dede fotoğraflarını sonra eklerim artık..
21 Ocak 2009 Çarşamba
Örneğin artık yemeğini tamamen kendi başına yiyor Yusufcuk maşaallah.. Bu, kreşin ona kazandırdığı en güzel becerilerden birisi. Ayrıca yarım yamalak da olsa giyinmeyi de başarabiliyor. Kreşte, kendi yaş grubundan büyük bir gruba dahil olduğu için onlar öğrenirken arada bizim minnoş da kapıyor işte bazı şeyleri :)) Bu, benim de işime yarıyor tabii.. Ayrıca bir de yemek duası ezberlemiş meleğim benim, "Nemeğmi nemeden al açtim Allayim çana.. Akıl, şihat, doğyuluk, iyi huyyay vey bana.." Geçen hafta sadece ilk cümleyi söylüyordu, bu hafta ikinciyi de ezberlemiş.. Demek ki böyle böyle hepsini okuyabilecek bir gün :))
....................
Geçenlerde birgün, babası şehir dışındaydı ve kreşten alamayacağı için kursa götürmek zorunda kaldım Yusuf'u.. Sanırım bu, ilk ve son tecrübemizdi bu konuda :P
Hocam hiçbir şey demese, hatta "Lütfen bırak rahat davransın.." diyerek beni rahatlatmaya çalışsa da ben mahvoldum o gün..
......................
Geçen gün Yusufcukla kitabını okuyorduk yatağın üstünde.. Duyma ile ilgili bir bölüm var ve oraya radyo dinleyen bir çocuğun resmini çizmişler.. Yusufcuk ayağa kalktı, kitaptaki radyo resminin düğmesine bastı ve oynamaya başladı. Bana "Müşiği açtim, çen de oyna anne.." dedi.. Birlikte oynamaya başladık gümbür gümbür çalan müzik eşliğinde :P Sonra bir ara kitaba eğildi, birşeyler yaptı ve durdu.. Ben bu arada hala sallanmaya devam ediyorum.. Bana ne dese beğenirsiniz? "Anne tamam bittiii, oynama ağtik, tapattim ben müşiği.."
Bu aralar yeni öğrendiği kibarca birşeyler isteme şekli de çok şirin.. "Anne bunu bana veyiğ vişin?", "Baba bana hekey alığ vışın?" Kim demiş Türkçe'de soru eki "mi"dir diye :)) Onun aslı "vı" :P
........................
Önümüzdeki hafta kursumuz tatil.. Ben önce İstanbul'a gelmeyi planlamıştım ama sonra karar değiştirdik ve annemleri bize davet ettik.. Yusufcuk inşaallah önümüzdeki hafta annanesi ve dedsiyle vakit geçirecek bol bol.. Annesi de bu arada toplamda 2000sayfayı bulan okuma ödevlerini tamamlamaya çalışacak maalesef :(( Başarabilirse birkaç İngilizce film izleyecek..(Yanlışlıkla bir sıfırı fazla yazmadım, gerçekten iki bin sayfa!! )
Ve tabii bir de buraya yazı eklemeye çalışacak sizin için..
Kendinize iyi bakın.. Dualarınızda bizi de anmayı unutmayın olur mu!
4 Ocak 2009 Pazar
Uçak sesleri geliyor biryerlerden.. Füze sesleri geliyor!!
Geceyi de gündüzü de en koyu karanlıklara çeviriyor İsrail ateşi..
Saçların barut kokuyor Filistinli çocuk!!
Şampuan kokarken benim oğlumunkiler, barut kokuyor seninki..
En az onun kadar yakışacakken sana gülmek, nereye kayboldu o masum gülüşlerin?
Annen nerede Filistinli çocuk?
Sana azıcık da olsa süt bulmaya gitti?
Yoksa acını dindirecek bir ilaç?
Yoksa? Yoksa?
Dua edelim, geri gelir belki..
Ya baban, Filistinli çocuk?
O nerede peki?
Belki de çok oldu sen "şehit evladı" payesine ereli..
Seni gördükçe içim acıyor Filistinli çocuk..
Bir kez daha kaybediyorum umudumu,
"insan" olmaya dair beklentilerimi..
Hayallerin kimbilir hangi enkazın altında şimdi, hangi?
.......................
Dün gece haberlerde izledim, gözleri kaya kaya, yavaş yavaş kapana kapana bir cennet kuşuna dönüştü minik Filistinli bir çocuk.. Çünkü doktorların yapabileceği hiçbir şey yoktu karnında açılan kocaman yara için!!
Ve minik bedenini bayrağa sarıp, sanki bu zulmü işleyenlerin gözüne sokarcasına, sanki orada olanlara duyarsız kalan tüm insanların vicdanına kazırcasına başının üzerinde taşıdı babası.. Hüzün yoktu gözlerinde.. Sadece beni korkutan bir ifade vardı.. Öfke dolu, umutsuz, yanlız ve ahirette hakkını arayacağını haykıran bir ifade..
Zalimler için yaşasın cehennem..
Rabbin "Kahhar" ismi, zalim İsrail'in üzerine tecelli etsin inşaallah!!
Bu acıya duyarsız kalmayalım!!
23 Aralık 2008 Salı
Sizi merakta bırakmak değildi amacım.. Sadece yazabilmek için güzel haberlerin kesinleşmesini bekledim.. Tabii bir de yarım saat de olsa boş vaktimin olmasını..
Arada üzücü şeyler de oldu tabii ama onlar ayrıntı.. Şükredebilmek için daha çok madde var önümde..
....................
Haftasonunu da sayarsak dört gündür evdeyim.. Bayramdan beri ilk defa evle ilgilenebildim, doğru düzgün yemek yapabildim ve biraz dinlenebildim diyebilirim.. Tıpkı, üniversite son sınıfta hem okuyup hem çalıştığım günlerdeki gibi hayat bu aralar.. Sabah kahvaltılarını 20 dakikacık fazla uykuya feda ettiğim, akşama doğru "Ay ne yesek, çabucak ne yapabilirim eve gidince?" kaygıları çektiğim, yorgunluktan ancak bulaşıkları makineye dizecek kadar enerjimin kaldığı ve bu aletleri icat edenlere binlerce hayır dua ettiğim günlere döndüm yine!!
Yanlız o zamanlar da şikayet ettiğime inanamıyorum şimdi dönüp bakınca.. Ne de olsa Yusufcuk yoktu o zamanlar, şimdiki gibi belimi büken kocaman sorumluluklarım yoktu.. Kimbilir ne kadar boş vaktim vardı da ben kıymetini bilmiyordum!!
Bu kadar yoğun olmamın sebebine gelirsek.. Vizeyle ilgili ciddi bir problem yaşadık ve gidişim en erken Nisan'a kadar ertelendi.. İşin garibi ben bu habere hiç üzülemedim.. Aksine çok ama çok sevindim ve haberi aldığım gece haftalar sonra ilk defa rahat bir uyku uyuyabildim.. Bu gecikmeden de cesaret alarak başvuru yaptığım kurumun yetkilileriyle görüştüm ve her halükarda yazın, Ozanla beraber gitmemizin en doğrusu olacağına karar verdik.. İnşaallah gidişimiz yaza ertelendi ve minik ailemiz dağılmadan, kol kola gidebileceğiz uzaklara..
Bu ertelenmenin belki de en iyi tarafı devam ettiğim TOEFL kursunu tamamlayabilecek olmam.. Konuşmam oldukça iyi seviyeye geldi. Yazılı sınavlarda da hiç problemim yok. Olabildiğince pratik yapıp Amerika'ya hazır gitmek istiyorum..
Sadece kursa gitmek beni bu kadar yoğun yapmaz aslında ama ben iki haftadır aynı kursun başlangıç sınıfı öğrencileri için öğretmenlik de yapıyorum.. Aynı kursta hem öğrenci hem de öğretmenim yani :)) Artık sadece yarım gün değil tüm gün dışardayım ve Yusufcuk da saat dörde kadar kalıyor kreşte.. Ama iyi haber şu ki okuluna alıştı ve artık çok isteyerek ve severek gidiyor miniğim.. Maşaallah, sabah ağlamaları da kalktı ortadan.. Merdivenin başından bana el sallıyor ve "Öytmenim beni öşlemiş, şen bana süğpiş yuduyta almaya dit tamam mı anne.." diyerek uğurluyor beni.. İnşaallah böyle devam eder..
Kreşin Yusuf'a kazandırdıklarına hayret ediyorum.. Birgün geliyor, öğrendiği bir şarkıyı, bir duayı mırıldanıyor dili döndüğünce, ertsei gün geliyor "kutu kutu pense" oynuyor kendi kendine :)) İki gün önce de babasıyla bana masal anlattı "Biğ yokmuş biğğ vağmışş.. Bi ee tağvon vağmış..." diye :))
Bayramda, babasının anneannesinin yani "ebe"sinin yaptığı kuzine çöreklerini mideye indiren Yusufcuk :))
Son dört gündür evde olmamın sebebine gelirsek.. Yusufcuk yine, yeni, yeniden hasta!! Aslında bayramdan beri bir türlü atlatamadığı boğaz iltihabı yenilemiş ve güçlenmiş durumda.. Pazar gününü hastanede geçirdik.. İlk penisilinini vurdurmak zorunda kaldık ve iki gündür de en üst seviyeden mızmızlanmalara maruz kalmış bir şekilde ona hemşirelik yapıyorum evde.. Geceleri uyuyamıyor rahat nefes alamadığı için.. Gündüz de acısını benden çıkarıyor küçük bey..
İki haftadır bulabildiğim tek boş saati sayfamı güncelleyebilmek için kullandım.. Ne mutlu bana :)) Bak kıymetinizi bilin tamam mı :P Sizi özledim, çok seviyorum...
Dualarınızda bizi anmayı da unutmayacağınıza eminim..
Hoşçakalın..
8 Aralık 2008 Pazartesi

Yağışlı ama bahar gibi bir hava var burada.. Ilık ılık :))
Yusufcuk yine hasta, kreş sağolsun :P
Eskişehir-Afyon yolunda ise bu tepelere rastladık..
.....................
Herkese iyi bayramlar..
2 Aralık 2008 Salı
Artık ayda bir özet geçerim olan biteni :P
...............
Yusufcuk iyileşti çok şükür.. Bu sabah da yaklaşık 25 dakikalık bir direnişin ardından birkaç lolipopa kanıp kreşe gitmeye de razı oldu :))
Fena geçmemiş günü.. Yine çok özlemiş ama beni.. Sarılışıp sarılış geldik eve :))
Aşağıdaki yazıya gelen yorumlara çok teşekkürler.. Beni çok sevindirenler de oldu, çok düşündürenler de.. Hepiniz iyi ki varsınız.. Çok mutlu oluyorum sayfamı açınca..
Esracım senin yorumuna özellikle güldüm yanlız.. Demek oraya gelseydik sen bakacaktın ha Yusufcuğa Ozan gelene kadar.. Artık eve gelince sizi ne halde bulurdum bilemiyorum :P MK+Yusufcuk, iki high need baby seni kesinlikle bitirirdi, eminim :))
................
"Benim adim Husup Battüyk.. Babanin adi Ojan Battüyk.. Annenin adi Tağbe Battüyk.."
Bu, yavruşun bugünlerde kurduğu onlarca tatlı cümleden yanlızca biri.. Ne yazık ki vaktim yok hepsini yazmaya.. Çok üzülüyorum böyle olunca, sonra unutacağım yazık olacak hepsine ama bugün MR. H'nin verdiği özet ödevi bile yazmadım daha ve çok uykum var :((
................
Gitmeden bir rica.. Amerika'daki arkadaşlar bana yaşadıkları eyalet ve şehri yazabilir mi acaba? Bakalım kime komşu olacağız?




