Tatile gidiyoruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatile gidiyoruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2007 Salı

Bu yazı nerelere kadar uzar gider hiç bilmiyorum..
Şu anda onlarca şey var aklımda yazacak.. Yusufcuk uyanana kadar ha gayret Kuaybe :))


Önce cumartesiden başlayalım..

Haftasonu çok ama çok güzel bir blogger tanışması düzenledik.. Sevgili Özlem mail atmış bana.. Ayşe gelecekmiş İstanbul'dan, "Biz tanışacağız, sen de gelmek ister misin?" dedi.. "Tabii isterim.." dediğimi yazmama gerek yok herhalde.. Gerçi böylece yazmış oldum ya neyse :)) Cumartesi akşamüstü buluşmaya karar verdik.. Özlem gelip bizi evden aldı sağolsun ve birlikte Ayşelerin olduğu yere gittik.. Ayşeler diyorum çünkü burada, evinde misafir olduğu arkadaşı ve kızıyla gelmişti o da..

Ayaküstü heyecanlı heyecanlı başlayan tanışma faslı o kalabalıkta nihayet bulabildiğimiz bir yere oturunca masada devam etti.. Hem Ayşe hem de Özlem sayfalarına yansıttıklarından çok daha tatlı ve çok daha içtenler.. İkisini de tanıdığıma çok memnun oldum ben.. Kısacık bir süreye sığdırmaya çalıştığımız sohbetin tadı damağımızda kaldı..

Eve döndüğümüzde Yusufcuk hemen Özlem teyzesinin hediyesi olan treniyle oynamaya başladı.. O akşamı kurtardık sayende Özlemcim, çok teşekkür ederiz tekrar :))

Fotoğraftaki küçük köpek de Bera'nın Yusufcuğa hususi hediyesi.. Hani para atılıp yukarıdan uzanan metal kolla oyuncak yakalamaya çalışılan makineler var ya, ondan çekti bu köpeği Yusufcuk için.. Hatta iki tane gelmiş şansına, pembe olan da Verda'nın oldu..


Yukarıda Bera'nın "Şükrediyorum çünkü.." oyununa verdiği cevaplardan bahsetmiştim ya hani.. Birkaç örnek yazayım da ilerde tekrar tebessüm edebileyim.. ( Tamamen kendi ifadeleriyle )

- Şükrediyorum çünkü annem babam ölmedi.. Onlar olmasaydı ben yemek yiyemezdim, para ödeyemezdim, fakir olurdum..
- Şükrediyorum çünkü dünya var, kuşlar var, köpekler var.. Ayrıca hayatım iyi gidiyor :))

...................


Gelelim pazara..

Pazar günü, haftasonları için gelenekselleşen alışverişimizi yapmaya giderken yolda kurbanlıklar gördük.. Kamyonetlere doldurup satış için getirmişler.. Babamız piyasayı öğrenmek için satıcılarla sohbet etti biraz.. Bu durumda Yusufcuk da yanlarına gitmeye can attığı kurbanlıklara yaklaşma fırsatı buldu.. Koçlar çok hareket ettiği için dokunmaya cesaret edemese de onlara bakıp bakıp kahkahalar attı benim kuzucuğum.. Coştu koyunları severken.. Bayramda ne yapacak bakalım..



Eve döndüğümüzde yine herzamanki gibi aldı eline telefonu, dakikalarca "Aloo deeğdeee" modunda gezdi evin içinde.. Neyse ki yarın gidiyoruz, çocuğum kavuşacak inşaallah dedesine.. Bu aralar böyle Yusufcuk... Telefonu alıp dolaşa dolaşa dedesiyle ya da bizim bilmediğimiz hayali kimselerle konuşuyor kendince :)) Ama oturarak konuşmaması çok ilginç.. Babamız da hiç oturarak telefonla konuşmaz çünkü, hep gezerek konuşur.. Yusufcuk da onu taklit ediyor.. Telefonu eline aldı mı oturuyorsa bile ayağa kalkıp dolanmaya başlıyor :))

Bir de bu aralar kalem merakı depreşti küçük beyin.. Kütüphanenin üstünde kalemlerin olduğu yeri işaret ede ede sesleniyor bana, eğer vermezsem de verene kadar ağlıyor.. Ama yine de vermiyorum.. Peki neden vermiyorum? Çünkü şimdiden bir koltuk örtüm, bir yemek takımı sandalyem ve bir de kıyafetim çizilmiş durumda.. "Ucu kapalı ya da ucu olmayan bir kalem vermeyi dene.." demeyin çünkü verdiğim kalemi önce yerdeki dergi veya kitaplarda deniyor, yazmıyorsa yenisini işaret ediyor!! Yazmayan kalemi n'apsın afacanım :))

Başka, başka..

Reklamlardaki bebekleri gösterip "beğbee" diyor Yusufcuk.. Çok gülüyorum onun bu haline.. Kendisi bebek değil canım artık.. Onlar bebek :))

Reklam demişken.. Her ne kadar istemesem de Yusufcuk televizyona daha doğrusu reklamlara çok düşkün olmaya başladı.. Reklam müziklerini ne zaman duysa diğer odada olsa bile gelip ekranın altına kuruluyor.. "Selocan"ın "Süpyiş yaptım kötü mü oldu, bi bu bi bip..." yaptığı reklamda o da elini hemen ağzına götürüp "bi bu bi bip" yapıyor, yiyecek reklamlarında yanıma gelip "mamma" diyor, ritmik müzikli reklamlarda hemen ortama ayak uyduruyor :)) Karşısına oturup saatlerce hareketsiz izlemese, tamamen pasifleşmese, hatta gördüklerini tanımlayıp onlara uygun hareket etse bile ben yine de bu durumdan rahatsızım.. Gerçi belli miktarda televizyon seyretmenin bebeklerde olumlu etkilerinin olduğunu savunan görüşler de var - hatta Ozan'ın bir arkadaşının çocuğu var, ileri derecede zeki, özel eğitim alıyor ve okumayı dört yaşındayken reklamlardan öğrenmiş.. Söylenen kelimelerle, örneğin deterjan isimleriyle harfleri eşleştirmiş - ama hala kararsızım televizyonu hayatımızdan tamamen çıarıp çıkarmama konusunda.. Ama o zaman Derya Baykal'ı nasıl seyredicem ben :P

..................

- Kuaybe, farkındaysan yarın yola çıkacaksınız.. Bavulu artık hazırlasan diyorum..
- Hımm, tamam.. Ama gitmeden önce birkaç sorum var arkadaşlara..

İki mail aldım bu hafta, ne zaman geri döneceğimizle ilgili.. Bayramı annemlerde geçirdikten sonra minnoş melek ve ben bir hafta daha İstanbul'da olacağız inşaallah.. İsteyen arkadaşlarla ufak bir tanışma günü düzenleyebiliriz.. Ama arabamız olmayacağı ve hava da tahminen çok soğuk olacağı için bizim gidebileceğimiz yerler çok kısıtlı.. İstanbul trafiğinde dur kalk- dur kalk Yusufcukla bir minibüs macerasını hayal bile edemiyorum :P
Tahmini olarak gidebileceğimiz yerler Kadıköy, Üsküdar, Maltepe ve belki İKEA olabilir..(Babam sağolsun, kandırırım artık ) Hangisi olsun? Ortak biryer belirlersek mailleşelim.. Birgün de Avrupa yakasında olacağız inşaallah ama o gün sanırım "kapsama alanı dışında" olacağım.. Zira hala kuzusu Mirza'ya ayırdım o günü tamamen.. Kendisini öpücük yağmuruna tutmayı planlıyorum tüm gün.. Tam bir poğaça yanak olmuş benim yeğenim :))

Ben artık gideyim.. Eşyalar beni bekliyor.. Cicilerimizi koyalım bavula, bayramda çok el öpeceğiz inşaallah bu sene.. Harçlıklarımızı şimdiden hazırlayın bakalım :))

10 Ekim 2007 Çarşamba


Yusufcuk uyuyor..
Ben de yatağın üstüne hazırladığım giysileri valize yerleştirmeyi boşverdim, geçtim hemen bilgisayar başına.. Ne de olsa akşama çok var daha :))

Yarın sabah köye gidiyoruz inşaallah.. Yusufcuğun ilk bayram tatili bu.. Geçen sene Ramazan bayramında kırkımız bile çıkmamıştı daha.. Kurbanda da kışın en soğuk günlerine denk geldiği için hiçbir yere gidememiş, evde geçirmiştik bayramı üç kişilik minik aile olarak.. Ama bu bayram, tam bir bayram şekeri olacağız inşaallah..

( Bayramdan sonra da minnoş yeğeni görmek için direkt İstanbul'a uçma planım var.. Ozan'ın anne ve babası bizimle gelecekmiş gerçi dönüşte, onlar gidince uçarım artık.. Yanlız Ozan'ın henüz planımdan haberi yok, o da ayrı konu! )

Gelelim İlker Mirza beye..
Minnoşun günü dolalı çok olduğu için dün sabah saat sekizde sun'i sancıyla doğuma almışlar gelinimizi.. Bir önceki gün telefonla konuşmuştuk, çok korkuyordu.. Ne desem boş ama ben yine de teselli etmeye çalıştım kendimce.. Doğuma girdikten sonra defalarca aradım kardeşimi, bir gelişme yok.. "Bekliyoruz.." diyor.. Kızcağız ikindiye kadar sancı çekti saatlerce.. Tam ebe çıkıp da annemlere "Bir saat içinde doğacak bebek.." dedikten sonra bir koşuşturma başlamış doğumhanede.. İlker Mirza biraz tombiş, annesi de biraz minnoş olunca, bizim bebiş sıkışmış doğum kanalında ve solunumu da tehlikeye girmiş.. Annemi aradım hemen, ağlıyordu.. "Şimdi sezaryene alıyorlar, doğunca haber veririz.." dedi.. Bekliyorum bekliyorum haber yok.. Aklıma binbir türlü şey geldi.. Böyle durumlarda da hep en kötüyü düşünür ya insan.. Dedim ki "Kesin bebeğe birşey oldu, sütüm kesilmesin diye bana haber vermiyor bunlar.." Neyse ki haber geldi o anda.. Meğer hastanenin asansörü bozulmuş ve yirmi dakika da asansörün önünde kıvranmış kızcağız, ameliyata geç girmiş.. Allahtan ki her ikisi de iyi ve sağlıklılar şu anda.. Ama çok korktuk hepimiz doğum haberini alana kadar..

Anlattıkları kadarıyla lokum gibi bembeyaz, tombiş bir yeğenim varmış.. Çok da usluymuş maşaallah.. Emip kocaman bir "gark" yapıyor, sonra da uslu uslu, uzun uzun uyuyormuş.. "Hiç Yusufcuk gibi değil.." diyor annem.. Biz ilk gece sabahı edene kadar akla karayı seçmiştik hastanede.. Koridorları çınlatmıştı Yusufcuk!!

Halasının kuzusu, akıllı bebeğim benim.. Nasıl merak ediyorum seni bir bilsen.. En güzel bayram hediyesi oldun bize..

...............

Herkese iyi bayramlar diliyorum şimdiden..
Dönüşte en tatlı bayram şekerinin yeni haber ve fotoğraflarıyla karşınızda olacağız inşaallah..

Bayramda mutlu olmak, ( özellikle çocukları ) mutlu etmek duasıyla..

Hayırlı bayramlar..

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Özet geçiyorum günlükçüm:

- Yusufcuk artık yatak veya koltuklardan kendi başına inebiliyor... Önce yüzüstü dönüyor, sonra geri geri emekleyip kenara kadar gidiyor, sonra da temkinli temkinli kayıyor aşağı.. Ayrıca artık tutunduğu yerden ellerini çekip 5-6 saniye ayakta durabiliyor.. Çok da mutlu oluyor tek başına ayakta durunca, heyecanlanıp ellerini çırpıyor bebeğim..


- Benim minşim aslında televizyon seyretmeyi hiç sevmeyen bir bebek - Allah'a şükür - Tamam itiraf ediyorum, ona yemek yedirebilmek için "reklam izletme" taktiğini bile denedim ama televizyon ilgisini çekmediği için işe yaramadı :)) Yanlız bugünlerde "Bip bip bip bip bip biiiiiip, bi biskrem versemmmmmm" reklamını ne zaman duysa hemen emekleyip televizyona koşuyor.. Eskaza önüne birimiz geçersek ya sağa ya sola yatıp televizyonu görmeye çalışıyor :)) Yusufcuk ne iş? Yemek yemeye başlar mısın bi biskrem versem? Sahi bak, bir de bunu deneyelim..


- Yusufcuk yeni bir oyun buldu kendine.. "Mama sandalyesinin tepsisine oynaması için koyduğumuz oyuncakları yere atıp almamızı beklemece, almazsak ağlamaca, alırsak yeniden ve yeniden atmaca.." Eğile kalka bir hal oldum yaa.. Bir de eğilip attığı oyuncağın nereye gittiğine bakması yok mu şirin şirin, ısıra ısıra bitireceğim heryerini en sonunda..


-Gelelim babamızın Yusufcuğa aldığı harika bez kitaplara.. Yıkanabilen, yumuşacık bu kitaplar geçen hafta geldiler aslında ama ben ancak fırsat bulup fotoğraflarını çekebildim.. Daha önce de aynı yayınevinin bazı kitaplarını tanıtmıştım aslında bir yazımda.. Kitaplarımız yine Kaydırak yayınlarından ve yemin ederim ben yine reklam ücreti falan almadım :))

İlk kitabımız "Vız Vız Arı"



Arımız üstten bakınca sıradan bir oyuncağa benzese de arkasını çevirince kitabımızın yaprakları bir bir açılıyor.. Kulakları tırtıklı, Yusufcuk dokunmayı çok seviyor. Ayrıca arının içinde küçük bir çıngırak da var, sallayınca ses çıkarması bebişlerin ilgisini çekiyor..




İkinci kitabımız bir telefon..


Telefonun ortasındaki turuncu numaratör çevirdikçe çıkır çıkır ses çıkartıyor.. Bu da Yusufcuğun çok hoşuna gitti.. Alttaki sayfaları açıp açıp resimlere bakıyor.. Kulağına dayayıp "Aloo, babası hadi eve gel.." diyorum ama daha kendi kendine ahizeyi kulağına götürmeyi öğrenemedi..




Üçüncü kitabımız "Küçük Ayşe"


Kitabın kapağına bakınca Ayşeyi göremiyoruz ama zili çalınca Ayşe turuncu kapının arkasında gizlendiği yerden çıkıyor ve bize evini tanıtıyor :))


Bu kitabın özelliği Küçük Ayşe'nin kitap ayracı gibi kitaba eklenmesi ve her sayfada Ayşe'nin içine koyulabileceği bir cep olması.. Örneğin yatak odasında yatağının içine, sayfayı çevirip banyoya geçince de oradan çıkarıp küvete koyabiliyoruz Küçük Ayşe'yi :))




Bir de "Küçük Ahmet"imiz var tabii.. Kendisi bir kukla kitap :))


Hem elime geçirip kukla gibi konuşturuyorum hem de sayfalarındaki resimleri gösteriyorum Yusufcuğa..



Vee son kitabımız, benim ilerisi için kendisiyle ilgili büyük umutlar beslediğim uyku kitabı..


Yastık şeklinde tasarlanmış bu kitabın sayfalarını açınca uyuyan tavuklar, tavşanlar, pandalar ve uyumadan önce dua eden bir çocuk çıkıyor karşımıza..


Yusufcuğa bu kitabı okuyacağım günleri iple çekiyorummmm :))


- Bir sonraki yazımızı İstanbul'dan yazacağım inşaallah.. Pazartesi yola çıkıyoruz oğlumla biz.. Hem dedemizin ısrarlarına artık dayanamadığımız için hem de Yusufcuk kalabalıkta acısını biraz unutur, sakinleşir diye.. Henüz tam olarak çıkmayı başaramamış küçük dişimizin yanındaki arkadaş da kabarmış çünkü.. Bu arada ben de biraz dinlenirim tabii.. Ne de olsa iki kalifiye dadı -pardon dayı- var evde.. Yusufcuk onlara havale, hi hii..


- Aaa unutmadan.. Daha önceki kitaplarımız demiştim ya hani, işte onlardan biri olan "Vak Vak Ailesi"nin iki numaralı yavru ördeği kayboldu !! Buradan ona seslenmek istiyorum..


Sevgili iki numaralı yavru..
Kaç gündür evde bakmadığımız yer, aramadığımız köşe bucak kalmadı ama yoksun.. Zannımca evden kaçtın.. Lütfen geri dön.. Tamam Yusufcuk kardeşlerin gibi seni de diş kaşıyıcı olarak kullanmış, sayfalarını çekiştirmiş olabilir.. Emeklerken sizi elinden bırakmadığı için canın çok yanmış olabilir.. Kemirilmekten sayfalarının kenarları pörsümüş olabilir.. Hatta ve hatta anneciğin bile tam ortadan ikiye ayrılmış, "vak vak" diyen kısmı artık iyice bastırmadan "vak vak" diyemez hale gelmiş olabilir..


Ama lütfen geri dön..
Ben Yusufcukla konuşurum..
Zira aşağıdaki fotoğrafta da gördüğün gibi annen ve kardeşlerin yolunu gözlüyor, küçük kurbağanın tesellileri bir numaralı kardeşini susturmaya yetmiyor :))



( Tamam söz veriyorum, en kısa zamanda bir psikoloğa görüneceğim..)

18 Haziran 2007 Pazartesi


-Küçük "pok"emonum "nük"leer güçlerini kaybetti.. Buna üzülsem mi sevinsem mi bilmiyorum :))


Yusufcuk artık gülüyor çok şükür.. Bez tüketim hızımız normale döndü.. Geceleri de yatak yorgan yenilemiyoruz..


Allah tekrarından ve beterinden korusun minişimi ( ve tabii tüm bebişleri ) .. Bu doğduğundan beri geçirdiği en ciddi rahatsızlık olduğu için Ozan da ben de kaygıdan öldük resmen.. Ama şimdi iyi olduğunu görmek, tatlış gülücüklerini seyretmek herşeyi unutturuyor :))


- Şimdi iyileşti ya küçük bey, yeni keşifler yeni yaramazlıklar icat etmesi lazım.. Bugünlerde dondurmalara çok meraklıyız.. Yemek değil yanlız amacımız.. Şöyle bir elimizi daldırıp içindeki malzemeler tam karışmamışsa onları iyice karıştırmak..


- Büfemiz hala en cazip karıştırma mekanı.. Okuduğum bebiş kitabında "Eğer etrafı karıştırmaya meraklı bir bebeğiniz varsa bir dolabı ya da çekmeceyi ona zarar vermeyecek şeylerle doldurun ve karıştırmasına izin verin. Bu hem onun merakını giderecek hem de diğer eşyalarınızı koruyacaktır." diyordu. Ben de öyle yaptım. En öndeki dolabı ıvız zıvırla doldurdum ve karıştırmasına izin verdim. Ama artık tek kapak kesmiyor Yusufcuğu.. Aynı anda herşeyi keşfetmek istiyor :)) (Tabii iki kapağı birden açmaya çalışınca arada ufak kazalar da olmuyor değil.. Düşe düşe bağışıklık kazandı yanlız.. Artık eskisi kadar ağlamıyor!)



- Yusufcuk kendine bir arkadaş buldu evde.. Kim mi? Küçük Yusufcuk.. O da kim demeyin canım.. İşte cezveden sırıtıyor yaa :)) Benim henüz çözemediğim ve taklit bile edemediğim bir lisanla gayet rahat anlaşıyorlar valla..



-Sıcaklar herkes gibi Yusufcuğumun da başına vurdu.. Ayağından çıkarıp çıkarıp çoraplarını kemiriyor yavrum :))


- Efendim, biz şapkamızı taktık, tatil sezonunu açıyoruz :)) Yaşasın kum, deniz, güneş.. (Gidebilirsek tabii..)


Yarın sabah erkenden Yusufcukla İzmir'e doğru yola çıkacağız inşaallah.. Bir hafta sonra babamız da bize eşlik edecek ve birlikte köye gideceğiz. Bir süre buralarda yokuz yani.. Ama üzülmeyin(!).. Ben sizi habersiz bırakmam. Tamam annanecikimle dedecikimin evinde internet yok ama tatilde özellikle interneti olan akrabaları ziyaret edip şirin şirin sırıtarak "Bi mailime baksaydım.." demeyi düşünüyorum :)) O arada ne yazabilirsem kârdır artık..


Hoşçakalın..

Şair Kuaybe der ki :


"Biz tatile gider olduk

Şöyle garip bencileyin.."