Blog kardeşliği :)) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog kardeşliği :)) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2008 Salı

Bombiş gibiyim sevgili günlük, bombişşşş :))

Bu kadar güzel bir haftasonundan sonra ancak böyle hissedebilirdim zaten kendimi.. Elhamdülillah..

Cumartesi günü, bazı cin hafiye arkadaşların da hemen tahmin ettiği gibi Özlemlerdeydik.. Aslında İrem ve karakuzusu da gelecekti ama ektiler bizi :P Ah İrem ah, neler kaçırdın neler!! Çok eğlendik biz..

Tek kişi olmama rağmen sevgili Özlem öyle şeyler hazırlamış ki, çok mahcup oldum görünce.. Ellerine sağlık canım ama çok zahmet etmişsin gerçekten.. ( Artık nasıl bir imaj oluşturduysam kızcağızın gözünde, donatmış sofrayı.. Korktum kendimden.. Çok mu oburum :P )

Uzuuuuun bir sofra başı muhabbeti yaptık Özlemle.. Başlarda akıllı bıdık Bera ve beni hanımefendiliğiyle bir kez daha kendine hayran bırakan Sena da bize eşlik etti tabi.. Maşaallah gerçekten o kadar terbiyeli ve tatlı çocuklar ki, Allah herkese evlatlarını aynen Özlem gibi güzel ahlaklı, edebli ve seviyeli yetiştirebilmeyi nasip etsin..

Uzun sohbetimize Bera'nın oyuncaklarını salona yığmakla oluşturduğumuz "oyun alanı"nın çok katkısı oldu tabii :))

Bera abisi Yusufcukla saatlerce sıkılmadan oynadı.. Maç yaptılar (!), saklanbaç oynadılar, "cee" oynadılar, araba oynadılar... Oynadılar da oynadılar.. Gerçi bir araba Yusufcuk Bera abisinin özel bir oyuncağını zorla elinden aldı ve onu çok üzdü ama abisi onu affetti sağolsun..

Küçük cadıma bir kere daha hayret ettim o gün.. İstediği birşey olmayınca nasıl da ortalığı birbirine katıyor iki dakikada.. Bir de inatçı anlatamam.. Almak mümkün olmadı elinden o oyuncağı.. Unutup bir kenara koydu da öyle sakladık.. Yoksa güme gidecekti Beracığın ik karne hediyesi :))

Yusufcukla oynayan sadece Bera abisi değildi tabii.. Özlem teyzesi de çok güzel oynadı onunla..
Yusufcuğun ne kadar mutlu olduğunu anlatamam.. Gülücüklere boğdu bizi ödül olarak :))

Özlemcim bir kez daha teşekkürler canım..
Harika bir gün geçirdik.. Hemen yine gelmek istiyoruz :P

.........................


Pazar günü ise, yine yalancı bahara inanıp attık kendimizi dışarı.. Süleyman abi ve Havva ablayla harika bir gün geçirdik..

Bundan sonra hazırlıklı ol tamam mı günlükcüm, her haftasonu bir piknik bekler bizi :)) Sezon açıldı, kimse Ozan'ı tutamaz artık..

Öğlenki güzel havaya itimat edip oldukça uzak biryere pikniğe gittik ama orası oldukça serin ve rüzgarlıydı.. Yusufcuk tam oraya varacakken uyudu ve tam biz sofraya oturunca uyandı! Arabada üstünü değiştirip bir de sıkı sıkı giydirdim bebişimi.. Allahtan mont ve beremizi almıştık yanımıza, çok işe yaradı..

Biz hanımlar olarak sadece yeme kısmına katıldık olayın.. Tüm hazırlık ve pişirme işlemlerini beyler halletti.. Çok güzel oluyormuş böyle ya, hep yapalım bunu :))

Bir ara çevremizi koyunlar daha doğrusu Yusufcuğun deyimiyle "ap app"lar bastı! Onlarca koyunun arasında kaldık, Yusufcuk çıldırdı sevinçten.. Hele "pisi pisi" yaparak koca kangalın peşinden koşması harikaydı.. Ozan çekiyor, o inatlaşıyor köpeği yanına gideceğim diye..

Erkekler mangal başında, biz de Havva ablayla küçük soframızda yedik yemeğimizi.. Güya is kokmayacaktık! Ama güneş de geçince resmen donduk oturduğumuz yerde.. "Hadi gidelim.." diyoruz, "Yok yok, iyi burası, akşama çok var daha.." diyor Ozan.. Yanımda küçücük bir hırkam vardı, giydim ama cıkk.. İşe yaramıyor! Sonra bir ara Ozan yanıma geldi, elime dokunuca çok üşüdüğümüzü anladı.. Meğer onlar havanın soğuk olduğunu bile farketmemişler mangal başında! Kendileri üşümeyince bizi de iyi zannetmişler.. Hemen toparlanıp biz de gittik mangalın başına.. İliğimiz kemiğimiz ısındı :))

Mangal başında içtiğimiz çayın tadı damağımda kaldı.. Hep hatırlamak istiyorum..

Herşey için teşekkürler babiş :))

.........................


Bu arada, aramıza hoşgeldin yeni diş :))

Ah ne çok bekledik seni bir bilsen.. Nohut gibi kabarmış, Yusufcuğuma çok acı veriyordu çıkacağın yer.. Hem tam karşındaki azı da yanlız hissediyordu kendini.. İyi ki geldin de sol altta bir azımız oldu bizim de.. Bundan sonra uslu dur tamam mı :P

..........................


Yusufcuk geçen hafta yine biryerlere saklanıp kakişini yaptı ve sonra gelip babasıyla bana haber verdi "ıhh"layarak.. Sonra da döne döne birşeyler aramaya başladı etrafta.. Meğer kağıt havluyu arıyormuş.. İşaret etti verdim, başladı pijamanın üstünden popişini silmeye :))

Zamanı gelmiştir..
Tiz bir oturak alına, Yusufcuk tuvalet eğitimine başlayaaa!

Allah da Kuaybe'ye kolaylıklar vereee...

27 Şubat 2008 Çarşamba

Üzgünüm günlük ama Yusufcuk çok hasta yine..



Dün tam bir macera-kabus karışımı yaşadım.. Aslında iki gündür ateşliydi küçücüğüm ama ateşi çok yüksek olmadığı ve diştendir diye düşündüğüm için - malum azılar geliyor - üstüne düşmedim.. Başka hiçbir belirti yoktu çünkü.. Ama dün öğlen babamız misafiriyle birlikte birşeyler yemeye gelip gittikten sonra Yusufcuk acaipleşmeye başladı.. Halsiz halsiz kendini oradan oraya atmaya başladı. Uykusu geldi diye emzirdim, ateş düşürücü verip uyuttum. 37 civarındaydı ateşi.. Bir saate kalmadan uyandı .. Kucağıma bir aldım ki cayır cayır yanıyor.. Ateş 39'a yükselmiş.. Hemen soydum, soğuk kompres yapmaya başladım.. İki kere ard arda kendinden geçer gibi oldu miniğim.. İşte o an ömrümden ömür gitti sanki.. Havale geçirecek diye mahvoldum korkudan..

Bir yandan onu ayık tutmaya ve soğutmaya çalışıyorum, diğer yandan da doktorla konuşuyorum, Ozan'a ulaşmaya çalışıyorum.. Derse girerken kapatmış telefonunu.. O panikle birkaç kişyi daha aradım ama kiminde araba yoktu, kiminin misafiri vardı.. Yusufcuk ağlıyor, ben soğuk havlularla onu siliyorum.. Dereceyi sabit tutabildiğim sürelerde ateşini ölçmeye devam ediyorum.. Neyse.. Ozan'a hala ulaşamayınca aklıma bir anda İrem geldi.. Hemen aradım ve canım arkadaşım sağolsun Hızır gibi yetişti.. Hemen Kızılay'a, doktorumuza götürdük miniğimizi.. Evden çıkmadan 37.5'a düşmüştü neyse ki ateşi ama çok durgun ve keyifsizdi arabada bile.. Arada İrem teyzesinin hatrı için oynar gibi yaptı çalan müziğe ama göğsüme yaslanıp halsiz halsiz yatışını hiç unutamam sanırım..



Zorlu bir muayenin ardından suçlu ortaya çıktı.. Viral bir boğaz enfeksiyonu.. "Boğazı şiş ve ödemli.." dedi Neşe hanım.. Kendinden geçişini falan anlattım, "Bu kadar yaklaştıysa her an havale geçirebilir, ateşini mutlaka kontrol altında tutmaya çalışmalısınız.." dedi. Solunumu henüz hırıltılı olmadığı yani enfeksiyon alt solunum yollarına inmediği için antibiyotik vermedi ama onu da sık sık kontrol etmemi istedi.. Hırıltı, sık nefes alıp verme ve solunum güçlüğü olursa hemen götüreceğiz yine.. Şimdilik sadece Peditus ve Calpol-İbufen ikilisiyle idare ediyoruz..



En kötüsü de Yusufcuğun kilo vermiş olması tabii.. Geçen ayki tartısından bile 300 gram eksik! Ateş günde yarım kilo kaybına bile neden olabiliyormuş.. Neşe hanım üzülmeyin dese de ben çok üzüldüm :(


Tam iş çıkış saati gittiğimiz için Kızılay çok kalabalıktı ve İrem arabayı parkedecek biryer bulana kadar çok uğraşmış.. Bizi doktorun kapısında indirip devam etmişti o.. Mecbur kaldığı için de çok ters biryere parketmiş.. Muayene sırasında gelip bir de bunu söyleyince benim kaygım ikiye katlandı tabii.. "Ya arabayı çekerlerse, ne yaparız.." diye.. Bu arada hala Ozan'a ulaşmaya çalışıyorum ama gıcık bir ses telesekrete not bırakmamı söylüyor bana.. Doktorun yanından çıkıp da arabaya binene kadar gitmedi içimin sıkıntısı.. Neyse ki arabayı çekmemişler.. İremcim eve kadar bıraktı bizi.. Canım, bir de buradan teşekkür edeyim.. Allah bin kere razı olsun.. Sen olmasaydın tek başıma ve Yusufcuğun o haliyle ne yapardım akşam vakti hayal bile edemiyorum.. Hakkını nasıl öderim bilmiyorum.. Çok teşekkürler..



Dün gece, kankam dijital ateş ölçer, şuruplarımız ve ben iyi iş çıkardık :)) Sabaha doğru Yusufcuğun ateşi tamamen düştü ve derin bir uykuya daldı.. Hatta bir ara üstünü bile örttüm üşümesin diye ama sabah yine 38.5'la karşılaşınca soğuk bir duş aldı Yusufcuk.. Bu arada, doktorun tavsiyesini de yazayım buraya, ihtiyacı olanlar kullansın bu bilgiyi.. Neşe hanım bana ateş 38'i geçtiğinde bebeği soğuk suyun altına tutup çıkarmamız gerektiğini - uzun süre değil, saçları ve vücudu ıslanacak kadar- ve sonra kurulamamamızı tavsiye etti. Kurulayınca etkisi olmuyormuş ama kurulamaszak, su buharlaşırken hızla ateşi düşürüyormuş.. "Biz böyle yaparız ateşli bebeklere.." dedi..



Her üç saatte bir verdiğim ateş düşürücü işe yaradı maşallah.. Bugünü daha rahat geçirdik.. Şimdi annesinin örüp bir kavanoza doldurduğu "dideh" lerle oynuyor Yusufcuk :)) Emek emek ördüğüm o çiçekler mahvoldu ama iyi oyaladı miniğimi.. Salonda heryer çiçek, bahar geldi sanki :P Şimdi arkamda, kesme tahtasına koyduğu mavi bir çiçeği plastik bıçağıyla kesmeye çalışıyor :))




..........................


Bu arada, dün yusufcuk ateşlenmeye başlayınca onu soyup bıraktım oynasın diye..
Ateşi yükselmeye başladıkça pencerenin önünde kendi kendine söylenmeye ve sonra da birilerini azarlamaya başladı!!
Dedim herhalde bu da Karakuzu gibi birilerini görüyor ateşten..
Ama Gaffur olmadığı kesin, o olsa gülerdi :P







İkindide başlayan ishal olmasa "Yarına iyi olur.." diyordum ama Allah kerim.. İnşaallah göğsüne inmeden atlatırız.. Bize dua edersiniz di mi?



6 Şubat 2008 Çarşamba








Sümüklü teyzecim, al sana bir romantik poz daha :))














Hani 14 Şubat yaklaşıyor ya dediğin gibi, bizim de katkımız olsun :P

Çiçeklerimizi önce kokluyorum, sonra "Hımm.." yapıyorum.. Biliyorum gerçek değiller ama annemin gönlü olsun işte :P


Hımm, nerede başlasam?

Hiç yazacak enerjim yok aslında ama çok şey birikti anlatacak.. "Yarın yazarım.." deyince, yarının gündemi bugünü unutturuyor, hatırlayamıyorum sonra.. Onun için en iyisi, bir gözümle uyuyup diğeriyle yazmak :P

Yaklaşık bir haftadır ciddi derecede uykusuzum.. Yusufcuk son iki gecedir acı acı ağlayıp emerek bile sakinleşmeyince iyice perişan olmaya başladım.. Bu durumun sebebini bulamamak da iyice geriyordu beni.. Babaannesi bunun Yusufcuğun huyu olduğunda ısrar etse, sadece huysuzluk yaptığını söylese de ben işin içinde başka birşeyler olduğunu tahmin etmiştim.. Tamam herzaman gece sık uyanır Yusufcuk ve emmeden asla uyumaz ama bu hafta emmek bile sakinleştiremedi onu.. "Buradayım kuzucum, yanındayım.." diye diye ancak durdurabildim ağlamasını dün gece :( İki üç gündür birşeyler yemiyor ve gündüz de mızmızlanıyordu zaten.. Bir de öyle bir huy geliştirdi ki son üç günde, az daha memeden kesecektim yavrumu.. Çünkü emecek bir meme kalmayacaktı zaten :P Emerken öyle bir ısırmaya başlamıştı ki Yusufcuk dün üç kere çığlık çığlığa kucağımdan atmak zorunda kaldım onu.. Zıp zıp zıpladım olduğum yerde!! Gece de iyice uykusunun gelmesini bekleyip öyle emzirdim hemen dalıp ısırmasın diye.. Ama ona rağmen gündüz ısırdığı yerler sızladı resmen..

Meğer azı dişini çıkarıyormuş benim meleğim !

Bu sabah yine keyifsiz uyanıp pek birşeyle de mutlu olmayınca babaannesiyle gıdıklaya gıdıklaya oynatıyorduk onu.. Başaşağı döndürürken bir de baktık ki üst sol arkada bir azı diş bize ucunu gösteriyor :)) Ben ilk önce "Oh bee.." dedim, kayınvalidem şaşırdı.. En azından artık bu anormalliğin sebebini öğrendim çünkü.. Sonra da yavruşu öpüp öpüp babamıza müjdeyi verdim hemen.. Zira dün gece kendileri Yusufcuğu epey bir azarlamıştı uyku arası, "Nedir bu çektiğimiz.." babında :))

Şimdi içim rahat en azından.. Mızmızlığı devam etse de Calpole başladık, daha rahatız.. Bir de ishal var tabii.. Bugün hava güzel olduğu için hepberaber gittiğimiz alışverişten, Yusufcuğun bezinden taa pantolonuna kadar taşan ve orada kocaman sarı bir leke teşkil eden "pokemon" mahsülüyle acele acele döndük eve :)) Allahtan pantolon bej renkliydi, renk uyumu vardı en azından :P



......................


Gelelim düne..

Dün hem misafirlerimiz olduğu için hem de tahminen dişi gece patladığı için gündüz çok keyifliydi Yusufcuk.. Sevgili Özlem ve İremle çok güzel bir gün geçirdik.. Karakuzu kreşte olduğu için gelemedi ama Yusufcuk Sena ablası ve Bera abisiyle güzel güzel oynadı.. Hatta uzun bir süre salona bile gelmediler.. İçeriden gülüşmeleri geldi sadece :)) Özlem'e çocukları bana bırakmasını teklif ettim ama kabul etmedi :P

Hem ben işimi ancak yetiştirebildiğim için hem de katmer sıcak yenince güzel olduğundan pişirmeyi onlar gelene kadar ertelediğimiz için biraz karmaşa oldu sanırım.. Yeterince ilgilenemedim ve istediğim kadar çok vakit geçiremedim maalesef misafirlerimle.. Hatta o kargaşada fotoğraf çekmeyi bile unutmuşum! Tam giderlerken pencereden seslendim ama dönmediler :P Yusufcuk el sallayarak uğurladı onları.. Hatta onlarla beraber gitmeyi çok istedi ama babaannesi kucağında zaptedebildi Allahtan :))

Özlem de İrem de Turkcell'in tavuklu reklamını çok beklediler Yusufcuğun bayılma taklidini görmek için ama o da denk gelmedi hiç.. Sadece bebemin yemek masası üzerindeki dansıyla yetinmek zorunda kaldılar :))

Bu arada, Özlemcim hem Yusufcuğun cicisi hem de mutfak hediyelerin için çok ama çok teşekkürler canım.. Mahcup ettin bizi..

Ben en kısa zamanda yine beklerim kızlar, bu sefer söz, siz gelmeden hazırlayacağım masayı..


............................


Dün çekemedim ama ondan önce çektiğim bol bol fotoğraf var..

Önce..

Makarna yemenin püf noktaları..


Çatal matal da neymiş.. Önceden çatal mı varmış?
Tombik el makarna tabağına iyice bir daldırılır..
Hiçbir yere kaçmasın diye sıkı sıkı tutulan yoğurtlu makarna hemen ağza götürülür..


Sonra da yanaklar yandan yandan şişirilerek çiğnemek suretiyle makarnalar bünyeye dahil edilir :))


.......................


Aysuncum bak bu da bizim "kitty"miz :))



Geçen gün marketten aldım bu gece lambasını.. Yusufcuk o günden beri peşinde.. Prize takıp takıp yanmasını görmek çok hoşuna gidiyor.. Bir de lambaya "pisi pisi" yapması yok mu öldürüyor beni :)) Ben yanında durup biraz oynatıyorum, kendisinin prize takmasına müsade ediyorum sonra da kaldırıyorum ortadan.. Hevesini ben yanındayken alsın, sonra kendi başına denemeye kalkar, Allah korusun..

Prizlere yine çok meraklı bu aralar.. Önceden minik parmaklarını sokmaya çalışırdı şimdi ucunda fiş olan ne varsa en yakın prize sürüklüyor onu.. Süpürgenin kordonunu çıkarıp getiriyor ya da şarj aletlerimizi bulursa hemen takmaya koşuyor.. Bu akşam da baktım, bir aralar evde "köpek" olarak dolaştırdığı eski bozuk hoparlörü almış gelmiş, onu prize takmaya çalışıyor :)) Ucunda fiş olan tüm alet edevatın prize takılması gerektiğini çözdü bizim yavrucak.. Ördeğini getirip takmıyor mesela, onun ucunda fiş yok çünkü :P


........................



Yusufcuk şimdi annesinin hiç kullanmadığı için başka birisine vermek üzere ortaya çıkarttığı kocaman bir leğenin içinde..

Tabii annesi artık bu leğeni vermekten vazgeçti çünkü Yusufcuk içine girip çıkıp oynuyor, ters çevirip televizyonun önüne çekiyor, üzerine basıyor ve kanalları değiştiriyor, hatta bazen televizyonu tamamen kapatıyor.. Dün de yorgan serdim leğenin içine, yattı televizyon seyretti orada minik afacan :))


.......................


Hep Yusufcuk yaramazlık yapacak değil ya..


Bu da annesinin bir afacanlığı..

Bugün kucağında uyuyup kalan bebesinin süveterini çıkarırken "küçük Hintli" yaptı onu :))
Çok tatlı oldu ama yaa..


( Bu arada dikkat ettim, eklediğim tüm fotoğraflarda aynı süveter var.. Ama hepsinde o denk gelmiş n'apiim :)) Yok yani, yardım göndermeye falan kalkmayın, başka kıyafetleri de var bebişimin.. )


........................



Hakkında uzun uzun yazmak istediğim bi konu var aslında.. Bugünlerde çok gündemde zaten.. Başörtüsü yasağı konusu..

Bazılarının neden ısrarla insanları genelleyerek belli bir etiketin altına sokmaya çalıştığını, sonra bu etiketin üzerinden kudukları komplo teorileriyle o insanları yargıladığını, gerçekleşmemiş ve hiç gerçekleşmeyecek olaylar yüzünden neden baştan infaz yaptığını sorguluyorum günlerdir..
Cevap bulamıyorum..

Cibilliyetsiz bir insanın hangi cesaretle sadece ama sadece bulunduğu - geçici- konuma dayanarak "Başörtülü öğrenciler okula girebilse bile hakettikleri notu vermeyeceğiz." mealinde bir açıkama yapabildiğini merak ediyorum..

Yıllarca "Dindarlar kızlarını okutmuyor.." diye fırtınalar koparan "çağdaş"ların, okumak istediklerinde o kızların önüne neden setler çektiği çelişkisine bir yanıt bulamıyorum..

Ben başörtülü bir insanım..
İnandığım için, inancımın böyle gerektirdiğine inandığım için takıyorum örtümü.. Ve taktığım örtüyü de "türban" değil başörtüsü olarak isimlendiriyorum.. Türban kelimesini ve tüm siyasi çağrışımlarını reddettiğim gibi, sırf başörtülü olduğum için topluma zararlı bir haşere gibi varsayılmayı da reddediyorum..

Ne başını örtmüyor diye bir insandan nefret ettim ne de sırf başını örtüyor diye bir insanı sevdim bugüne kadar.. Kimseyi öldürmedim, kimsenin kazancına göz dikmedim, kimsenin ne giydiğine karışmadım ve kimsenin herhangi bir hakkının elinden alınmasına taraftar olmadım..

Sadece başörtülü olmam yeterli mi "öteki" olmam için?

Tamamen kişisel kin ve hazımsızlıklara dayandığını düşündüğüm bu meselenin bir an önce çözüleceğinden eminim aslında.. Sadece biraz sükunet ve sabır gerek.. Çünkü gösterilmeye çalşıldığı gibi toplumun değil de belli bir kesimin hazımsızlığı bu.. Amaç tabana yayıp, aslında birbirini "kabul ederek" yaşayan insanların arasına nifak sokmak.. Birilerini, diğerine düşman olmakla itham etmek.. Ama inşaallah daha önce de atlatılan bir iki provokatif süreç gibi bu mesele de balon gibi sönecek..

Akl-ı selim bir şekilde düşünelim lütfen..

Ve dua edelim.. Rabbim şer niyetleri hayra çevirsin.. Boşa çıkarsın kötü emelleri..

Amin..

17 Ocak 2008 Perşembe



Üşüyorum.. Hatta donuyorum!!

Hasta olacağım galiba..
Gerçi bunda kombi cayır cayır yanmasına rağmen birtürlü ısınmayan evimin de payı olabilir tabii..

Ben üşüdükçe Yusufcuğu da kat kat giydiriyorum.. Her an uzaya çıkmaya hazır astronot kıvamında geziyor yavrucak :))



Bu aralar Deya Baykal'ın programında gördüğüm bu kelebekelere taktım.. Hemen bu geceden örmeye başlamayı düşünüyorum şöyle renk renk.. Perdelerime ya da düğün fotoğrafımın olduğu çerçeveye takabilirim.. Şöyle kocaman bir tane yapıp hırkamın önüne de dikebilirim tabii broş gibi.. Hoş durur sanırım..



.................


Dün gece saat oniki ve ben ocak başındayım.. O saatte kalktım, ıspanaklı sigara böreği kızarttım!! Ama canım çekti n'apiim? ( Ay, MP'nin de canı çekicek şimdi :P ) Tabii bunda Ozan'ın bana yaşattığı heyecan dolu dakikaların büyük payı var.. Sabah gittiği İstanbul'dan uçakla dönecekti ve gece saat onbir civarı beni arayıp acil iniş yaptıklarını söyledi.. Zaten korkuyorum hava karlı, uçak tehlikeli falan diye.. Onu duyunca yüreğim hop etti.. Meğer şaka yapıyormuş komik kocacığım!! "Ya sen bilmiyor musun benim emziren bir kadın olduğumu.. Sütümü keseceksiiiinnn.." şeklinde fırçayı çektim merak etmeyin :P Sonra da midem kazındı resmen.. Hazır kavrulmuş ıspanak da olunca.. Allahtan kıyma falan değilmiş :)) Bütün gece dönecektim yatakta.. Hani çok uyuyabiliyorum ya, tatlı uykumdan olacaktım..

Uyku demişken "Ah dişler ah" demek, diş demişken de aklıma diş haritamızı yazmak geldi..

Yusufcuğun farklı bir diş çıkarma sırası var.. Önce alt ortadan biri ve sonra yanındaki çıktı.. Ama ondan sonra sıra bozuldu.. Bahsetmiştim bir ara, önce üst orta iki yerine onun yanlarındaki iki diş kabardı ( küçük vampir modeli ) ve onlar çıktı.. Sonra da üst ortadan biri.. Şimdi üstte üç diş var ve ortadaki ikiliden biri çıkmadı hala.. Altta da ortadaki ikinin yanında bir tane daha çıktı ( bayram hediyemiz ) ama diğer yan boş.. Alttaki değil de üst ortada çıkmayan diş endişelendiriyor beni.. Geçenlerde bir abla, kardeşinin çocuğunun da aynı şeyi yaşadığını ama bunun normal olmadığını, önce üst orta iki tanenin çıkması gerektiğini söyledi. Doktor yeğeninin çıkmayan dişinin olduğu yeri yarmış ve öyle çıkmış diş.. Ama ama nasıl yani yaa? Diş damağı yaramadığı için çıkamıyorsa diğerleri nasıl çıktı o zaman? Doktorumuza bir sorsam çok iyi olacak galiba..

..................



Yusufcuğun yeni yemek yeme şartı : Kesinlikle ama kesinlikle mama sandalyesinde olmayacak.. Kucağımda da olmayacak.. Aynen bizim gibi yemek masasının sandalyelerine oturacak ve çatal da onun elinde olacak!! Bu bebişlerin özgür takılması çok zorlayıcı oluyor bazen..



..................


Kendisi yazana kadar beklemek istediğimden canım arkadaşım sümüklüböcek İrem'le tanıştığımdam bahsetmemiştim.. Ama evine döndü ve Türkiye'ye geldiğini de yazdı kendisi.. Artık yazmamın bir mahsuru kalmadı sanırım :)) Hani mutlulukla ilgili bir yazı yazmıştm ya diğer sayfaya.. İşte o gün İrem'le tanışmıştık biz.. O yüzden çok mutluydum işte..



.................


Hani Koyubeyaz'ın bahsettiği bir mesele var ya annelikle ilgili.. Bir nevii deliliğe yakın bir mertebe olduğundan bahsetmişti anneliğin.. Aynen aynen.. Örnek olarak da çocuğunun tuvaletin kapısının önünden geçerken "çişşşş" demesine sevinmeyi vermişti hani.. Okurken tam da anlayamamışım demek ki.. Bu sabah Yusufcuk bez paketini gösterip iki kere "tisss,tisss" deyince anladım.. Kendisi "tiss" diyor da çişe.. Deliler gibi sevindim sonra da hayırla Koyubeyaz'ı yadettim :))

................


Cumartesi günü babaannemiz gelecek yeniden.. Toruncukunu özlemiş :))

18 Aralık 2007 Salı

Bu yazı nerelere kadar uzar gider hiç bilmiyorum..
Şu anda onlarca şey var aklımda yazacak.. Yusufcuk uyanana kadar ha gayret Kuaybe :))


Önce cumartesiden başlayalım..

Haftasonu çok ama çok güzel bir blogger tanışması düzenledik.. Sevgili Özlem mail atmış bana.. Ayşe gelecekmiş İstanbul'dan, "Biz tanışacağız, sen de gelmek ister misin?" dedi.. "Tabii isterim.." dediğimi yazmama gerek yok herhalde.. Gerçi böylece yazmış oldum ya neyse :)) Cumartesi akşamüstü buluşmaya karar verdik.. Özlem gelip bizi evden aldı sağolsun ve birlikte Ayşelerin olduğu yere gittik.. Ayşeler diyorum çünkü burada, evinde misafir olduğu arkadaşı ve kızıyla gelmişti o da..

Ayaküstü heyecanlı heyecanlı başlayan tanışma faslı o kalabalıkta nihayet bulabildiğimiz bir yere oturunca masada devam etti.. Hem Ayşe hem de Özlem sayfalarına yansıttıklarından çok daha tatlı ve çok daha içtenler.. İkisini de tanıdığıma çok memnun oldum ben.. Kısacık bir süreye sığdırmaya çalıştığımız sohbetin tadı damağımızda kaldı..

Eve döndüğümüzde Yusufcuk hemen Özlem teyzesinin hediyesi olan treniyle oynamaya başladı.. O akşamı kurtardık sayende Özlemcim, çok teşekkür ederiz tekrar :))

Fotoğraftaki küçük köpek de Bera'nın Yusufcuğa hususi hediyesi.. Hani para atılıp yukarıdan uzanan metal kolla oyuncak yakalamaya çalışılan makineler var ya, ondan çekti bu köpeği Yusufcuk için.. Hatta iki tane gelmiş şansına, pembe olan da Verda'nın oldu..


Yukarıda Bera'nın "Şükrediyorum çünkü.." oyununa verdiği cevaplardan bahsetmiştim ya hani.. Birkaç örnek yazayım da ilerde tekrar tebessüm edebileyim.. ( Tamamen kendi ifadeleriyle )

- Şükrediyorum çünkü annem babam ölmedi.. Onlar olmasaydı ben yemek yiyemezdim, para ödeyemezdim, fakir olurdum..
- Şükrediyorum çünkü dünya var, kuşlar var, köpekler var.. Ayrıca hayatım iyi gidiyor :))

...................


Gelelim pazara..

Pazar günü, haftasonları için gelenekselleşen alışverişimizi yapmaya giderken yolda kurbanlıklar gördük.. Kamyonetlere doldurup satış için getirmişler.. Babamız piyasayı öğrenmek için satıcılarla sohbet etti biraz.. Bu durumda Yusufcuk da yanlarına gitmeye can attığı kurbanlıklara yaklaşma fırsatı buldu.. Koçlar çok hareket ettiği için dokunmaya cesaret edemese de onlara bakıp bakıp kahkahalar attı benim kuzucuğum.. Coştu koyunları severken.. Bayramda ne yapacak bakalım..



Eve döndüğümüzde yine herzamanki gibi aldı eline telefonu, dakikalarca "Aloo deeğdeee" modunda gezdi evin içinde.. Neyse ki yarın gidiyoruz, çocuğum kavuşacak inşaallah dedesine.. Bu aralar böyle Yusufcuk... Telefonu alıp dolaşa dolaşa dedesiyle ya da bizim bilmediğimiz hayali kimselerle konuşuyor kendince :)) Ama oturarak konuşmaması çok ilginç.. Babamız da hiç oturarak telefonla konuşmaz çünkü, hep gezerek konuşur.. Yusufcuk da onu taklit ediyor.. Telefonu eline aldı mı oturuyorsa bile ayağa kalkıp dolanmaya başlıyor :))

Bir de bu aralar kalem merakı depreşti küçük beyin.. Kütüphanenin üstünde kalemlerin olduğu yeri işaret ede ede sesleniyor bana, eğer vermezsem de verene kadar ağlıyor.. Ama yine de vermiyorum.. Peki neden vermiyorum? Çünkü şimdiden bir koltuk örtüm, bir yemek takımı sandalyem ve bir de kıyafetim çizilmiş durumda.. "Ucu kapalı ya da ucu olmayan bir kalem vermeyi dene.." demeyin çünkü verdiğim kalemi önce yerdeki dergi veya kitaplarda deniyor, yazmıyorsa yenisini işaret ediyor!! Yazmayan kalemi n'apsın afacanım :))

Başka, başka..

Reklamlardaki bebekleri gösterip "beğbee" diyor Yusufcuk.. Çok gülüyorum onun bu haline.. Kendisi bebek değil canım artık.. Onlar bebek :))

Reklam demişken.. Her ne kadar istemesem de Yusufcuk televizyona daha doğrusu reklamlara çok düşkün olmaya başladı.. Reklam müziklerini ne zaman duysa diğer odada olsa bile gelip ekranın altına kuruluyor.. "Selocan"ın "Süpyiş yaptım kötü mü oldu, bi bu bi bip..." yaptığı reklamda o da elini hemen ağzına götürüp "bi bu bi bip" yapıyor, yiyecek reklamlarında yanıma gelip "mamma" diyor, ritmik müzikli reklamlarda hemen ortama ayak uyduruyor :)) Karşısına oturup saatlerce hareketsiz izlemese, tamamen pasifleşmese, hatta gördüklerini tanımlayıp onlara uygun hareket etse bile ben yine de bu durumdan rahatsızım.. Gerçi belli miktarda televizyon seyretmenin bebeklerde olumlu etkilerinin olduğunu savunan görüşler de var - hatta Ozan'ın bir arkadaşının çocuğu var, ileri derecede zeki, özel eğitim alıyor ve okumayı dört yaşındayken reklamlardan öğrenmiş.. Söylenen kelimelerle, örneğin deterjan isimleriyle harfleri eşleştirmiş - ama hala kararsızım televizyonu hayatımızdan tamamen çıarıp çıkarmama konusunda.. Ama o zaman Derya Baykal'ı nasıl seyredicem ben :P

..................

- Kuaybe, farkındaysan yarın yola çıkacaksınız.. Bavulu artık hazırlasan diyorum..
- Hımm, tamam.. Ama gitmeden önce birkaç sorum var arkadaşlara..

İki mail aldım bu hafta, ne zaman geri döneceğimizle ilgili.. Bayramı annemlerde geçirdikten sonra minnoş melek ve ben bir hafta daha İstanbul'da olacağız inşaallah.. İsteyen arkadaşlarla ufak bir tanışma günü düzenleyebiliriz.. Ama arabamız olmayacağı ve hava da tahminen çok soğuk olacağı için bizim gidebileceğimiz yerler çok kısıtlı.. İstanbul trafiğinde dur kalk- dur kalk Yusufcukla bir minibüs macerasını hayal bile edemiyorum :P
Tahmini olarak gidebileceğimiz yerler Kadıköy, Üsküdar, Maltepe ve belki İKEA olabilir..(Babam sağolsun, kandırırım artık ) Hangisi olsun? Ortak biryer belirlersek mailleşelim.. Birgün de Avrupa yakasında olacağız inşaallah ama o gün sanırım "kapsama alanı dışında" olacağım.. Zira hala kuzusu Mirza'ya ayırdım o günü tamamen.. Kendisini öpücük yağmuruna tutmayı planlıyorum tüm gün.. Tam bir poğaça yanak olmuş benim yeğenim :))

Ben artık gideyim.. Eşyalar beni bekliyor.. Cicilerimizi koyalım bavula, bayramda çok el öpeceğiz inşaallah bu sene.. Harçlıklarımızı şimdiden hazırlayın bakalım :))

4 Aralık 2007 Salı

Tamam Sümüklücüm kızma.. Geldim işte :))

90 sayfa tamamdır.. Kaldı 30 sayfa.. Onu da bayrama kadar yetiştiririm Allah'ın izniyle..

Bu arada.. Kitapla ilgili soru soran arkadaşlar vardı.. Kamuoyu açıklamamızı yapalım hemen :P

Yazdığım kitap benim kişisel bir kitabım değil.. Dört yazardan oluşan bir ekip kitabı. İlköğretim 4. sınıf için derslere yardımcı, etkinlik ve testler içeren bir kitap. Ben sadece Türkçe bölümünü yazıyorum. Anlayacağınız, öğrencilerin etütlerde test çözerken hayır dua ede ede andıkları (!) yazarlardan biriyim :))


....................


Sonraya kalırsa yazmayı unutabilirim.. Önce birkaç haber ve kutlama..

Canım Erik'im mucizesine kavuştu çok şükür.. Şimdi sırada kaç bebiş olduğunu öğrenmek var :)) Rabbim hayırla ve sağlıkla kucağına alıp öpe koklaya büyütmeni nasip etsin Tubacım..

1 Aralık'ta tombiş Berk'imiz, bugünde fındık Zeynep Erva'mız doom günü şekeri oldular :)) Her ikisine de hayırlı uzun ömürler diliyorum.. Anneciklerine de sevgiler yolluyorum, muk mukk..

......................



Aşağıdaki fotoğraflar bir iki gün önceki alışveriş maceramızdan.. Ben ve zavallı "poz" çabalarım.. Anlaşılan uzun bir süre Yusufcukla doğru düzgün bir anne-oğul fotoğrafımız olmayacak.. Asla ama asla kucakta durmuyor çünkü artık.. Adımını basmadığı bir milimetrekare alan kalsın istemiyor.. Kucağımıza alır almaz basıyor çığlığı, atıyor kendini yerlere.. Puset de tamamen çıktı zaten hayatımızdan..



Bu arada, alışveriş merkezinin yılbaşı süsleri de zor kurtuldu Yusufcuğun elinden..
Yüksek gayretimden ötürü beni tebrik etmeleri lazım :P
İki saniyede tüm emeklerinin boşa gitmesi işten bile değildi..




......................


Kayınvalidem geldiğinden beri en çok yaptığımız şeylerden birisi "katmer" ve "bükme" partisi düzenlemek :)) Genellikle aile arasında oluyor ama iki kere misafir de ağırladık.. Biraz daha kalacak olsa eminim sayı artardı..


Şimdi sırada, hamurişi ustası babaannesinin küçük çırağı Yusufcuktan hamur açma dersleri var..

İyi hamur açmanın sırrı nedir?

İşte ayrıntılar..

Önce oklava, alttaki yaşını almış iki, üstteki yeni çıkmış üç dişle şöööyle sağlamca ısırılıp kontrol edilir.. Mazallah sağlam falan olmaz, hamur yarım kalır sonra..


Diş testini geçen oklava hazırlanan bezelere batırılır ve bezeler sündürülür..
Burada amaç oklavanın hamuru esnetip esnetemeyeceğini kontrol etmektir..


Bu test de bitince sıra hamur açılacak sofranın boş bir köşesinde
oklavanın iyi dönüp dönmediğini kontrol etmeye gelir..

"Tek tek açmak kolay, bakalım üç bezeyi bir arada açabiliyor mu?"
diye de denendikten sonra..


Sıra artık yapışmasın diye üzerine un serpilen hamuru açmaya gelir..

Küçük beze büyür, büyüüüür...


Babaannenin de yardımıyla harika bir katmer hamuru olur :))

Afiyet olsun :))
Siz bakmayın, katmerin lezzeti undadır, haşhaşın cinsindedir diyenlere..
Ben size püf noktaları verdim işte.. Bu testleri yapın, güzel olmazsa görüşelim..


....................


Unutmadan şunu da ekleyelim..

Yusufcuk yiyor demiştim ya.. Siz ona da inanmayın..
Kuru ekmeğe talim yine günlerdir :((

17 Kasım 2007 Cumartesi

Blog dünyamız pek şenlendi bugünlerde :))

"Kardeş bebek"i bekleyen Adam bebişimiz ikinci yaşını doldurdu, Kuaybe teyzesi baktı baktı doyamadı güzelliğine..

Ne zamandır heyecanla beklediğimiz ama bir yandan da "Ah biraz daha doğmasalar, büyüseler annelerinin göbişinde.." dediğimiz üçüz bebişlerimiz dünyaya geldi.. Anneleri de onlar da çok iyiymiş Allah'a şükür.. İnşaallah en kısa zamanda sağlıkla dönerler evlerine..

Sonraa... Sevgili Hacer'in oğlumla adaş bebişi Muhammed Yusuf da doğdu :)) Annesi son yazısında kontrole gitmekten falan bahsediyor ama sürpriz yaptı demek ki o da..

Rabbim hayırlı ömür versin, analı babalı büyütsün tüm bebişlerimize..

....................

Gelelim bizim evden haberlere..


Bu zavallı minik araba, kaloriferle duvar arasında sıkıştığı yerden kurtarılmayı bekliyor.. Tıpkı arkadaşları "Vız Vız Arı", CD kapağı ve müzikli anahtarlık gibi..

Yusufcuk yeni bir oyun-eğlence geliştirdi kendine.. Eline geçen herşeyi kalorifer peteğinin arkasına atmak, girmemekte direnenleri de ittire ittire oraya sokmak :))


Dün evin heryerinde arayıp bulamadığım TV kumandası ve Yusufcuğun çorabının teki bile oradan çıktı!! Artık birşeyler ortadan kaybolunca hemen oraya bakıyoruz :)) Özellikle de küçük birşeyler..

Haa, bir de.. Bu aralar bize misafirliğe gelmek isteyen olursa lütfen halılarımızın üzerinde dikkatli yürüsün.. Her an ayağına kırık bir arabanın tekerleği batabilir ya da plastik limonluğumuz düşmesine sebep olabilir.. Hayır, halının üzerinde olsa ikaz etme gereği duymam, görürsünüz zaten ama Yusufcuk derli toplu bir bebek.. Etrafta ne varsa tıkıştırıyor halının altına :)) Maksat ev dağınık olmasın..
Annesi üzülür sonra :P



Kalorifer peteğinin arkası ve halıların altı dolunca da devreye çamaşır makinemiz giriyor tabii :)) Bu, dün çamaşır atmak için makinenin kapağını açtığımda karşılaştığım manzara :))



Bizim ev tam "sürprizhane" oldu, nereyi açsak Yusufsal sürprizlerle karşılaşıyoruz.. İtiraf etmeliyim, biraz uğraştırıcı ama çok şirin :))

Yanlız ciddi ciddi temiz, titiz ve derli toplu bir çocuk olacak galiba benim oğlum.. Ben ne zaman evi süpürecek olsam, benden önce davranıp süpürge başlığını hemen televizyon, mama sandalyesi, beni ayaklarım vb. yüzeylerde gezdirmeye başlıyor :)) Eline geçirdiği ufak tefek bez ya da kıyafetlerle yerleri ya da fırın kapağını siliyor.. Ben çamaşır asarken de tek tek bana veriyor kıyafetleri "Iyhh Iyhh" diyerek :)) Başak bebekleri titiz olur derlerdi de inanmazdım :P


.........................


Yusufcuk tehlikede sınır tanımıyor.. Tam iki dakika içinde bunu becermiş dün gece dikkatimizin üzerinde olmadığını farkedince!! Arkamızı bir döndük ki kanalları değiştiriyor :))



......................



Size kötü bir haber.. Bizi biraz özleyeceksiniz :P


Babaannemiz geliyor bugün.. Ben şimdiden yemek masasını tam teşekküllü bir çalışma masası haline getirdim ve kalemimi elime alacağım anı bekliyorum :P


Sanırım bir süre yazamam.. Son hız çalışmam ve kitabı toparlamam lazım..

Bu arada, biz bu fotoğrafla "Akıllı Bebek" sitesinin "en tatlı bebiş" yarışmasına katıldık..
Yusufcuğa oy vermek isterseniz bu linke tıklayabilirsiniz.. Oy veren herkesi tek tek öpecekmiş Yusufcuk ağzını küçücük "o" yapıp, öyle dedi :))

19 Ekim 2007 Cuma

- Canım MP'cim hamile.. Tebrikler canım.. Sana sağlıklı bir hamilelik, kolay bir doğum ve hayırlı bir evlat diliyorum Allah'tan.. Bir de tahmin yapalım hadi.. Bebiş kız bence :))


- Bir diğer hamilemiz de Yeşim teyze.. Onun bebişi için de aynı tahmini yapıyor ve ona da aynı şekilde dua ediyorum.. İkinizin de hayırlı haberlerinizi alırız inşaallah..


- Ciddi ciddi çalışmaya başladım.. Serdim masanın üstüne kitapları, kağıt-kalemleri, iki gündür fırsat buldukça oturuyorum başına.. Kitabımın iki sayfası hazır.. Bu hızla gidersem önümüzdeki 4. yılın sonunda kitabı bitirebilirim ama benim sadece 2 ayım kaldı!! Durum vahim ötesi yani.. Yusufcuğun günün 20 saatini uyuyarak geçirmesini sağlayacak taktikler üzerinde çalışıyorum, her türlü teklife açığım :P

Bu sebebten İstanbul'a gitme işi de yattı tabii.. Bayrama kadar bu kitabı bitirip teslim etsem başka birşey istemem.. Çok bunaldım yaaaaaaa :((


- Küçük armutu merak edenler için not.. Ama atom karınca bir türlü sabit durmuyor.. Doktorun dediğine göre üç-dört güne kadar tamamen iyileşmiş olacakmış inşaallah.. Çok şükür ki ağır geçirmedi.. Gece ( vallahi abartısız ) 10-15 uyanmaya bir de gündüz ağır tempo eklenseydi mahvolurdum ben!!


- Mirzacık ve annesi de iyiymiş.. Göbişi düşmüş bugün tatlımın.. Büyüyor halasının kuzusu..

- Yusufum artık bebek değil tamamen çocuk oldu gözümüzde.. Yaptıklarına hayret etmeye devam ediyoruz.. Biliyorum her çocuk yapıyor aynı şeyleri, hepsi aynı aşamalardan geçiyor ama insan titreyerek kucağına aldığı fındık kadar bebeğinin gün gelip de büyüdüğünü, kendi yemeğini yemeye çalıştığını, adım adım takip ettiği annesinin kucağına atıldığını, babasını coşku çığlıklarıyla karşıladığını görünce hayret ediyor işte..

Bugünlerde ayna gibi Yusufcuk.. Ne yaparsak ya aynısını ya da biraz eksiğini ( ama daha şirinini ) yapıyor hemen.. Tam anlamıyla modelleme döneminde.. Hareketlerimizi taklit ediyor..

Ben elimi ağzıma kapatıp öksürüyorum, numaradan o da öksürüyor ağzını yarım yamalak kapatıp..

Elimle "Gel pisi pisi.." yapıyorum, o da çağırıyor küçük pisileri :))

Ben secde ediyorum, o da ediyor.. Ama eskisi gibi, popiş havada ters "v" değil artık.. Yeni stilimiz boylu boyunca seccadeye uzanmak :))

"Hadi ellerimizi yıkayalım.." dediğimizde iki elini birbirine süre süre geliyor arkamızdan banyoya kadar..

Babası fincana değip "Ay cıss, sıcak sıcak.." diyerek parmağına üflüyor, o da hemen kendi parmağına üflüyor sıcak birşeye dokunmuş gibi..

Ben başımı örttüğümde ya da balkondan arabasını aldığımda anlıyor dışarı çıkacağımızı, kapıya gidiyor hemen..

Dün akşam öpücük attı kendince komşumuzun kızı Melis'e..

Az önce de baktık ütüyü almış eline, halıları ütülüyor itinayla, aynı benim tuttuğum gibi tutarak..

Yeni kelimeler de eklendi ayrıca evimize ama daha tam olarak ne anlama geldiklerini çözemediğimiz için yazmıyorum.. Onları ayrıca listelerim inşaallah ilerde..


- Yusufcuğun hareketlerimizi taklit ettiğini anlatınca aklıma sevgili Didem'in bugün okuduğum yazısı geldi.. Oğlu Bora'ya iftarın ne olduğunu anlatmadıkları halde onun gözlemleriyle bunu çözdüğünü ve "Yemek bozmak.. Amin amin okunur, Didem yemek yer.." şeklinde tanımladığını yazmış.. Ona yorum yazdım ama buraya da eklemek istedim düşüncelerimi..

Bu çok güzel birşey bence ama çok da sorumluluk yüklüyor anne babalara.. Ortaokuldan beri unutamadığım bir söz var.. "Çocuklarınız işaret ettiğiniz yere değil, ayak izlerinizin gittiği yere gider.." Anlatmaktan çok yapmak önemli yani.. Tertemiz fıtratları, bilgiye hazır zihinleri bizim tasarrufumuza verilmiş ve biz şekillendirmeye çalışıyoruz onları.. Doğru davranıp onlara doğru örnek olmak ne kadar önemli.. Hem bu dünyada hem de ötelerde gurur duyacağımız, alnımızın akıyla göstereceğimiz bir evlat yetiştirmenin sorumluluğu çok ağır.. Rabbim yardımcımız olsun.. Bizi onlara doğru örnekler haline getirsin ve hayırlı insanlar yetiştirebilmeyi nasip etsin..


- Sevgili Archi'nin bu yazısına da değinmeden geçemeyeceğim.. Harika tek kelimeyle.. Yorum yazacaktım, baktım söylediklerim onunkilerle aynı vazgeçtim, size buradan tavsiye etmek istedim..

( Bu arada Archi'cim, ben biliyordum valla Myanmar'ın nerede olduğunu.. STV'deki "Ayna" programında seyretmiştim daha önce.. Haberler için de aynı kanalı tercih ederim ben.. Kendilerine tavsiye ettiğim ve önyargısız olarak izleyen herkesten de aynı tepkiyi aldım, "Diğerlerinden çok farklı, haber gerçekten.." )


- YATAŞ tarafından tam bir buçuk ay geçmesine rağmen tamamlanmayan yarım yamalak yatak odamızı iade ediyoruz.. Bugün görüştük.. Yarın da gidip yeni bir yatak odası bakacağız inşaallah.. Bu sefer hiç kasmayacağım kendimi.. Rahat davranmaya ve hırs yapmamaya karar verdim.. Varsın bir süre daha yemek masam gardırop görevi görsün, kazaklarım Yusufcuk tarafından halıların üzerinde hamur gibi yoğrulsun.. Beklemeyi öğrenmeliyim :))


- Bugünlerde çok kırılgan, çok duygusal, çok da alınganım bu arada.. Lütfen kimse beni üzmesin!!

7 Ekim 2007 Pazar

Şok..

Şooookkk..

Şoooooooooookkkkkk...

Bu haber kimsede yok :p


"Türkiye'nin megastarı kim?"


İşte son günlerde ortalıkta dönen sorunun cevabı..

"Yusufcuk" :P
Üstünde "Mega Star" yazan eşofmanıyla evin içinde salınışını görmeden, lütfen itiraz etmeye kalkmayınız !

.....................

Bugünlerde bir acaibim ben.. Hatta "bir acaib" değil "çok acaib"im!!

Dün minnoşumla hazırlandık ve Ramazan'ın başından beri haftasonu klasiğimiz haline gelen kitap fuarı gezimizi gerçekleştirdik yine.. Ben evden çıkmadan kafamda "bir taşla üç kuş" vurmuştum aslında ama Kızılay'a gidince kuşlardan birinin uçtuğunu farkettim.. Bu ne demek.. Az sonra :P ( İyice magazin kılıklı oldum ben yaa, valla izlemiyorum sakın suizan etmeyin.. Fragmanlar beynimize beynimize işlemiş sadece..)

Birinci kuş: Artık babasının hasretine dayanamayan ve kapının yanına oturup "baağğğğbaaa, baaa, bağğğğbbbb, bbbaaabiiii.." diye sayıklayan Yusufcuğun özlemini dindirmek..

İkinci kuş: Bloguyla yeni tanıştığım ama çok beğendiğim, yorumuyla beni bana hatırlatan ve bu haftasonu kitap fuarında olacağını yazan sevgili Rabia ile tanışmak..

Üçüncü kuş: DVD'yi Kızılay'da kamerayı aldığım mağazanın yetkili servisine bırakmak..

Peki ne oldu?
"Eee, DVD nerede?" sorusu ancak oraya gittiğimde gündeme geldi ve televizyonun üzerinde unuttuğum şimşek gibi çaktı kafamda!! Ya bir insan bu kadar mı hafıza özürlü hale gelir doğumdan sonra yaa.. Geçenlerde annemin doğumgünü vardı Yusufcuğunkinden hemen sonra.. Birkaç gün önce oturuken aklıma geldi, "Hiğğğ, unuttum anneşin doğumgününü, hemen aramam lazım.." dedim.. Telefonu elime aldım, o anda da zaten aramış olduğumu hatırladım.. Dakikalarca güldüm kendi halime..

Markette unuttuğum ve ancak uyarılınca almayı hatırladığım kredi kartı ya da para üstlerini, tuzsuz yemeklerimi, birşey almak için evden çıkıp da onu değil başka birşey alarak eve dönüşümü ve kapıda saçımı başımı yoluşumu anlatmıyorum artık.. Geçen gün de Yusufcuğun arabasını unutmuşum hatta kapının önünde ve gece boyunca nasıl olduysa çalınmadan durmuş orada çok şükür.. Başka birşey için kapıyı açınca gördüm!!

Bunun bir çaresi var mı sizce?

Neyse.. Yusufcuk babasına kavuştu, ben Rabia ile tanıştım.. Teyzesi Yusufcuk için kitabını imzaladı ve ayaküstü sohbet ettik biraz.. O hengamede fotoğraf çekmeyi de unutmuşum yanlız, sonradan aklıma geldi ama geri dönüp de ne kadar hafıza özürlü olduğumu ispat etmek istemedim :P Gerçi doktor olmasına bir TUS kalmış bir insan anlardı halimden ama çok meşguldü zaten, tekrar rahatsız etmek istemedim.. Tevafuken aynı semtte oturduğumuzu anladık, tekrar görüşmek için sözleştik zaten.. O zaman bol bol fotoğraf çekeriz tatlı Rabia teyzemizle.. ( Gerçekten çok tatlı ama yaa! )

Yusufcuk babasına, babası da Yusufcuğa doyup iş "illallah" aşamasına gelince :)) biz oğluşumla camiye girdik, oradan oraya koşup enerjisini biraz atsın diye.. O da hemen öyle yaptı zaten..

"Bu fotoğrafta Yusufcuk ne yapıyor, anlamadım.." diye üzülmeyin, ben de anlamadım..
Ama sanırım boğazını sıkmakla meşgul, tam emin değilim :))



Bu renkli pencereleri de çok sevdi minnoşum, aşağı bakıp amcalara bağırmaktan arta kalan zamanlarda hep onlarla oynadı parmaklarını sokup sokup :))


..............

Son olarak da iki gündür beni düşündüren bir fotoğraf..
Daha dün..

Miyk miyk ağlayan, ancak ben gezdirirsem gezen, gösterirsem gören, kucağımdaysa mutlu, değilse ağlayan Yusufcuk..

Artık elimi tutup küçük bir adam gibi geziyor yanımda..
Onun minik adımlarına uydurmaya çalıştığım her adımımda şükrediyorum ve bu kadar çabuk büyümesine, artık benim onu istediğim yere götürmeme değil de onun beni istediği yere çekiştirmesine hala inanamıyorum..

Ne zaman büyüdün meleğim?

Daha dün değil miydi ayakta bile duramayışın..
Daha dün değil miydi?

26 Eylül 2007 Çarşamba

Bugünkü yazımıza yine bir soru ile başlıyoruz..
Bu nedir?


Cevabı bilenlere Baştürk Limited Şirketi (!) tarafından hediye çeki verilecektir..

Sevgili Emine ve ailesi kampanyamıza dahil değildir :P

.................

Yusufcum o yüzündeki ne annem, gözlük mü?
Hayır..


Diş kaşıyıcı mı?
Hayır..


Küpe mi, kulağına takmışsın?
Hayııııırrrrrrrrr...


Peki ne o zaman? Söyle teyzelere..
"Emine teyzemin bana gönderdiği telefon" :))

Bir de bu sportif+karizmatik takımım var tabii..



Canım Eminecim taa Amerikalardan çok güzel bir hediye paketi göndermiş oğluma.. İçinden ilk fotoğraftaki de dahil bu ciciler çıktı.. Canım çooook teşekkür ederiz.. ( Tabii hediyenin bize ulaşması için zahmet veren ikizin Fatma'ya da )Yusufcuk telefonu bırakmıyor elinden.. "Alo Ozaaannn.. " diyorum, hemen yapıştırıyor kulağına :))


Gelelim ilk fotoğrafa.. Efendim o bir sling..


Anne ve bebişi başta olmak üzere her sling sahibi annenin çektiği fotoğraflara ağzımın suyu akarak baktığımı ve "Ben de istiyoruuumm.." diye naralar attığımı gören Eminecim daha fazla dayanamamış, bir sling gönderdi oğluma.. Nasıl mutlu oldum anlatamam.. Şimdi Yusufcuğun uyanmasını bekliyorum.. Birazdan markete gitmek suretiyle ilk sling denememizi yapacağız oğlumla :)) Alışır ve sever diye ümid ediyorum çünkü evde de slingle gezdirme planlarım var kendisini.. Üç gündür kucağımdan iki saniyeliğine bile bırakamıyorum.. Hasta olduğundan mı, yeni bir diş geldiğinden mi bilmiyorum.. Nazdan geçilmiyor evin içinde..


................


Gelelim diğer cici hediyemize..

Tatlı fındığım ve annesi Sabahnur'un hediyesi - öyle yazıyordu paketin üstünde :) -

Şu anda kuruma aşamasında olduğu için meleğime giydirip fotoğraflayamadım ama birkaç gün sonra gideceğimiz iftarda "Ramazan'ın şıkı" olacak inşaallah oğlum bu yeni cicileriyle..


Şık bir kurdale ile ayrı bağladığına göre çorabı ayrı almışsın Sabahnurcum ama bu kadar mı uyum olur, bu kadar mı özenilir bir hediye için..
Çok teşekkürler..



Bu arada evde olduğum halde bana ulaşamayan, daire kapısına çıkmayıp apartman girişine not bırakan ve daha sonra beni arayıp paketimi şubeden almamı isteyen, bebeğimin hasta olduğunu ve oraya kadar yürüyemeyeceğimi -şube mesafesi bize çok uzak ve o civarda metro inşaatı olduğu için yol kapalı, minibüs, otobüs vs. gitmiyor, tam 42 +42 dakika yürüdüm ağır ağır! -, bu güzergaha geldiklerinde paketi bırakmalarını rica etmeme rağmen beni reddeden Aras Kargo'ya kınama soslu sevgilerimi yolluyorum :P


( Bu aralar çok firma eleştirir gördüm kendimi! )


................


Gelelim doom günü menüsünden iki tarife..


Ayçacım, ilk tarif senin için..


Lezzet topu:


Bir adet kakaolu kek yapılır.. Fırının içinde bekletilip yumuşacık olarak soğutulan kek biraz süt ve krema çikolatalardan biriyle ( çokokrem, nutella, peripella vs. ) yoğrulur.. Avuç içinde yuvarlanarak küçük topcuklar haline getirilir ve üzerine hindistan cevizi serpilir.. Sonra da kan şekeri tavan yapana kadar afiyetle yenir :))




İkinci tarifimiz de iftar çorbamıza ait..


Ölçülü miktarlar veremiyorum çünkü ben de öyle yapmadım.. Göz kararı bir tarif ama aşağı yukarı birşeyler yazacağım..


Bir su bardağı kadar yeşil mercimeği üzerini geçecek kadar bol suyla haşlıyoruz.. Başka bir tencerede et suyumuzu kaynatıp ( normal suyla da olur ama o lezzeti yakalayamazsınız, ben denedim çünkü ) içine şehriyeleri atıyoruz. Şehriyeler yumuşayınca az miktarda haşlanmış, didiklenmiş eti ve diğer tenceredeki mercimekleri suyuyla beraber et suyuna ekliyoruz.. Altını kısıp sarmısaklı yoğurt yapıyoruz ve çorbanın suyundan biraz biraz ilave ederek yoğurdun kesilmeden ılımasını sağlıyoruz.. İyice ılık bir hale gelince karıştırarak çorbaya ilave ediyoruz..
Acı seviyorsanız çorbayı servis sırasında yağda kavrulmuş pul biberle süsleyebilirsiniz..


................


Yukarıdaki telefonlu fotoğraflarda dikkatinizi çekmiştir belki.. Kocaman bir yara izi var Yusufcuğun alnında.. Dün çok büyük bir kaza atlattı meleğim.. Çok şükür ki sadece biraz derin bir sıyrıkla atlattık.. Gerçi ben ilk başta alnındaki kanı görünce yarıldı zannedip evde deliler gibi oraya buraya koşturdum ama güç bela yarayı temzileyip buz kompresi yaptığımda o kadar da kötü olmadığını gördüm.. Rabbim yavrumu ve tüm bebişleri korusun kazalardan.. Belki yarım metreydi aramızdaki mesafe ama tutamadım işte.. Rabbime emanet minişlerimiz.. Bizim korumamızla olmuyor hiçbirşey, aciz kalıyoruz yanıbaşında olsak bile..


..................


Yusufcuk yürüdü yürüyeli yeni bir gündem maddem var: İlk adım ayakkabısı.. Doktorumuza sordum, "İlk iki yaşa kadar evde ayakkabı giydirmenizi önermiyoruz, ayak kasları üzerine basıldıkça gelişir, ayak çukuru ancak böyle oluşur." dedi.. Sadece dışarı çıkarken ayakkabı giydirmemizi önerdi. Nasıl birşey alacağıma hala karar veremedim.. Ortopedik olması şart değilmiş, onlarca model ve 20 YTL ile 120 YTL arasında değişen onlarca fiyat var.. Açıkcası iki ay giyilecek bir ayakkabıya o kadar para vermek istemiyorum ve bu konuda tecrübeli arkadaşların tavsiyelerine ihtiyacım var.. Siz nasıl birşey aldınız?


.....................


Yusufcuk iki gündür "Eğğnnnii, enniiiğğğ.." gibi birşeyler söylüyor ağlarken..
Bu "anne" demektir di mi?

Di mi?

23 Eylül 2007 Pazar

Cici hediyelerimizi fotoğrafladım sonunda..
Şimdi sırada teşekkürler var..

Uyku kitabı için sevgili Neslihan teyzemize,
Yusuf Aslan'ımın aslanlı ayakkabıları için Serap teyzemize,
Müzikli otobüsümüz için Tuba ablamıza,
Yusufcuğun az önce birlikte uyuduğu araba için Dursun amcamıza..


Yeşil süveterimiz için tekrar Neslihan teyzemize,
Kahverengi cicik süveter için Vildan teyzemize,
Mavili hırka-body takım için de canımız İrem teyzemize..


Kadife takım için Fatoş teyzemize,
Eşofman takımı için Havva teyzemize..


Pijama takımlarımız için Sümbül ve Şerife teyzelerimize, Saliha yengemize..


Kot takım, kendi ördüğü yelek..


Bu güzel seccade ve pike takımı için de Gülten teyzemize ..



Çooooooooooooooooooooook
teşekkür ederiz....


Bizi sevindirdiğiniz için..
Mutluluğumuzu paylaştığınız için..


( Bu arada, yukarıdaki pike takımı yakında yeni çehresiyle sizlerle olacak :)) O lacivert karelerin içine rengarenk minik çiçekler işlemeyi düşünüyorum.. Etamini çok severim ben.. Böylece cici-bici ihtiyacımı da gidermiş olurum artık :) )

...................


Sevgili Sabahnur'un hediyesi, kargo evde olduğumuz halde bize ulaşamadığı (!) için - not bırakmışlar aşağı kapıya- ve Emine'nin hediyesi de henüz yolda olduğu için onları fotoğraflayamadım.. Gelince inşaallah..

Herkese tekrar teşekkürler..

10 Eylül 2007 Pazartesi

Önce bir soru..Bu ne?

El-cevap:
Yusufcuğun, Özbeklerin naneli ayranına karşı geliştirdiği yeni rakip.. Anahtarlı ayran :))

Bu da zavallı anahtarları kurtarma operasyonu..

Şimdi ikinci soru..

Bu anahtarlar kimin?

El-cevap:

Yusufcuğun tatlış teyzesi, benim şeker arkadaşım İremmm'in :))

Cumartesi nihayet yılın buluşması gerçekleşti ve biz İrem'le tanışabildik :)) Yılın buluşması diyorum çünkü gerçekten de neredeyse bir yıl olacak biz "Hadi tanışalım.." diyeli..

İrem çoook ama çok tatlı bir arkadaş.. Hani olur ya bazı insanlar, bir güler, içindeki enerji taa size ulaşır, işte öyle.. Bütün çakralarımı açıp oturdum yanında, içinin güzelliği, pozitif enerjisi bana da dolsun diye..

Canım arkadaşım gelip evden aldı bizi.. Gerçi kapıda büyük bir hayal kırıklığı yaşadım çünkü İrem karakuzusunu getirmemişti ama sonra üç saat boyunca ikimiz Yusufcuğu ancak oyalamayı başarınca "Böyle de fena olmadı" dedik.. Karakuzuyu sıkıştıramadım, içimde kaldı ama :((

Birlikte şu meşhur Özbek çadırına gittik :)) Dışarıdaki sedirlerden birine oturduk ve başladık doyasıya sohbet etmeye.. Yusufcuk teyzesini çok sevdi.. Ona güldü, iki küçük dişini gösterdi, oynadı, oynadı, oynadı... Hatta yürüyerek kucağına gitmeye çalıştı.. İrem de öptü, öptü sıkıştırdı oğlumu..

Bir süre sonra Yusufcuk sıkılmaya başlayınca İrem'in anahtarlarından masadaki tuzluğa, parmak kuklamızdan kafeslerdeki kuşlara kadar herşeyi kullanıp onu oyalamya çalıştık.. Bu arada yemekler geldi ve bir yandan da yemek yemeyi başardık.. Yaklaşık iki saat sürdü ama olsun :)) İrem, "Çok beğendim buranın yemeklerini.." dese de bizim yüzümüzden yiyemedi aslında, gördüm :(( Pilavı soğumuş, etleri donmuştu resmen.. Hadi ben alışkınım da o unutmuştur bu "soğuk" yeme tarzını.. Karakuzumuz dört yaşında ne de olsa..

Bir yandan gülerek, bir yandan Yusufcuğun sedirden sarkmak suretiyle yere inmesini engellemeye çalışarak, bir yandan da ilginç kareleri fotoğraflayarak yemek yemeye çalışırken yan masamıza küçük kızları olan bir aile geldi.. Ay Yusufcuk nasıl sevindi, nasıl sevdi ablasını anlatamam.. Onu seyrederken ben de kaç lokma mamiş attım ağzına, yuttu ferketmeden :)) -fırsatçı anne iş başında-

Yusufcuk ve küçük abla -Elifmiş adı-

Minişim İrem teyzesinin yardımıyla "Ce eee" yaptı ablasına :))


Sonra Yusufcuk kucağımızdan inip oturduğumuz sedirin minderinin altına girdi.. İrem ne olduğunu anlamadı ama ben tahmin ettim.. Bu da Yusufcuk tarzı "Ce ee"ydi.. Minderin altına saklanıyor, sonra çıkıp "iyyykk" diye gülüyor :)) Babası evde ona öyle yapıyor çünkü, yatağın kenarına saklanıp.. O da bu "ce ee"yi biliyor.. Çok hoşuna gitti İrem'in, fotoğraflarını çekti o minderin arkasına saklanmışken..


Nihayet yemeklerimizi bitirmeyi başarıp masayı boşalttığımızda -gerçi bu arada gıcık bir garson çok sinirimi bozdu ama neyse, yazmayayım şimdi uzun uzun- Yusufcuk masanın üstüne çıktı.. O sırada başlayan müziğe dayanabilir mi? Asla... Dakikalarca oynadı oynadı durdu.. İremcim öldü gülmekten "Bu küçücük boyuyla mı yapıyor bunları.." diye :)) Sonra meyve geldi.. Bizim üzüm delisi Yusufcuk atıyor ağzına bir üzüm, oynuyor.. Üzüm bitince duruyor, veriyoruz ağzına, bir daha oynuyor -çok harika bir ritim duygusu var maşaallah- Bu böyle sürüp giderken arka masadaki amcanın çok hoşuna gitmiş, Yusufcuğa seslendi.. O da çırpına çırpına gitti dedenin yanına :)) Amca alkışladı, miniğim oynadı, amca alkışladı, miniğim oynadı :)) İrem de ben de öldük gülmekten..
Bitince, kendini alkışlamayı da unutmadı tabii..

Bu aralar bunu öğrendi Yusufcuk.. Güzel veya onu mutlu eden birşey yaptığında kendini alkışlıyor :)) Babası ve ben, yürüdüğünde ya da yemek yediğinde falan onu alkışladığımız için o da öğrendi, bir iş başarınca kendini ödüllendiriyor :)) Minnoşum benim..

Neyse, bir ara saate bir baktım, üç saat olmuş geleli.. Vakit nasıl geçmiş anlamadım.. Böyle arkadaşlıkları çok seviyorum işte.. "Bitse de gitsem.." dediğim sohbetler öldürür beni.. Üç saat boyunca kudurukluğun zirvesinde dolaşan Yusufcuk sonunda yoruldu ve uykusu geldi.. Ama bu bizi rahatlatmadı tabii.. Uyuyamadıkça daha da sinirlendi, huysuzlaşmaya başladı.. Artık fotoğraf çekmemiz bile batmaya başladı minnoşa :))

İrem'in eşi de Ozan da arayınca bu güzel sohbete daha sonra devam etmek üzere ara verdik :(( Etrafı toparlayıp eşyalarımızı çantalarımıza yerleştirdik -ki hepsi oraya buraya dağılmış vaziyetteydi- ve kalktık.. Aşağı inerken garson seslendi arkamızdan, baktım elinde İrem'in anahtarları.. Minderin altında kalmış!! Zavallı anahtarlar, günün mağduru ilan ettim onları :)) Önce ayrana düş, çimlerin üstünde soğuk bir banyoyla arın, sonra Yusufcuk tarafından kemirilip kemirilip minderin altına tıkıştırıl.. Zor valla..


O karmaşada ne sofranın fotoğrafını çekebilmişiz ne de İremcimle ikimizin yan yana bir fotoğrafı var.. Eve gelince hatırladım, naneli ayranın tarifini de almayı unutmuşum yaa.. Hem de konuşmuştuk İremle yemek yerken.. Öff öff..


Bu da tatlı günümüzün tatlı hatırası.. Teşekkürler İremcim..

.....................

Aslında bu yazıyı cumartesi akşamı yazacaktım ben ama İrem bizi eve bırakıp Yusufcuk da uyuyup uyandıktan sonra Siteler'e götürdü Ozan bizi.. Hala bazı mobilya eksiklerimiz var da :(( Saatlerce mağaza mağaza dolaşmaktan eve geldiğimde kulaklarım bile uğulduyordu.. Yusufcuğu uyutup zor attım kendimi yatağa..

Dün de bizim müteahhitlik dehasının doruğuna ulaşmış müteahhit yüzünden yine oradan oraya taşıdık eşyaları !! Yusufcuğun yatağını oturma odasına almıştık önce, sonra orası soğuk diye iki odanın yerini değiştirdik ve yatak odamızı en sıcak yere taşıyıp Yusufcuğun yatağını da yanımıza aldık.. Ama bir senedir boş duran yan dairemiz kiralanınca işler yine karıştı.. Bizim yatak odamız, diğer dairenin mutfağıyla bitişikmiş!! Daha önce hiç rastlamadım böyle birşeye yaa.. Tam Yusufcuğu yatırıyorum, yan taraf başlıyor bulaşık yıkamaya, "Ğoorrr" musluk sesi.. Tencereler yıkanıyor, dambur dumbur.. Benim küçük tilkim dikiliyor ayağa.. Ee insanlara da "Benim oğlum uyuyor, mutfağı kullanmayın.." diyecek halimiz yok.. Küçük çalışma odamızı boşalttım, Yusufcuğun yatağını, salıncağını vs. oraya koyduk akşam.. En azından gündüz orada yatar sessiz sessiz.. Gece de yanımda uyuyor zaten ..


( Bu arada geçen gece yataktan düştü Yusufcuk.. Uyurken, hani şu dinlenmek için yaptığımız hareketsiz eylem sırasında!! Adetidir, yatağa çıktığı zaman geri geri emekler, aşağı iner, sonra cik cik mızıldar, elimi ayağının altına koyarım, yatağa tırmanır, çıkınca yine geri geri emekleyip aşağı iner.. Oyun bu :)) Uykuda da öyle yapmış, geri geri emeklemiş.. "Tong" diye bi ses geldi, fırladım yerimden baktım Yusufcuk yerde ama dizlerinin üstünde oturmuş bana bakıyor.. Allahtan ki geri geri düşmüş, başı hatta sırtı bile değmemiş yere ama ondan beri çok korkuyorum.. Artık yatağını da taşıdığım için yanımda yere yatak yapacağım meleğime..)


Oğluşumun odasını temizleyip yerleştirince hemen bir jelibon partisi düzenledik :)) Eee ne de olsa kaybettiğimiz kaloriyi hemen yerine koymak lazım, Allah korusun kilo falan veririm sonra :P

Dün alışverişe gittiğimizde aldı Ozan bu jelibonları bana.. Çok zararlı biliyorum ama benim canım da gider en zararlı şeyleri çeker işte :((


Yusufcuk jelibon partimiz boyunca bizi yanlız bırakmadı tabii :))






Önce uzaktan baktı baktı, sonra dayanamadı daldı jelibonların içine.. Ama Allahtan ki hiç sevmedi.. Bizim canı çeker diye verdiğimiz minicik bir parçayı bile çıkardı hemen ağzından yüzünü buruştura buruştura :))

.......................

Bu aralar bir sevinç var içimde.. Ramazan geliyor diye galiba.. Hem gözü hem gönlü doyuran iftar sofralarını, mahmur sahurları, heyecanla beklenen akşam ezanını özlemişim ben.. Bizim bücürük hala tüm gün boyunca benden geçindiği için oruç tutup tutamayacağımı bilmiyorum ama - vücudun aşırı susuz kalması anneye çok zarar vereceği için emziren annelere oruç tutmama izni vermiş dinimiz- yine de Ramazan'ın bereketini, güzelliğini iliklerime kadar hissetmek istiyorum.. Bunun için dua ediyorum..

Şimdiden hayırlı Ramazanlar herkese..