hastayız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastayız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2008 Çarşamba

Üzgünüm günlük ama Yusufcuk çok hasta yine..



Dün tam bir macera-kabus karışımı yaşadım.. Aslında iki gündür ateşliydi küçücüğüm ama ateşi çok yüksek olmadığı ve diştendir diye düşündüğüm için - malum azılar geliyor - üstüne düşmedim.. Başka hiçbir belirti yoktu çünkü.. Ama dün öğlen babamız misafiriyle birlikte birşeyler yemeye gelip gittikten sonra Yusufcuk acaipleşmeye başladı.. Halsiz halsiz kendini oradan oraya atmaya başladı. Uykusu geldi diye emzirdim, ateş düşürücü verip uyuttum. 37 civarındaydı ateşi.. Bir saate kalmadan uyandı .. Kucağıma bir aldım ki cayır cayır yanıyor.. Ateş 39'a yükselmiş.. Hemen soydum, soğuk kompres yapmaya başladım.. İki kere ard arda kendinden geçer gibi oldu miniğim.. İşte o an ömrümden ömür gitti sanki.. Havale geçirecek diye mahvoldum korkudan..

Bir yandan onu ayık tutmaya ve soğutmaya çalışıyorum, diğer yandan da doktorla konuşuyorum, Ozan'a ulaşmaya çalışıyorum.. Derse girerken kapatmış telefonunu.. O panikle birkaç kişyi daha aradım ama kiminde araba yoktu, kiminin misafiri vardı.. Yusufcuk ağlıyor, ben soğuk havlularla onu siliyorum.. Dereceyi sabit tutabildiğim sürelerde ateşini ölçmeye devam ediyorum.. Neyse.. Ozan'a hala ulaşamayınca aklıma bir anda İrem geldi.. Hemen aradım ve canım arkadaşım sağolsun Hızır gibi yetişti.. Hemen Kızılay'a, doktorumuza götürdük miniğimizi.. Evden çıkmadan 37.5'a düşmüştü neyse ki ateşi ama çok durgun ve keyifsizdi arabada bile.. Arada İrem teyzesinin hatrı için oynar gibi yaptı çalan müziğe ama göğsüme yaslanıp halsiz halsiz yatışını hiç unutamam sanırım..



Zorlu bir muayenin ardından suçlu ortaya çıktı.. Viral bir boğaz enfeksiyonu.. "Boğazı şiş ve ödemli.." dedi Neşe hanım.. Kendinden geçişini falan anlattım, "Bu kadar yaklaştıysa her an havale geçirebilir, ateşini mutlaka kontrol altında tutmaya çalışmalısınız.." dedi. Solunumu henüz hırıltılı olmadığı yani enfeksiyon alt solunum yollarına inmediği için antibiyotik vermedi ama onu da sık sık kontrol etmemi istedi.. Hırıltı, sık nefes alıp verme ve solunum güçlüğü olursa hemen götüreceğiz yine.. Şimdilik sadece Peditus ve Calpol-İbufen ikilisiyle idare ediyoruz..



En kötüsü de Yusufcuğun kilo vermiş olması tabii.. Geçen ayki tartısından bile 300 gram eksik! Ateş günde yarım kilo kaybına bile neden olabiliyormuş.. Neşe hanım üzülmeyin dese de ben çok üzüldüm :(


Tam iş çıkış saati gittiğimiz için Kızılay çok kalabalıktı ve İrem arabayı parkedecek biryer bulana kadar çok uğraşmış.. Bizi doktorun kapısında indirip devam etmişti o.. Mecbur kaldığı için de çok ters biryere parketmiş.. Muayene sırasında gelip bir de bunu söyleyince benim kaygım ikiye katlandı tabii.. "Ya arabayı çekerlerse, ne yaparız.." diye.. Bu arada hala Ozan'a ulaşmaya çalışıyorum ama gıcık bir ses telesekrete not bırakmamı söylüyor bana.. Doktorun yanından çıkıp da arabaya binene kadar gitmedi içimin sıkıntısı.. Neyse ki arabayı çekmemişler.. İremcim eve kadar bıraktı bizi.. Canım, bir de buradan teşekkür edeyim.. Allah bin kere razı olsun.. Sen olmasaydın tek başıma ve Yusufcuğun o haliyle ne yapardım akşam vakti hayal bile edemiyorum.. Hakkını nasıl öderim bilmiyorum.. Çok teşekkürler..



Dün gece, kankam dijital ateş ölçer, şuruplarımız ve ben iyi iş çıkardık :)) Sabaha doğru Yusufcuğun ateşi tamamen düştü ve derin bir uykuya daldı.. Hatta bir ara üstünü bile örttüm üşümesin diye ama sabah yine 38.5'la karşılaşınca soğuk bir duş aldı Yusufcuk.. Bu arada, doktorun tavsiyesini de yazayım buraya, ihtiyacı olanlar kullansın bu bilgiyi.. Neşe hanım bana ateş 38'i geçtiğinde bebeği soğuk suyun altına tutup çıkarmamız gerektiğini - uzun süre değil, saçları ve vücudu ıslanacak kadar- ve sonra kurulamamamızı tavsiye etti. Kurulayınca etkisi olmuyormuş ama kurulamaszak, su buharlaşırken hızla ateşi düşürüyormuş.. "Biz böyle yaparız ateşli bebeklere.." dedi..



Her üç saatte bir verdiğim ateş düşürücü işe yaradı maşallah.. Bugünü daha rahat geçirdik.. Şimdi annesinin örüp bir kavanoza doldurduğu "dideh" lerle oynuyor Yusufcuk :)) Emek emek ördüğüm o çiçekler mahvoldu ama iyi oyaladı miniğimi.. Salonda heryer çiçek, bahar geldi sanki :P Şimdi arkamda, kesme tahtasına koyduğu mavi bir çiçeği plastik bıçağıyla kesmeye çalışıyor :))




..........................


Bu arada, dün yusufcuk ateşlenmeye başlayınca onu soyup bıraktım oynasın diye..
Ateşi yükselmeye başladıkça pencerenin önünde kendi kendine söylenmeye ve sonra da birilerini azarlamaya başladı!!
Dedim herhalde bu da Karakuzu gibi birilerini görüyor ateşten..
Ama Gaffur olmadığı kesin, o olsa gülerdi :P







İkindide başlayan ishal olmasa "Yarına iyi olur.." diyordum ama Allah kerim.. İnşaallah göğsüne inmeden atlatırız.. Bize dua edersiniz di mi?



14 Şubat 2008 Perşembe


Kötü haber..
Yusufcuk hasta..


Ben MK bebişi okuyup hasta diye üzülürken benim minişim de hasta bebişler kervanına katıldı..

Az önce yaklaşık 40 dakikalık bir çarşaf sefasının ardından -babaannesinin deyimiyle- nihayet "Alice Harikalar Diyarı"na kaydı Yusufcuk.. Dün geceyi bölük pörçük, mız mız ve ateşli geçirdik.. Saat dört civarı uyandığımda resmen sıcak su torbasına sarılıp uyumuş gibiydim.. Cayır cayır yanıyordu miniş.. Uyandırıp ateş düşürücü içirmeye çalıştım ama nafile.. Yarı baygın gözleriyle kendini yataktan atmaya kalktı küçük kaloriferim.. Babaannesi geldi sesimize ve burnunu sıka sıka ağzını açtırıp bir ölçek içirebildik çok şükür.. Sonra sabaha kadar süren bir uyu-uyan-burnum tıkalı diye ağla-em-ağla-uyuyakal-tekrar nefes alama ve uyan-ağla.. döngüsü başladı..
Burnu-genzi tamemen tıkalı ve balgam söküyor öğüre öğüre :((

Ya daha önceden üşüttü ya da salı günü..

Salı gününü tamamen hastanede geçirdik.. Ondan önceki gün sadece bir kere çiş yaptı ve gece de hiç çiş yapmadı Yusufcuk.. Yatmadan önce de ağlaya ağlaya ve bezini göstere göstere çiş yaptığı için idrar yolu enfeksiyonundan şüphelendik.. Hafif de ateşliydi.. Ateşin sebebini anlamak için tahlil istedi doktor ama idrar tahlili temiz çıktı, kültür sonucunu da henüz almadık.. Yarın çıkacak inşaallah.. Daha o gelmeden bu sefer de üst solunum yolu enfeksiyonu başladı işte :((


Zaten çiş yapamıyor diye gittiğimiz hastanede bir de idrar tahlili istenince ne oldu bilin bakalım..
Saatlerce Yuusfcuk çiş yapsın diye nöbet bekledik ..

İdrar torbasının yarım saatte bir değiştirilmesi gerekiyor bebiş çiş yapmazsa.. Yoksa idrar steril olmuyormuş.. Yenisini takmak ayrı işkence zaten.. Biz de bol bol su içirmeye çalıştık Yusufcuğa süreci hızlandırmak için :))

Baktık ki bir süre sonra biberonu görünce kaçmaya başladı, biz de lolipop tutuşturduk eline.. Yaladıkça içi yansın, su içsin diye :))

2.5 saat sonra nihayet çiş yaptı Yusufcuk.. Ama bu sefer de torbadan bile taşıp paçalarına akacak kadar!! Herhalde canı yanacak diye korkup tuttu,biriktirdi, sonra da dayanamadı yavrucak :P Oturduk bankın üstüne, baştan aşağı değiştirdik kıyafetlerini..


Sonra sıra sonuçları beklemeye geldi.. Yusufcuk hastane koridorlarında koşar, ben peşinden.. Orayı burayı eller, ben çıldırmanın eşiğinde.. Neyse doktorun odasına gittik tekrar sonuçları göstermeye.. "Tahlilde belirgin bir enfeksiyon bulgusu yok.." dedi. O sırada aklıma Yusufcuğun kolunda bir haftadır dikkatimizi çeken kızarıklık ve döküntü geldi, onu da gösterdim. Bizi cildiyeye sevketti. Ve günün sürprizini orada öğrendik.. Yusufcukta atopik egzama başlamış.. Alerjik kökenli dedi doktor.. Birçok yiyeceği, özellikle hazır ve kimyasal içerikli gıdaları, kokulu ve renklendiricili şampuan ve kremleri, yün kıyafet ve halıları vs. hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini söyledi.. Tabii çok moralim bozuldu benim..


Şimdiye kadar çok mecbur kalmadıkça hiç hazır gıda vermedim, çikolata-şeker vs abur cuburdan hep uzak tuttum Yusufcuğu.. Ama babaannemiz geldiğinden beri maalesef "zararlı" madde tüketimi başladı ve oldukça da fazlalaştı işin doğrusu.. Ben yemesine izin vermeyince de "gaddar anne" oldum şakayla karışık.. Şimdi o kadar kızıyorum ki kendime.. Keşke duymak istemediğim şeyleri duymaya biraz daha tahammül etseydim de bebişimin cildinde o alerjik döküntüleri görmeseydim :((


İki gündür krem sürüyorum ve yağlıyorum Yusufcuğu.. Cildi de çok kuru dedi doktor.. Bana çekmiş maalesef.. Kışın her gece vıcık vıcık kreme bulanmadan yatmazsam sabah gerilmiş kağıt gibi kalkıyorum :P Böyle devam ederse, ellime varmadan kuru erik gibi olacağım galiba kırışıklardan :))


Neyse konuyu sulandırmayalım..

Hasılı Yusufcuk hasta ve böyle giderse yarın yine hastane yolu görünüyor bize..


.................

Bu arada, dün cicik bir hediye aldım eski sevgilimden..

Kırmızı eteğimin üstüne çok uydu kırmızı şalım..




Eski sevgilim kim mi?

Tabi ki Ozan.. Hi hiii :))

16 Ekim 2007 Salı

Tahminimiz doğruymuş.. Kabakulak olmuş Yusufcuk :((


Peki neden?

Doktorumuzun teşhisi, üç hafta önce vurdurduğumuz MMR aşısından kaynaklandığı yönünde.. Bu üçlü aşının içinde kabakulak aşısı da var ve bazı bebeklerde komplikasyon olarak hastalığı tetikleyebiliyormuş.. İremle konuştuk akşam, karakuzu da aynı Yusufcuk gibi aşıdan on yedi gün sonra kabakulak geçirmiş, onlara da aynı şeyi söylemiş doktorları.. ( Bu arada, karakuzu bugün ufak bir kaza geçirmiş ve alnı yarılmış.. Dört dikişle dönmüşler eve.. Geçmiş olsun minnoşumuza, Allah beterinden saklasın..)

Şu anda beklemedeyiz.. Kabakulak için spesifik bir ilaç yok.. Sadece yüksek ateş olursa şurup veriyoruz.. İki gün sonra kontrole gideceğiz inşaallah tekrar..

Bu arada, aşıdan kaynaklanan kabakulak mı olduğunu anlamak için ayrıntılı tahlil yapıyorlarmış Hıfsısıhha'da.. Aşıyı ihbar edip sağlık ocağının incelenmesi gerekiyormuş bir problem var mı diye.. "İsterseniz gidin.. Ben aşıdan kaynaklanan kabakulak olduğuna eminim, kuluçka süresi günü gününe uyuyor, immuglobin bakılsa bile hastalıktan mı aşıdan mı olduğu ayırdedilemeyecek şimdi.." dedi doktorumuz ama çok kan alıyorlarmış, kıyamıyorum Yusufcuğa.. O şiş boğazıyla dakikalarca ağlasın istemiyorum.. Gitmeyeceğim galiba.. Ama sağlık ocağıyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu halletmem lazım..

Bugün daha iyi anladık ki Yusufcuk doktorunu tanıyor ve o daha yaklaşmaya başlar başlamaz eliyle uzaktan itme hareketi yapıyor.. Bugün hem o hem ben hem de doktorumuz ter içinde kaldık hastanede..


Yapılan müdahale: Küçük ışık yardımıyla ağzının içine ve boğazına sadece bakma, kulağını inceleme..

Müdahale şekli: Anne kişisi yarı yatar yarı oturur pozisyonda ağlamaktan sakinleştirilemeyen Yusufcuğu yüzü yukarı bakacak şekilde kucağına alır.. Sol eliyle iki elini ve bacaklarını sıkıca kavrar, sağ eliyle başını sabitler ve sıkıca kendine bastırır.. Doktor, elinde ufacık bir aletle kurtcuk gibi kıvranan Yusufcuğa yaklaşır ve ağzını açmaya çalışır - zira Yusufcuk ağzını açmadan çığlık atmaktadır başına gelecekleri bildiğinden - Anne kişisi bebeği daha sıkı kavrar, yanaklardan ufak bir sıkıştırmayla ağız açılır, kontrol yapılır.. Anne oturmayı geçmiş resmen yatağa uzanır kucağına yapıştırdığı Yusufcukla birlikte :)) Kulak muayenesi için Yusufcuk yan çevrilir.. Doktor bir kez daha eğilir.. Yusufcuk bağırmakta, anne "Ay şimdi katılacak.." diye sayıklamakta, baba ise doktorun da üstünden görünen yüzünü şekilden şekile sokarak Yusufcuğa şirinlik yapmaktadır..


Şimdi gel de bu çocuğa kan tahlili yaptır..


.........................


Gelelim bayrama..

Yusufcuğun bayram serencamını anlatmaya "extreme" yolculuğumuzdan başlamak en iyisi olacak galiba.. Öyle ki Ozan eve varır varmaz, armudun sapı, vitesin düzü-otomatiği demeden hemen bir araba almaya ahdetti :))

Sair zamanlarda en ufak bir "çıt" sesine uyanan Yusufcuk, yola çıkacağımız sabah ben onu kucaklayıp gezdirdikten, altını bile değişitirdikten sonra ancak üstünü giydirirken uyandı.. "Niye rahatımı bozdunuz yaa.." diye de bize epey bir kafa tuttu uyku sersemi cırtlak sesiyle :)) Neyse hemen hazırlanıp çıktık, otobüsümze rahat rahat bindik ama Yusufcuk mızmızlanmaya başladı.. Oturduğumuz koltuk ve çevresinde kurcalanmadık yer kalmadığından oyalamak da pek mümkün olmadı ve serenat başladı!! Babası alıp kucağında gezdiriyor, ben emzirmeye çalışıyorum - ki uyusun - yok.. Huyudur Yusufcuğun, farklı bir yerdeysek, yanımızda başkaları varsa, birileri konuşuyorsa ne emer ne uyur.. Keşfedilecek herşeyi son noktasına kadar keşfetmeden rahat etmez içi.. Yine öyle oldu.. Uyutamadık bir türlü.. Hatta iş o dereceye geldi ki babasını bile istemez oldu, kendini yere atıp yürümeye çalışıyor.. Elinden tutup yürütüyoruz koridorda, onu da istemiyor.. Sağa sola sallana sallana giden otobüste kendi başına yürüyüp etrafı karıştıracakmış beyefendi!! Tam dört saat bu hengameyle geçti..

Sonra devreye, hala kendisinden "Allah razı olsun.." diye diye bahsettiğimiz host abimiz girdi.. Kucakladı Yusufu, hem oynattı, hem gezdirdi hem de isteyen yolcuların kucağına Yusufcuğu götürmek suretiyle firmanın servis yelpazesini genişletti.. Bir ara ikinci kaptanın uyuduğu bölmeye bile gittiler ziyarete :)) Böylece Ozan da ben de, Yusufcuk ağladıkça yan yan bize bakan yaşlı amca da derin bir "ohh" çektik..

Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakıp bana kızmayın.. Çok kısa bir süre oradaydı Yusufcuk ve çift şerit-tek yön yani karşıdan aracın gelmediği, sollamanın riskli olmadığı güvenli bir mevkideydik o anda ve Yusufcuk deli gibi ön tarafı gösterip ağlıyordu.. Sadece susması için izin verdik kısa bir süre.. Pişmanım ama başka türlü susturamadık ki küçük beyi.. Otobüsten atılıp köye kadar yürüyecek mecalim yoktu gerçekten..


Tek derdi orayı görebilmekmiş meğer.. İki dakika sonra bir baktık, muavinin kucağında sızmış Yusufcuk!! Aynı şey bugün de oldu.. Saatlerce uyumadı uyumadı, hastane dönüşü kucağımda oynarken bir anda koluma düştü kafası.. "Küt" diye uyumuş meğer oynarken :)) Kendi kendine uyumayı öğreniyor mu ne :P

Neyse, bunun son otobüs yolculuğumuz olması için dua ede ede köydeki evimize vardık :)) Zaten arefe günü gittiğimiz için o gün biraz dinlenmeyle, biraz hazırlıkla geçti.. Anlamadık bile..

Bayram sabahı Yusufcuğu giydirip süsledik, Ozan'ın dedesinin evindeki bayram kahvaltısı için köy içine indik.. Yusufcuk bayramda da geleneğini bozmadı ve kahvaltı etmek yerine oynamayı tercih etti.. Tavukların olduğu yere bakan pencereyi keşfettikten sonra ise onu oradan almak pek mümkün olmadı :))



Bu arada, şu önemli noktaya parmak basmayı da unutmayalım tabii.. Bir günün bayram olması, o gün yaramazlık yapılmayacağı anlamına gelmez..

Bayram da olsa dolaplar karıştırılır...
Şekerlik bir güzel devrilir..


O şekerliğin kapağıyla hızlıca koşulur, koşulur...

Hatta öyle hızlı koşulur ki anne fotoğraf çektiğinde sanki duran Yusufcukmuş da dönen çevredeki eşyalarmış gibi görünür :))


Ama bazen bayramda mutsuz da olabilir çocuklar :((
Annaneleri yanlarında yoktur çünkü..


Hemen "Hımm, ne yapsam?" diye düşünülür..
Ufak bir telefon görüşmesi meseleyi halleder :))


Bayram demek, en çok da büyükleri ziyaret demektir..
Yusufcuk da anne ve babasının elinden tutar, harçlık toplamaya gider..


Sonra...
Bahçede oynanır..
Özgürlüğün tadı çıkarılır..

Minik böcük ve karıncalar incelenir..



Bayram ziyaretlerimiz bitince "Eve dönmeden önce bir de piknik yapalım.." dedi Ozan.. ( Aaa, ne garip :P ) Gezdik dolaştık, güzel bir yer bulduk.. Sonra da bu sezonun en güzel mahsülünün fotoğrafını çektik..

Tarladan sofralara abi, geeelllllll :))



Yusufcuk babannesiyle ateşin başında ısındı..



Dönüşte önce Kütahya'ya uğradık, Yusufcuğun orada askerlik yapan amcasını görmeye.. Babaannemiz hüzünlendi biraz.. "Havacı" amcası, "fiuuuuvvvv fiuuvvvv" diye havalarda uçurdu meleğimi.. Birlikte yemek yedikten sonra yola devam ettik hemen çok geçe kalmamak için.. İyi yapmışız.. Hem Yusufcuk arabada huysuzlanıp ateşlenmeye başladı ( meğer kabakulakmış ) hem de bayram dönüşü çok yoğundu tarfik.. Işıklarda, gişelerde metrelerce kuyruklar vardı..


.........................


Allah'a şükür çok güzel bir bayram geçirdik ama üzücü şeyler de olmadı değil.. Ağzımda hala onların nişanesi üç kocaman uçuğum var :((

Bayram sabahı annemi aradım ama açmadı telefonu uzun uzun çaldırmama rağmen.. Meğer hastanedelermiş.. Arefe gecesi minnoş Mirza'm hastalanmış.. Rengi koyulaşan idrarına kan da eklenmeye başlamış.. Sabahı zor etmişler, bayramı hastanede karşılamışlar maalesef.. Küçücüğüm kum döküyormuş.. Dayılarında varmış kronik böbrek rahatsızlığı, genetikmiş galiba.. Üç günlükken başladı onda da!! Allah'ım şifa ver yavrucuğa ve tüm hasta yavrucuklara..

Ertesi gün yine aradım, yine hastanedeler ama bu sefer Ece için gitmişler.. Doğumu epidural sezaryendi, epiduralin etkisini atamamış vücut.. Baygınlaşmaya, dayanılmaz bel ve başağrıları çekmeye başlamış, yatırmışlar hastaneye.. Ağır ilaçlar verdikleri için bebeği de emzirememiş o gün.. Annemler kaşıkla beslemişler yavrumu hasta hasta.. ( Biberon alıp annesini emmeyi reddetmesin diye )

Şimdi ikisi de evdeler ve iyilermiş.. İlaçlar iyi gelmiş Mirza'ya, hastaneye yatmasına gerek kalmamış.. İdrarında kan da yokmuş artık, bitmiş galiba kum dökmesi ama anladığım kadarıyla ara ara yaşanacakmış bu.. Halasının kuzusu, kıyamam ben ona.. Şifa ver Rabbim.. Şifa ver benim tatlış yeğenime..


(Hem Yusufcuğa hem de Mirza'ya dua ederseniz çoook mutlu olurum..)
"Hasta pisi"m ateşli..

Kulağının altındaki kocaman şişlikle küçük bir armuta dönüşmüş durumda..

Galiba kabakulak olmuşuz.. Babamız gelip bizi hastaneye götürecek birazdan..

Akşama bayram maceraları yerine, doktor maceramızı okuyacaksınız sanırım..

Üzgünüm :((

15 Ekim 2007 Pazartesi

Bayram şekeri Yusufcuk evine döndüüüüüü :))

Anlatacak çok şey var.. Fotoğrafları yüklemem lazım ama önce çooook önemli bir uyarı :

"kuaybenur@yahoo.com" adresim hacklendi!! Bu adresten mail alırsanız lütfen açmayın ya da bana mail atmak isteyen olursa lütfen "hotmail" hesabımı kullansın.. Accounta erişemiyorum maalesef :(( İnşaallah kötü amaçla kullanılmaz, hem ben hem de başkaları üzülmez..

İnşaallah herkes çok güzel bir bayram geçirmiştir diyorum ve ayrıntılar için sizi yarın aynı saatte buraya bekliyorum :))

Şimdi babaanne ve dedeye meyve hazırlamam lazım.. İlgi bekleyen hasta pisimi de unutmayalım tabii.. Üşütmüşüz hafiften, nazdan geçilmiyor küçük bey..

3 Eylül 2007 Pazartesi

Minnoşum hasta oldu :((

Haftasonu ateşler içinde, boğaz ağrısından kıvranarak yatan babası gibi o da oradan oraya attı kendini dün.. Ben de kırık döküktüm zaten..

Ama anlamıştık.. Pazar gecesi durgunlaştı miniğim, sesi de çatallanmaya başlamıştı.. Gece bir uyandım "Öğğğğğğyyyyhhh hııııyyyyyyyyyhhh ğğğüüüüü" diye sesler geliyor Yusufcuğun yatağından.. Baktım uyanmış, oturduğu yerde ağlıyor ama ses yok! Nasıl içim gitti anlatamam.. Sabah erkenden doktora götürdük.. Babası ve ben faranjit olunca o da nasibini almış tabii.. İki torba ilaçla eve döndük! Kendi doktorumuz izinde olduğu için ona gidemedik ama haftaya bir de ona gösterelim inşaallah..


Şimdi daha iyi gibi.. Sesi hala bozuk musluk gibi, hafif ateşi de var ama en azından performans iyi.. Afacanlıktan geri kalmıyor.. ( Aman kalmasın, yeter ki iyi olsun, kalmasın)


Dün en tatlı karemiz, Yusufcuğun yalaya yalaya ilk lolipopunu yiyişiydi.. Hasta hasta yaptığı cilvelere dayanamayan eczası ablamız lolipop hediye etti bize.. Baktım ki keyfi yerine geldi, kimyasal mimyasal demedim verdim eline.. Miniciğim de sanki yıllardır lolipop yiyormuş gibi eve gidene kadar yalaya yalaya yedi şekerini :)) (Gerçi bir ara şekerden tutup sapı kemirdi ama o sayılmaz, yine de çok profesyoneldi..) Küçük şekerim benim..

Sonra tam evin önüne geldik, baktım kapıda bir kargo arabası.. Ozan hemen koşup kime geldiklerini sordu.. Tahmin ettiğim gibi bizeymiş.. Çünkü sevgili Aysun mail atmıştı kargo gönderdim diye.. Kutunun içinden bu tatlı hediye paketi çıktı :))

İlk doom günü hediyemiz..



Minnoşum önce bir güzel inceledi hediyesini..


Hastayım demedi kalite kontrol yaptı, seri numaralarını falan gözden geçirdi:))



Sağlamlığına baktı, ağırlığını ölçtü, mouse kablosunu denedi :))



Sonra da başladı birbirinden güzel melodileri dinlemeye..



"Çok teşekkür ederim Aysun teyzecim, çok mutlu ettin beni.."


................



Gelelim genel havadislere..


- Bir ara masa altlarına dadanan Yusufcuk bugünlerde kütüphanede minik oyun yerleri keşfetti kendine.. Ortalıkta göremeyince bir bakıyorum kütüphanenin boşaltmak zorunda kaldığım alt gözlerinde birine girmiş, sıkış tıkış duruyor orada :)) Ne anlıyor bilmiyorum ama defalarca girip girip çıkıyor o daracık yere..



- Babası eve geldiğinde çıldırıyor sevinçten.. Ben kapıyı açınca,

* emekliyorsa, ışık hızıyla emekleyerek
* ayaktaysa, adım atmayı da geçip resmen koşarak ama hemen düşerek
* dizlerinin üzerinde oturuyorsa da zıp zıp tavşan gibi zıplayarak koşuyor babasına..

Kıskanıyorum yaa.. Ben de bir kerecik biryerlere gitsem de beni de böyle özlese, kucağıma atlaya atlaya karşılasa mı acaba?



- Yusufcuk "hayır" kelimesini anlıyor artık.. Ama bu "hayır" dediğimiz şeyi yapmıyor anlamına gelmiyor tabii.. Gözümüzün içine baka baka yapıyor yapacağını.. "Hayır", sadece bir an duraklatıyor onu :))



- Aaa, unutmadan.. Babamız şu anda sabah gidip baktığımız bir arabanın devir teslim işlemlerini yaptırıyor galiba.. İnşaallah hayırlı olur, kazasız belasız kullanmak nasip olur.. Tatlı bir amcadan aldık. Bembeyaz, şirin bir araba, en önemlisi de benim kullanabileceğim kadar küçük.. Kutu gibi :)) Söylemesi ayıptır çok acemiyim de.. Kullanamam, parkedemem kocaman arabaları ben..



- Geçen gün Yusufcuğun fotoğraflarını yapıştırdım buzdolabının kapağına, her açışımda içim şenlensin diye.. Üste de Ozanla benim iki fotoğrafımızı koydum.. Akşam Ozan geldi, fotoğraflara baktı, sonra da saydı.. "Yusuf'un dokuz fotoğrafı var, benim niye iki tane?" dedi :)) Yok yalan değil ya uzmanların tespiti.. Babalar gerçekten kıskanıyor bebişleri :))

(Konuyla ilgili başka dökümanlarım da var ama onları yeri geldiğinde şantaj malzemesi olarak kulllanmak üzere saklıyorum, çok kötüyüm hi hii.. )



- Yusufcuk sadece birkaç meyveyle yaşamaya devam ediyor.. Dün götürdüğümüz doktor "Artık yaşına gelmiş, kesebilirsin sütten.. " dedi ama emzirmeye devam etmek istiyorum ben.. Sütüm olursa iki yaşına kadar emzireceğim inşaallah.. Ama birçok kişi emzirmeyi kesmeden yemek yemez diyor!! Kafam çok karıştı çoookkk...



- Hala uzun uzun yazdığımdan da anlaşıldığı üzere çalışmaya başlayamadım.. Kafamı da evi de toparlayamıyorum, geçemiyorum işin başına.. Durumum vahim!!



- Hadi burada bitirelim artık.. Yusufcuk uyanmadan bir çorba içeyim ben de..

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Vatana millete hayırlı olsun efendim, biz döndük.........

İstanbul maceralarımızı okuyanlar bilirler, çok güzel bir tatil geçirmiştik oğlumla ama son gün miniciğim ateşlenmiş, annesini korkutmuş, o halde yolculuk yapmak zorunda kalmıştı. Maalesef yine aynı şey oldu.. Tam tatilimiz çok güzel, minik melek iyi derken yavruşum hasta oldu. Bir ay önceki gibi ağır ishal.. Bugün beşinci gün.. Biraz hafifledi gibi ama yine de tam iyileşemedi..

( Okuyucuya önemli not : Sakın ama sakın ishal olmuş bir bebekle yola çıkmayın.. Hadi bizi geçtim, otobüsteki zavallı 32 kişi üç küçük çaplı nükleer facia yaşadı biz bez değiştirmek için Yusufcukla cedelleşirken )

Gelelim ishalimizin sebebine..
Fotoğrafını çekmeyi başaramadım ama bizim ilk dişimiz çıktıııııı....

Bu satırları ilk okuyan hediyeyi alır, ben anlamam, adet böyle :))

Yarın evi toparlamayı başarabilirsem oğluma "diş hediği" kaynatmayı düşünüyorum inşaallah..

Çok güzel fotoğraflar çektim sizin için.. Ama uzun bir süreye ihtiyacım var onları koymak ve anlatmak için.. Sanırım gece Yusufcuk uyuyunca yazarım artık tatil anılarımızı :))

Şimdi sizi okumaya başlasam iyi olacak.. Hepinizi çok özledim..

15 Haziran 2007 Cuma

Saat: Gece 4 suları
Yer: Baştürkler'in evi
Kişiler: Anne Baştürk, baba Baştürk, bebiş Baştürk

Bebiş Baştürk saate bakar.. "Hıh, dörde geliyor.. İyice dalmıştır bu annem, böylesi daha zevkli oluyor, uykuyu bölme vakti geldi, ehe he hee.." diye geçirir içinden ve X. kere çığlık çığlığa bağırmaya başlar.. Anne Baştürk yataktan sıçrar ve kapalı olan sağ gözüyle uyumaya devam ederken açık olan sol gözüyle bebiş Baştürk'e bakar.. Susmaya niyeti yoktur.. Hemen kucaklar..

Bu sırada baba Baştürk de uyanmış, bebiş Baştürk'ün selameti açısından onu, yorgunluktan bir sağa bir sola sallanan anne Baştürk'ün kucağından almıştır.. Popiş bölgesinden ufak ufak gürültüler yükselmeye başlar.. Anne Baştürk biraz bekler ve "nük"leer faaliyetin bittiğine kanaat getirdiğinde bebiş Baştürk'ü altını değiştirmek için yatağa yatırır.. Henüz ne büyük bir hata yaptığının farkında değildir..

Bez açılır açılmaz serbest kalan bacaklar, bebiş Baştürk'ün bağırsaklarına baskı yapar ve zaten oldukça sıvı kıvamda olan son "nük"leer mahsül, anne Baştürk'ün pijamaları başta olmak üzere tüm yatak ekipmanlarıyla müşerref olur.. Anne Baştürk kısa süren bir şok ve cinnet gel-git sürecinden sonra toparlanır ve gayet rahatlamış bir şekilde yüzüstü yatağa uzanmış, yandan yandan gülen bebiş Baştürk'ü soymaya başlar.

Kombi açılır, anne Baştürk banyoya girer, kucağına bebiş Baştürk'ü oturtur ve baba Baştürk'ün de yardımıyla ishal sebebiyle pişik olan popiş itinayla yıkanır :)) Bu sırada bebeiş Baştürk ısrarla fıskiyeden çıkan suları yakalamaya çalışmaktadır.. Baba Baştürk bebiş Baştürk'ü kurularken anne Baştürk de baştan aşağı yatak yorgan ne varsa hepsini yeniler.. Biraz oyun, biraz emme, biraz naz.. derken bu "nük"leer facia sabahın ilk ışıkları yaklaşırken son bulur..

Bu hikayeden çıkardığımız dersler :

- Bebiş Baştürk tam bir "pok"emon oldu :))
- Siz de gecelerinizin renkli - sarıdan başlayıp kahverengiye uzanan geniş bir yelpaze - geçmesini istiyorsanız evde bir "pok"emon besleyin :))
- Yatak koruyucular çok faydalı, hiç bu kadar önemsememiştim.. Herkes birtane alsın, birgün sizi de kurtarabilir..

..........

Bebiş Baştürk az önce uyudu.. Hali ve neşesi yerine geldi çok şükür.. İshalimiz devam etse de sıklığı ve miktarı azaldı. Sanırım dün yedirebildiğim üç kaşıkcık yoğurtlu lapa ve birazcık muz işe yaradı. Biraz da sabah yedirmeyi başardım.. İnşaallah bugün son olur artık..

Üç gündür bez paketinin dibine vurduk :)) Çamaşır makinemiz de küçük "pok"emonun desenli(!) çamaşırlarıyla doldu :)) Şimdi anne Baştürk'ün çok çalışması lazım.. Akşama kadar tüm işler bitmeli çünkü bebiş iyi olursa bir kınaya gidip kıştan beri biriktirdiğimiz kurtlarımızı dökme planımız var :)) Zaten bizim bücür oynamaya çok meraklı, sallasın işte popişini sağa sola..

...........

Yorumlarınızı okuduk, çok mutlu olduk.. Sizi seviyoruz.. Çok teşekkür ediyoruz :))

14 Haziran 2007 Perşembe


Sabahtan beri ilk defa sakin bir uykuya daldı meleğim.. Bütün geceyi uykusuz geçirdik doğal olarak.. Çoğu zaman acı acı ağladı, hatta kendi sesinden bizi duymadı :(( Biraz babası kucağında gezdirdi, biraz ben emzirip kucağımda salladım.. Yata kalka sabahı ettik.. Şimdi de azıcık uyuyor, sonra acı acı ağlayarak uyanıp kıvranıyor ve en son aşama olarak da bezini son emici taneciğine kadar dolduruyor.. Az önce pijamalarımız bile nasibini aldı bu süreçten.. Galiba şimdi rahat rahat uyuyacak yarım saat..


Çok şükür sabahtan beri ateşi yok.. En son dün gece kustu, sanırım o da kesildi.. Sadece ishal kaldı.. Lapa ya da patates yedirebilsem belki o da geçer ama açmıyor ağzını iki gündür.. Yeni doğmuş bebiş gibi yarım saat bir saat arayla emziriyorum susuz kalmasın diye.. Bir de ishali sayıyoruz. Yirmiye ulaşırsa tekrar hastaneye gitmemiz gerekecek. Serum verilecekmiş.. İnşaallah gerek kalmaz..


Bir de çok halsiz tabii.. Emekleyemiyor bile.. Birkaç hamle yapıyor, yanıma oturtuyorum, pit diye ya sağa ya sola devriliyor.. Ben de kucaklayıp bastıra bastıra öpüyorum tatlış yanaklarını.. Oğlumu bu kadar durağan görmeye hiç alışkın değilim.. Çok garip geliyor..


Sizlere tek tek cevap yazamadığım için çok mahcubum, lütfen beni affedin.. Dua ve destekleriniz için çok teşekkür ederim.. Müsadenizle ben de meleğimin yanına uzanayım azıcık :)) Umarım bir sonraki yazı, minişimin gülen bir fotoğrafıyla başlar..

13 Haziran 2007 Çarşamba

Yusufcuğumuz çok hasta..
Dün başlayan fışkırır tarzda kusmaları bugün yoğun bir ishal ve ateş takip etmeye başladı.. Ben rotavirüsten şüpheleniyorum ama üşütme de olabilir tabii.. Umarım öyledir, hem daha çabuk hem de daha kolay atlatırız çünkü..

Bize dua ederseniz çok seviniriz..