Ortaya karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ortaya karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2007 Cuma


Az önce "Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim.." şekinde başlayan Türk sanat müziği eserimizi son perdede cırtlak sesimle icra etmek suretiyle Yusufcuğu uyuttum ve "Uyku mu blog mu, uyku mu blog mu?" savaşını blog kazandı :)) Şöyle uzun uzun yazamadım ya olanları kaç gündür, içimde kaldı..

Hayatımın yeni ritmine alışmaya çalışıyorum.. Kendimce bir düzen kurdum, onu uygulamaya başladım bu hafta.. Biraz zorluyor ama olsun, kitap bitene kadar dayanmam lazım mecburen..

Gündüz normal (!) yaşıyor, gece tam bir iş kadınına dönüşüyorum :)) 12 civarı Yusufcuğu uyuttuktan sonra geçiyorum masamın başına, Allah ne verdiyse artık.. Rekorum saat ikiye kadar çalışmaktı, onu üçe uzatmayı planlıyorum.. Gündüz Yusufcuk uyudukça ben de uyumaya çalışıyorum ama şimdiye kadar çok nadir oldu bu..

Geçen hafta annesi depresyonun dibine vurmuş bir haldeyken, Yusufcuğun uslu uslu oturup bu karmaşanın geçmesini beklediğini zannetmiyorsunuz değil mi?

Zannetmeyin zaten :))

Yanlız yazacaklarım şikayet değil "arz-ı hal"dir, yanlış anlaşılmasın..


Afa"canım", tam performans bebekliğe devam ediyor maşaallah..
Uyan, hemen yataktan atla, anneyle oyna, em, yine oyna, biraz ağla, bu arada oradan buradan düş, yine em, mutfak çekmecelerini karıştır, bezini bağlatmamak için diren, yememek için diren, uyumamak için diren ama sonunda kısa bir öğle uykusuna yenik düş, uyan, hemen aktivasyona başla, biraz - ama biraz- birşeyler atıştır, anne hava kararmadan dışarı çıkabilelim diye çırpınsın, "Pusetimde oturmucammm.." eylemi yap, çubuk kraker kemire kemire eve gel, em, yeni keşfettiğimiz programı seyret, "Ocakla değil benimle ilgilen.." eylemi yap, kapı çalar çalmaz "Bağbaaa" diye kapıya koş, babayı da yarım saatte harca, kendinden geçir, akşam yemeği karmaşası, biraz oyun biraz ağlama, bolca naz, uykuya direniş, meyve, ıvır zıvır, oyun oyun oyun.... veeee... sonunda yenik düşülen uyku..


Yusufcuğun genel bir günü :))

Tabii bu arada sürekli yeni şeyler öğrenerek ve uygulayarak beni mest etmeye devam ediyor..

Mesela, "Hımm.." yapıyor artık bize, o küçük tam ısırmalık parmağını bir aşağı bir yukarı sallayarak.. Ben ona kızacağıma o bana kızıyor :)) "Yaramazlık, kızmak, fena, cık cık.." gibi kelimelerle eşleştirmiş galiba o hareketi, ne zaman bunlardan birisini söylesek hemen başlıyor "Hımmm.." yapmaya..


Bir de evin içinde küçük direksiyonunu çevire çevire "İyyynn ğğiiinn neee.." diye araba kullanmıyor mu, tam görülmeye değer :)) Arada kornaya basmayı da ihmal etmiyor tabii..


Yeni bir oyun arkadaşı da var.. Gerçi bu zavallı küçük sandalye "arkadaş"tan çok "kurban" tanımını tercih ederdi herhalde.. Eviriyor, çeviriyor, üstüne çıkıyor, yere vuruyor.. Eee, Ozan'a diyorum bu çocuğa bir "activity center" alalım diye ama dinlemiyor beni.. Yusufcuk da kendine activity centerlar oluşturuyor.. Belki de böylesi daha iyidir di mi, hazırındansa kendisinin oluşturması :))




Yusufcuk, bizi taklit etmeyi o kadar geliştirdi ki, yaparken farkına varmadığım pekçok şeyi o yaptıkça farkediyorum.. Mesela salona girince önce hemen koşup kumandayı alıyor ve basıp televizyonu açıyor.. Bunu alışkanlık haline getirdiğimi, Yusufcuk taklit etmeye başlayınca farkettim.. Şimdi değiştirmeye çalıştırıyorum.. Artık daha seçici olmam lazım..

Bu arada televizyon demişken, az önce Yusufcuğun bir gününü anlatırken yazdığım, yeni keşfettiğimiz programdan bahsedeyim.. TRT'de akşamüstü saat 17:30 18:00 civarı bir program var "Gece Bahçesi" diye.. Bir türlü başından sonuna kadar seyredemediğimiz için tam başlama saatini bilmiyorum.. Yusufcuk ona bayılıyor.. Çok şirin karakterler var, onlarla birlikte zıplıyor, müzik çalınca oynuyor.. Hatta bir karakter var, "Maka Paka" galiba adı, beyaz tombik birşey, orayı burayı temizleyip duruyor.. Ben bile bayılıyorum onu izlemeye :P

Sabahları da "Elma Kurdu Nam Nam"ı seyrediyoruz oğluşumla, orada da pembiş hipopotama bayılıyor :)) Annemin neden bizimle oturup saatlerce çizgi film izlediğini daha iyi anlıyorum şimdi.. Başka çaresi yokmuş ki..

Neyse ne diyorduk, ha modelleme.. Bu da son örneği:


Dün akşam kaşla göz arasında kafasını koltuğun arkasına vuran Yusufcuğun alnına buz koydum şişmesin diye.. Ağladı tabii.. Ben de koymamı istemiyor diye ağladı zannettim.. Meğer kendi yapmak istiyormuş!! Verdik eline.. Artık yaralarını kendi sarıyor oğluşum :))


Başka, başka.. Neler vardı?

Buldum.. Her kapı çalışında "Bağbaaa.." diye koşması mesela.. Özellikle de Ozan'ın geleceği saatlerde daha heyecanlı oluyor bu koşmalar.. Kapı açılıp da baba yoğun sevgi merasimiyle karşılandıktan sonra sıra marifetleri sergilemeye geliyor.. O gün öğrendiği yeni birşey varsa onu yapıyoruz hemen oğlumla.. Örneğin dün, peçeteyi koparıp koparıp yalancıktan burun silmeyi gösterdik.. Ondan önce de bazanın kenarındaki küçük çıkıntıya basıp yatağa çıkmayı.. İki seferdir de fırında yemek yapıyorum, babasını karşılar karşılamaz elinden mutfağa çekip fırını işaret ediyor ve parmağına üflüyor :)) Fırında sıcak birşeyler varmış yani..

Fırın demişken size bir de yemek tarifi verelim son olarak.. Haftasonu da yeni sobelerimizle karşınızda olacağız efendim :))

Yemeğimizin adı, fırında oyuncak yahni :))


Malzemeler:

Bir adet kovboy ve atı.. Kovboyun, kafasına vurdukça çalıştığı keşfedilmiş ve vurula vurula kendinden geçmiş olanını tercih edin lütfen..

Bir adet bozuk hoparlör.. Bunun daha önce bahsi geçmişti, fişinden tutulup evde köpek niyetine gezdirilenlerden olacak..

Bilimum plastik mutfak alet edevatı..

Parçalanmış bir arabanın teker kısmı (Süsleme bununla yapılacak:) )

Altta kaldığı için görünmese de çizik bir CD..


Tüm bu malzemeler "çürüğe ayrılmış" bir fırın tepsisine doldurulur (Allahtan üç tane vardı benim, birini zayii ettik) ve Yusufcuk karşıdan parmağını üfleye üfleye seyrederken pişirilir :))

Afiyet olsun..

26 Ekim 2007 Cuma

Tam üç gündür birşeyler yazabilmek için oturuyorum bilgisayar başına ama ne mümkün.. Yusuf paşa asla izin vermiyor.. Bir de benim "çalışmaya çalışmam", ev ve el işlerine dalmam sebebiyle ya birkaç kişiyi okuyup çıkıyorum ya da yorumlara onay verip kapatıyorum sadece :(( Şimdi uyuyor küçük bey, hemen gelişmeleri aktaralım bari :))

Geçen hafta dolu dolu geçti.. Yusufcuk Allah'a şükür kabakulağı atlattı ama zirve noktasında bir huysuzluk hakim kendisinde.. Üst dişlere baktım, kabarıklık falan yok.. Sebebi nedir anlayamadım..

Eksik olmayan bomba haberlerimizden biri daha.. Haftasonu Yusufcuk kayboldu!


"Nasıl yaniii ?..."

Şöyle ki, öğlen yemeğinden sonra babası ellerini yıkamak için banyoya gitti.. Ben Yusufcuğu onun peşinden giderken gördüm en son.. Nasıl olsa bakan var diye rahat rahat yemeğimi yemeye başladım.. Babası da masada, benim yanımda zannediyormuş.. Ben yemeğimi yedim, Ozan da birşeylerle uğraşıyormuş, bir ara yanıma geldi, ortalığa bakınıp da Yusufcuğu göremeyince "Aaa çocuk nerede?" dedi.. O an elim ayağım dondu sanki.. "Senin yanındaydı.." dedim, "Yemekten beri hiç gelmedi ki yanıma.." dedi.. İkimiz de deliler gibi oda oda Yusufcuğu aramaya başladık.. Ses yok, çıt bile yok evin içinde.. Normalde kendi kendine oynarken bile "Aooooaaaa, liilliiiii, ekkeeee.." diye söylenir bücürüm.. Her yere baktım, tam mutfağın önünden geçerken "Hah buldumm!!" ampülü yandı kafamda.. Beyefendiyi şu pozisyonda bulduk..



Bizim küçük hafiye sürekli kapalı tuttuğumuz balkon kapısının aralık olduğunu farketmiş ve atmış kendini özgürlüğün kollarına.. Hava soğuk, taşlar buz gibi.. Ama Yusufcuğun umurunda değil, deliler gibi aşağıda oynayan çocuklara bağırıyor, elini kolunu oynatıp taktikler veriyor :)) Allah'ım Allah'ım.. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.. Boyu şimdilik yüksek balkon demirine tırmanacak kadar uzun değil ama yaza doğru tel kapılardan alıp monte ettirmek şart kapı açık olduğunda çıkamasın diye.. Kabus teorilerime bir de "Ayy, Yusufcuk balkona tırmanıp düşerse.." cümlesini eklemek istemiyorum..

Bugünlerde düşmeler arttı yine zaten.. Yeni bir döneme girdik çünkü, koltuklara kendi başına çıkabiliyor artık.. Çıkma kısmı başarılı da inme olayı biraz karışık.. İki kere koltuktan direkt yürüyerek aşağı inmeye çalıştı ve oldukça acı dolu deneyimler yaşadı.. Ya yüksekliği algılayamıyor ya da aceleciliğinden dolayı yatıp ayaklarını sarkıtarak inecek fırsatı olmuyor :)) Aynı yatağa çıktığında yaptığı gibi koltuklarda da zıplıyor ve tabii dengesini çabucak kaybedip labut gibi devriliyor :)) Bir de eğilip arkada ne varmış diye bakması yok mu öldürüyor beni.. Artık Yusufcuğu 2 saniye ( tam tamına 2 saniye ) yanlız bırakmam bile -Allah korusun- büyük bir tehlikeye sebep olabilir.. Düşmeden inmeyi öğrenene kadar kuyruk vaziyetinde gezmeye devam edeceğim!!


........................

Slinge bir türlü alıştıramadığımız Yusufcuk için yeni bir yöntem geliştirdi babası..
Sırt çantasında bebe :))

Babası sırtına taktığı çantanın içine koyuyordu Yusuu tüm uyarılarıma rağmen.. Sonuncusunda, koyduktan takriben iki dakika sonra benim tiz çığlıklarım eşliğinde baş aşağı yere çakılmaktan döndürdük kendisini.. Ozan'a demiştim ama ben.. "Yusufcuk arkanı dönebileceğin bir bebek değil.." diye.. Bir kez daha tecrübe ettik.. Gözümüzün önünde bile düşüp duran, tehlikenin hudutlarında gezen bir bebeği, sırtta taşımak hayal gibi..


......................


Haftasonu YATAŞ'a iade edeceğimiz yatakodamızın yerine yeni bir takım bakmaya gittik.. Bir tane de beğendik ama bilin bakalım ne oldu? Biz iade işlemi başlatıp, yatakodasını sökmeleri için YATAŞ ekibini çağırınca adamlar bizim eksik şifonyer ve dolap kapağıyla çıkageldiler.. Ellerinde olmayan, fabrikanın yeniden üretmesi için bekledikleri şifonyer nasıl olduysa ellerine geçmiş.. Anlamadım ben bu işi.. Bu takımı gerçekten çok beğenerek aldığımız ve yeni bir kriz dönemi daha yaşamak istemediğimiz için kabul ettik.. O odayı bir kez daha kurup yerleştirecek vaktim yok!! Yaptıkları terbiyesizlik yanlarına kar mı kaldı bilmiyorum ama mecburdum :((


.......................


Yusufcuk artık mutfak tezgahına rahatça uzanıp ucu kenara yakın birşey varsa alabiliyor.. Çok daha fazla dikkat etmemiz lazım.. Hatta kapanmayan mutfak kapımızı tamir ettirip kilitlememiz lazım.. İki gün önce bulaşık makinasını açmaya çalışırken parmaklarını sıkıştırdı.. Ondan önce de yine mutfakta duran çamaşır makinasını kapatmış.. Saatler oldu ben çamaşırı atalı, bekliyorum yıkansın da asayım, bir baktım ses yok makinede, çalışmıyor.. Düğmelere basmayı, ocak düğmelerini çevirmeyi çok seviyor.. Allah'tan çocuk kilidi var ocağın, sabitliyorum düğmeleri, yoksa havaya da uçururdu bizi bu bücür :))


........................


Şimdilik bu kadar.. Aslında daha yazacak çok şey vardı, başlarken aklımdaydı hepsi ama unuttum.. Çok ara verince böyle oluyor.. Hazırlanmam lazım ayrıca, komşumda toplanacağız bugün, apartmanımıza yeni taşınanlarla ( üç aile ) tanışacağız.. Giyinip süsleneyim, akşama görüşürüz :))

19 Ekim 2007 Cuma

- Canım MP'cim hamile.. Tebrikler canım.. Sana sağlıklı bir hamilelik, kolay bir doğum ve hayırlı bir evlat diliyorum Allah'tan.. Bir de tahmin yapalım hadi.. Bebiş kız bence :))


- Bir diğer hamilemiz de Yeşim teyze.. Onun bebişi için de aynı tahmini yapıyor ve ona da aynı şekilde dua ediyorum.. İkinizin de hayırlı haberlerinizi alırız inşaallah..


- Ciddi ciddi çalışmaya başladım.. Serdim masanın üstüne kitapları, kağıt-kalemleri, iki gündür fırsat buldukça oturuyorum başına.. Kitabımın iki sayfası hazır.. Bu hızla gidersem önümüzdeki 4. yılın sonunda kitabı bitirebilirim ama benim sadece 2 ayım kaldı!! Durum vahim ötesi yani.. Yusufcuğun günün 20 saatini uyuyarak geçirmesini sağlayacak taktikler üzerinde çalışıyorum, her türlü teklife açığım :P

Bu sebebten İstanbul'a gitme işi de yattı tabii.. Bayrama kadar bu kitabı bitirip teslim etsem başka birşey istemem.. Çok bunaldım yaaaaaaa :((


- Küçük armutu merak edenler için not.. Ama atom karınca bir türlü sabit durmuyor.. Doktorun dediğine göre üç-dört güne kadar tamamen iyileşmiş olacakmış inşaallah.. Çok şükür ki ağır geçirmedi.. Gece ( vallahi abartısız ) 10-15 uyanmaya bir de gündüz ağır tempo eklenseydi mahvolurdum ben!!


- Mirzacık ve annesi de iyiymiş.. Göbişi düşmüş bugün tatlımın.. Büyüyor halasının kuzusu..

- Yusufum artık bebek değil tamamen çocuk oldu gözümüzde.. Yaptıklarına hayret etmeye devam ediyoruz.. Biliyorum her çocuk yapıyor aynı şeyleri, hepsi aynı aşamalardan geçiyor ama insan titreyerek kucağına aldığı fındık kadar bebeğinin gün gelip de büyüdüğünü, kendi yemeğini yemeye çalıştığını, adım adım takip ettiği annesinin kucağına atıldığını, babasını coşku çığlıklarıyla karşıladığını görünce hayret ediyor işte..

Bugünlerde ayna gibi Yusufcuk.. Ne yaparsak ya aynısını ya da biraz eksiğini ( ama daha şirinini ) yapıyor hemen.. Tam anlamıyla modelleme döneminde.. Hareketlerimizi taklit ediyor..

Ben elimi ağzıma kapatıp öksürüyorum, numaradan o da öksürüyor ağzını yarım yamalak kapatıp..

Elimle "Gel pisi pisi.." yapıyorum, o da çağırıyor küçük pisileri :))

Ben secde ediyorum, o da ediyor.. Ama eskisi gibi, popiş havada ters "v" değil artık.. Yeni stilimiz boylu boyunca seccadeye uzanmak :))

"Hadi ellerimizi yıkayalım.." dediğimizde iki elini birbirine süre süre geliyor arkamızdan banyoya kadar..

Babası fincana değip "Ay cıss, sıcak sıcak.." diyerek parmağına üflüyor, o da hemen kendi parmağına üflüyor sıcak birşeye dokunmuş gibi..

Ben başımı örttüğümde ya da balkondan arabasını aldığımda anlıyor dışarı çıkacağımızı, kapıya gidiyor hemen..

Dün akşam öpücük attı kendince komşumuzun kızı Melis'e..

Az önce de baktık ütüyü almış eline, halıları ütülüyor itinayla, aynı benim tuttuğum gibi tutarak..

Yeni kelimeler de eklendi ayrıca evimize ama daha tam olarak ne anlama geldiklerini çözemediğimiz için yazmıyorum.. Onları ayrıca listelerim inşaallah ilerde..


- Yusufcuğun hareketlerimizi taklit ettiğini anlatınca aklıma sevgili Didem'in bugün okuduğum yazısı geldi.. Oğlu Bora'ya iftarın ne olduğunu anlatmadıkları halde onun gözlemleriyle bunu çözdüğünü ve "Yemek bozmak.. Amin amin okunur, Didem yemek yer.." şeklinde tanımladığını yazmış.. Ona yorum yazdım ama buraya da eklemek istedim düşüncelerimi..

Bu çok güzel birşey bence ama çok da sorumluluk yüklüyor anne babalara.. Ortaokuldan beri unutamadığım bir söz var.. "Çocuklarınız işaret ettiğiniz yere değil, ayak izlerinizin gittiği yere gider.." Anlatmaktan çok yapmak önemli yani.. Tertemiz fıtratları, bilgiye hazır zihinleri bizim tasarrufumuza verilmiş ve biz şekillendirmeye çalışıyoruz onları.. Doğru davranıp onlara doğru örnek olmak ne kadar önemli.. Hem bu dünyada hem de ötelerde gurur duyacağımız, alnımızın akıyla göstereceğimiz bir evlat yetiştirmenin sorumluluğu çok ağır.. Rabbim yardımcımız olsun.. Bizi onlara doğru örnekler haline getirsin ve hayırlı insanlar yetiştirebilmeyi nasip etsin..


- Sevgili Archi'nin bu yazısına da değinmeden geçemeyeceğim.. Harika tek kelimeyle.. Yorum yazacaktım, baktım söylediklerim onunkilerle aynı vazgeçtim, size buradan tavsiye etmek istedim..

( Bu arada Archi'cim, ben biliyordum valla Myanmar'ın nerede olduğunu.. STV'deki "Ayna" programında seyretmiştim daha önce.. Haberler için de aynı kanalı tercih ederim ben.. Kendilerine tavsiye ettiğim ve önyargısız olarak izleyen herkesten de aynı tepkiyi aldım, "Diğerlerinden çok farklı, haber gerçekten.." )


- YATAŞ tarafından tam bir buçuk ay geçmesine rağmen tamamlanmayan yarım yamalak yatak odamızı iade ediyoruz.. Bugün görüştük.. Yarın da gidip yeni bir yatak odası bakacağız inşaallah.. Bu sefer hiç kasmayacağım kendimi.. Rahat davranmaya ve hırs yapmamaya karar verdim.. Varsın bir süre daha yemek masam gardırop görevi görsün, kazaklarım Yusufcuk tarafından halıların üzerinde hamur gibi yoğrulsun.. Beklemeyi öğrenmeliyim :))


- Bugünlerde çok kırılgan, çok duygusal, çok da alınganım bu arada.. Lütfen kimse beni üzmesin!!

16 Eylül 2007 Pazar

Geceleri çok severim ben.. Gençliğimden beri :P

Taa ortaokul yıllarımda bile sabahladığım, gece gece şiirler yazdığım, en sevdiğim radyo programları bitene kadar gözümü yummadığım çok olmuştur..
( Yusufcuk bu sırrımı çözmüş olmalı.. "Annem alışkındır, mahrum kalmasın gecelerden.." diye şimdi de o uyutmuyor sağolsun :) )


Çayı severim.. Ama muhakkak güzel bir sohbet, özenilerek hazırlanmış bir pazar kahvaltısı ya da sıcacık bir börek olacak yanında.. Yoksa bir anlamı kalmaz benim için..


Şiirleri çok severim.. Kimi ağlatır beni, kimi en çocuksu yanıma dokunur.. Kimini okuduğuma pişman olurum, kiminin de her dizesi kazınır hafızama, bir bakarım tekrar tekrar okumuşum..


Mevsimlerin hepsini ayrı ayrı severim..

İlkbaharın coşkusunu başka hiçbirşey yaşatamaz mesela bana.. Kıpır kıpır olur içim.. Sanki ağaçlarla, çiçeklerle beraber ben de yeşeririm.. Rengarenk olur yüreğim..

Yazın, susuzluğumu bitiren bir bardak soğuk suyu severim en çok.. Külah külah dondurmaları da unutmayalım tabii.. Bir de sabah perdeleri açar açmaz içeri dolan yaramaz güneş ışıklarını.. Kışın en çok onları özlerim..

Sonbahar hep ölümü ve ayrılığı çağrıştırsa da bana sararan yaprakların büyüsü dağıtır hüznümü.. Çok severim o görüntüyü ben.. Üzerlerinde yürüdükçe çıkan minik çıtırtıları da çok severim..

Kışın karın yağdığı şehirlerde oldum hep.. Artık çocukluğumdaki gibi çıkıp saatlerce yuvarlanmasam da içinde, pencereden seyretmeyi severim şehrin bembeyaz bir duvağa bürünmesini.. Sıcak birşeyler içerim mutlaka ama bir türlü ısınmaz içim fakir çocukları düşündükçe.. Sokak sokak dolaşıp hepsine eldiven dağıtmak isterim, kartopu yaparken moraran minicik elleri ısınsın diye..


Küçücük şeylerle mutlu olmayı severim.. Ve bunu başarabildiğim için de hep şükrederim..

Evim için, kendim için güzel birşeyler yapmak, bir arkadaşımdan bana dua ettiğini duymak, ne zamandır aradığım renkte bir eşarp bulmak, Ozan'ın yaptığım bir yemeği çooook beğenmesi ve "Daha var mı?" diye tencereye bakması, çalışma masamdaki küçük renkli vazolarım, okuduğum güzel bir hikaye ya da yeni bir atkı örmeye başlamak yaklaşan kış için.. Bunların hepsi tek başına yeter beni mutlu etmeye..

Ama itiraf etmeliyim, Yusufcuğun gülüşü gibisi yok.. Oynarken bir ara duraksayıp hızla bana emeklemesi ve kendini kucağıma bırakması, kikir kikir gülüşmemiz, boynunu, yanacıklarını, ellerini öpmem.. O saçlarımı çekerken benim onu gıdıklamam.. Herşeyden daha çok mutlu ediyor beni..


Dua etmeyi çok severim.. Kudreti herşeyin üzerinde olan Rabbime sığınmak ve dilediğim herşeyi ancak onun gerçekleştireceğini bilmek beni çok mutlu eder..


Sonra sonra... Yaşadıklarımı hatırlatacak küçük şeyler biriktirmeyi severim.. Bazen onları saklayacak yer bulamadığımda "Atsam mı acaba artık, belediye çöp ev diye kapıyı mühürleyecek yakında.." diye söylensem de, sararmış ortaokul mektuplarımı okumak, bitmesin diye kullanmaya kıyamadığım bir keçeli kalemi tekrar özenle kutusuna koymak mutlu eder beni..


Kitap okumayı çok ama çok severim.. Bu aralar en çok özlediğim şey bu belki de.. Vazgeçemediğim kitaplarım vardır, döner döner okurum bazı bölümlerini.. Ve bir kitabın bana birşeyler öğretmesini değil, birşeyler hissettirmesini severim..


Bir şehre çoook yukarılardan bakmayı severim..
Evlere baktıkça neler neler geçer aklımdan.. Sıra sıra binaların içinde saklanmış hayatları merak ederim..


Birisini ya da birşeyleri özlemeyi severim..
O bekleyişin, kavuşmadan daha heyecanlı, daha gizemli olduğunu bilirim..


Papatyaları çok severim.. En sıcak çiçek onlarmış gibi gelir bana..
Küçükken taç yapmak için zavallıların çoğunu telef ettiğim için hala pişmanım..


Hayal kurmayı, bütün ailenin çevresinde toplandığı sofraları, bayram sabahlarını, çocukluğumu hatırlamayı, küçük de olsa bir iltifat almayı, bazen kendimle baş başa kalmayı, beni anneme kavuşturan yolculukları ve artık en çok "anne" olmayı.. Severim, severim , severim..


...............

Canım Arzucum.. Beni sobelediğin için çok teşekkür ederim.. Sevdiğim birçok şey canlandı gözümde, güzel şeyler hatırladım..

Ben de Sümüklüböceğimin ve fındık prensesin annesi Sabahnurun neleri sevdiğini merak ettim..
Hanımlar sobeee...

15 Eylül 2007 Cumartesi

Saat onikiye yirmi var.. Ama bunun konumuzla ilgisi yok :)) Zannettiğiniz gibi dün gece yattığımız zamanı falan da göstermiyor, çünkü o daha geçti!!

Günlerdir kafayı takmıştım bu saate.. Tamam beğenerek aldım ( hem de İKEA'dan :P ) ama biraz fazla "silik" kaldı duvarda - ki bu benim gibi cici-bici seven bir kişilik için yeterince rahatsız edici bir durum :))

Ben de ufak bir değişiklik yaptım kendisi üzerinde..

Böylece pembiş salonuma gayet uyumlu hale geldi :))

Yapımı gayet basit.. Öyle pahalı, özellikli boyalara ihtiyaç yok.. Ben Ozan'ın suluboyalarını kullandım :)) Saatin arkasını ik-üç kat boyadım. Çiçekler için de evde bulunan eski bir ev dekorasyon dergisini değerlendirdim.. Oradaki düz renk yatak örtüsü ve pike kısımlarına tersten çiçek çizip kestim ve saate yapıştırdım..

El işi demişken..

Bu da annemin işleyip çeyizime koyduğu bir minder..
Küçük gibi görünüyor ama değil.. Yusufcuk boylu boyunca uzandığında gayet rahat sığıyor üzerine.. Hiç kullanmamıştım şimdiye kadar ama artık çok işimi görüyor.. Yusufcuk ( nadiren de olsa ) oturup oyuncaklaryla oynadığında altına koyuyorum.. Havalar iyice soğudu burada çünkü, kış yakın sanırım..

...............

Gelelim bebişten haberlere..

Meleğim artık "Ben koca adam oldum.." havalarında dolaşıyor evin içinde :))

Önceden pat küt vurarak çalıştırdığı müzikli oyuncaklarını artık daha "narin" kullanıyor :)) Küçücük parmaklarıyla basıyor düğmelerine..


Sonra da neşeyle, el çırpa çırpa dinliyor çalan müziği :))


................

Hala kütüphanenin sol alt gözünde "takılmaya" devam ediyor..

İçeri girip oraya sığamadıkça sinir oluyor :))



Yamuk yumuk oturuyor..
Bazen de rafların tadına bakıyor :))



.............


"Cee ee" oyununa fena takmış durumda.. Bulduğu her kumaş parçasını ( etek, havlu, seccade, çarşaf, hatta altını değiştirirken kendi pijaması.. ) yüzüne kapatıp "cee" yapıyor.. Yüzünü kapatıp açtı ve biz farketmediysek bıdı bıdı söylenip dikkatimizi çekiyor..


En çok perde "ce ee"si alkışlıyoruz bu aralar..



...............


- Yusufcuk artık kelimelerle kavramları çok güzel eşleştiriyor maşaallah.. "Tavşanın nerede?" diye sorduğumda tavşanına dönüyor, göster dediğimde küçük sosis tipi parmağıyla işaret ediyor.. "Suyunu iç hadi.." deyince de gidip biberonunu alıyor ve dikiyor kafaya :))

- Numaradan ağlaması çok komiiiikkkk..
İstediği birşey olmayınca kendini zorlaya zorlaya "güya" ağlıyor.. Ses de mimikler de acayip :)) İstediğini verirsek ya da dikkatini başka şeye çekersek bıçak gibi kesiliyor numara hıçkırıklar..

- Nasıl becerdi bilmiyorum ama vitrin camını çatlatmış Yusufcuk.. Hem de bağlı olduğu halde.. Açıp çarpmasına imkan yok yani.. Oyuncaklarıyla vurdu galiba afacan bücür..

- Babasıyla ben ne zaman yan yana otursak veya gülerek sohbet etsek, ne yaparsa yapsın hemen bırakıp yanımızda bitiyor.. O da yetmiyor, kucak istiyor.. Hemen muhabbete dahil olup o da gülüyor kendince :))

- "Amin" yapmayı öğrendi.. Ama ellerini yüzüne sürmüyor da kafasını önden arkaya doğru sıvazlıyor biz "Amin" dedikçe :))

- Önceden düştüğünde ya da biryeri acıdığında sedece ağlıyordu, şimdi acıyan yerini göstererek ağlıyor.. Parmağı sıkıştıysa ağlayarak uzatıyor ileri :)) "Anne öptü, geçtiii" şarkısı eşliğinde öpüyorum ben de..

- Geceleri odasında uyuyor artık..
Tabii yanında minik bir yer yatağına yatmış annesiyle birlikte :))


..................

Ozan'ın annesi geliyor yarın.. Doom günüsünde Yusufcuğu görmek istemiş..
O minnoşu oyalarken ben de temizlik, menü vs.yi hallederim artık.. Beş gün kaldı doom günümüze.. Geri sayıyoruz, yuppiiii :))

3 Eylül 2007 Pazartesi

Minnoşum hasta oldu :((

Haftasonu ateşler içinde, boğaz ağrısından kıvranarak yatan babası gibi o da oradan oraya attı kendini dün.. Ben de kırık döküktüm zaten..

Ama anlamıştık.. Pazar gecesi durgunlaştı miniğim, sesi de çatallanmaya başlamıştı.. Gece bir uyandım "Öğğğğğğyyyyhhh hııııyyyyyyyyyhhh ğğğüüüüü" diye sesler geliyor Yusufcuğun yatağından.. Baktım uyanmış, oturduğu yerde ağlıyor ama ses yok! Nasıl içim gitti anlatamam.. Sabah erkenden doktora götürdük.. Babası ve ben faranjit olunca o da nasibini almış tabii.. İki torba ilaçla eve döndük! Kendi doktorumuz izinde olduğu için ona gidemedik ama haftaya bir de ona gösterelim inşaallah..


Şimdi daha iyi gibi.. Sesi hala bozuk musluk gibi, hafif ateşi de var ama en azından performans iyi.. Afacanlıktan geri kalmıyor.. ( Aman kalmasın, yeter ki iyi olsun, kalmasın)


Dün en tatlı karemiz, Yusufcuğun yalaya yalaya ilk lolipopunu yiyişiydi.. Hasta hasta yaptığı cilvelere dayanamayan eczası ablamız lolipop hediye etti bize.. Baktım ki keyfi yerine geldi, kimyasal mimyasal demedim verdim eline.. Miniciğim de sanki yıllardır lolipop yiyormuş gibi eve gidene kadar yalaya yalaya yedi şekerini :)) (Gerçi bir ara şekerden tutup sapı kemirdi ama o sayılmaz, yine de çok profesyoneldi..) Küçük şekerim benim..

Sonra tam evin önüne geldik, baktım kapıda bir kargo arabası.. Ozan hemen koşup kime geldiklerini sordu.. Tahmin ettiğim gibi bizeymiş.. Çünkü sevgili Aysun mail atmıştı kargo gönderdim diye.. Kutunun içinden bu tatlı hediye paketi çıktı :))

İlk doom günü hediyemiz..



Minnoşum önce bir güzel inceledi hediyesini..


Hastayım demedi kalite kontrol yaptı, seri numaralarını falan gözden geçirdi:))



Sağlamlığına baktı, ağırlığını ölçtü, mouse kablosunu denedi :))



Sonra da başladı birbirinden güzel melodileri dinlemeye..



"Çok teşekkür ederim Aysun teyzecim, çok mutlu ettin beni.."


................



Gelelim genel havadislere..


- Bir ara masa altlarına dadanan Yusufcuk bugünlerde kütüphanede minik oyun yerleri keşfetti kendine.. Ortalıkta göremeyince bir bakıyorum kütüphanenin boşaltmak zorunda kaldığım alt gözlerinde birine girmiş, sıkış tıkış duruyor orada :)) Ne anlıyor bilmiyorum ama defalarca girip girip çıkıyor o daracık yere..



- Babası eve geldiğinde çıldırıyor sevinçten.. Ben kapıyı açınca,

* emekliyorsa, ışık hızıyla emekleyerek
* ayaktaysa, adım atmayı da geçip resmen koşarak ama hemen düşerek
* dizlerinin üzerinde oturuyorsa da zıp zıp tavşan gibi zıplayarak koşuyor babasına..

Kıskanıyorum yaa.. Ben de bir kerecik biryerlere gitsem de beni de böyle özlese, kucağıma atlaya atlaya karşılasa mı acaba?



- Yusufcuk "hayır" kelimesini anlıyor artık.. Ama bu "hayır" dediğimiz şeyi yapmıyor anlamına gelmiyor tabii.. Gözümüzün içine baka baka yapıyor yapacağını.. "Hayır", sadece bir an duraklatıyor onu :))



- Aaa, unutmadan.. Babamız şu anda sabah gidip baktığımız bir arabanın devir teslim işlemlerini yaptırıyor galiba.. İnşaallah hayırlı olur, kazasız belasız kullanmak nasip olur.. Tatlı bir amcadan aldık. Bembeyaz, şirin bir araba, en önemlisi de benim kullanabileceğim kadar küçük.. Kutu gibi :)) Söylemesi ayıptır çok acemiyim de.. Kullanamam, parkedemem kocaman arabaları ben..



- Geçen gün Yusufcuğun fotoğraflarını yapıştırdım buzdolabının kapağına, her açışımda içim şenlensin diye.. Üste de Ozanla benim iki fotoğrafımızı koydum.. Akşam Ozan geldi, fotoğraflara baktı, sonra da saydı.. "Yusuf'un dokuz fotoğrafı var, benim niye iki tane?" dedi :)) Yok yalan değil ya uzmanların tespiti.. Babalar gerçekten kıskanıyor bebişleri :))

(Konuyla ilgili başka dökümanlarım da var ama onları yeri geldiğinde şantaj malzemesi olarak kulllanmak üzere saklıyorum, çok kötüyüm hi hii.. )



- Yusufcuk sadece birkaç meyveyle yaşamaya devam ediyor.. Dün götürdüğümüz doktor "Artık yaşına gelmiş, kesebilirsin sütten.. " dedi ama emzirmeye devam etmek istiyorum ben.. Sütüm olursa iki yaşına kadar emzireceğim inşaallah.. Ama birçok kişi emzirmeyi kesmeden yemek yemez diyor!! Kafam çok karıştı çoookkk...



- Hala uzun uzun yazdığımdan da anlaşıldığı üzere çalışmaya başlayamadım.. Kafamı da evi de toparlayamıyorum, geçemiyorum işin başına.. Durumum vahim!!



- Hadi burada bitirelim artık.. Yusufcuk uyanmadan bir çorba içeyim ben de..

29 Ağustos 2007 Çarşamba


Bebişine yeni ciciler almak isteyen anne babalar, yeğenine hediye almak isteyen teyzeler, geleceğe yatırım yapma düşüncesinde olan bekarlar :)) Koşun koşun, mothercare'da %50 indirim başlamış!!

Karşı komşum söyledi geçen gün, biz de gidip baktık Ozan'la.. Sezon sonu reyonunda fiyatlar gerçekten çok uygun.. 7'li bebiş body paketleri 20 YTL mesela.. Ben aldım oğluşuma.. Gerçi içinde iki tane de pembiş body var ama olsun, hediye ederiz bir cimcimeye olur biter :))

Gömlek ve pantalonlar da çok güzeldi ama ya istediğim rengin bize uygun bedeni yoktu ya da bedeni olanları beğenemedim :(( Sadece yukarıdaki iki tişörtü aldım.. Aslında doom günüsü için şöyle cici bir kıyafet baktım oğluşuma ama reyonda istediğim gibi birşey yoktu, yeni sezonların da fiyatı çok yüksekti.. ( yani aynı fiyata üç-dört kıyafet alabileceğim kadar yüksek ) Başka yere bakarım artık.. Ama bebişine kıyafet bakmak isteyenlere tavsiye ederim, güzel şeyler var..



- Dün akşam yemekten sonra sıkıldık evde.. Şirketin arabası da bizdeydi, düştük yine yollara.. Bu sefer "Evcil Hayvanlar Parkı"na götürdü bizi babamız..

Adı "Evcil Hayvanlar Parkı" ama içeride midilliden cins cins köpeklere, et tavuklarından kuğulara kadar çeşit çeşit hayvan var.. Geyik bile var yaa :))

Yusufcuk midilliyi seyrediyor..



Şimdi sırada kuğular var..



Yusufcuk hızını alamadı, daha yakından bakacak :))




Bunlar da tavus kuşları ve yan kümesten onları ziyerete gelmiş bir horoz..



Yanlız bir kuğu, ühü ühüüü..




"Elim sende" oynayan ördekler.. ( gerçekten aynı öyle koşuyorlardı hep beraber bir o yana bir bu yana )



Bunlar da benim ayaklarım :)) Baktım diğer fotoğraflarım ya çok karanlık ya da istediğim gibi değil, ben de bunu koydum n'apiiim?

Hatıra olsun di mi?




- Ozan günlerdir "Gözüne giriyor.." diyerek Yusufumun saçlarına takmış vaziyetteydi.. Hatta bir ara baktım, kendi makineyle traş etmeye falan niyetlendi, ben de uyurken yavaşça kestim meleğimin saçlarını.. Yapmak zorundaydım :(( Yapmasam Ozan yapacaktı.. Pişmanım, böhü böhüüü..

İşte yeni halimiz..

Bu arada zavallı Durmuş'a bir bakın.. Daha doğrusu zavallı başına :))


Yusufcuğun elinden neler çekiyor anlatamam..


Neyseki bu fotoğrafta kafasını ve gövdesini aynı kadraja sığdırabilmişiz :))



- Yusufcuk bu aralar çamaşır sepetine takmış durumda.. Sehpalara da öyle.. İtiyor, çekiyor, bazen benim çığlıklarım eşliğinde deviriyor :)) "Allah'tan çamaşır sepetini boşaltıp kirli çamaşırlarla oynamıyor.." diyordum, bu sabah onu da gerçekleştirmiş kaşla göz arasında.. Artık onun da yerini değiştirmek zorundayım!! Evin bütün dekorasyonu alt üst oldu yaa.. Ne bir süs eşyası kaldı ortada ne masa-sehpa örtüsü.. Herşeyi çekip devirme potansiyeli var bu bücürün.. Kitaplığın alt iki rafı boşaldı, mutfak dolaplarımın onun açabildiği kısımlarında benim eşyalarım değil de onun oyuncakları ya da plastik birkaç kap duruyor :)) Boyu uzadıkça bu değişim daha da yukarılara doğru devam edeck sanırım :))


- Yarın akşam eğer halim kalırsa yeni bir buluşma yazısı yazacağım inşaallah.. Dün akşam İrem'le karşılaştık MSN'de, yarın buluşuyoruz :)) Yuppiiii.. Sonra da pazara gitmem lazım, turşuluk malzemelerin vakti geldi artık.. Bir de bol bol biber almalıyım kurutmak için.. İki senedir bu işlere acayip takmış durumdayım :))


- Son madde.. Hayalpericim, seni okuyamıyorum :(( Neden, neden, neden ?

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Minik melek ve annesinin - ee tabii bazılarına baba da dahil- bir haftaya sığdırdıkları :


*Çıkmaya çalışan bir diş
*Uykusuz geceler, sabah namazından sonra öğlene kadar uyunan tatlı uykular
*Evde oda ve dekorasyon değişimi, bunu müteakiben büyük bir temizlik
*İki arkadaş ziyareti
*Babanın işyerine keşif gezisi
*Uzuuuun bir pazar alışverişi
*Üç kere gidilen, sonuncusu bugün gerçekleşecek olan iş görüşmeleri
*Tüm gün süren güzel bir piknik


Bütün bunların arasında bilgisayar başına oturmak pek mümkün olmadı maalesef.. Sayfayı açtığımda da birkaç kişiyi ziyaret edip çıkmak zorunda kaldım..

Ama merak etmeyin, zihnimde biriktirdim yazacaklarımı :)) Ayrıntılar kaçmadı yani..


- Önce bugünün anlam ve öneminden başlayalım.. Bugün bal oğlum 11. ayını doldurdu maşaallah.. Bir ay kaldı "doom günü"müze :)) Bir pasta yapma özürlüsü olarak doğumgününü mercimekli köfte ya da sigara börekleriyle "Yusufcuk" yazarak kutlamaya karar verdim :)) Ama yine de kolay ve güzel pasta tariflerine açığım.. O güne kadar geliştiririm kendimi artık..

- Yusufcuk ilk yaşına yaklaşırken bizi şaşırtmaya devam ediyor.. Artık kendi başına ayakta durabiliyor meleğim.. Bu hafta ilk adım denemesini de yaptı ama sonrasında yere düşmek hiç hoşuna gitmedi.. Her sinirlendiğinde yaptığı gibi kendi kendine söylendi durdu :))


- Yeni bir işe başlıyorum Allah'ın izniyle.. Bir etkinlik kitabı.. Yaklaşık dört aylık bir yazma süreci olacak.. İlk defa kendi alanımda ( Türk Dili Edebiyatı, Türkçe ) bir iş yapacağım için mutluyum ama bloga eskisi kadar vakit ayıramamaktan da korkuyorum açıkcası..


- Bir haftadır gece uykusu denen nimetten tamamen mahrumum.. Tavsiyeler üzerine papatya çayı aldım Yusufcuğa ama hala bir değişiklik yok.. Ben sabırla beklemeye devam ediyorum..


- Yusufcuk bu aralar "küçük efendi" modunda dolanıyor etrafta.. Önce ayaklarımıza kadar emekleyip kollarını yukarı doğru açıyor, çırpıyor ve şirin şirin sırıtyor - ki bu "Beni kucağınıza alın.." demek - Kucağımıza alınca da elini yumruk yapıp o minicik işaret parmağını ileri uzatıyor ve gitmek, görmek, mıncıklamak, ısırmak, devirmek, yırtmak istediği nesneleri işaret ediyor.. Nasıl mı? İşte böyle :))


Bunlar dünkü piknikte babasıyla gezerken topladıkları böğürtlenler.. Küçük efendi işaret ederek yemek istediğini belirtti ama baktı ki annesinden fayda yok, almış eline makineyi fotoğraf çekme derdinde, kendi işini kendi gördü meleğim.. Bir güzel yedi böğürtlenlerini..



Bunlar da günün sonunda, kirli ama mutlu ayaklar :))



- Şimdi efendim, benim meleğim minik melek ama hep minik kalacak değil ya, bebek arabasının devri bitecek bir süre sonra.. Eee, şöyle havalı bir araba lazım, ne de olsa erkek çocuğu :)) Şimdilik arabamızın direksiyonu var ( Sabahnur teyzemizin hediyesi ), alarmlı anahtarları da var ( Neslihan teyzemizin hediyesi ).. Bir de kullanırken giyebileceğimiz şöyle afilli bir tişöt ( Tuba teyzemizin hediyesi ).. Kaporta, yan aynalar, tekerlek vs. bilimum elzem parçayı da diğer blogger teyzelerimizden bekliyoruz artık :))



- Sonunda ben de kuzucuğuma kenarı yastıklı uyku setlerinden almak zorunda kaldım.. Şimdiye kadar, gece uyurken kenara dayanır ve burnu gömülüp nefessiz kalır diye korkuyordum ama başını o kadar çok vuruyor ki uyurken yatağının kenarlarına almak zorunda kaldım. Güç bela daldığı uykular başını vurdukça bölünüyor çünkü!

"Mee"şıl "mee"şıl uyuyun kuzucuklarım, tamam mı :))


- Hep Yusuf'a çalışcak değiliz ya, ben de yeni kitaplar aldım kendime..

Vee, tahmin ettiğiniz gibi önce uykuyla ilgili olanı okumaya başladım :)) Çok güzel gerçekten, bitireyim uzun uzun yazacağım içeriği hakkında.. Bizim Yusufcuk'ta gözlemlediğimiz ama tıbbi bir probleme işaret ettiğinin farkında olmadığımız birçok uyku bozukluğu belirtisini anlatıyor.. Çözmek kolay olmasa da en azından problemin farkındayım artık :((

9 Ağustos 2007 Perşembe

Vee nihayet minik melek denizle buluştu bu hafta..

Akşamüstü gitsek, o tatlı maviliği yakalayamasak da -özleyince tatlı mavi oluyor İstanbul'un denizi bile- güzeldi deniz kenarı sefamız..

Oğlumla uzun uzun seyrettik denizi.. O biraz çırpınıp yüzmek istedi ama olsun, ben keyfini çıkardım..





Bu gelişimizde çok gezdik çoooooooookkkk.. Bunda en büyük suç MP'nin :P
Verdi bize pusetini, kim tutar bizi :))


Alışveriş yaparken bir yandan da fotoğraf hastalığımı gidermeye çalışıyorum tabi her gittiğim yerde :))



Dün ayağından ufak bir operasyon geçirdi babam.. Kısa da olsa bir süre yürümemesi gerekiyor, araba da kullanamıyor.. Bu, işin onun için zor olan kısmı.. Bizim için zor olansa o içerdeyken kapıda Yusufcukla onu beklediğimiz anlardı.. Muayene için gitmiştik aslında, bir anda kendimizi operasyon odasının önünde bulduk.. Ben onu eğlendirmeye çalışsam da Yusufcuk emekleyemediği, bulduğu herşeyi ağzına sokamadığı için hiç memnun değildi bu durumdan..

Güvenlik görevlisinden bilgi-işlemdeki abiye kadar herkes çığlıklarımızı durdurabilmek için seferber oldu ! Yerden yere vurulan o zavallı kredi kartı çekim makinelerini mi anlatsam size yoksa parça parça olan küçük hasta el kitapçıklarını mı.. İki kere hastaneyi turlamamız da yetmedi.. O yarım saatin sonunda üstüm başım terden sırılsıklamdı resmen..


Neyse ki babam iyi çıktı oradan ve ben en azından onun için endişelenmedim bir de.. Şu anda daha iyi, yarın pansumana gideceğiz birlikte..


- Gelelim Yusufcuğun evdeki durumlarına.. Farklı zaman ve mekanlarda sevenlerine şirinlik yapmakla meşgul kendisi.. Artık otomatiğe bağladı, ortam şenlendi mi hemen başlıyor gözlerini kısmaya :)) Öyle şirin oluyormuş..


İstanbul'a geldiğimizden beri günde iki öğün yemek yemeye başlaması da en önemli ayrıntı tabii.. Geçen hafta canım arkadaşım Fethiye'yi ziyaret ettik oğlumla, teyzesinin yaptığı "tava lahmacunu"nun içine düştü resmen.. Verdiğim lokma gitti ard arda.. Oradan beraber Sabriş teyzesine gittik bebiş görmeye, orada da tatlıyı lüpletti bir güzel.. Ozan'a anlattım, "Çocuk semirene kadar kal o zaman .." diyor :)) Ama bu işin şakası tabii.. Planladığımızdan bile erken gitme durumumuz var çünkü Ozan'ın annesi ve babası bize gelmeye karar vermişler.. Gidip evi bir elden geçirmem lazım..




- Erken dönme işi gündeme gelince MP'ye puseti geri vermek için telefon açtım ve benim İKEA sevdamı(!) bildiği için orada buluşmayı teklif etti.. Evi oraya çok yakın olan Sabahnur da bize katılınca ortaya bu tablo çıktı..


Tabii bu fotoğrafa üç anne ve birkaç ıvır zıvır daha eklemeniz lazım zihninizde :))

MP'cim bir kez daha teşekkür edeyim buradan.. Sayende oğlumla çok rahat bir tatil yaptık.. En azından benim kollarım çok rahattı :))

Ayrıca Adam bebeğin biz vedalaşıp ayrıldıktan sonra tekrar koşup boynuma sarılması ve beni öpmesi asla unutumayacağım kadar güzel.. Bayıldım küçük adama ben..

Gelelim Sabahnur ve fındık prensese.. Zeynep Erva çok ama çok tatlı bir bebek.. Çok da güleç maşaallah.. Onu her sevişimde o güzel gülücüklerini hiç esirgemedi benden.. Yine uzun uzun oturamadık, hatta Sabahnur'un dediği gibi aldıklarımızı bile yiyemedik ama çok tatlı geçti vakit..

( Sabahnurcum hediye için çok teşekkür ederim bu arada.. Gerçi Yusufcuk onu daha orada masalara vurmak suretiyle biraz yıprattı ama olsun.. Her oynayışta sizi hatırlayacağız.. )

Tanıştığım bir diğer isim de harika pastalar yapan Nes'ti.. O da bir arkadaşıyla İKEA'ya gelmiş, orada buluştuk.. Yani planlasam bu kadar insanla tanışamazdım sanırım.. O kadarla da kalmadı çünkü, dönüşte bizi eve Neslihan bıraktı ve önce Kadıköy'e uğrayıp Burcu'yu ve Oya'yı ziyaret ettik.. Onlar daha önceden tanışıyormuş zaten, ben de hepsini görmüş oldum.. Burcu'nun harika maket pastalarına baktım, onlar da tam gitmek üzereyken uyanan meleğimi sevdiler bol bol..

Çok güzeldi yani bugün, yoğun ama güzel..

Ben şimdiden "Bir daha ne zaman gelsem?" diye düşünmeye başladım :))

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Özet geçiyorum günlükçüm:

- Yusufcuk artık yatak veya koltuklardan kendi başına inebiliyor... Önce yüzüstü dönüyor, sonra geri geri emekleyip kenara kadar gidiyor, sonra da temkinli temkinli kayıyor aşağı.. Ayrıca artık tutunduğu yerden ellerini çekip 5-6 saniye ayakta durabiliyor.. Çok da mutlu oluyor tek başına ayakta durunca, heyecanlanıp ellerini çırpıyor bebeğim..


- Benim minşim aslında televizyon seyretmeyi hiç sevmeyen bir bebek - Allah'a şükür - Tamam itiraf ediyorum, ona yemek yedirebilmek için "reklam izletme" taktiğini bile denedim ama televizyon ilgisini çekmediği için işe yaramadı :)) Yanlız bugünlerde "Bip bip bip bip bip biiiiiip, bi biskrem versemmmmmm" reklamını ne zaman duysa hemen emekleyip televizyona koşuyor.. Eskaza önüne birimiz geçersek ya sağa ya sola yatıp televizyonu görmeye çalışıyor :)) Yusufcuk ne iş? Yemek yemeye başlar mısın bi biskrem versem? Sahi bak, bir de bunu deneyelim..


- Yusufcuk yeni bir oyun buldu kendine.. "Mama sandalyesinin tepsisine oynaması için koyduğumuz oyuncakları yere atıp almamızı beklemece, almazsak ağlamaca, alırsak yeniden ve yeniden atmaca.." Eğile kalka bir hal oldum yaa.. Bir de eğilip attığı oyuncağın nereye gittiğine bakması yok mu şirin şirin, ısıra ısıra bitireceğim heryerini en sonunda..


-Gelelim babamızın Yusufcuğa aldığı harika bez kitaplara.. Yıkanabilen, yumuşacık bu kitaplar geçen hafta geldiler aslında ama ben ancak fırsat bulup fotoğraflarını çekebildim.. Daha önce de aynı yayınevinin bazı kitaplarını tanıtmıştım aslında bir yazımda.. Kitaplarımız yine Kaydırak yayınlarından ve yemin ederim ben yine reklam ücreti falan almadım :))

İlk kitabımız "Vız Vız Arı"



Arımız üstten bakınca sıradan bir oyuncağa benzese de arkasını çevirince kitabımızın yaprakları bir bir açılıyor.. Kulakları tırtıklı, Yusufcuk dokunmayı çok seviyor. Ayrıca arının içinde küçük bir çıngırak da var, sallayınca ses çıkarması bebişlerin ilgisini çekiyor..




İkinci kitabımız bir telefon..


Telefonun ortasındaki turuncu numaratör çevirdikçe çıkır çıkır ses çıkartıyor.. Bu da Yusufcuğun çok hoşuna gitti.. Alttaki sayfaları açıp açıp resimlere bakıyor.. Kulağına dayayıp "Aloo, babası hadi eve gel.." diyorum ama daha kendi kendine ahizeyi kulağına götürmeyi öğrenemedi..




Üçüncü kitabımız "Küçük Ayşe"


Kitabın kapağına bakınca Ayşeyi göremiyoruz ama zili çalınca Ayşe turuncu kapının arkasında gizlendiği yerden çıkıyor ve bize evini tanıtıyor :))


Bu kitabın özelliği Küçük Ayşe'nin kitap ayracı gibi kitaba eklenmesi ve her sayfada Ayşe'nin içine koyulabileceği bir cep olması.. Örneğin yatak odasında yatağının içine, sayfayı çevirip banyoya geçince de oradan çıkarıp küvete koyabiliyoruz Küçük Ayşe'yi :))




Bir de "Küçük Ahmet"imiz var tabii.. Kendisi bir kukla kitap :))


Hem elime geçirip kukla gibi konuşturuyorum hem de sayfalarındaki resimleri gösteriyorum Yusufcuğa..



Vee son kitabımız, benim ilerisi için kendisiyle ilgili büyük umutlar beslediğim uyku kitabı..


Yastık şeklinde tasarlanmış bu kitabın sayfalarını açınca uyuyan tavuklar, tavşanlar, pandalar ve uyumadan önce dua eden bir çocuk çıkıyor karşımıza..


Yusufcuğa bu kitabı okuyacağım günleri iple çekiyorummmm :))


- Bir sonraki yazımızı İstanbul'dan yazacağım inşaallah.. Pazartesi yola çıkıyoruz oğlumla biz.. Hem dedemizin ısrarlarına artık dayanamadığımız için hem de Yusufcuk kalabalıkta acısını biraz unutur, sakinleşir diye.. Henüz tam olarak çıkmayı başaramamış küçük dişimizin yanındaki arkadaş da kabarmış çünkü.. Bu arada ben de biraz dinlenirim tabii.. Ne de olsa iki kalifiye dadı -pardon dayı- var evde.. Yusufcuk onlara havale, hi hii..


- Aaa unutmadan.. Daha önceki kitaplarımız demiştim ya hani, işte onlardan biri olan "Vak Vak Ailesi"nin iki numaralı yavru ördeği kayboldu !! Buradan ona seslenmek istiyorum..


Sevgili iki numaralı yavru..
Kaç gündür evde bakmadığımız yer, aramadığımız köşe bucak kalmadı ama yoksun.. Zannımca evden kaçtın.. Lütfen geri dön.. Tamam Yusufcuk kardeşlerin gibi seni de diş kaşıyıcı olarak kullanmış, sayfalarını çekiştirmiş olabilir.. Emeklerken sizi elinden bırakmadığı için canın çok yanmış olabilir.. Kemirilmekten sayfalarının kenarları pörsümüş olabilir.. Hatta ve hatta anneciğin bile tam ortadan ikiye ayrılmış, "vak vak" diyen kısmı artık iyice bastırmadan "vak vak" diyemez hale gelmiş olabilir..


Ama lütfen geri dön..
Ben Yusufcukla konuşurum..
Zira aşağıdaki fotoğrafta da gördüğün gibi annen ve kardeşlerin yolunu gözlüyor, küçük kurbağanın tesellileri bir numaralı kardeşini susturmaya yetmiyor :))



( Tamam söz veriyorum, en kısa zamanda bir psikoloğa görüneceğim..)