İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2008 Cuma

Uzun bir ara verdikten sonra tekrar yazmaya başlamak çok acaip geldi bana niyeyse..
....................

Gelelim küçük bir kanguruya dönüşen Yusufcuk yüzünden ve bayramdan beri hala boşalmayan evimden dolayı yazamadığım arada neler olup bittiğine.. Ama önce dün sabahtan birkaç kare ekleyeyim unutmadan.. Sonra konuyu bağlayamam, arada kaynar gider :))


Dün bembeyazdı heryer uyandığımızda.. Gece yatmadan önce kar yağmadığı için çok güzel bir sürpriz oldu bize.. Kahvaltıyı yaptıktan sonra babamız birkaç gün sonra başlayacak finallerine çalışmak için odaya çekildi, biz de Yusufcukla kucak kucağa (!) pecereden karları seyrettik.. Sonra baktım, Ozan sıkılmış, "Haydi kartopu oynamaya çıkalım.." dedi.. Durur muyum? Işık hızıyla hazırlanıp çıktık.. Niyetimizde Yusufcuğu biraz oynatıp oradan da perdeciye gitmek vardı..


Yusufcuk dışarı çıkınca önce coştu..




Sonra hayretle karları seyretti..

Babası eline kar verince önce biraz durgunlaştı..
Sonra da hâlâ yağan karın da etkisiyle korkup ağlamaya başladı!!


Hal böyle olunca ben gitmem gereken perdeciye yanlız gitmeye karar verdim.. Yusufcuğun eşofmanı falan da ıslanmıştı zaten.. Ozan'a itinayla teslim ettim bebişimizi, o karda ve yokuş aşağı koşar adımlarla gittim.. Gitmek zorundaydım zira Yusufcuk salon perdemizi Ayşe teyze reklamlarındaki çamaşırlar gibi "cıııığğğrrtt" diye yırtmıştı :))



Eve geldiğimde Yusufcuğu ağlamaktan bitkin düşmüş bir halde buldum.. Yarım saate yakın hiç susmadan ağlamış ve Ozan sakinleştirememiş. Ben geldiğimde sadece iç çekip mızırdayacak hali kalmıştı. Emerken de kucağımda daldı zaten iç çeke çeke..


O an anladım ki.. Daha uzun bir süre çalışmak da hayal benim için, Yusufcuğu birilerine bırakıp en azından bir alışverişe ya da film seyretmeye gitmek de. Kanguru usulü yaşayacağız oğlumla.. Sadece ona da uygun aktivitelerle yetinmek zorundayım bir süre daha..


Aslında büyüdükçe daha bağımsız olması lazım ama Yusufcuk bana daha çok bağlanıyor gitgide.. Mutfağa gitmem bile olay oluyor.. Babasıyla bile kalmak istemiyor odada.. İlla bacaklarımın çevresinde dönecek ben nerede olursam.. Bir süre sonra o da yetmiyor, tırmanmaya çalışıyor kucağıma doğru.. Almazsam da küsüp başını hırsla yere vuruyor hemen!!


"Terrible two"nun kesinlikle iki yaşında başladığına emin misiniz?
Ben pek emin değilim de..


Neyse..
Gelelim bayrama..


Arefe günü yola sevinçle çıktım.. Hem İstanbul'a gittiğim hem de bir önceki akşam ödemenin bir kısmını alıp gittiğim için.. Yoksa niyet ettiğim kurbanı bile kesemeyecektim çünkü.. Eksik kalacaktı sanki bayram sevincim.. Yayınevinin zamanlaması harikaydı gerçekten :P


Yolda kışın ilk karıyla karşılaştık Bolu'da..
Manzara harikaydı ama sis ve kaygan yol aynı zamanda çok korkuttu bizi..

( Yol deyince aklıma geldi.. "İllusionist"i izledik otobüste, çok beğendim ben.. Tavsiye ederim.. "Sihirbaz" galiba Türkçe adı.. )



Yusufcuk ilk karını oynadı molada.. Ben içerdeyken babasıyla oynadığında ağlamış ama biz güzel güzel oynadık oğlumla.. Ozan sonradan itiraf etti, kar vermiş eline, ondan korkmuş yavrucağım :))




Arefe akşamı annemlere vardığımızda Yusufcuk coştu resmen.. Dayıları elden ele gezdirince onu hafiften şımardı bücür :)) Bir de kedi var tabii evde peşinde koşulacak.. Annem de ahdetmiş gelir gelmez göbüşünü öpeceğim Yusuf'un diye, açtı öptü :)) Çok özlemişler Yusufcuğu.. Eh, arada bizim hatrımızı da soran oldu çok şükür :))


Yemek yedikten sonra baktım Yusufcuk benim orada olup olmadığımın farkında bile değil kedinin peşinde koşturmaktan, Ozanla alışverişe gittik.. Yusufcuk doğduğundan beri ilk defa.. Baş başa.. Romantik olmasa bile çok özel :P İkide bir birbirimize bakıyoruz, gülesimiz geliyor.. Aaa, Yusufcuk yok!! Yusufcuğun hizasına doğru eğilerek koşmak yerine yürüyebiliyor, onu çekiştirmek ya da yeri yalamasını engellemek yerine vitrinlere bakabiliyoruz!! Gözümüz hep "Ararlarsa.." diye telefonda olsa da bir saat boyunca gönlümüzce gezdik ve o akşam bunu sık sık yapmaya karar verdik.. Ama bu kararımızın hiç de uygulanabilir bir yanı olmadığını şu an gayet iyi anlamış durumdayız:P O geceye has ufak bir lütufmuş bu.. Bir daha olmadı, olamadı zaten..


Bayram sabahı Yusufcuk ateşle ve kusmayla uyanınca benim moralim çok bozuldu, anlatmıştım zaten.. Ama Allahtan ki ilk günden sonra birşeyi kalmadı.. Diş patlayınca hafifledi rahatsızlığı..


Bayramın ilk günü Ozan kurban kesme işlemini halledip eve geldikten sonra - ki ikindiyi bulmuştu gelmesi, çok sıra varmış kurban kesim alanlarında, bir arkadaşının yanına gitmek zorunda kalmış - yemek yiyip kardeşime gittik.. Malum halasının kuzusu bizi bekler :))


Kapıda beni bu tombiş güzellik karşıladı.. O yanaklardan itinayla ısırdım merak etmeyin :))


İlker Mirza çok uslu bir bebek maşaallah.. Sadece acıktığı zaman biraz huysuzlanıyor ama emince hemen neşesi yerine geliyor.. Biz sohbet ederken bir baktık babasının kucağında uyuyup kalmış.. Gece de sadece bir kere emmeye kalkıyor sonra sabaha kadar uyuyormuş poğaçam.. Kardeşime "Sakın kimseye anlatmayın.." diye sıkı sıkı tembihledim :P



Kardeşime giderken de dönerken de öyle trafik vardı ki fenalık geldi hepimize.. Yola çıktığımıza pişman olduk resmen.. Giderken uyuyan Yusufcuk dönüşte canımıza okudu zaten.. İstanbul denince uzun süre bu manzara gelecek galiba gözümün önüne..




Bayramda ziyaret edecek çok kişi vardı aslında ama hem Yusufcuk hastaydı hem de hava çok soğuktu.. Mecburi yerler dışında evde geçirdik vaktimizi.. Zaten Ozan ikinci gün akşamı köye gitti, biz de annemlerle Yusufcuğu oyalayarak oyalandık :))

Orada olduğumuz sürece annemlerin kedisi Zuzu'nun "pisi"kolojisi bozuldu resmen :)) Sürekli deli gibi peşinden koşan bastıbacak Yusufcuktan kaçar pozisyondaydı hayvan!! Biz gidene kadar yemek masasının üstünden nadiren indi diyebilirim.. Ben Yusuf ondan korkar zannediyordum ama tam tersi oldu.. Hatta birgün bir baktım, annemim oklavayı almış, uyuyan kediyi dürtüyor Yusuf.. Hayvan haklı yani korkmakta :)) En sonunda öcünü aldı ama.. Babamızın yanına Yusufcuğun kolundaki üç paralel çizikle döndük :P Zuzu pati atmış Yusufcuğa , dayısı kurtarmış hemen.. Beni görene kadar birşeyi yoktu, beni görünce bastı yaygarayı afacan.. Kesin yine birşeyle dürtüyordu hayvanı, kendini tutamadı o da..


Ben babamla onun fotoğrafını çekmeye çalışırken Yusufcuk yine Zuzu'yu yakalama derdinde :))



Bayramın son günü İKEA'ya gittik annemlerle.. Malum her İstanbul'a gidişte uğramam lazım.. İKEA yetkilileri yoklamada yok yazar sonra :P

İKEA'dan bir Yusufcuk manzarası..


Başlarda uslu dursa da daha sonra alışveriş arabasının ne içinde ne de dışında avutamadığımız Yusufcuk bana tam anlamıyla fenalık geçirtti orada.. Annem bir ara Yusufcuğu kucağımdan atmaktan falan bahsettiğimi söylüyor!! Ben hatırlamıyorum.. Üç saat boyunca kucağımda taşıdım Yusufcuğu ve bu arada alışveriş yaptım, rafları karıştırdım, aksesuarları mıncıkladım :)) Bir tek üzerinde halka halka renkli desenler olan kumaşı inceleyemedim, aklım onda kaldı :P Yusufcuğun odasına perde dikecektim ondan.. Eve geldiğimizde belimin sağ tarafı seğiriyordu resmen..


Gitmeden önceki gün evdeki tüm seçenekler tükenince dayısının CDleriyle oyalamak zorunda kaldığımız Yusufcuktan kareler var şimdi..


Biraz hasar var galiba burada.. Dur bakiim, sağlam kalmış mı aralarında hiç ?


Yok be dayıcım bee.. Anasını ağlatmışım hepsinin!!


Bayram sonrası aslında bir hafta daha kalacaktık Yusufcukla İstanbul'da ama misafirlerimiz gelecek olunca erkenden eve dönmek zorunda kaldık.. Özellikle Aysun, Sühendan ve Didem abladan özür diliyorum.. Görüşmek için sözleşmiştik çünkü ama elimden gelen birşey yoktu.. İnşaallah bir dahaki gelişimizde tanışmak nasip olur..

Dönüş yolculuğumuzdan bahsedecek vakit kalmadı.. Yusufcuk uyandı çünkü.. Misafirmiz Salih bebişe kitabındaki elmaları gösterip "mammam" diye anlatıyor ama uzun sürmez bu sakinlik.. Yetişmem lazım bir kaza meydana gelmeden :P Sadece şunu söyleyeyim, ayrıntıları merak edenler Ramazan bayramındaki otobüs yolculuğumuzu hatırlayabilir.. Uzun uzun anlatmıştım daha önce.. Pek de farklı değildi çünkü!!

24 Aralık 2007 Pazartesi

Bayramdan küçük notlar:

- Bayram sabahına Yusufcuğun midesindekilerle yıkanarak başladı annesi!! Allahtan üstünde bayram cicileri değil de pijamaları vardı :P Hafif de ateş eklenince bu duruma anne, yolda-molada kar oynamalarına yordu bu durumu ama Yusufcuğun başka bir sürprizi vardı.. Kendisine verilecek harçlıkları karşılıksız bırakmayı gururuna yediremeyen Yusufcuk biri alttan biri üstten olmak üzere iki yeni küçük diş hediye etmişti anne-babası ve tüm sevenlerine..

- Yusufcuk Mirza kardeşle tanıştı bayramın ilk günü.. Tatlı kuzenine niçin "akan yanak" lakabı taktıklarını yakinen görmüş oldu.. Mirza ne tarafa dönse tombiş yanakları da o tarafa doğru akıyordu çünkü :))

- Hava çok soğuk olduğu için kurbanlığı göremedi Yusufcuk.. Zaten annesinin onun "fışkırttıklarını" temizlemekten babasıyla gidecek fırsatı da olamazdı!! Oysa annesi onu koçun üzerine bindirip fotoğraf çekecekti.. İyi ki gitmedi.. Anneye belli olmazdı, yapardı valla :))

- Çok çok bayram ziyareti yaptı Yusufcuk.. Hopladı, zıpladı, coştu coştu oynadı.. Her müzikte popişini sağa sola salladı.. Annesinin halasını kahkaha atmaktan yerlere bile yatırdı..

- İstanbul'un trafiğinden fenalık geldi Yusufcuğa.. Annesine de tabii.. "Kaç sene nasıl yaşamışım ben burada? Nasıl dayanmışım bu trafiğe?.." dedi hatta.. Yusufcuğu arabada oyalamak için cama vurup, yaramazlık yapan Yusufcuğu almaya gelen canavar taklidi yaptı, "Vermem oğlumu sana vermeeeemmm.. Uslu duracak o.." diye kendi kendine cevaplar vererek avunmaya çalıştı..

- Yusufcuğun annesi, hiç tanımadığı bir evde yaşayan hiç tanımadığı insanlara kurban eti götürdü bu bayram.. İki odaya sığmayan çalışan altı kişinin hayatına rastladı orada.. Hasta baba, seri konuşamamanın ezikliğiyle anlatmaya çalışıyordu içindekileri.. Ama gülüyordu gözleri.. Yusufcuğun annesi bir kere daha anladı ki onu en çok mutlu eden şey, kendi vesilesiyle gülen gözlerden ona yansıyan mutlu enerjiydi.. Hep gitmeye karar verdi o eve, hep görmek istedi o gözleri..

- Yusufcuğa bayramlık almadı annnesi bu bayram.. Çok kıyafeti vardı, ihtiyacı yoktu çünkü.. Onun yerine başka bir bebişe güzel bir kıyafet hediye götürdü.. Bunu yapmayı da çok sevdi.. Bundan sonra da hep öyle yapacak inşaallah.. Kendi oğluna bayramlık alsa da almasa da bir başka çocuk da onun gibi sevinsin, bayramda cici cici giyinsin isteyecek..

( Son iki maddeyi "Oo, Kuaybe neler yapmıııışş.. Ne sevaplara girmiiişş.." densin diye yazmadı Yusufcuğun annesi.. Bizim için belki küçük olan iki ayrıntının başka hayatları tahmin edemeyeceğimiz kadar aydınlatabildiğini farkettiği ve bunu hep hatırlamak istediği için yazdı.. )

..................

* Bir süre fotoğraf eklemeyeceğim sayfaya arkadaşlar.. Esra'nın başına gelenleri okuyunca öncekileri için de ciddi ciddi endişelendim açıkcası.. Şu anda vaktim olmadığı için yapamıyorum ama eve dönünce inşaallah ciddi değişiklikler olacak sayfada.. Sanırım artık şifreli bir bloga çevireceğim ben de bu sayfayı :( Hala tam karar verebilmiş değilim ama umumi olması çok büyük problemlere zemin hazırlayabilir gerçekten.. Sadece sürekli yorum yazan, tanıdığım, güvendiğim insanlar okursa daha rahat olacağım galiba.. Bunun yanısıra yeni bir blog oluşturacağım inşaallah.. Orası şifresiz olacak ve Yusufcuktan ziyade gözlemlerimi, okuduklarımı ve paylaşmak istediklerimi yazacağım.. ( Senin düşüncelerinden bize ne?" diyenler için hatırlatma: Okumak zorunlu değildir :P )

* İkinci önemli mesele de dönüşle ve tanışmayla ilgili.. Cumartesi giderim diye düşünmüştüm ama perşembe akşamı evde olmam ve Cuma günü gelecek misafirlerim için hem Ozan tarafından birazcık (!) altı üstüne getirilen evi toparlamam hem de hazırlık yapmam lazım.. Ozan'ın yurtdışında yaşayan amcası ve oğlu ( "aile hekimimiz Pol" lakaplı kişidir kendisi, Ozan'ın has kankasıdır ) bebek görmeye geleceklermiş bize ve hemen sonrasında döneceklermiş İsviçre'ye izinleri bittiği için..

Bu durumda buluşma olamayacak sanırım.. Çünkü tek ihtimal olarak yarın akşam kalıyor ve bu çalışan arkadaşlara da eşleri problem edebilecek arkadaşlara da uymaz.. Gündüz yapalım desek, zaten en az yarı yarıya fire veririz.. "İnşaallah bir dahaki sefere.." demekten başka çare yok sanırım :(( Zaten ne yapacaksınız benimle tanışıp, cadının tekiyim işte :P

Şimdilik bu kadar.. Yeni blogumuz ve yeni haberlerimizle dönüşte karşınızda olmak dileğiyle :)) Bakalım Yusufcukla beni nasıl bir geri dönüş yolculuğu bekliyor? Benim gündemim şimdiden bu!!

21 Aralık 2007 Cuma


Küçük bayram yakışıklısından herkese iyi bayramlaaaaarrr.....

10 Ağustos 2007 Cuma

- Öncelikle hepinizin kandili kutlu olsun arkadaşlar.. Yarın sabaha bu mübarek geceden nasipdar olarak varalım inşaallah..

- Biz hala İstanbul'dayız! Bir akraba düğünü sebebiyle babaanne ve dedemiz haftasonu gelmekten vazgeçince biz de fırsat bu fırsat deyip yarın sabaha kadar uzattık tatilimizi :)) Çok da iyi oldu aslında çünkü bu sayede bugün Neslihan, Tuba ve Zeyneple buluşmak ve tanışmak nasip oldu.. Neslihan ve Tuba'yla dün görüşmüş ve kararlaştırmıştık zaten annemlere yakın bir yerde görüşmeyi. Gece de aklıma evi Kartal'a çok yakın olan Zeynep'e haber vermek geldi. O da bizi kırmayıp geldi sağolsun.. Birlikte çok güzel üç saat geçirdik, hepsine çok teşekkür ediyorum.. Neslihancım, özellikle sana.. İki seferdir evimize kadar bırakıyorsun bizi, çok mahcup olduk..


Erik teyzesi çok güzel ilgilendi oğlumla.. Birlikte meleğime aldığı hediye paketini açmaya çalıştılar -teşekkür ederiz Tubacım-, süsleriyle oynadılar, menüden yemek seçtiler, kucak kucağa gezdiler.. Hatta bir ara baktım Yusufcuk Tuba'nın omuzlarında.. Oyun odasını keşfettikten sonra da kaydırak mesaisi başladı tabii :))


Aşağıdaki fotoğraflarda da Yusufcuğa bakma nöbeti Nes teyzede :)) Yemeklerimizi sırayla yedik, oyun odasında Yusufcuğu sırayla oyaladık.. En gözde oyuncak da Neslihan'ın arabasının anahtarıydı.. Biraz kemirildi sağı solu ama Nes teyzesi hiç kızmadı oğluma :)) Ona da çok teşekkür ediyoruz hediyesi için..


Biz biraz oturduktan sonra da Zeynep ve minik tatar bebiş Ahmet Melih katıldı aramıza.. Çok tatlı maşaallah.. Her sevişimde o da güldü bana küçük çekik gözleri eşliğinde.. Birazcık mızmızlandı uyukum geldi diye ama sonra arabasında kendi kendine daldı gitti maşaallah.. Yusufcukla da iyi anlaştılar sanırım.. En azından çığlıklarından korkup ağlamadı.. Oğlum da onun arabasını sürdü Erik teyzesiyle beraber :))


Yusufcuk biz daha buluşur buluşmaz başlamıştı zaten esnemeye.. Uyumaz uyumaz bugün uykusunun geleceği tuttu :)) Kendi kendine dalamadığı için de huzursuzdu biraz ama kıpırcıklığı had safhadaydı.. Üç saat boyunca direndi, direndi ama eve gelir gelmez zor attı kendini yatağa :)) Kurbağalama modunda uyuyor şu anda kendisi..

Hepinize çok teşekkür ederim arkadaşlar.. Gerçekten çok memnun oldum sizleri tanıdığıma..


- Dün doğumgünü kutlandı bu küçük prensesin.. Biz Yusufcuğun koluna çay döküldüğü için gidemedik ama buradan kutlamak istedim.. -Yusufcuk iyi merak etmeyin, ucuz atlattık-

"İyi ki doğdun" öpücüğümüz olsun bu da :))

Bir de incisini yazalım küçük prensesin..

"Gaybe ablacım -bu ben oluyorum-, sen o kadar tatlısın, o kadar tatlısın ki bana güldüğünde çukulta gibi bişeyler yanaklarından akıp bana doğru geliyor.."

İyi ki doğdun Ececim.. İyi ki küçük şekerim oldun.. Seni çok seviyorum..

- Bizden şimdilik bu kadar.. Yarın yolculuk var inşallah.. Daha eşyalar toplanacak, Yusufcuk oyalanacak.. Evdeki internet bağlantı kablomuz kopuk olduğu için -Yusufcuğun son gün marifeti, babamız da yaptırmamış daha- bir süre buralarda olamayabiliriz.. Ama bomba gibi döneceğiz inşaallah merak etmeyin..

9 Ağustos 2007 Perşembe

Vee nihayet minik melek denizle buluştu bu hafta..

Akşamüstü gitsek, o tatlı maviliği yakalayamasak da -özleyince tatlı mavi oluyor İstanbul'un denizi bile- güzeldi deniz kenarı sefamız..

Oğlumla uzun uzun seyrettik denizi.. O biraz çırpınıp yüzmek istedi ama olsun, ben keyfini çıkardım..





Bu gelişimizde çok gezdik çoooooooookkkk.. Bunda en büyük suç MP'nin :P
Verdi bize pusetini, kim tutar bizi :))


Alışveriş yaparken bir yandan da fotoğraf hastalığımı gidermeye çalışıyorum tabi her gittiğim yerde :))



Dün ayağından ufak bir operasyon geçirdi babam.. Kısa da olsa bir süre yürümemesi gerekiyor, araba da kullanamıyor.. Bu, işin onun için zor olan kısmı.. Bizim için zor olansa o içerdeyken kapıda Yusufcukla onu beklediğimiz anlardı.. Muayene için gitmiştik aslında, bir anda kendimizi operasyon odasının önünde bulduk.. Ben onu eğlendirmeye çalışsam da Yusufcuk emekleyemediği, bulduğu herşeyi ağzına sokamadığı için hiç memnun değildi bu durumdan..

Güvenlik görevlisinden bilgi-işlemdeki abiye kadar herkes çığlıklarımızı durdurabilmek için seferber oldu ! Yerden yere vurulan o zavallı kredi kartı çekim makinelerini mi anlatsam size yoksa parça parça olan küçük hasta el kitapçıklarını mı.. İki kere hastaneyi turlamamız da yetmedi.. O yarım saatin sonunda üstüm başım terden sırılsıklamdı resmen..


Neyse ki babam iyi çıktı oradan ve ben en azından onun için endişelenmedim bir de.. Şu anda daha iyi, yarın pansumana gideceğiz birlikte..


- Gelelim Yusufcuğun evdeki durumlarına.. Farklı zaman ve mekanlarda sevenlerine şirinlik yapmakla meşgul kendisi.. Artık otomatiğe bağladı, ortam şenlendi mi hemen başlıyor gözlerini kısmaya :)) Öyle şirin oluyormuş..


İstanbul'a geldiğimizden beri günde iki öğün yemek yemeye başlaması da en önemli ayrıntı tabii.. Geçen hafta canım arkadaşım Fethiye'yi ziyaret ettik oğlumla, teyzesinin yaptığı "tava lahmacunu"nun içine düştü resmen.. Verdiğim lokma gitti ard arda.. Oradan beraber Sabriş teyzesine gittik bebiş görmeye, orada da tatlıyı lüpletti bir güzel.. Ozan'a anlattım, "Çocuk semirene kadar kal o zaman .." diyor :)) Ama bu işin şakası tabii.. Planladığımızdan bile erken gitme durumumuz var çünkü Ozan'ın annesi ve babası bize gelmeye karar vermişler.. Gidip evi bir elden geçirmem lazım..




- Erken dönme işi gündeme gelince MP'ye puseti geri vermek için telefon açtım ve benim İKEA sevdamı(!) bildiği için orada buluşmayı teklif etti.. Evi oraya çok yakın olan Sabahnur da bize katılınca ortaya bu tablo çıktı..


Tabii bu fotoğrafa üç anne ve birkaç ıvır zıvır daha eklemeniz lazım zihninizde :))

MP'cim bir kez daha teşekkür edeyim buradan.. Sayende oğlumla çok rahat bir tatil yaptık.. En azından benim kollarım çok rahattı :))

Ayrıca Adam bebeğin biz vedalaşıp ayrıldıktan sonra tekrar koşup boynuma sarılması ve beni öpmesi asla unutumayacağım kadar güzel.. Bayıldım küçük adama ben..

Gelelim Sabahnur ve fındık prensese.. Zeynep Erva çok ama çok tatlı bir bebek.. Çok da güleç maşaallah.. Onu her sevişimde o güzel gülücüklerini hiç esirgemedi benden.. Yine uzun uzun oturamadık, hatta Sabahnur'un dediği gibi aldıklarımızı bile yiyemedik ama çok tatlı geçti vakit..

( Sabahnurcum hediye için çok teşekkür ederim bu arada.. Gerçi Yusufcuk onu daha orada masalara vurmak suretiyle biraz yıprattı ama olsun.. Her oynayışta sizi hatırlayacağız.. )

Tanıştığım bir diğer isim de harika pastalar yapan Nes'ti.. O da bir arkadaşıyla İKEA'ya gelmiş, orada buluştuk.. Yani planlasam bu kadar insanla tanışamazdım sanırım.. O kadarla da kalmadı çünkü, dönüşte bizi eve Neslihan bıraktı ve önce Kadıköy'e uğrayıp Burcu'yu ve Oya'yı ziyaret ettik.. Onlar daha önceden tanışıyormuş zaten, ben de hepsini görmüş oldum.. Burcu'nun harika maket pastalarına baktım, onlar da tam gitmek üzereyken uyanan meleğimi sevdiler bol bol..

Çok güzeldi yani bugün, yoğun ama güzel..

Ben şimdiden "Bir daha ne zaman gelsem?" diye düşünmeye başladım :))

31 Temmuz 2007 Salı

Ah İstanbul İstanbul olalı,
Hiç görmedi böyle böcük..
Ölüyorum yorgunluktan,
Büküldü boynum, omzumsa göçük..

...............

Pazartesi dedim ama ancak bu sabah yola çıkabildik biz.. Bavulumuzu hazırlamak biraz uzun sürdü de :))


Aslında sebep bu değil.. Babamız bu sabah arabayla Bolu'ya gideceği için onu bekledik ve yolculuğumuzun en azından yarısını rahat geçirdik arabada :))

Şimdilik iyiyiz.. Yusufcuk dayılarını görünce çıldırdı resmen.. Cilve üstüne cilve, gülücük üstüne gülücük.. Dedesiyle annanesi de doyasıya hasret gideriyorlar.. Ben de işin keyfini çıkarıyorum :))

Az önce dayıları sallayıp uyuttu onu, ben de içim rahat bir şekilde geçtim bilgisayarın başına.. Kısacık da olsa yazayım dedim.. Yeni yazı ve fotoğraflar için önce biraz gezmemiz lazım :)) Liste kabarık, ne kadarını gerçekleştirebilirim bilemem ama -çünkü yine bebiş arabasını getiremedim, araba faktöründen dolayı babama bağımlıyım :(( - inşaallah güzel bir tatil olur..


Şimdi gidiyorum, anneciğime yardım edeyim, akşam yemeğini hazırlamamız lazım :))