27 Mart 2008 Perşembe
İlk cümlesi : Baba diğttiii..
Babası bizi hastaneye bıraktığında söylemişti arabanın arkasından bakarak.. Pazartesi günü yazmayı unutmuşum.. Babası biryere gittiğinde ya da odadan çıktığında bu cümleyi hep söylüyor artık.. Bugün de gazetedeki araba resmine baktı uzun uzun, sonra da gazete ters çevrilince arabanın kaybolduğunu görüp "Ann ann diğttii" dedi :)) Tabağımızdaki yemek ya da bardaktaki içecek bitince de "Biiiiğğtttiii" diyor hemen.. "Ne bitti?" diyorum, ağzıyla yutkunma hareketi yapıyor önce, sonra da ellerini birbirine sürüyor hemen "bitti gitti" der gibi..
Maşaallah benim bebişime.. Artık bir "Yusufcuktan cümleler" kategorisi açmanın zamanı geldi :))
........................
Bugün kütüphanenin üstünde duran atını gördü Yusufcuk.. İşaret etti vermem için.. Anladım ama o anda birşey yaptığım için anlamamış gibi yaptım.. "İyyyy haa haa haaağğğ" demeye başladı! Atı aynı öyle kişniyor.. Baktım derdini anlatmaya niyetli, "Ne istiyorsun annecim, adını söylersen vericem.." dedim.. Masadaydı o sırada, aşağı indi hemen, emekler gibi eğildi, dört ayak ilerlemeye başladı.. Yani böyle yürüyen ve "iyy ha haa haa" diye bağıran atını isityormuş :))
Isırdım ısırdım, sonra verdim atını :))
Ata da "ad" veya "ap" diyor bu arada.. Niye söylememekte ısrar etti bugün anlamadım.. Ama böyle anlatması kesinlikle daha şirindi..
......................
Özellikle babaannesi buradayken, Yusufcuk her kaka yaptığında altını beraber değiştiriyorduk ki işi çabuk ve kolay halledelim.. Babaannesi onu oyalarken ben de olabilecek en hızlı alt değiştirme metotlarını uyguluyordum :)) Her seferinde de babaannesi bez açıldığında "Öff kokmuş bu bez yaa.. Kokutmuş Yusuf, öff.." diyordu, eliyle kötü kokuyu savar gibi bir hareket yaparak..
Birkaç gündür her bezini açışımda suratını buruşturup aynı hareketi yapıyor Yusufcuk.. Eliyle kendi kokusunu kovalıyor :P Eğer becerebilirsem kamerayla çekmeye çalışacağım yarın.. O kadar komik oluyor ki..
Acaba gerçekten iğrendiği için mi yapıyor yoksa sadece o hareketi hatırladığı için mi, bilmiyorum..
Bu arada, tecrübeli arkadaş ve yakınların tavsiyesine uyarak tuvalet eğitimini yaza ertelemeye karar verdim.. Aksi takdirde hem benim için hem de Yusufcuk için oldukça zorlayıcı olabilecek çünkü bu konu..
....................
Son madde Yusufcukla ilgili değil ama yazmazsam olmaz :P
Doğadan'ın Nar-Çilek çayını keşfettim.. Çok oldu aslında keşfedeli ama bu aralar daha çok içiyorum sanki, hatta hergün! Böğürtleni de çok güzel ama nar-çileğin kokusu harika.. Denemeyenlere tavsiye ederim..
( Marka vererek ürün tavsiye etmek ne kadar doğru bilmiyorum ama ben beğendiğim, sevdiğim şeyleri paylaşmaktan çok hoşlanıyorum.. Umarım yanlış birşey yapmıyorumdur.. )
4 Ocak 2008 Cuma
Dün bembeyazdı heryer uyandığımızda.. Gece yatmadan önce kar yağmadığı için çok güzel bir sürpriz oldu bize.. Kahvaltıyı yaptıktan sonra babamız birkaç gün sonra başlayacak finallerine çalışmak için odaya çekildi, biz de Yusufcukla kucak kucağa (!) pecereden karları seyrettik.. Sonra baktım, Ozan sıkılmış, "Haydi kartopu oynamaya çıkalım.." dedi.. Durur muyum? Işık hızıyla hazırlanıp çıktık.. Niyetimizde Yusufcuğu biraz oynatıp oradan da perdeciye gitmek vardı..
Sonra hayretle karları seyretti..
Babası eline kar verince önce biraz durgunlaştı..
Sonra da hâlâ yağan karın da etkisiyle korkup ağlamaya başladı!!
Hal böyle olunca ben gitmem gereken perdeciye yanlız gitmeye karar verdim.. Yusufcuğun eşofmanı falan da ıslanmıştı zaten.. Ozan'a itinayla teslim ettim bebişimizi, o karda ve yokuş aşağı koşar adımlarla gittim.. Gitmek zorundaydım zira Yusufcuk salon perdemizi Ayşe teyze reklamlarındaki çamaşırlar gibi "cıııığğğrrtt" diye yırtmıştı :))
Yusufcuk ilk karını oynadı molada.. Ben içerdeyken babasıyla oynadığında ağlamış ama biz güzel güzel oynadık oğlumla.. Ozan sonradan itiraf etti, kar vermiş eline, ondan korkmuş yavrucağım :))
Arefe akşamı annemlere vardığımızda Yusufcuk coştu resmen.. Dayıları elden ele gezdirince onu hafiften şımardı bücür :)) Bir de kedi var tabii evde peşinde koşulacak.. Annem de ahdetmiş gelir gelmez göbüşünü öpeceğim Yusuf'un diye, açtı öptü :)) Çok özlemişler Yusufcuğu.. Eh, arada bizim hatrımızı da soran oldu çok şükür :))
Kapıda beni bu tombiş güzellik karşıladı.. O yanaklardan itinayla ısırdım merak etmeyin :))
İlker Mirza çok uslu bir bebek maşaallah.. Sadece acıktığı zaman biraz huysuzlanıyor ama emince hemen neşesi yerine geliyor.. Biz sohbet ederken bir baktık babasının kucağında uyuyup kalmış.. Gece de sadece bir kere emmeye kalkıyor sonra sabaha kadar uyuyormuş poğaçam.. Kardeşime "Sakın kimseye anlatmayın.." diye sıkı sıkı tembihledim :P
Bayramda ziyaret edecek çok kişi vardı aslında ama hem Yusufcuk hastaydı hem de hava çok soğuktu.. Mecburi yerler dışında evde geçirdik vaktimizi.. Zaten Ozan ikinci gün akşamı köye gitti, biz de annemlerle Yusufcuğu oyalayarak oyalandık :))
Bayramın son günü İKEA'ya gittik annemlerle.. Malum her İstanbul'a gidişte uğramam lazım.. İKEA yetkilileri yoklamada yok yazar sonra :P
İKEA'dan bir Yusufcuk manzarası..
Başlarda uslu dursa da daha sonra alışveriş arabasının ne içinde ne de dışında avutamadığımız Yusufcuk bana tam anlamıyla fenalık geçirtti orada.. Annem bir ara Yusufcuğu kucağımdan atmaktan falan bahsettiğimi söylüyor!! Ben hatırlamıyorum.. Üç saat boyunca kucağımda taşıdım Yusufcuğu ve bu arada alışveriş yaptım, rafları karıştırdım, aksesuarları mıncıkladım :)) Bir tek üzerinde halka halka renkli desenler olan kumaşı inceleyemedim, aklım onda kaldı :P Yusufcuğun odasına perde dikecektim ondan.. Eve geldiğimizde belimin sağ tarafı seğiriyordu resmen..
Gitmeden önceki gün evdeki tüm seçenekler tükenince dayısının CDleriyle oyalamak zorunda kaldığımız Yusufcuktan kareler var şimdi..
Bayram sonrası aslında bir hafta daha kalacaktık Yusufcukla İstanbul'da ama misafirlerimiz gelecek olunca erkenden eve dönmek zorunda kaldık.. Özellikle Aysun, Sühendan ve Didem abladan özür diliyorum.. Görüşmek için sözleşmiştik çünkü ama elimden gelen birşey yoktu.. İnşaallah bir dahaki gelişimizde tanışmak nasip olur..
Dönüş yolculuğumuzdan bahsedecek vakit kalmadı.. Yusufcuk uyandı çünkü.. Misafirmiz Salih bebişe kitabındaki elmaları gösterip "mammam" diye anlatıyor ama uzun sürmez bu sakinlik.. Yetişmem lazım bir kaza meydana gelmeden :P Sadece şunu söyleyeyim, ayrıntıları merak edenler Ramazan bayramındaki otobüs yolculuğumuzu hatırlayabilir.. Uzun uzun anlatmıştım daha önce.. Pek de farklı değildi çünkü!!
30 Ekim 2007 Salı
Iıı ıııhh..
Biz bu kış saatine alışamadık!!
Hava kararıyor, akşam oluyor, yemeğimizi yiyoruz.. Bir bakıyoruz saat daha altı.. Eee, ne yapacağız onca saat? Yusufcuğun uyumasına daha dünyalar kadar zaman var!!

Neyse ki bu haftasonunu DVD izleyerek geçirdik.. "Cesur Civciv"i aldı babamız bize, çok eğlendik :)) Aslında çok eski bir film galiba ama biz daha yeni izledik.. Ben bayıldım ama.. Hem hikaye ve kahramanlar çok güzeldi hem de cesur civcivi aynı Yusufcuğa benzettim.. Yanakları neredeyse oğlumunki kadar şirindi :P
Spider Man 3'ü de unutmayalım tabii.. Şimdiden iki kere seyrettik.. Yok yanlış anlaşılmasın, hayranı falan değilim ben, tamamen Ozan'la ilgili bir mesele :)) Serinin birinci ve ikinci filmlerini de defalarca seyretmek zorunda kalmıştım onunla beraber.. Hımm, düşünüyorum da Yusuf'un bu kıpırcık halinde Ozan'ın büyük rolü var.. Daha küçük bir fetüsken babası yoğun Spider Man etkisinde bıraktı beybişimi :)) Eh, şimdi koltuktan koltuğa atlamaya çalışan 13 aylık bir oğlumuz var!!
Dün iki kere düştü Yusufcuk yine.. İlkinde koltuktan takla atmak suretiyle sırtüstü, ikincisinde de babasının havada ayaklarından yakalamasına rağmen başını vurmasını engelleyemediği şekilde kafa üstü!! Koltuğun yan tarafına kadar gidip resmen aşağı bıraktı kendini.. Diyorum ya hepsi Spider Man'in suçu :))
Aslında onu bu kadar suçlamak da doğru değil.. Haftalar sonra ilk defa elime alabildiğim bebiş kitabımı okudum biraz.. Yeni yürümeye başlayan bebeklerin sık düşmesinin en büyük nedenleri hem yakını uzağı gördükleri kadar iyi görememeleri hem de yükseklik algılarının gelişmemiş olmasıymış.. Bunu farketmiştim zaten, yoksa niye koltuktan aşağı yürüyerek inmeye çalışsın ki Yusufcuk? Yüksekliği algılayamıyor işte..
Neyse, kış saatine geri dönelim.. Her zaman saat beş civarı yürüyüşe ya da alışverişe gitmeye alıştığımız için dün de o saati buldu evden çıkmamız.. Tabii hava kararmıştı neredeyse.. Ama akşam demedik, karanlık demedik, parka götürdük bebişimizi.. İşte size Yusufcuğun park sefasından kareler..
..........................
Ekmek almaya bile gidiyor babasıyla..
Çılgınlık diyorum çünkü dün gece resmen yanıyordu gözlerim artık ekrana bakmaktan.. Onu da arayayım, "Hah, bir arkadaşımı daha buldum, listeye ekleyeyim.." derken saat kaç oldu.. Yıllardır görüşmediğim insanlara ulaştım.. Henüz bir ilkokul arkadaşımı bulamasam da sevinçten zıp zıp zıpladığım anlar oldu.. Programı karıştırıp kurcaladıkça kalkamadım başından :))
Minik düğme çiçekleri yapmaya devam ediyorum :)) Dün beş renk iplik daha aldım, şimdi kırmızılara başladım.. Bitirebilirsem hepsini, yarın bebiş görmeye giderken onları takacağım inşaallah.. Sadece kendime değil, hediye olarak da yapıyorum.. Baktım tuttu, ticaretine falan başlarım artık :P Cidden kitap yazmaktan daha kolay.. Ve daha eğlenceli olduğu da kesin :))
Yusufcuk uyandııııı...
Gitme vakti..
Daha Zehra'nın sobesini yazacaktım ama ben :((
19 Ekim 2007 Cuma
- Bir diğer hamilemiz de Yeşim teyze.. Onun bebişi için de aynı tahmini yapıyor ve ona da aynı şekilde dua ediyorum.. İkinizin de hayırlı haberlerinizi alırız inşaallah..
- Ciddi ciddi çalışmaya başladım.. Serdim masanın üstüne kitapları, kağıt-kalemleri, iki gündür fırsat buldukça oturuyorum başına.. Kitabımın iki sayfası hazır.. Bu hızla gidersem önümüzdeki 4. yılın sonunda kitabı bitirebilirim ama benim sadece 2 ayım kaldı!! Durum vahim ötesi yani.. Yusufcuğun günün 20 saatini uyuyarak geçirmesini sağlayacak taktikler üzerinde çalışıyorum, her türlü teklife açığım :P
Bu sebebten İstanbul'a gitme işi de yattı tabii.. Bayrama kadar bu kitabı bitirip teslim etsem başka birşey istemem.. Çok bunaldım yaaaaaaa :((
- Küçük armutu merak edenler için not.. Ama atom karınca bir türlü sabit durmuyor.. Doktorun dediğine göre üç-dört güne kadar tamamen iyileşmiş olacakmış inşaallah.. Çok şükür ki ağır geçirmedi.. Gece ( vallahi abartısız ) 10-15 uyanmaya bir de gündüz ağır tempo eklenseydi mahvolurdum ben!!
- Mirzacık ve annesi de iyiymiş.. Göbişi düşmüş bugün tatlımın.. Büyüyor halasının kuzusu..
- Yusufum artık bebek değil tamamen çocuk oldu gözümüzde.. Yaptıklarına hayret etmeye devam ediyoruz.. Biliyorum her çocuk yapıyor aynı şeyleri, hepsi aynı aşamalardan geçiyor ama insan titreyerek kucağına aldığı fındık kadar bebeğinin gün gelip de büyüdüğünü, kendi yemeğini yemeye çalıştığını, adım adım takip ettiği annesinin kucağına atıldığını, babasını coşku çığlıklarıyla karşıladığını görünce hayret ediyor işte..
Bugünlerde ayna gibi Yusufcuk.. Ne yaparsak ya aynısını ya da biraz eksiğini ( ama daha şirinini ) yapıyor hemen.. Tam anlamıyla modelleme döneminde.. Hareketlerimizi taklit ediyor..
Ben elimi ağzıma kapatıp öksürüyorum, numaradan o da öksürüyor ağzını yarım yamalak kapatıp..
Elimle "Gel pisi pisi.." yapıyorum, o da çağırıyor küçük pisileri :))
Ben secde ediyorum, o da ediyor.. Ama eskisi gibi, popiş havada ters "v" değil artık.. Yeni stilimiz boylu boyunca seccadeye uzanmak :))
"Hadi ellerimizi yıkayalım.." dediğimizde iki elini birbirine süre süre geliyor arkamızdan banyoya kadar..
Babası fincana değip "Ay cıss, sıcak sıcak.." diyerek parmağına üflüyor, o da hemen kendi parmağına üflüyor sıcak birşeye dokunmuş gibi..
Ben başımı örttüğümde ya da balkondan arabasını aldığımda anlıyor dışarı çıkacağımızı, kapıya gidiyor hemen..
Dün akşam öpücük attı kendince komşumuzun kızı Melis'e..
Az önce de baktık ütüyü almış eline, halıları ütülüyor itinayla, aynı benim tuttuğum gibi tutarak..
Yeni kelimeler de eklendi ayrıca evimize ama daha tam olarak ne anlama geldiklerini çözemediğimiz için yazmıyorum.. Onları ayrıca listelerim inşaallah ilerde..
- Yusufcuğun hareketlerimizi taklit ettiğini anlatınca aklıma sevgili Didem'in bugün okuduğum yazısı geldi.. Oğlu Bora'ya iftarın ne olduğunu anlatmadıkları halde onun gözlemleriyle bunu çözdüğünü ve "Yemek bozmak.. Amin amin okunur, Didem yemek yer.." şeklinde tanımladığını yazmış.. Ona yorum yazdım ama buraya da eklemek istedim düşüncelerimi..
Bu çok güzel birşey bence ama çok da sorumluluk yüklüyor anne babalara.. Ortaokuldan beri unutamadığım bir söz var.. "Çocuklarınız işaret ettiğiniz yere değil, ayak izlerinizin gittiği yere gider.." Anlatmaktan çok yapmak önemli yani.. Tertemiz fıtratları, bilgiye hazır zihinleri bizim tasarrufumuza verilmiş ve biz şekillendirmeye çalışıyoruz onları.. Doğru davranıp onlara doğru örnek olmak ne kadar önemli.. Hem bu dünyada hem de ötelerde gurur duyacağımız, alnımızın akıyla göstereceğimiz bir evlat yetiştirmenin sorumluluğu çok ağır.. Rabbim yardımcımız olsun.. Bizi onlara doğru örnekler haline getirsin ve hayırlı insanlar yetiştirebilmeyi nasip etsin..
- Sevgili Archi'nin bu yazısına da değinmeden geçemeyeceğim.. Harika tek kelimeyle.. Yorum yazacaktım, baktım söylediklerim onunkilerle aynı vazgeçtim, size buradan tavsiye etmek istedim..
( Bu arada Archi'cim, ben biliyordum valla Myanmar'ın nerede olduğunu.. STV'deki "Ayna" programında seyretmiştim daha önce.. Haberler için de aynı kanalı tercih ederim ben.. Kendilerine tavsiye ettiğim ve önyargısız olarak izleyen herkesten de aynı tepkiyi aldım, "Diğerlerinden çok farklı, haber gerçekten.." )
- YATAŞ tarafından tam bir buçuk ay geçmesine rağmen tamamlanmayan yarım yamalak yatak odamızı iade ediyoruz.. Bugün görüştük.. Yarın da gidip yeni bir yatak odası bakacağız inşaallah.. Bu sefer hiç kasmayacağım kendimi.. Rahat davranmaya ve hırs yapmamaya karar verdim.. Varsın bir süre daha yemek masam gardırop görevi görsün, kazaklarım Yusufcuk tarafından halıların üzerinde hamur gibi yoğrulsun.. Beklemeyi öğrenmeliyim :))
- Bugünlerde çok kırılgan, çok duygusal, çok da alınganım bu arada.. Lütfen kimse beni üzmesin!!
7 Eylül 2007 Cuma
Yeni çanta aldığım için..
Hayır..
Ne kadar renkli bir kişilik olduğumu göstermek için :P
Hayır..
Minik Talha'nın annesi Emine sobelemiş beni "dışarı çıkarken mutlaka yanıma aldığım 6 şey" le ilgili.. Yukarıdaki pembiş çanta Yusufcuk öncesi döneme ait ve o zaman bile altıdan çok çok fazlaydı içindekiler.. Şimdiki çantamın boyutuna bakarak varın halimi siz düşünün..
Ufak bir liste yapalım :))
İlk olarak, Yusufcuktan önce de varolanlar..
* Cüzdan ( Ama eskiden, şimdi çantada cüzdan koyacak yer kalmadığı için fermuarlı bir göze koyuyorum para, kredi kartı, nüfus cüzdanı vs. elzem ekipmanı )
* Mutlaka ama mutlaka ayna
* Küçük bir şişe kolonya ve kolonyalı mendil
* Cep telefonu
* Artık markete giderken bile yanımdan ayırmadığım fotoğraf makinemiz
* Birkaç yedek toplu iğne ( en olmadık zamanlarda durumu kurtarmıştır )
* Yedek piller
* Küçük bir not defteri ve kalem ( olur da ilham gelir diye :P )
* Evden çıkarken hep unuttuğum için artık yanımda taşıdığım saatim, alyansım ve künyem
* Yer kalırsa güneş gözlüğüm
* Küçük bir tırnak makası ( Yusufcuk doğduğundan beri daha çok işe yarıyor, dışarda tırnağı kırılırsa biyere takılıp kanamadan kesiyorum hemen )
* Yara bandı
* Yedek toka
* Çoğu zaman çikolata, bazen kraker
Sırada Yusufcuktan sonra çantamıza eklenenler var..
* Damla akıtmayan bir biberon ( Yoksa çanta su içinde kalıyor! Bu arada ben bunu kullanıyorum ve çoook memnunum, tavsiye ederim..)
* Bir adet parmak kuklası
*Bir adet diş kaşıyıcı
* İki bebiş bezi
* Biri uzun kollu, biri kısa kollu iki body, çorap, şapka ve bir şorttan oluşan yedek kıyafet topluluğu
* Birkaç cici bebe ve galeta
* Bol bol kağıt mendil
* Diş jeli
* Ateş ölçer ( ve eğer hastaysa ateş düşürücü şurubumuz, canımız Calpolümüz )
* Ufak bir tülbent ya da penye mendil ( Terlediğinde üstünü değiştiremeyeceksem çok işe yarıyor )
* Bazen pembiş gergedan, bazen kapliş bazen de müzikli anahtarlarımız ama mutlaka ve mutlaka oyuncak..
* Minik plastik bir kaşık ( Hani oluyor ya küçük dondurma kaşıkları, onlardan.. Bir keresinde onunla kazıya kazıya muz yedirmiştim otobüste, çok işe yarıyor )
* Önceden emzik de alıyorduk mutlaka yanımıza ama iki aydır emmiyor küçük bey.. Sahte şeylerle işi olmazmış, onu artık bu plastik parçasıyla kandıramazmışız :))
Eğer tüm gün kalacağım bir yere gidiyorsam ya da yolculuğa falan çıkacaksak bu içeriğe pişik kremi, mama tabağımız ve kaşığımız, alt değiştirirken kullandığım örtü, daha fazla kıyafet, daha fazla bez, Yusufcuğun o günkü kankisi ( bazen bir elma, bazen havuç, bazen de bu sabahki gibi kurutulmuş patlıcan olabiliyor bu ) ve küçük bir havlu da ekleniyor tabii..
Bazen Ozan'ı ve Yusufcuğu da "zip"lenmiş bir şekilde çantama dahil etmeyi düşünüyorum aslında.. Böylece biryere giderken işim daha da kolaylaşacak.. Çantamda birtek onlar eksik çünkü :))
Hımm, ben de taze anne Asyacığımı, canım arkadaşım İremi ve doğum yapmadan önce çanta içeriğini yazan ve bebekten sonra nasıl değişeceğini merak eden Esrayı sobeliyorum.. Siz yanınıza neler alıyorsunuz mutlaka ve mutlaka?
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Pazartesi iş görüşmesi olumlu sona erince ve sözleşme imzalanınca Ozan beni yemeğe götürdü Estergon Kalesi'ne.. ( Tabii Ankara'da bulunan minyatür kaleden bahsediyorum, taa Balkanlara uçmadık ) Buradaki Özbek Çadırı'nda yedik akşam yemeğimizi.. Daha doğrusu ben yedim, Ozan da tok olduğu için mekanın altını üstüne getiren Yusufcuğu oyalamaya çalıştı..

Yemekler tek kelimeyle harikaydı.. Yusufcuğum da yedi pilavdan kaşık kaşık.. İçinde kavrulmuş et, havuç ve baharatlar var.. Et suyuyla pişirilmiş ama sanki tereyağı kokusu da aldım..
Mantının hamuru bizimkine benzese de şekil olarak da içerik olarak da farklıydı.. Kıymayla kuşbaşı arası büyüklükte eti ve soğanı birkaç baharatla kavurmuşlar iç harç olarak.. Sonra da -abartmıyorum- elim kadar hamurun içine koyup üstünü kumaş gibi bükmüşler.. Ayrıca bu mantı suda haşlanmıyormuş, buharda pişiriyorlarmış.. ( Görüldüğü gibi araştırmacı kişilik olarak tüm ayrıntıları öğrendim sizin için :P )
Ayrana ise diyecek kelime bulamıyorum.. Mis gibi nane kokuyor içerken.. Birtek bunun nasıl yapıldığını öğrenemedim.. Dün evde kendimce denedim ama ne rengi ne de kokusu tutmadı :(( Bir dahaki gidişte ilk işim ayranın da sırrını çözmek olacak.. Ramazanda iyi gider şöyle buz gibi, naneli naneli..
Yusufcuğun keyfine dikkatinizi çekerim :))

Salı günüyse babamızın "pikniği geldi" yine :)) İş çıkışı aldık tavuklu pilavımızı, cin biberi turşumuzu -harika ikili- düştük altına oturabileceğimiz bir ağaç bulma sevdasına.. Ağaç bulamasak da bir yangın yolu bulup serdik abaları, bir güzel doyurduk karnımızı.. Yusufcuk o gün yarım kase tavuklu pilav yedi ki bu bir rekordur kendi bebeklik tarihinde :))
20 Ağustos 2007 Pazartesi
*Uykusuz geceler, sabah namazından sonra öğlene kadar uyunan tatlı uykular
Bunlar dünkü piknikte babasıyla gezerken topladıkları böğürtlenler.. Küçük efendi işaret ederek yemek istediğini belirtti ama baktı ki annesinden fayda yok, almış eline makineyi fotoğraf çekme derdinde, kendi işini kendi gördü meleğim.. Bir güzel yedi böğürtlenlerini..
Bunlar da günün sonunda, kirli ama mutlu ayaklar :))
"Mee"şıl "mee"şıl uyuyun kuzucuklarım, tamam mı :))
28 Temmuz 2007 Cumartesi
- Yusufcuk artık yatak veya koltuklardan kendi başına inebiliyor... Önce yüzüstü dönüyor, sonra geri geri emekleyip kenara kadar gidiyor, sonra da temkinli temkinli kayıyor aşağı.. Ayrıca artık tutunduğu yerden ellerini çekip 5-6 saniye ayakta durabiliyor.. Çok da mutlu oluyor tek başına ayakta durunca, heyecanlanıp ellerini çırpıyor bebeğim..
- Benim minşim aslında televizyon seyretmeyi hiç sevmeyen bir bebek - Allah'a şükür - Tamam itiraf ediyorum, ona yemek yedirebilmek için "reklam izletme" taktiğini bile denedim ama televizyon ilgisini çekmediği için işe yaramadı :)) Yanlız bugünlerde "Bip bip bip bip bip biiiiiip, bi biskrem versemmmmmm" reklamını ne zaman duysa hemen emekleyip televizyona koşuyor.. Eskaza önüne birimiz geçersek ya sağa ya sola yatıp televizyonu görmeye çalışıyor :)) Yusufcuk ne iş? Yemek yemeye başlar mısın bi biskrem versem? Sahi bak, bir de bunu deneyelim..
- Yusufcuk yeni bir oyun buldu kendine.. "Mama sandalyesinin tepsisine oynaması için koyduğumuz oyuncakları yere atıp almamızı beklemece, almazsak ağlamaca, alırsak yeniden ve yeniden atmaca.." Eğile kalka bir hal oldum yaa.. Bir de eğilip attığı oyuncağın nereye gittiğine bakması yok mu şirin şirin, ısıra ısıra bitireceğim heryerini en sonunda..
-Gelelim babamızın Yusufcuğa aldığı harika bez kitaplara.. Yıkanabilen, yumuşacık bu kitaplar geçen hafta geldiler aslında ama ben ancak fırsat bulup fotoğraflarını çekebildim.. Daha önce de aynı yayınevinin bazı kitaplarını tanıtmıştım aslında bir yazımda.. Kitaplarımız yine Kaydırak yayınlarından ve yemin ederim ben yine reklam ücreti falan almadım :))
Arımız üstten bakınca sıradan bir oyuncağa benzese de arkasını çevirince kitabımızın yaprakları bir bir açılıyor.. Kulakları tırtıklı, Yusufcuk dokunmayı çok seviyor. Ayrıca arının içinde küçük bir çıngırak da var, sallayınca ses çıkarması bebişlerin ilgisini çekiyor..

İkinci kitabımız bir telefon..
Üçüncü kitabımız "Küçük Ayşe"
Kitabın kapağına bakınca Ayşeyi göremiyoruz ama zili çalınca Ayşe turuncu kapının arkasında gizlendiği yerden çıkıyor ve bize evini tanıtıyor :))

Bu kitabın özelliği Küçük Ayşe'nin kitap ayracı gibi kitaba eklenmesi ve her sayfada Ayşe'nin içine koyulabileceği bir cep olması.. Örneğin yatak odasında yatağının içine, sayfayı çevirip banyoya geçince de oradan çıkarıp küvete koyabiliyoruz Küçük Ayşe'yi :))

Hem elime geçirip kukla gibi konuşturuyorum hem de sayfalarındaki resimleri gösteriyorum Yusufcuğa..
Yastık şeklinde tasarlanmış bu kitabın sayfalarını açınca uyuyan tavuklar, tavşanlar, pandalar ve uyumadan önce dua eden bir çocuk çıkıyor karşımıza..

Yusufcuğa bu kitabı okuyacağım günleri iple çekiyorummmm :))
- Aaa unutmadan.. Daha önceki kitaplarımız demiştim ya hani, işte onlardan biri olan "Vak Vak Ailesi"nin iki numaralı yavru ördeği kayboldu !! Buradan ona seslenmek istiyorum..
Sevgili iki numaralı yavru..
Ama lütfen geri dön..

( Tamam söz veriyorum, en kısa zamanda bir psikoloğa görüneceğim..)
15 Temmuz 2007 Pazar
Bunlar bebişim için aldığım yumuşak oyuncaklar.. Aslında daha çok çeşidi vardı ama bizim küçük seçici, kendisine uzattığım birçok seçenek arasından yanlızca bunları beğendi ve alıp hemencecik kemirmeye başladı :)) Diğerlerine bakmadı bile.. İşim var benim bu minişle galiba.. Yakında bizi de beğenmez bu küçük bey :))
Yemek yedirme seanslarımız hala çok acı verici geçiyor. Hele dişi patladığından beri jel sürmek için bile ağzını açamıyoruz tatlımın.. Arada gazoz içmek ya da zararı faydasından fazla olan birşeyi ( mesela çokokrem ya da hazır pasta ) yemek için kucağıma atlıyor ama onlar sayılmaz.. Hala yemek yemiyor benim minişim..
Kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlatamam.. Anne olarak çok yetersizim galiba.. Yusufcum fındık kadar kaldı.. Emzirsem de vitamin kullansak da durum değişmiyor.. Sağlığı yerinde çok şükür ama insanlar kaç aylık diye sorduğunda aldıkları cevaba şaşırıp bir daha dikkatlice bakıp "hımm" diye burun kıvırdıklarında çok moralim bozuluyor..
Neyse..
Ben aldıklarımdan bahsediyordum değil mi..
Bu kadar oyuncak ve kuklayı derleyip toplamak için de bu kutular birebir..
Adı bu olmayabilir ama ben böyle tarif edebildim :)) Bebişin yatağına takılabilir olması çok hoşuma gitti.. Hem yer kaplamıyor hem de bez, pamuk, krem vs. ne varsa ortadan kaldırıyor..
Ama bunu taktığımdan beri Yusufcuğu yatağına bırakamıyorum. İstisnasız her seferinde devirdi çünkü ne var ne yoksa .. O da birşey değil, bu kutulara tutunup kalkmaya çalışıyor ama kancalar kaydığı için düşüp duruyor.. Kafasını tahtalara vuracak diye korkuyorum..
Sadece Yusufcuk için değil, evimiz için de bazı şeyler aldım tabii..
Örneğin bu küçük, şeker gibi vazoları ya da renk renk bıçakları..
( Domates, biber ve kurusoğana yardımlarından dolayı teşekkür ediyoruz )
İçinde ne doğrarsanız doğrayın ikiye katlayıp hiçbiryere dökmeden tencereye ya da kaseye boşaltabiliyorsunuz.. Çok işlevsel gerçekten.. Ben gıcık olurum da doğradığım domatesleri tencereye veya tavaya boşaltırken suyunun kenarlara akmasına :)) O yüzden bana çok hitap etti bu ürün..
Aldığım üç küçük tencere ve tavanın fotoğrafını da koymayayım artık.. Onlarla oğluma minik minik yemekler yapacağım inşaallah..
Bir de yese miniciğim, bir de yese..




