Çalışmaya çaılşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çalışmaya çaılşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2007 Cumartesi

Bunaldımm..


Yoruldummm..


Patlamak üzereyimmm....


Şu kitap bittiği an üzerimden bir dağ kalkacak sanki..

Yoğunluk, yazacak zaman bırakmasa da güzel günler yaşıyoruz çok şükür.. Yusufcuk hem büyüyor hem de gittikçe daha da hareketleniyor.. Ben her defasında daha fazlası nasıl olabilir diye düşünüyorum ama oluyor..

Artık sadece kulaklarını değil -kırparak- gözlerini, -çekerek- burnunu, -kocaman açarak- ağzını ve -kafasına vurarak- aklını (:P) gösteriyor benim oğlum :)) Bestesi ve güftesi kendisine ait şarkılar mırıldanıyor, aktğında kendi burnunu kendi siliyor, "çak bi beşlik" oynamayı biliyor.. Yürümüyor.. Dur duraksız koşuyor.. Koştukça düşüyor.. Düşünce hemen acıyan yerini göstere göstere bana geliyor ağlamaklı.. "Anne öpmüş geçmiiişş.." yapıyoruz, kanıyor :))

Bense çoğu zaman masanın başında, orada değilsem de yünlerimin arasında kaçamaktayım..
Son stres mamülüm aşağıdaki saat.. Konu mankenimiz yine renksiz İKEA saat :)) Çevresini lastik ördüm ( bir düz bir ters ) ve birkaç çiçekle de süsledim.. Oturma odam daha güzel artık.. Sırada yatakodası için başladığım kırmızılıyı bitirmek var :)) Bir de tabii bolero.. Örüp aşama aşama fotoğraflayacağım inşaallah.. Çok güzel ve çok ilginç çünkü.. Ama ne zaman? Allah bilir..



( Özlemcim, bir sonraki yazım soben için olacak inşaallah, şimdi yetiştiremedim.. )

4 Aralık 2007 Salı

Tamam Sümüklücüm kızma.. Geldim işte :))

90 sayfa tamamdır.. Kaldı 30 sayfa.. Onu da bayrama kadar yetiştiririm Allah'ın izniyle..

Bu arada.. Kitapla ilgili soru soran arkadaşlar vardı.. Kamuoyu açıklamamızı yapalım hemen :P

Yazdığım kitap benim kişisel bir kitabım değil.. Dört yazardan oluşan bir ekip kitabı. İlköğretim 4. sınıf için derslere yardımcı, etkinlik ve testler içeren bir kitap. Ben sadece Türkçe bölümünü yazıyorum. Anlayacağınız, öğrencilerin etütlerde test çözerken hayır dua ede ede andıkları (!) yazarlardan biriyim :))


....................


Sonraya kalırsa yazmayı unutabilirim.. Önce birkaç haber ve kutlama..

Canım Erik'im mucizesine kavuştu çok şükür.. Şimdi sırada kaç bebiş olduğunu öğrenmek var :)) Rabbim hayırla ve sağlıkla kucağına alıp öpe koklaya büyütmeni nasip etsin Tubacım..

1 Aralık'ta tombiş Berk'imiz, bugünde fındık Zeynep Erva'mız doom günü şekeri oldular :)) Her ikisine de hayırlı uzun ömürler diliyorum.. Anneciklerine de sevgiler yolluyorum, muk mukk..

......................



Aşağıdaki fotoğraflar bir iki gün önceki alışveriş maceramızdan.. Ben ve zavallı "poz" çabalarım.. Anlaşılan uzun bir süre Yusufcukla doğru düzgün bir anne-oğul fotoğrafımız olmayacak.. Asla ama asla kucakta durmuyor çünkü artık.. Adımını basmadığı bir milimetrekare alan kalsın istemiyor.. Kucağımıza alır almaz basıyor çığlığı, atıyor kendini yerlere.. Puset de tamamen çıktı zaten hayatımızdan..



Bu arada, alışveriş merkezinin yılbaşı süsleri de zor kurtuldu Yusufcuğun elinden..
Yüksek gayretimden ötürü beni tebrik etmeleri lazım :P
İki saniyede tüm emeklerinin boşa gitmesi işten bile değildi..




......................


Kayınvalidem geldiğinden beri en çok yaptığımız şeylerden birisi "katmer" ve "bükme" partisi düzenlemek :)) Genellikle aile arasında oluyor ama iki kere misafir de ağırladık.. Biraz daha kalacak olsa eminim sayı artardı..


Şimdi sırada, hamurişi ustası babaannesinin küçük çırağı Yusufcuktan hamur açma dersleri var..

İyi hamur açmanın sırrı nedir?

İşte ayrıntılar..

Önce oklava, alttaki yaşını almış iki, üstteki yeni çıkmış üç dişle şöööyle sağlamca ısırılıp kontrol edilir.. Mazallah sağlam falan olmaz, hamur yarım kalır sonra..


Diş testini geçen oklava hazırlanan bezelere batırılır ve bezeler sündürülür..
Burada amaç oklavanın hamuru esnetip esnetemeyeceğini kontrol etmektir..


Bu test de bitince sıra hamur açılacak sofranın boş bir köşesinde
oklavanın iyi dönüp dönmediğini kontrol etmeye gelir..

"Tek tek açmak kolay, bakalım üç bezeyi bir arada açabiliyor mu?"
diye de denendikten sonra..


Sıra artık yapışmasın diye üzerine un serpilen hamuru açmaya gelir..

Küçük beze büyür, büyüüüür...


Babaannenin de yardımıyla harika bir katmer hamuru olur :))

Afiyet olsun :))
Siz bakmayın, katmerin lezzeti undadır, haşhaşın cinsindedir diyenlere..
Ben size püf noktaları verdim işte.. Bu testleri yapın, güzel olmazsa görüşelim..


....................


Unutmadan şunu da ekleyelim..

Yusufcuk yiyor demiştim ya.. Siz ona da inanmayın..
Kuru ekmeğe talim yine günlerdir :((

27 Kasım 2007 Salı



Aaa.. Yusufcuk kreşe mi başlamış yoksa ?

Acaba ?

Acaba ?


Yok yok..

Başlamamış..

Haftasonu ufak bir kreş gezisi yaptık ailece :)) Yusufcuk için değil ama benim için.. Buradaki bir kreşin müdürü acil olarak ingilizce öğretmenine ihtiyaçları olduğundan bahsetmiş Ozan'a.. O da bana anlattı eve gelince meseleyi.. Benim okuduğum okul ve bölüm itibariyle hem Türkçe hem de İngilizce öğretmenliği yapma imkanım var. "Haftada birkaç gün, birkaç saat derslere girersin, Yusuf da o sırada kreşteki çocuklarla oynar, değişiklik olur, enerjisini atar.." deyince öğretmenlik yapmaya hiç niyetim olmasa da görüşmeyi kabul ettim.. Neyse gittik.. Bir süre müdürün gelmesini bekledik ve bu süreyi de yukarıda görüldüğü üzere kreşin her türlü alet edevatını mıncık mıncık oynamak suretiyle değerlendirdik :)) Öyle ki müdür geldiğinde Yusufcuğu spor salonundan zor çıkardım yukarıya bağırış çağırış.. Yukarı çıkınca da adamcağızın kalemlerini hacamat etti zaten!!

Biz görüşmeye başlayınca şartların hiç de Ozan'ın anladığı ( ya da uydurduğu diyelim :P ) gibi olmadığı ortaya çıktı :)) Haftanın altı günü 8-17 çalışacak ve iki gün de 19:00'a kadar nöbetçi kalacak bir öğretmen arıyorlarmış.. Ayrıca kreşin 3 yaş altı bölümü de yok.. Hal böyle olunca başvuru formunu bile doldurmama gerek kalmadı.. Ufak bir macera yaşamış olduk :))

Ama Yusufcuğun kreşteki mutluluğunu ve kocaman bir çocukmuş gibi oyuncaklarla oynayışını görünce kafamdaki "kreş için beş yaş sınırı" üçe kadar düştü diyebilirim :)) Benim sosyal bebişim, o oyuncakların yanında bir de küçük arkadaşlar olsa ne kadar mutlu olacaktı kimbilir?


...................


Siz bizi özlerken biz başka neler yapıyoruz peki ?

Ben malumunuz bu haldeyim :))



Kitabımı yarıladım binlerce şükür.. Babaannemiz bir hafta daha kalacak galiba.. O arada ne yapsam kâr.. O gidince de kalan kısmı gece falan yazarım artık yavaş yavaş.. Bu kadarını bile ummuyordum gerçekten.. Çok rahatladım.. Sağolsun babaannesi çok güzel oynuyor Yusufcukla.. Sadece emmeden emmeye bana geliyor diyebilirim :)) Ama zaten bu çok sık olduğu için pek ayrı kalmıyoruz :P Bu aralar yine yemiyor Yusufcuk ama benim de aynı anda dört dişim çıksaydı yemek yemez ve Yusufcuk gibi dişlerimi ellemek isteyenlere ağzımı açmazdım!! Gece de - dün gece olduğu gibi - her yarım saatte bir uyanır, ağlar, emer, tam dalar gibi olunca bir daha uyanır ağlardım.. Annem de en sonunda yatmayı falan boşverir, yatağın içinde oturur, beni emzirir vaziyette kucağında uyutur, uyanınca da hemen emzirir, öyle sabahlardı..

Ama eğlenceli şeyler de yapıyoruz tabii.. Mesela geçen hafta küçük abimiz Ahmet Aydın'ın doom günüsüne gittik.. Yusufcuk onu bir an yanlız bırakmadı sağolsun :)) Hem oyuncaklarını paylaştı hem de mum üfleyişini..



Sonra, sonra... Uzun yürüyüşler yaptık babaannemiz ilk geldiğinde ve Yusufcuk bir seferinde mucize eseri arabada uyudu kaldı yine.. Eve gelince yatağına yatırmaya bile kıyamadık uyanır diye.. Girişteki halıyı kıvırıp orada uyuttuk bebişimi..
Soğuk hava vurdu galiba, uzun uzun uyudu o halde..




Parkta oynamayı ve poz vermeyi de ihmal etmedik tabii..



..............

Baba baba heeeyyyyy..
Baba baba heeeğğğğyyyyy..

( Yusufcuğun yeni şarkısı )


Bunlar da yeni kelimeleri:

Addayh: Allah
Daydı: Tatlı
Babaci: Babacım ( ya da biz öyle sanıyoruz )
Bıdi bıdi: Ne olduğunu çözemedik..
Adtaa: Atta
Şu: Su ( Sadece birkaç kere söyledi ama biliyor artık suyun su olduğunu )
..ve en önemlisi..
Hanni, enni, annğii, ağğnnn: Anne :))

Tatlış tatlış konuşurken o serçe ağzını yiyesim geliyor..

...................

Yusufcuk artık kesinlikle ama kesinlikle pusette oturmuyor.. Son iki yürüyüşümüz resmen işkenceye dönüştü.. Yanımda kayınvalidem olmasaydı kaldırıma oturur hümgür hüngür ağlardım kesinlikle.. Etini koparıyorlarmış gibi bağırıyor oturur oturmaz ve iki seferdir eve o babaannesinin kucağında - daha doğrusu kendini yere ata ata ulaştığı asfalt sefasını yapa yapa - ben de boş bebek arabasını ittirir vaziyette geliyoruz.. Satılık puset var haberiniz olsun :P


Oğlumun büyüdüğünü ve bebek arabalarının bebekler için olduğunu kabul etsem iyi olacak galiba :)) O artık yürümek istiyor hem de kesinlikle eli tutulmadan.. Ayrıca çok da sorumluluk sahibi.. Kendi çantasını kendi taşıyor - daha doğrusu sürüklüyor :))

...................

Yusufcuğun evde erişemediği yer kalmamış durumda.. En güvenli yer orası olduğu için birçok şeyi şifonyerin üstüne koymuştum ama orası da gitti elden.. Sabah kayınvalidem seslendi.. Giitim baktım, bizimki en alt çekmeceyi çekmiş, üstüne çıkmış, oradan şifonyerin üstünü karıştıryor.. Artık yatak odamızın kapısı da mutfak gibi 7/24 kapalı duracak anlaşılan..

..................

Yusufcuk maşaallah her dediğimizi istisnasız anlıyor artık.. Ama bir derdi var.. Konuşamadığı için kendi derdini anlatamıyor.. Bu da onu bazen çok agresif yapıyor.. Biz istediği şeyi anlayıp da eline verene kadar "ıyhh" diye diye göstermekten bir hal oluyor.. Anlayamaz da gecikirsek öyle hırçınlaşıyor ki anlatamam.. Konuşmayı bir an önce öğrense çok iyi olacak :))

....................

Bloga yazmayı da sizleri okumayı da çok özlemişim.. Kısa kısa ama daha sık yazsam iyi olacak galiba.. Gerçi iki gecedir tam ben yazacağım elektrik kesiliyor, mum eşliğinde Yusufcuğu oynatıyoruz oraya buraya kaçmasın diye karanlıkta.. Ama inşaallah daha sık yazacağım artık..

14 Kasım 2007 Çarşamba

Bugünkü yazımız sürprizlerle doluuu!!!!

İlk sürprizimiz biraz minik..
Ucundan patlak vermiş üçüncü bir diş :))
Arkadaşı da ha patladı ha patlayacak gibi duruyor..
İki gecedir 1.. 3.. 7.. 12.. 15'ten sonrasını saymıyorum artık uyanmaların.. Ama öyle böyle değil, taa yatakodasında uyuyan ve normal şartlarda bizi duymayan babamızı bile uyandırıp getirecek kadar acı acı ağlıyor Yusufcuk :(( "Geçecek bebeğim geçecek.."diyorum her sarıldığımda..

Yanlız acayip bir durum var..
Alttaki iki dişimizin üstündeki yani yukarıdaki orta iki diş yerine onların yanındaki iki tane çıkıyor!! Bu normal mi? Yoksa Yusufcuk küçük bir vampir miiiii!!!!


.....................


İkinci sürpriz için önce "Maşaallah" deyin bakayım..

Hıh, tamam.. Bu kadar "Maşaalah"tan sonra gönül rahatlığıyla yazabilirim..


Yusufcuk yemek yemeye başladııııııı :))
Her öğünde olmasa da eskiye göre çok iyi yiyor minnak.. Hatta geçen gün kereviz bile yiyerek beni hayretten hayrete sürükledi.. Narı da sevdi maşaallah.. Mandalinayı ise dolabın kapağını her açtığımda işaret ederek gösterip istiyor resmen.. Yüzünü buruştura buruştura limon kemirmesi ayrı bir alem zaten.. Damak tadı kesinlikle bana çekmiş :)) Acı acı çorbaları bile hup hup yutuyor.. Daha doğrusu öyleyse yutuyor, tatsız tuzsuzsa yüzüne bakmıyor!! Daha şimdiden yemek seçiyor resmen.. Bu konuda babası kadar kolay bir insan olmayacak galiba..


....................


Üçüncü sürpriz çoooook tatlı..
Bunun için de bir "maşaallah" istiyorum..

Yusufcuk bizi öpmeyi öğrendi..

Tamam, "puykk" sesi çıkmıyor ama dudaklarını kapatmazsa çıkmaz tabii :)) Ağzını küçük bir "o" yapıp yanağımıza yapıştırıyor "Hadi öp bebeğim.." dediğimizde :))

......................


Bu madde bir sürpriz değil bir durum aktarması :))

Yusufcuk leğenden bozma TV koltuğunda televizyon izliyor :))


.....................


Son üç günüm perişan geçti!! Gece uyuyamadığım gibi gündüz de uyuyamadım hiç ve doğal olarak hiç çalışamadım.. Kitap yetiştirme meselesinin üzerine bir de dört diş sürpriz yapınca başka çaremiz kalmadı ve babaannemizi çağırdık yardıma.. Çünkü babamızın sınavları var ve yüksek gerilim hattı gibi geziyor evin içinde.. Ondan yardım beklemek bir yana, hem onun çalıştığı odanın hem de salonun kapısını kapatmak suretiyle "mızırdama izolasyonu" sağlayarak biz ona yardım ediyoruz :)) Annesi işyerinden izin almış sağolsun, bu haftasonu gelecek inşaallah.. O Yusufcuğu oyalarken ben de bir hafta on gün içinde işi toparlarım diye düşünüyorum.. ( Ama yanlış anlaşılmasın, sadece düşünüyorum, hiçbir iddiam yok!! )


9 Kasım 2007 Cuma


Az önce "Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim.." şekinde başlayan Türk sanat müziği eserimizi son perdede cırtlak sesimle icra etmek suretiyle Yusufcuğu uyuttum ve "Uyku mu blog mu, uyku mu blog mu?" savaşını blog kazandı :)) Şöyle uzun uzun yazamadım ya olanları kaç gündür, içimde kaldı..

Hayatımın yeni ritmine alışmaya çalışıyorum.. Kendimce bir düzen kurdum, onu uygulamaya başladım bu hafta.. Biraz zorluyor ama olsun, kitap bitene kadar dayanmam lazım mecburen..

Gündüz normal (!) yaşıyor, gece tam bir iş kadınına dönüşüyorum :)) 12 civarı Yusufcuğu uyuttuktan sonra geçiyorum masamın başına, Allah ne verdiyse artık.. Rekorum saat ikiye kadar çalışmaktı, onu üçe uzatmayı planlıyorum.. Gündüz Yusufcuk uyudukça ben de uyumaya çalışıyorum ama şimdiye kadar çok nadir oldu bu..

Geçen hafta annesi depresyonun dibine vurmuş bir haldeyken, Yusufcuğun uslu uslu oturup bu karmaşanın geçmesini beklediğini zannetmiyorsunuz değil mi?

Zannetmeyin zaten :))

Yanlız yazacaklarım şikayet değil "arz-ı hal"dir, yanlış anlaşılmasın..


Afa"canım", tam performans bebekliğe devam ediyor maşaallah..
Uyan, hemen yataktan atla, anneyle oyna, em, yine oyna, biraz ağla, bu arada oradan buradan düş, yine em, mutfak çekmecelerini karıştır, bezini bağlatmamak için diren, yememek için diren, uyumamak için diren ama sonunda kısa bir öğle uykusuna yenik düş, uyan, hemen aktivasyona başla, biraz - ama biraz- birşeyler atıştır, anne hava kararmadan dışarı çıkabilelim diye çırpınsın, "Pusetimde oturmucammm.." eylemi yap, çubuk kraker kemire kemire eve gel, em, yeni keşfettiğimiz programı seyret, "Ocakla değil benimle ilgilen.." eylemi yap, kapı çalar çalmaz "Bağbaaa" diye kapıya koş, babayı da yarım saatte harca, kendinden geçir, akşam yemeği karmaşası, biraz oyun biraz ağlama, bolca naz, uykuya direniş, meyve, ıvır zıvır, oyun oyun oyun.... veeee... sonunda yenik düşülen uyku..


Yusufcuğun genel bir günü :))

Tabii bu arada sürekli yeni şeyler öğrenerek ve uygulayarak beni mest etmeye devam ediyor..

Mesela, "Hımm.." yapıyor artık bize, o küçük tam ısırmalık parmağını bir aşağı bir yukarı sallayarak.. Ben ona kızacağıma o bana kızıyor :)) "Yaramazlık, kızmak, fena, cık cık.." gibi kelimelerle eşleştirmiş galiba o hareketi, ne zaman bunlardan birisini söylesek hemen başlıyor "Hımmm.." yapmaya..


Bir de evin içinde küçük direksiyonunu çevire çevire "İyyynn ğğiiinn neee.." diye araba kullanmıyor mu, tam görülmeye değer :)) Arada kornaya basmayı da ihmal etmiyor tabii..


Yeni bir oyun arkadaşı da var.. Gerçi bu zavallı küçük sandalye "arkadaş"tan çok "kurban" tanımını tercih ederdi herhalde.. Eviriyor, çeviriyor, üstüne çıkıyor, yere vuruyor.. Eee, Ozan'a diyorum bu çocuğa bir "activity center" alalım diye ama dinlemiyor beni.. Yusufcuk da kendine activity centerlar oluşturuyor.. Belki de böylesi daha iyidir di mi, hazırındansa kendisinin oluşturması :))




Yusufcuk, bizi taklit etmeyi o kadar geliştirdi ki, yaparken farkına varmadığım pekçok şeyi o yaptıkça farkediyorum.. Mesela salona girince önce hemen koşup kumandayı alıyor ve basıp televizyonu açıyor.. Bunu alışkanlık haline getirdiğimi, Yusufcuk taklit etmeye başlayınca farkettim.. Şimdi değiştirmeye çalıştırıyorum.. Artık daha seçici olmam lazım..

Bu arada televizyon demişken, az önce Yusufcuğun bir gününü anlatırken yazdığım, yeni keşfettiğimiz programdan bahsedeyim.. TRT'de akşamüstü saat 17:30 18:00 civarı bir program var "Gece Bahçesi" diye.. Bir türlü başından sonuna kadar seyredemediğimiz için tam başlama saatini bilmiyorum.. Yusufcuk ona bayılıyor.. Çok şirin karakterler var, onlarla birlikte zıplıyor, müzik çalınca oynuyor.. Hatta bir karakter var, "Maka Paka" galiba adı, beyaz tombik birşey, orayı burayı temizleyip duruyor.. Ben bile bayılıyorum onu izlemeye :P

Sabahları da "Elma Kurdu Nam Nam"ı seyrediyoruz oğluşumla, orada da pembiş hipopotama bayılıyor :)) Annemin neden bizimle oturup saatlerce çizgi film izlediğini daha iyi anlıyorum şimdi.. Başka çaresi yokmuş ki..

Neyse ne diyorduk, ha modelleme.. Bu da son örneği:


Dün akşam kaşla göz arasında kafasını koltuğun arkasına vuran Yusufcuğun alnına buz koydum şişmesin diye.. Ağladı tabii.. Ben de koymamı istemiyor diye ağladı zannettim.. Meğer kendi yapmak istiyormuş!! Verdik eline.. Artık yaralarını kendi sarıyor oğluşum :))


Başka, başka.. Neler vardı?

Buldum.. Her kapı çalışında "Bağbaaa.." diye koşması mesela.. Özellikle de Ozan'ın geleceği saatlerde daha heyecanlı oluyor bu koşmalar.. Kapı açılıp da baba yoğun sevgi merasimiyle karşılandıktan sonra sıra marifetleri sergilemeye geliyor.. O gün öğrendiği yeni birşey varsa onu yapıyoruz hemen oğlumla.. Örneğin dün, peçeteyi koparıp koparıp yalancıktan burun silmeyi gösterdik.. Ondan önce de bazanın kenarındaki küçük çıkıntıya basıp yatağa çıkmayı.. İki seferdir de fırında yemek yapıyorum, babasını karşılar karşılamaz elinden mutfağa çekip fırını işaret ediyor ve parmağına üflüyor :)) Fırında sıcak birşeyler varmış yani..

Fırın demişken size bir de yemek tarifi verelim son olarak.. Haftasonu da yeni sobelerimizle karşınızda olacağız efendim :))

Yemeğimizin adı, fırında oyuncak yahni :))


Malzemeler:

Bir adet kovboy ve atı.. Kovboyun, kafasına vurdukça çalıştığı keşfedilmiş ve vurula vurula kendinden geçmiş olanını tercih edin lütfen..

Bir adet bozuk hoparlör.. Bunun daha önce bahsi geçmişti, fişinden tutulup evde köpek niyetine gezdirilenlerden olacak..

Bilimum plastik mutfak alet edevatı..

Parçalanmış bir arabanın teker kısmı (Süsleme bununla yapılacak:) )

Altta kaldığı için görünmese de çizik bir CD..


Tüm bu malzemeler "çürüğe ayrılmış" bir fırın tepsisine doldurulur (Allahtan üç tane vardı benim, birini zayii ettik) ve Yusufcuk karşıdan parmağını üfleye üfleye seyrederken pişirilir :))

Afiyet olsun..

6 Kasım 2007 Salı

Sanırım normale dönmeye başaldım :P

Yanlız çok kişisel ve sıkıcı olabilir bu yazı, baştan uyarayım..


Geçen hafta bana ne oldu bilmiyorum.. Sadece sebepleriyle ilgili birkaç tahminim var:

* Doğumdan beri sürekli bastırdığım depresif yönümü bu kez bastıramamam ( ve hala bu dönemi atlatamamış olduğumu görüp daha da üzülmem.. Geçen hafta "mutlu"culuk oynamayı beceremedim..)

* Yanlızlık ( Özellikle de yardıma ihtiyacın olduğu bir dönemde en yakınların tarafından bile reddedilme.. Tamam biliyorum, dünyanın merkezi ben değilim, herkesin kendi meşguliyetleri, bahaneleri var ama bu benim problemimi çözmüyor, bilsem de üzülüyorum.. )

* Ozan'ın çok yoğun olması ( Yazın erkenden eve gelmesine ve Yusufcuğu oyalamasına alıştığım babişin önce okulunun, şimdi de sınavlarının başlaması ve sabah sekizde çıkıp akşam taa on civarı gelmesi.. O saate kadar tüm enerjimin bitmesi ve ondan yardım beklemek bir yana, benim ona moral vermeye çalışmam.. )

* Yusufcuğun zaten çok uzun (!) olan gündüz uykularını ısrarla bire indirmeye çalışması ( Uykusuzluktan sarhoş gibi olana kadar kendini zorlaması ama uyumaması, sonra da acısını benden çıkartması!!! )

* Ve tabii iş.. ( Aldığıma alacağıma bin pişman olduğum kitap projesi.. Bunu bitirmeyi becerebilirsem şayet, çooooooook uzun bir süre çalışmayı düşünmüyorum.. Stres yoğunlaştıkça sinirim Yusufcuktan çıkıyor çünkü.. Tahammülüm bittiğinde bağırmak zorunda kalıyorum ve beni en çok üzen şey bu zaten.. Kendimi canavar gibi hissediyor, o ağladıkça ben de ağlıyorum.. )

Birkaç küçük ayrıntı daha var ama onları da yazmayayım artık.. Aslında farkındayım, ortada problem olarak adlandırılacak bir durum yok.. Birçok insan büyük hastalıklarla, dermansız dertlerle cedelleşiyor.. Benim sıkıntılarım onların yanında bir hiç.. Ama sanırım benim yapımla ilgili birşey bu.. Fazla duygusal, fazla kırılgan ve bu aralar fazla karamsar oldum galiba..

Yıllardır bildiğim ama bu sabah bir televizyon programında tevafuken tekrar duyduğum birşey var.. Bir sıkıntı ya da yükümlülüğün devamlı olduğunu düşünmek, onun zihnimizde büyümesine ve ona karşı koyabileceğimiz gücü tüketmemize yol açıyor.. Örneğin Yusufcuğun en azından bir sene daha ( emzirmeyi kesene kadar ) gece kesintisiz uyumayacak olduğunu düşünmek içime fenalıklar getiriyor ama bu bana bir fayda sağlamıyor.. Aksine tahammülümün tükenmesine, buna hiç dayanamazmışım gibi düşünmeme yol açıyor.. Belki bunu zihnimden atsam ve sabrımı sadece o ana harcayıp ilerisini düşünmesem daha rahat olacağım.. Bu, çözüm adına uygulamaya koyduğum ilk tespit..

İkincisi ise, daima ama daima zihni birşeylerle meşgul etmek.. Başka birşeye daldığında kendi içini unutuyor insan.. İki gündür arada derede birşeyler okumaya, evle ilgili birkaç işi halletmeye çalışıyorum.. İyi geldiğini farkettim.. Yusufcuk fırsat vermiyor diye kitap okumayı hep erteliyordum ama peşinde koşarken tek elle, yarım yamalak bile olsa birşeyler okumaya karar verdim..

Ve tabii yoğun dozda "şükür" ilacı almaya başladım.. Nelere sahip olduğumu tekrar tekrar listeledim ve Rabbime defalarca hamdettim.. Özellikle de Yusufcuk için.. "Herkesin şükür vesilesi yaptığı şeyi ben nasıl olur da şikayet vesilesi yaparım.." diye hayıflandım.. Bundan sonra şikayet mikayet yok.. Oysa neler neler vardı anlatacağım.. Yeni kararıma şükretsin Yusufcuk :P

Sıkıldınız değil mi? Haklısınız.. Bu kadar yeter..
Sizleri de terapi amaçlı bu yazıya ortak ettiğim için üzgünüm ama baştan uyarmıştım :))

Yazmak istediğim son şey, aşağıdaki yazıya yaptığınız yorumlarla ilgili.. Beni seven, düşünen ve en önemlisi de benim için dua eden dostlarımın olduğunu bilmek, kendimi iyi hissetmemi sağlayan şeylerin en başında geliyor.. Allah hepinizden razı olsun.. Canım Fethiye'min, Sonnur'umun ve İremciğimin sesini duymasaydım, Arzu'nun güzel mailini okumasaydım, her yorumda içim ferahlamasaydı bu kadar iyi hissetmeyecektim sanırım kendimi..

Sizleri çok seviyorum..

26 Ekim 2007 Cuma

Tam üç gündür birşeyler yazabilmek için oturuyorum bilgisayar başına ama ne mümkün.. Yusuf paşa asla izin vermiyor.. Bir de benim "çalışmaya çalışmam", ev ve el işlerine dalmam sebebiyle ya birkaç kişiyi okuyup çıkıyorum ya da yorumlara onay verip kapatıyorum sadece :(( Şimdi uyuyor küçük bey, hemen gelişmeleri aktaralım bari :))

Geçen hafta dolu dolu geçti.. Yusufcuk Allah'a şükür kabakulağı atlattı ama zirve noktasında bir huysuzluk hakim kendisinde.. Üst dişlere baktım, kabarıklık falan yok.. Sebebi nedir anlayamadım..

Eksik olmayan bomba haberlerimizden biri daha.. Haftasonu Yusufcuk kayboldu!


"Nasıl yaniii ?..."

Şöyle ki, öğlen yemeğinden sonra babası ellerini yıkamak için banyoya gitti.. Ben Yusufcuğu onun peşinden giderken gördüm en son.. Nasıl olsa bakan var diye rahat rahat yemeğimi yemeye başladım.. Babası da masada, benim yanımda zannediyormuş.. Ben yemeğimi yedim, Ozan da birşeylerle uğraşıyormuş, bir ara yanıma geldi, ortalığa bakınıp da Yusufcuğu göremeyince "Aaa çocuk nerede?" dedi.. O an elim ayağım dondu sanki.. "Senin yanındaydı.." dedim, "Yemekten beri hiç gelmedi ki yanıma.." dedi.. İkimiz de deliler gibi oda oda Yusufcuğu aramaya başladık.. Ses yok, çıt bile yok evin içinde.. Normalde kendi kendine oynarken bile "Aooooaaaa, liilliiiii, ekkeeee.." diye söylenir bücürüm.. Her yere baktım, tam mutfağın önünden geçerken "Hah buldumm!!" ampülü yandı kafamda.. Beyefendiyi şu pozisyonda bulduk..



Bizim küçük hafiye sürekli kapalı tuttuğumuz balkon kapısının aralık olduğunu farketmiş ve atmış kendini özgürlüğün kollarına.. Hava soğuk, taşlar buz gibi.. Ama Yusufcuğun umurunda değil, deliler gibi aşağıda oynayan çocuklara bağırıyor, elini kolunu oynatıp taktikler veriyor :)) Allah'ım Allah'ım.. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.. Boyu şimdilik yüksek balkon demirine tırmanacak kadar uzun değil ama yaza doğru tel kapılardan alıp monte ettirmek şart kapı açık olduğunda çıkamasın diye.. Kabus teorilerime bir de "Ayy, Yusufcuk balkona tırmanıp düşerse.." cümlesini eklemek istemiyorum..

Bugünlerde düşmeler arttı yine zaten.. Yeni bir döneme girdik çünkü, koltuklara kendi başına çıkabiliyor artık.. Çıkma kısmı başarılı da inme olayı biraz karışık.. İki kere koltuktan direkt yürüyerek aşağı inmeye çalıştı ve oldukça acı dolu deneyimler yaşadı.. Ya yüksekliği algılayamıyor ya da aceleciliğinden dolayı yatıp ayaklarını sarkıtarak inecek fırsatı olmuyor :)) Aynı yatağa çıktığında yaptığı gibi koltuklarda da zıplıyor ve tabii dengesini çabucak kaybedip labut gibi devriliyor :)) Bir de eğilip arkada ne varmış diye bakması yok mu öldürüyor beni.. Artık Yusufcuğu 2 saniye ( tam tamına 2 saniye ) yanlız bırakmam bile -Allah korusun- büyük bir tehlikeye sebep olabilir.. Düşmeden inmeyi öğrenene kadar kuyruk vaziyetinde gezmeye devam edeceğim!!


........................

Slinge bir türlü alıştıramadığımız Yusufcuk için yeni bir yöntem geliştirdi babası..
Sırt çantasında bebe :))

Babası sırtına taktığı çantanın içine koyuyordu Yusuu tüm uyarılarıma rağmen.. Sonuncusunda, koyduktan takriben iki dakika sonra benim tiz çığlıklarım eşliğinde baş aşağı yere çakılmaktan döndürdük kendisini.. Ozan'a demiştim ama ben.. "Yusufcuk arkanı dönebileceğin bir bebek değil.." diye.. Bir kez daha tecrübe ettik.. Gözümüzün önünde bile düşüp duran, tehlikenin hudutlarında gezen bir bebeği, sırtta taşımak hayal gibi..


......................


Haftasonu YATAŞ'a iade edeceğimiz yatakodamızın yerine yeni bir takım bakmaya gittik.. Bir tane de beğendik ama bilin bakalım ne oldu? Biz iade işlemi başlatıp, yatakodasını sökmeleri için YATAŞ ekibini çağırınca adamlar bizim eksik şifonyer ve dolap kapağıyla çıkageldiler.. Ellerinde olmayan, fabrikanın yeniden üretmesi için bekledikleri şifonyer nasıl olduysa ellerine geçmiş.. Anlamadım ben bu işi.. Bu takımı gerçekten çok beğenerek aldığımız ve yeni bir kriz dönemi daha yaşamak istemediğimiz için kabul ettik.. O odayı bir kez daha kurup yerleştirecek vaktim yok!! Yaptıkları terbiyesizlik yanlarına kar mı kaldı bilmiyorum ama mecburdum :((


.......................


Yusufcuk artık mutfak tezgahına rahatça uzanıp ucu kenara yakın birşey varsa alabiliyor.. Çok daha fazla dikkat etmemiz lazım.. Hatta kapanmayan mutfak kapımızı tamir ettirip kilitlememiz lazım.. İki gün önce bulaşık makinasını açmaya çalışırken parmaklarını sıkıştırdı.. Ondan önce de yine mutfakta duran çamaşır makinasını kapatmış.. Saatler oldu ben çamaşırı atalı, bekliyorum yıkansın da asayım, bir baktım ses yok makinede, çalışmıyor.. Düğmelere basmayı, ocak düğmelerini çevirmeyi çok seviyor.. Allah'tan çocuk kilidi var ocağın, sabitliyorum düğmeleri, yoksa havaya da uçururdu bizi bu bücür :))


........................


Şimdilik bu kadar.. Aslında daha yazacak çok şey vardı, başlarken aklımdaydı hepsi ama unuttum.. Çok ara verince böyle oluyor.. Hazırlanmam lazım ayrıca, komşumda toplanacağız bugün, apartmanımıza yeni taşınanlarla ( üç aile ) tanışacağız.. Giyinip süsleneyim, akşama görüşürüz :))

19 Ekim 2007 Cuma

- Canım MP'cim hamile.. Tebrikler canım.. Sana sağlıklı bir hamilelik, kolay bir doğum ve hayırlı bir evlat diliyorum Allah'tan.. Bir de tahmin yapalım hadi.. Bebiş kız bence :))


- Bir diğer hamilemiz de Yeşim teyze.. Onun bebişi için de aynı tahmini yapıyor ve ona da aynı şekilde dua ediyorum.. İkinizin de hayırlı haberlerinizi alırız inşaallah..


- Ciddi ciddi çalışmaya başladım.. Serdim masanın üstüne kitapları, kağıt-kalemleri, iki gündür fırsat buldukça oturuyorum başına.. Kitabımın iki sayfası hazır.. Bu hızla gidersem önümüzdeki 4. yılın sonunda kitabı bitirebilirim ama benim sadece 2 ayım kaldı!! Durum vahim ötesi yani.. Yusufcuğun günün 20 saatini uyuyarak geçirmesini sağlayacak taktikler üzerinde çalışıyorum, her türlü teklife açığım :P

Bu sebebten İstanbul'a gitme işi de yattı tabii.. Bayrama kadar bu kitabı bitirip teslim etsem başka birşey istemem.. Çok bunaldım yaaaaaaa :((


- Küçük armutu merak edenler için not.. Ama atom karınca bir türlü sabit durmuyor.. Doktorun dediğine göre üç-dört güne kadar tamamen iyileşmiş olacakmış inşaallah.. Çok şükür ki ağır geçirmedi.. Gece ( vallahi abartısız ) 10-15 uyanmaya bir de gündüz ağır tempo eklenseydi mahvolurdum ben!!


- Mirzacık ve annesi de iyiymiş.. Göbişi düşmüş bugün tatlımın.. Büyüyor halasının kuzusu..

- Yusufum artık bebek değil tamamen çocuk oldu gözümüzde.. Yaptıklarına hayret etmeye devam ediyoruz.. Biliyorum her çocuk yapıyor aynı şeyleri, hepsi aynı aşamalardan geçiyor ama insan titreyerek kucağına aldığı fındık kadar bebeğinin gün gelip de büyüdüğünü, kendi yemeğini yemeye çalıştığını, adım adım takip ettiği annesinin kucağına atıldığını, babasını coşku çığlıklarıyla karşıladığını görünce hayret ediyor işte..

Bugünlerde ayna gibi Yusufcuk.. Ne yaparsak ya aynısını ya da biraz eksiğini ( ama daha şirinini ) yapıyor hemen.. Tam anlamıyla modelleme döneminde.. Hareketlerimizi taklit ediyor..

Ben elimi ağzıma kapatıp öksürüyorum, numaradan o da öksürüyor ağzını yarım yamalak kapatıp..

Elimle "Gel pisi pisi.." yapıyorum, o da çağırıyor küçük pisileri :))

Ben secde ediyorum, o da ediyor.. Ama eskisi gibi, popiş havada ters "v" değil artık.. Yeni stilimiz boylu boyunca seccadeye uzanmak :))

"Hadi ellerimizi yıkayalım.." dediğimizde iki elini birbirine süre süre geliyor arkamızdan banyoya kadar..

Babası fincana değip "Ay cıss, sıcak sıcak.." diyerek parmağına üflüyor, o da hemen kendi parmağına üflüyor sıcak birşeye dokunmuş gibi..

Ben başımı örttüğümde ya da balkondan arabasını aldığımda anlıyor dışarı çıkacağımızı, kapıya gidiyor hemen..

Dün akşam öpücük attı kendince komşumuzun kızı Melis'e..

Az önce de baktık ütüyü almış eline, halıları ütülüyor itinayla, aynı benim tuttuğum gibi tutarak..

Yeni kelimeler de eklendi ayrıca evimize ama daha tam olarak ne anlama geldiklerini çözemediğimiz için yazmıyorum.. Onları ayrıca listelerim inşaallah ilerde..


- Yusufcuğun hareketlerimizi taklit ettiğini anlatınca aklıma sevgili Didem'in bugün okuduğum yazısı geldi.. Oğlu Bora'ya iftarın ne olduğunu anlatmadıkları halde onun gözlemleriyle bunu çözdüğünü ve "Yemek bozmak.. Amin amin okunur, Didem yemek yer.." şeklinde tanımladığını yazmış.. Ona yorum yazdım ama buraya da eklemek istedim düşüncelerimi..

Bu çok güzel birşey bence ama çok da sorumluluk yüklüyor anne babalara.. Ortaokuldan beri unutamadığım bir söz var.. "Çocuklarınız işaret ettiğiniz yere değil, ayak izlerinizin gittiği yere gider.." Anlatmaktan çok yapmak önemli yani.. Tertemiz fıtratları, bilgiye hazır zihinleri bizim tasarrufumuza verilmiş ve biz şekillendirmeye çalışıyoruz onları.. Doğru davranıp onlara doğru örnek olmak ne kadar önemli.. Hem bu dünyada hem de ötelerde gurur duyacağımız, alnımızın akıyla göstereceğimiz bir evlat yetiştirmenin sorumluluğu çok ağır.. Rabbim yardımcımız olsun.. Bizi onlara doğru örnekler haline getirsin ve hayırlı insanlar yetiştirebilmeyi nasip etsin..


- Sevgili Archi'nin bu yazısına da değinmeden geçemeyeceğim.. Harika tek kelimeyle.. Yorum yazacaktım, baktım söylediklerim onunkilerle aynı vazgeçtim, size buradan tavsiye etmek istedim..

( Bu arada Archi'cim, ben biliyordum valla Myanmar'ın nerede olduğunu.. STV'deki "Ayna" programında seyretmiştim daha önce.. Haberler için de aynı kanalı tercih ederim ben.. Kendilerine tavsiye ettiğim ve önyargısız olarak izleyen herkesten de aynı tepkiyi aldım, "Diğerlerinden çok farklı, haber gerçekten.." )


- YATAŞ tarafından tam bir buçuk ay geçmesine rağmen tamamlanmayan yarım yamalak yatak odamızı iade ediyoruz.. Bugün görüştük.. Yarın da gidip yeni bir yatak odası bakacağız inşaallah.. Bu sefer hiç kasmayacağım kendimi.. Rahat davranmaya ve hırs yapmamaya karar verdim.. Varsın bir süre daha yemek masam gardırop görevi görsün, kazaklarım Yusufcuk tarafından halıların üzerinde hamur gibi yoğrulsun.. Beklemeyi öğrenmeliyim :))


- Bugünlerde çok kırılgan, çok duygusal, çok da alınganım bu arada.. Lütfen kimse beni üzmesin!!

27 Ağustos 2007 Pazartesi

- Oğlumun minnoş blog kardeşi - pek de minnoş değil aslında, neredeyse 4 kilo, 53 cm, Yusufcuk ancak kırkı çıktığında o kadar olmuştur :)) - Deniz Efe doğdu çok şükür.. Asyacım, seni ve eşini tebrik ediyorum, miniğimize sağlıklı, uzun ve hayırlı bir ömür diliyorum..

................

- Günaydınnnn.. Nasıl geçti gece?

- İyi sayılır Kuaybe abla, üç kere kalktık, sabah da beşbuçukta başladı mesai..

- Hıı, iyi.. Biz de yedi kere kalktık ama uykumu almışım ben nasıl olduysa.. Çayın suyunu koyayım bari.. Sen Yusufcuğa göz kulak ol tamam mı..

- Tamam..



( On dakika geçer, Yusufcuk bezini doldurur.. G. evsahibine seslenir )

- Kuaybe abla, kooooşşşşş..



( Bol direnmeli bez değişiminin ardından ev sahibi kahvaltıyı hazırlamaya devam eder.. Bu sırada ikinci bir "Koooşşşş" sesi.. Salih miyk miyk ağlıyor..)

- N'olduuu?

- Yusuf Salih'in kulağına vurdu severken!



( Yusufcuk kucağa alınır, bugünlerde edindiği "vurarak sevme" alışkanlığının çok kötü birşey olduğu birkez daha uzun uzun anlatılır, hele küçük bebişlere hiç vurulmaması gerektiği söylenir.. "Cici ciciii.." hareketi defalarca tekrar edilir. Yusufcuk şirin şirin sırıtır ama annesi çok mahcub olmuştur..

Tekrar mutfağa döner ama Yusufcuk Salih'in peşini bırakmaz.. İçerden hala "Hayır, olmaz Yusufcum, nereye yatırsam ki ben Salih'i.." gibi sesler gelmektedir.. )

- Kuaybe ablaaaa..

- Efendim?

- Yetiş, Yusuf DVD oynatıcıyı çekiyor! Kalkamıyorum ben, Salih uyuyor kucağımda..



( Anne koşar.. Yusufcuğu oyalayacak yeni bir nesne bulur ve sükuneti sağlar.. Biraz sonra da nihayet elinde kahvaltı tepsisiyle içeri gelir.. Yusufcuk mama sandalyesine bağlanır, ağlamalı protesto eylemi başlar.. Eline ekmeği tutuşturulur, tepsiye ufak ufak doğranmış yeşil zeytinler konulur -asla siyah olmayacaktır- ve Yusufcuk minik parmaklarıyla onları alıp ağzına atmaya başlar.. Zira bugünlerde "kendim yicemmmm" havalarındadır.. Uyuyan Salih bebiş de mindere yatırılır ve bütün gece emzirmekten kalorisi tükenmiş iki aç bilaç anne hızla kahvaltıya gömülür.. )

- Beee.. İğğğğ... Miinnnggg..

- Salih uyandı, ben bir bakayım Kuaybe abla..

- Tamam, sen emzir onu, ben de Yusuf'a yumurta yedirmeyi deneyeyim..

- Pürrrffffff.. ( Yusufcuk yumurtayı parkeyle buluşturur. )

- N'aptınnn oğlummm? Daha dün sildim evi yaa.. Tamam yeme yumurta, domates vereyim mi?

- Egggee, eyyyyğğ, babaa, baaaaaaa..

- Ay delirecem yaa.. Tamam al, kemir kuru ekmeğini!



( Bu sırada G. diğer odadan gelir ama Salih bebişe söylenmektedir.. Bir sorun var ama ne? )

- N'oldu G.?

- Şey birşey söyleyeceğim Kuaybe abla ama kızma..

- Ya niye kızayım söyle sen..

- Şey oldu.. Salih kaka yapacaktı, ben de bezini gevşetmiştim.. Pamuğu ıslatmaya gittim, bir baktım ki kaya kaya kenara gitmiş, çarşaf mahvolmuş !



( Böylece Salih bebiş, Yusufcuk ve annesinden deminki tokadın intikamını almış olur )

- Yaa birşey olmaz, atarız hemen makineye.. Sen gel, otur kahvaltını et..



( Kahvaltıya devam edilir ama Salih bebiş durmaz.. İlla emecektir! )

- G. sen onu emzir, ben yiyeyim, ben onu tutarken de sen yersin..

- Tamam..



( Ev sahibi kahvaltısını eder, G. bebişi emzirir, sofraya döner.. Bu sırada tepine tepine mama sandalyesini olduğu yerden başka biryere ilerletmeyi başaran Yusufcuk yere bırakılır - zaten birşey yememektedir- "ice tea"ye dönen çay ısıtılır.. Ama içmek ne mümkün.. Yusufcuk ışık hızıyla Salih bebişe emekleyip durmaktadır.. )

- Oğlum gelll, küçük bebiş o, dokunulmaz.. Al bak telefonunla oyna sen..

- İyyyyyyyyyhhhhhhhhh..

- Tamam al bak burda ne varmış? Küçük at..

- Hemmmii, mmeeğğğğmmm..

- Tamam gel, su içireyim bak suuu..
- Pirrripppp pirrrrppp..



( Salih bebiş en güvenli yer olan annesinin kucağına verilir.. Zira Yusufcuk koltuk masa dinlemeden heryere erişmekte ve hiçbirşey yapamasa bebişin ayağını çekiştirmektedir.. )


...........


......


...


Sonra neler mi olur? Neler neler.....


Anlatmaya klavyeler yetmez :)) Ben gerisini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.. Birkaç ipucu verelim ama.. Kırılan bir cep telefonu - Allahtan benimki -, biraz kusma, biraz ağlama, biraz düşme, biraz şişme, küçük bebişi Yusufcuktan kurtarma operasyonları, ard arda iki bebiş banyosu, uykusuz annelerin gece koridor karşılaşmaları, birkaç küçük adım ve tabii bol "mingaaa mingaaa"


( Buradan benim çıkardığım sonuç : Allah ikiz, üçüz annelerine sabır üstü sabır versin!! )


Minik misafirimiz Salih bey.. ( ya da zavallı gazi )



- Baktık ki Yusufcuk iki gün boyunca misafir bebişimizi rahat bırakmadı, G. ile markete gidip ona bir bebek aldık !! Evet evet yaptım, sonunda bunu da yaptım :)) Ama herşey o küçük bebişi kurtarmak için.. Belki hevesini oyuncak olandan alır, Salih'i rahat bırakır diye düşündük ama nerdeee? Bir iki mıncıkladı, baktı ki hareket etmiyor, ağlamıyor, en önemlisi de sıktığında canı yanmıyor :)) fırlattı attı arkaya..




Yusufcuk ve Durmuş :)) ( Babamız tarafından Durmuş ismi konuldu bebeğe :) )



- İki gün boyunca yağmur yağdı Ankara'ya.. Şükürler olsun.. G. ile kapının önünde dakikalarca toprak kokusunu çektik içimize misss gibi..


- Şimdiye kadar, birkaç sebepten dolayı hiç koymayı düşünmemiştim bu fotoğrafları ama sözünü dinlemem gereken bir iki dostun ısrarları üzerine yapacak birşey kalmadı..


İşte benim el emeği göz nuru cici sayfalarım :))




- Yusufcuğun kilo ve gelişimine yine fena takmış durumdayım.. ( Bu, başka bir bebişi her görüşümde nükseden bir hastalık oldu bende ) G. bizdeyken, eşi gece mesaisine kalan karşı komşum da geldi bir akşam.. Oğlu altıbuçuk aylık ve geçen ay 9 kiloymuş. ( Yusufcuğun şimdiki hali kadar ) Boyu da neredeyse ondan uzun.. Yani başkası görse Enes'i büyük zanneder ki G. öyle zannetti :((

Ozanların köyünde bir deyim var.. Yaşına göre küçük görünen bebeklere "garıncanın gardaşı" diyorlar, yani karıncanın kardeşi :)) Yok ya, benim oğlum karıncanın kardeşi değil kendisi, hem de atom karınca..

Belki diyorum minyon tipli olacaktır, belki fazla- hem de haddinden fazla- hareket ettiği için kilo almıyordur, belki de yemeye başlasa alacak ama.. Çıkamıyorum ben işin içinden..



- Dün Yusufcuğun doğumgünü için güzel bir plan yaptık Ozan'la.. Farklı ama bizce çoook güzel bir doğumgünü olacak inşaallah.. Ve büyük ihtimalle pasta içermeyecek :))

Şimdiden davet edelim herkesi..

20 Eylül akşamı "doom günümüz" var efendim, hepinizi bekleriz.. Ona göre yapın planlarınızı..



- Vee son olarak, Yusufcukla ilgili birkaç ayrıntı..

* Yusufcuk artık 2-3 adım atabiliyor rahatlıkla - ama canı istediği zaman, biz yap deyince değil.. O yüzden hala kamerayla yakalayabilmiş değilim ilk adımlarımız.. Ben çekene kadar o düşüyor ya da o hızlı hızlı adım atıp düştüğünde kamera yeni açılmış oluyor :(( -

* Biberonundan su ya da meyve suyu içebiliyor kendi başına.. Önceden ben tutuyordum ağzına çünkü biberonu ağzına götürse bile eğik tutuyor, su gelmiyordu.. Artık su gelmesi için havaya kaldırması gerektiğini biliyor ve öyle içiyor maşaallah meleğim :))

* Kapağı açık şişelerin kapaklarını kapatmaya çalışıyor ya da koltuğun altına kaçan topunu almak için eğilip o da koltuğun altına girmeye çalışıyor.. Ağlar da ben topu çıkartıp verirsem tekrar tekrar atıyor oraya, ben çıkardıkça gülüyor :))

* Bizi tokat ata ata seviyor.. O kadar coşuyor ki birisini severken, başka türlü hızını alamıyor :(( Bundan vazgeçiremedim bir türlü.. Sanırım bir süre bebişli ailelerden uzak duracağız..

* Çok güzel "bağğğbaaa" diyor, babasının içi gidiyor..

* Uyuyacağı zaman "memmm meemmmm.." diye ağlıyor.. Emip uyuyor gazı yoksa..

* Üzüme bayılıyor.. İkiye bölüp önüne koyuyorum, ard arda yuvarlıyor mideye.. Ama çok gaz yapıyor, yedirdiğime yedireceğime pişman oluyorum :((

* Bu aralar herşeyi kendi yemek istiyor..

* Uykudan uyandığında çok tatlı oluyor.. Mahmur mahmur gülüyor, kollarını uzatıp "Al beni yatağımdan.." diyor.. Kucaklayıp bizim yatağa alıyorum.. Alt alta üst üste oynuyoruz.. Koklaya koklaya öpüyorum gıdısından, kikir kikir gülüyor.. "Allah'ım isteyen, bekleyen herkese yaşat bu tadı lütfen.. " diyorum..


...............


Yeter mi bu kadar? Yeter..
Mesai öncesi son uzun yazılar bunlar :(( Coştum galiba yine..

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Minik melek ve annesinin - ee tabii bazılarına baba da dahil- bir haftaya sığdırdıkları :


*Çıkmaya çalışan bir diş
*Uykusuz geceler, sabah namazından sonra öğlene kadar uyunan tatlı uykular
*Evde oda ve dekorasyon değişimi, bunu müteakiben büyük bir temizlik
*İki arkadaş ziyareti
*Babanın işyerine keşif gezisi
*Uzuuuun bir pazar alışverişi
*Üç kere gidilen, sonuncusu bugün gerçekleşecek olan iş görüşmeleri
*Tüm gün süren güzel bir piknik


Bütün bunların arasında bilgisayar başına oturmak pek mümkün olmadı maalesef.. Sayfayı açtığımda da birkaç kişiyi ziyaret edip çıkmak zorunda kaldım..

Ama merak etmeyin, zihnimde biriktirdim yazacaklarımı :)) Ayrıntılar kaçmadı yani..


- Önce bugünün anlam ve öneminden başlayalım.. Bugün bal oğlum 11. ayını doldurdu maşaallah.. Bir ay kaldı "doom günü"müze :)) Bir pasta yapma özürlüsü olarak doğumgününü mercimekli köfte ya da sigara börekleriyle "Yusufcuk" yazarak kutlamaya karar verdim :)) Ama yine de kolay ve güzel pasta tariflerine açığım.. O güne kadar geliştiririm kendimi artık..

- Yusufcuk ilk yaşına yaklaşırken bizi şaşırtmaya devam ediyor.. Artık kendi başına ayakta durabiliyor meleğim.. Bu hafta ilk adım denemesini de yaptı ama sonrasında yere düşmek hiç hoşuna gitmedi.. Her sinirlendiğinde yaptığı gibi kendi kendine söylendi durdu :))


- Yeni bir işe başlıyorum Allah'ın izniyle.. Bir etkinlik kitabı.. Yaklaşık dört aylık bir yazma süreci olacak.. İlk defa kendi alanımda ( Türk Dili Edebiyatı, Türkçe ) bir iş yapacağım için mutluyum ama bloga eskisi kadar vakit ayıramamaktan da korkuyorum açıkcası..


- Bir haftadır gece uykusu denen nimetten tamamen mahrumum.. Tavsiyeler üzerine papatya çayı aldım Yusufcuğa ama hala bir değişiklik yok.. Ben sabırla beklemeye devam ediyorum..


- Yusufcuk bu aralar "küçük efendi" modunda dolanıyor etrafta.. Önce ayaklarımıza kadar emekleyip kollarını yukarı doğru açıyor, çırpıyor ve şirin şirin sırıtyor - ki bu "Beni kucağınıza alın.." demek - Kucağımıza alınca da elini yumruk yapıp o minicik işaret parmağını ileri uzatıyor ve gitmek, görmek, mıncıklamak, ısırmak, devirmek, yırtmak istediği nesneleri işaret ediyor.. Nasıl mı? İşte böyle :))


Bunlar dünkü piknikte babasıyla gezerken topladıkları böğürtlenler.. Küçük efendi işaret ederek yemek istediğini belirtti ama baktı ki annesinden fayda yok, almış eline makineyi fotoğraf çekme derdinde, kendi işini kendi gördü meleğim.. Bir güzel yedi böğürtlenlerini..



Bunlar da günün sonunda, kirli ama mutlu ayaklar :))



- Şimdi efendim, benim meleğim minik melek ama hep minik kalacak değil ya, bebek arabasının devri bitecek bir süre sonra.. Eee, şöyle havalı bir araba lazım, ne de olsa erkek çocuğu :)) Şimdilik arabamızın direksiyonu var ( Sabahnur teyzemizin hediyesi ), alarmlı anahtarları da var ( Neslihan teyzemizin hediyesi ).. Bir de kullanırken giyebileceğimiz şöyle afilli bir tişöt ( Tuba teyzemizin hediyesi ).. Kaporta, yan aynalar, tekerlek vs. bilimum elzem parçayı da diğer blogger teyzelerimizden bekliyoruz artık :))



- Sonunda ben de kuzucuğuma kenarı yastıklı uyku setlerinden almak zorunda kaldım.. Şimdiye kadar, gece uyurken kenara dayanır ve burnu gömülüp nefessiz kalır diye korkuyordum ama başını o kadar çok vuruyor ki uyurken yatağının kenarlarına almak zorunda kaldım. Güç bela daldığı uykular başını vurdukça bölünüyor çünkü!

"Mee"şıl "mee"şıl uyuyun kuzucuklarım, tamam mı :))


- Hep Yusuf'a çalışcak değiliz ya, ben de yeni kitaplar aldım kendime..

Vee, tahmin ettiğiniz gibi önce uykuyla ilgili olanı okumaya başladım :)) Çok güzel gerçekten, bitireyim uzun uzun yazacağım içeriği hakkında.. Bizim Yusufcuk'ta gözlemlediğimiz ama tıbbi bir probleme işaret ettiğinin farkında olmadığımız birçok uyku bozukluğu belirtisini anlatıyor.. Çözmek kolay olmasa da en azından problemin farkındayım artık :((

28 Mayıs 2007 Pazartesi


Benim küçük yaramazımın son marifeti.. Maşaallah artık bir yere tutunup çok rahat ayağa kalkabiliyor ve uzanıp koltuk üstündeki eşyaları kafasından aşağı indirebiliyor :)) Yatağını da en alt seviyeye indirdik doğal olarak..
Bu arada sol kolunun üzerinde görünen priz var ya.. Son günlerde favorisi o.. Gece lambasının fişi takılıysa çekip onunla oynuyor ya da dişini kaşıyor, yok değilse sadece prize parmak sokmakla yetiniyor.. Artık yatağına bıraktığımda da gözümü ayıramıyorum üzerinden..
..............
Emeklemeyi iyice ilerletti minik meleğim.. Koridora bıraktığımda mutfağa yanıma gelebiliyor.. Hatta dün salona bırakıp içerden birşey almaya gittim, geldim baktım Yusuf yok! Koltuğun arkasına girmiş.. Ne aradıysa artık orada..
Artık emeklemeye daha çok benziyor ilerleme şekli.. Yanlız sadece bir bacağını kullanıyor emeklerken, diğerini uzatıp yan yan gidiyor.. Hiç tam düz ilerleyemiyor yani.. Rota sapıyor sağa doğru :))
...............
Babamız döndü çok şükür.. Minişim babasını görünce şaşkın şaşkın yüzüne baktı ve "bübh" dedi.. Bu "baba" kelimesinin bir versiyonu mu yoksa doğaçlama bir şaşkınlık ifadesi mi çözemedik.. Tekrar "bübh" demedi çünkü bir daha..
...............
Dün çalıştım biraz.. Sabahtan akşama kadar sadece bir sayfa yazabilsem de çok yoruldum.. Yusufcuk sırtıma tırmanmaya çalışırken ya da mouse'ı çekip bilgisayarı devirmeye çalışırken yazdım çünkü bu bir sayfayı.. Çok zorluyor beni bu küçük afacan ama öyle güzel ki onunla olmak, tüm günü onunla geçirmek.. Herşeye değiyor..
Seni çok seviyorum küçük meleğim, küçük tırtılım, küçük bıdığım..