Fiyasko etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fiyasko etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2007 Cuma

Tam üç gündür birşeyler yazabilmek için oturuyorum bilgisayar başına ama ne mümkün.. Yusuf paşa asla izin vermiyor.. Bir de benim "çalışmaya çalışmam", ev ve el işlerine dalmam sebebiyle ya birkaç kişiyi okuyup çıkıyorum ya da yorumlara onay verip kapatıyorum sadece :(( Şimdi uyuyor küçük bey, hemen gelişmeleri aktaralım bari :))

Geçen hafta dolu dolu geçti.. Yusufcuk Allah'a şükür kabakulağı atlattı ama zirve noktasında bir huysuzluk hakim kendisinde.. Üst dişlere baktım, kabarıklık falan yok.. Sebebi nedir anlayamadım..

Eksik olmayan bomba haberlerimizden biri daha.. Haftasonu Yusufcuk kayboldu!


"Nasıl yaniii ?..."

Şöyle ki, öğlen yemeğinden sonra babası ellerini yıkamak için banyoya gitti.. Ben Yusufcuğu onun peşinden giderken gördüm en son.. Nasıl olsa bakan var diye rahat rahat yemeğimi yemeye başladım.. Babası da masada, benim yanımda zannediyormuş.. Ben yemeğimi yedim, Ozan da birşeylerle uğraşıyormuş, bir ara yanıma geldi, ortalığa bakınıp da Yusufcuğu göremeyince "Aaa çocuk nerede?" dedi.. O an elim ayağım dondu sanki.. "Senin yanındaydı.." dedim, "Yemekten beri hiç gelmedi ki yanıma.." dedi.. İkimiz de deliler gibi oda oda Yusufcuğu aramaya başladık.. Ses yok, çıt bile yok evin içinde.. Normalde kendi kendine oynarken bile "Aooooaaaa, liilliiiii, ekkeeee.." diye söylenir bücürüm.. Her yere baktım, tam mutfağın önünden geçerken "Hah buldumm!!" ampülü yandı kafamda.. Beyefendiyi şu pozisyonda bulduk..



Bizim küçük hafiye sürekli kapalı tuttuğumuz balkon kapısının aralık olduğunu farketmiş ve atmış kendini özgürlüğün kollarına.. Hava soğuk, taşlar buz gibi.. Ama Yusufcuğun umurunda değil, deliler gibi aşağıda oynayan çocuklara bağırıyor, elini kolunu oynatıp taktikler veriyor :)) Allah'ım Allah'ım.. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.. Boyu şimdilik yüksek balkon demirine tırmanacak kadar uzun değil ama yaza doğru tel kapılardan alıp monte ettirmek şart kapı açık olduğunda çıkamasın diye.. Kabus teorilerime bir de "Ayy, Yusufcuk balkona tırmanıp düşerse.." cümlesini eklemek istemiyorum..

Bugünlerde düşmeler arttı yine zaten.. Yeni bir döneme girdik çünkü, koltuklara kendi başına çıkabiliyor artık.. Çıkma kısmı başarılı da inme olayı biraz karışık.. İki kere koltuktan direkt yürüyerek aşağı inmeye çalıştı ve oldukça acı dolu deneyimler yaşadı.. Ya yüksekliği algılayamıyor ya da aceleciliğinden dolayı yatıp ayaklarını sarkıtarak inecek fırsatı olmuyor :)) Aynı yatağa çıktığında yaptığı gibi koltuklarda da zıplıyor ve tabii dengesini çabucak kaybedip labut gibi devriliyor :)) Bir de eğilip arkada ne varmış diye bakması yok mu öldürüyor beni.. Artık Yusufcuğu 2 saniye ( tam tamına 2 saniye ) yanlız bırakmam bile -Allah korusun- büyük bir tehlikeye sebep olabilir.. Düşmeden inmeyi öğrenene kadar kuyruk vaziyetinde gezmeye devam edeceğim!!


........................

Slinge bir türlü alıştıramadığımız Yusufcuk için yeni bir yöntem geliştirdi babası..
Sırt çantasında bebe :))

Babası sırtına taktığı çantanın içine koyuyordu Yusuu tüm uyarılarıma rağmen.. Sonuncusunda, koyduktan takriben iki dakika sonra benim tiz çığlıklarım eşliğinde baş aşağı yere çakılmaktan döndürdük kendisini.. Ozan'a demiştim ama ben.. "Yusufcuk arkanı dönebileceğin bir bebek değil.." diye.. Bir kez daha tecrübe ettik.. Gözümüzün önünde bile düşüp duran, tehlikenin hudutlarında gezen bir bebeği, sırtta taşımak hayal gibi..


......................


Haftasonu YATAŞ'a iade edeceğimiz yatakodamızın yerine yeni bir takım bakmaya gittik.. Bir tane de beğendik ama bilin bakalım ne oldu? Biz iade işlemi başlatıp, yatakodasını sökmeleri için YATAŞ ekibini çağırınca adamlar bizim eksik şifonyer ve dolap kapağıyla çıkageldiler.. Ellerinde olmayan, fabrikanın yeniden üretmesi için bekledikleri şifonyer nasıl olduysa ellerine geçmiş.. Anlamadım ben bu işi.. Bu takımı gerçekten çok beğenerek aldığımız ve yeni bir kriz dönemi daha yaşamak istemediğimiz için kabul ettik.. O odayı bir kez daha kurup yerleştirecek vaktim yok!! Yaptıkları terbiyesizlik yanlarına kar mı kaldı bilmiyorum ama mecburdum :((


.......................


Yusufcuk artık mutfak tezgahına rahatça uzanıp ucu kenara yakın birşey varsa alabiliyor.. Çok daha fazla dikkat etmemiz lazım.. Hatta kapanmayan mutfak kapımızı tamir ettirip kilitlememiz lazım.. İki gün önce bulaşık makinasını açmaya çalışırken parmaklarını sıkıştırdı.. Ondan önce de yine mutfakta duran çamaşır makinasını kapatmış.. Saatler oldu ben çamaşırı atalı, bekliyorum yıkansın da asayım, bir baktım ses yok makinede, çalışmıyor.. Düğmelere basmayı, ocak düğmelerini çevirmeyi çok seviyor.. Allah'tan çocuk kilidi var ocağın, sabitliyorum düğmeleri, yoksa havaya da uçururdu bizi bu bücür :))


........................


Şimdilik bu kadar.. Aslında daha yazacak çok şey vardı, başlarken aklımdaydı hepsi ama unuttum.. Çok ara verince böyle oluyor.. Hazırlanmam lazım ayrıca, komşumda toplanacağız bugün, apartmanımıza yeni taşınanlarla ( üç aile ) tanışacağız.. Giyinip süsleneyim, akşama görüşürüz :))

26 Eylül 2007 Çarşamba

Bugünkü yazımıza yine bir soru ile başlıyoruz..
Bu nedir?


Cevabı bilenlere Baştürk Limited Şirketi (!) tarafından hediye çeki verilecektir..

Sevgili Emine ve ailesi kampanyamıza dahil değildir :P

.................

Yusufcum o yüzündeki ne annem, gözlük mü?
Hayır..


Diş kaşıyıcı mı?
Hayır..


Küpe mi, kulağına takmışsın?
Hayııııırrrrrrrrr...


Peki ne o zaman? Söyle teyzelere..
"Emine teyzemin bana gönderdiği telefon" :))

Bir de bu sportif+karizmatik takımım var tabii..



Canım Eminecim taa Amerikalardan çok güzel bir hediye paketi göndermiş oğluma.. İçinden ilk fotoğraftaki de dahil bu ciciler çıktı.. Canım çooook teşekkür ederiz.. ( Tabii hediyenin bize ulaşması için zahmet veren ikizin Fatma'ya da )Yusufcuk telefonu bırakmıyor elinden.. "Alo Ozaaannn.. " diyorum, hemen yapıştırıyor kulağına :))


Gelelim ilk fotoğrafa.. Efendim o bir sling..


Anne ve bebişi başta olmak üzere her sling sahibi annenin çektiği fotoğraflara ağzımın suyu akarak baktığımı ve "Ben de istiyoruuumm.." diye naralar attığımı gören Eminecim daha fazla dayanamamış, bir sling gönderdi oğluma.. Nasıl mutlu oldum anlatamam.. Şimdi Yusufcuğun uyanmasını bekliyorum.. Birazdan markete gitmek suretiyle ilk sling denememizi yapacağız oğlumla :)) Alışır ve sever diye ümid ediyorum çünkü evde de slingle gezdirme planlarım var kendisini.. Üç gündür kucağımdan iki saniyeliğine bile bırakamıyorum.. Hasta olduğundan mı, yeni bir diş geldiğinden mi bilmiyorum.. Nazdan geçilmiyor evin içinde..


................


Gelelim diğer cici hediyemize..

Tatlı fındığım ve annesi Sabahnur'un hediyesi - öyle yazıyordu paketin üstünde :) -

Şu anda kuruma aşamasında olduğu için meleğime giydirip fotoğraflayamadım ama birkaç gün sonra gideceğimiz iftarda "Ramazan'ın şıkı" olacak inşaallah oğlum bu yeni cicileriyle..


Şık bir kurdale ile ayrı bağladığına göre çorabı ayrı almışsın Sabahnurcum ama bu kadar mı uyum olur, bu kadar mı özenilir bir hediye için..
Çok teşekkürler..



Bu arada evde olduğum halde bana ulaşamayan, daire kapısına çıkmayıp apartman girişine not bırakan ve daha sonra beni arayıp paketimi şubeden almamı isteyen, bebeğimin hasta olduğunu ve oraya kadar yürüyemeyeceğimi -şube mesafesi bize çok uzak ve o civarda metro inşaatı olduğu için yol kapalı, minibüs, otobüs vs. gitmiyor, tam 42 +42 dakika yürüdüm ağır ağır! -, bu güzergaha geldiklerinde paketi bırakmalarını rica etmeme rağmen beni reddeden Aras Kargo'ya kınama soslu sevgilerimi yolluyorum :P


( Bu aralar çok firma eleştirir gördüm kendimi! )


................


Gelelim doom günü menüsünden iki tarife..


Ayçacım, ilk tarif senin için..


Lezzet topu:


Bir adet kakaolu kek yapılır.. Fırının içinde bekletilip yumuşacık olarak soğutulan kek biraz süt ve krema çikolatalardan biriyle ( çokokrem, nutella, peripella vs. ) yoğrulur.. Avuç içinde yuvarlanarak küçük topcuklar haline getirilir ve üzerine hindistan cevizi serpilir.. Sonra da kan şekeri tavan yapana kadar afiyetle yenir :))




İkinci tarifimiz de iftar çorbamıza ait..


Ölçülü miktarlar veremiyorum çünkü ben de öyle yapmadım.. Göz kararı bir tarif ama aşağı yukarı birşeyler yazacağım..


Bir su bardağı kadar yeşil mercimeği üzerini geçecek kadar bol suyla haşlıyoruz.. Başka bir tencerede et suyumuzu kaynatıp ( normal suyla da olur ama o lezzeti yakalayamazsınız, ben denedim çünkü ) içine şehriyeleri atıyoruz. Şehriyeler yumuşayınca az miktarda haşlanmış, didiklenmiş eti ve diğer tenceredeki mercimekleri suyuyla beraber et suyuna ekliyoruz.. Altını kısıp sarmısaklı yoğurt yapıyoruz ve çorbanın suyundan biraz biraz ilave ederek yoğurdun kesilmeden ılımasını sağlıyoruz.. İyice ılık bir hale gelince karıştırarak çorbaya ilave ediyoruz..
Acı seviyorsanız çorbayı servis sırasında yağda kavrulmuş pul biberle süsleyebilirsiniz..


................


Yukarıdaki telefonlu fotoğraflarda dikkatinizi çekmiştir belki.. Kocaman bir yara izi var Yusufcuğun alnında.. Dün çok büyük bir kaza atlattı meleğim.. Çok şükür ki sadece biraz derin bir sıyrıkla atlattık.. Gerçi ben ilk başta alnındaki kanı görünce yarıldı zannedip evde deliler gibi oraya buraya koşturdum ama güç bela yarayı temzileyip buz kompresi yaptığımda o kadar da kötü olmadığını gördüm.. Rabbim yavrumu ve tüm bebişleri korusun kazalardan.. Belki yarım metreydi aramızdaki mesafe ama tutamadım işte.. Rabbime emanet minişlerimiz.. Bizim korumamızla olmuyor hiçbirşey, aciz kalıyoruz yanıbaşında olsak bile..


..................


Yusufcuk yürüdü yürüyeli yeni bir gündem maddem var: İlk adım ayakkabısı.. Doktorumuza sordum, "İlk iki yaşa kadar evde ayakkabı giydirmenizi önermiyoruz, ayak kasları üzerine basıldıkça gelişir, ayak çukuru ancak böyle oluşur." dedi.. Sadece dışarı çıkarken ayakkabı giydirmemizi önerdi. Nasıl birşey alacağıma hala karar veremedim.. Ortopedik olması şart değilmiş, onlarca model ve 20 YTL ile 120 YTL arasında değişen onlarca fiyat var.. Açıkcası iki ay giyilecek bir ayakkabıya o kadar para vermek istemiyorum ve bu konuda tecrübeli arkadaşların tavsiyelerine ihtiyacım var.. Siz nasıl birşey aldınız?


.....................


Yusufcuk iki gündür "Eğğnnnii, enniiiğğğ.." gibi birşeyler söylüyor ağlarken..
Bu "anne" demektir di mi?

Di mi?

21 Eylül 2007 Cuma

Yayın akışımızda teknik (!) aksaklıklar sebebiyle meydana gelen gecikmeden dolayı özür diliyor, hemen ayrıntılara geçiyorum..


Veee

işte karşınızda

"doom günü şekeri"m..










Yukarıdaki fotoğraflar iftar sonrası ufak pasta seramonimizden :)) Asıl soframız bu değildi yani..

Doğum günümüz Ramazan'a denk geldiği için sadece ufak bir kutlamayla geçiştirmek istemedik ve tanıdıklarımızla, sevdiklerimizle kocamaaan bir iftar sofrasının etrafında toplanmaya karar verdik.. "Verdik" derken, kararı Ozan'la vermiştik aslında ama babamızın yoğun Ramazan mesaisi başladığı için maalesef o katılamadı doğumgününe :( Biz de "bütün kızlar toplandık" modunda bir iftar tertipledik :))

Herşey çok ama çok güzeldi elhamdülillah.. Misafirlerimin memnun kalması beni çok mutlu etti, çektiğim tüm sıkıntıya değdiğini düşünüdüm..

Yemek yiyemeyeceğim, oğlumun fotoğrafını bile çekemeyeceğim kadar yoğun bir akşamdı benim için.. 15 yetişkin, beş çocuk ve üç bebekten oluşan güzel beraberliğimiz gece 11:30'a kadar sürdü.. Fırsat bulduğum bir ara oturup aldım kucağıma Yusufcuğu, bugünü daha da unutulmaz kılsın diye bu ufak bir kareye sığdık meleğimle :))
Sonra da mutluluğumuzu paylaşan herkesi doom günü şekeriyle fotoğrafladım..
Aşağıdakiler, bunlardan sadece ikisi..



Güzel bir iftar, pasta bidibidisi ve gülüşe gülüşe içilen çaylardan sonra gecemiz yerini Ayet-i Kerimelere ve misafirlerimizin oğlum için ettikleri güzel dualara bıraktı..
Hepsine çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun..


...........

İftar menümüzü merak edenler için de fotoğraf çektim bol bol :)) O karmaşada masayı bir bütün olarak çekme fırsatım olmadı ama..

İşte menümüz..

Peynirli ve patlıcanlı börekler..

Közlenmiş kırmızı biber salatası ve Havva ablamın enfes sarmaları..


Kırmızı biberlerimiz bu kez de taze fasülye salatamıza eşlik etmekte..


Diğer salatalarımız..


İsitsinasız herkesin tarifini istediği çorbamız..


Ana yemeğimiz.. Patates püresi üzerinde kaşarlı saç kavurma..


El emeği göz nuru erik, çağla ve tombik biber turşularım :))


Tatlı olarak da lezzet toplarımız..


Ve yine herkesin tarifini istediği helva - Ozan'ın annesi yaptı -



...............

Hediyelerimizi dizdim masanın üstüne ama fotoğraf aşaması bitmedi daha :)) Onlar da yarına inşaallah..

Özellikle teşekkür etmek istediğim bazı kişiler de var tabii..

İftara katılamasa da gündüz gelip meleğime çok güzel bir hediye getiren İrem teyzeye..

Güzel bir hediye paketiyle ve özellikle üzerindeki kartla bizi çok duygulandıran Nes teyzeye..
( Hediye süveterimiz doom günü şekerinin üstündeydi )

Telefon numaramızı 118'den bularak bizi arayan ve meleğimin ilk yaşını kutlayan Ayşe teyzeye..

Sıcacık sesiyle içimi ısıtan Fetişime..

Hediyeleri bize ulaşmasa da yolda olduğunu bildiğim Emine ve Sabahnur'a..

Sayfalarında doom günümüse yer veren ve kutlayan tüm blogger teyzelerimize,
yorumlarıyla bizi mutlu eden herkese
çooooook teşekkür ederiz...

..................


YATAŞ'tan aldığım ve aldığıma bin pişman olduğum eksik yatak odası takımımın şifonyeri ve dolap kapağı hala gelmedi.. Bir daha yanından bile geçmem herhalde mağazanın.. Ayrıca şikayet edebileceğim heryere de şikayetimi iletmeye karar verdim.. Özellikle internet ortamındaki şikayet köşeleri daha çok yankı uyandırıyormuş firma adına.. Oralara da yazacağım bana yaşattıkları rezilliği.. Yatağımın üstüne ve yanına yığdığım giysi ve ıvır zıvırlarla ağırladım misafirlerimi..


..................

Son not: Keşke anneciğim de yanımda olabilseydi, dedesi de doom günü şekerini öpebilseydi, dayıları "yigiş, yigişşşş" diye peşinde dolanabilseydi..

18 Eylül 2007 Salı

Sevgili okuyucu,
bu yazı yazarın oldukça sinirli olduğu bir anda yazılmıştır ve sinir bozucu öğeler içermektedir.. Bunları "nötr"leyecek pozitif enerjiniz yoksa lütfen okumayınız..
Aksi halde çevreye verdiğimiz zarardan sorumlu olmayacağız..

..................


Çok sinirliyim çoookkkk..

Yaklaşık on gün önce "iyi" bir firmadan bir yatak odası takımı aldık.. Siparişini verdik daha doğrusu ve en kısa zamanda teslim edeceklerini söylediler.. Ayın 20'sinde büyük bir misafir grubu ağırlayacağımı ve hemen teslimat istediğimi anlattım, "Tamam" dediler.. On gün oldu ben bekliyorum.. Telefon telefon üstüne neyse ki bugün yatak odası geldi..

Ama tam değil.. Şifonyeri yok!

"Ne zaman gelir abi?"
"Valla fabrika ne zaman gönderirse abla.."

Dördüncü telefonda sevkiyat müdürüne ulaştım, durumu anlattım.. Fabrikayla konuşup yarın göndereceklerini söylediler..

Bu arada montaj için gelecek arkadaşları bekliyorum..
-Nakliyeyi farklı, montajı farklı ekip yapıyormuş -
Onlar gelip yatak odasını kuracak, ben yerleştireceğim ve alışverişe gideceğim.. Yusufcuğun bezi bitmek üzere, kesin gitmem lazım..

İftar oldu olacak hala gelen giden yok.. Bir telefon daha..

"Aaa gelmediler mi? İftardan sonraya kaldınız galiba, gelirler gelirler.."

Az önce montaj ekibi gitti! -Lütfen yazı saatine bakınız!-

Ama terslikler bizi terketmedi..

Boydan boya ayna olan üç kapıdan birisi nakliyede çatlamış! Onu monte etmediler.. Dolaplardan birisinin menteşesi yok -kutudan çıkmamış- ve ufak bir bölüm de gelmemiş!!

Tek kelimeyle delirmek üzereyim..

Benim yatak odasındaki tüm muhteviyatım da salon ve oturma odasına paylaştırılmış durumda bu arada.. Yemek masamın üstü bile nevresim takımları, Yusuf'un kıyafetleri ve havlularla dolu!!

Sabırsızlıkla yarın sabahı bekliyorum ve bu "iyi" firmaya en fazla üç saat veriyorum..

Ben telefon ettikten sonra hemen gelmezse eksikler ve ben akşama kadar yerleştiremezsem o odayı, kocaman harflerle yazacağım isimlerini buraya.. Nasıl en iyi reklam müşteri memnuniyetiyle oluyorsa en kötü reklam da müşteri memnuniyetsizliğiyle olur herhalde..

Offfff...

Perşembeye iki gün var..

Yatak odası yerleştirilip temizlenecek..

İki odanın perdesi kaldı, onlar yıkanacak..

Koltukların yıkanan kılıfları geçirilecek..

Yusufcuğun dolapları yerleştirilecek..

Ev süpürülecek, silinecek, toz alınacak..

Mutfak dolapları silinecek..

Sarma sarılacak, kek börek yapılacak..

Son gün yemekler pişirilecek..

Yusufcuk yıkanacak, paklanacak, "doom günü şekeri" haline getirilecek..

Ya da ben bu gece kafayı yiyeceğim ve perşembe günü gelen misafirler oturabilmek için koltukların üstündeki kazakları ufaktan ufaktan kenara itip "Vah vah, çok da gençti zavallı.. Derdi neydi ki acaba?" diyecekler..

Siz biliyorsunuz artık, onlara anlatırsınız olur mu?