Hayaaaattt beni neden yoruyosuuun? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayaaaattt beni neden yoruyosuuun? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2008 Pazartesi

Canım Özlemcim, gecikme için özür dileyerek hemen yazmaya başlıyorum sobeyi..


Nefesimi kesecek anlar..

- Ben de tüm anneler gibi, meleğimle ilgili olayları sıralayacağım sanırım ilk olarak.. Daha birkaç ay öncesine kadar "anne" dediğini duyduğum an nefesim kesilir diyordum.. Gerçekten de öyle.. Şimdi Yusufcuk her "Anniğğ" deyişinde içimde küçük kelebekler kanat çırpıyor sanki .. Onun "anni"si olduğum için defalarca şükrediyorum..

Ve eminim bebeğimin okula gittiği ilk gün, her bir kademede onu mezun olurken gördüğümde, "Artık istediğim gibi bir işim var.." dediğinde, "Biliyor musun anne, sanırım ben de gönlümü bir güzele kaptırdım.." dediğinde.. O "Evet" derken hayatını paylaşacağı kadına ve sonra yavrusunu ilk aldığında kucağına.. Ve ömrüm olursa eğer, ben de görebilirsem meleğimin meleğini.. İşte o anlarda eminim oğlum gibi benim de nefesim kesilecek ve alnımı secdeden kaldırmadan şükretmek isteyeceğim Rabbime..


- Tüm haccedenler gibi, eğer nasip olursa ve uzaktan bile olsa tüm heybetiyle görebilirsem Kabe-yi Muazzama'yı nefesim kesilir eminim.. Ve hatta tüm nefeslerim orada tükensin isterim..


- Ve eğer birgün.. Hep hayalini kurduğum yerde olursam.. Bir üniversite kürsüsünde.. Ve "Çocuk Edebiyatı" olursa vereceğim ders.. Yine nefesim kesilir ilk cümlemden önce, eminim..


- Ve yine eğer birgün.. Bir yayınevi Yusufcuğa hamileyken tuttuğum günlüğü basmak istese.. Ve hayal ettiğim gibi "Meleğimi Beklerken" ya da "Meleğimin Güncesi" koysam adını.. Oğluma ithaf etsem o kitabı daha ilk sayfada.. Yine nefesim kesilirdi..


- Ve son olarak.. Saçları ağarmış pamuk bir nine olduğumda ( hani çok şirinim ya :P ) sessiz sakin evimizde en az benim kadar ağarmış ve kırışmış kocacığımla otururken bana "İyi ki.." dese, "İyi ki evlenmişiz.. Seninle paylaşmışım bu hayatı.." Nefesim yine kesilir ve yaşıma başıma bakmaz çocuklar gibi sevinir, öperdim onu..



Aslında yapabileceğim halde şimdiye kadar ertelediğim şeyler..

O kadar çok ki..

- Acilen ama acilen İngilizce kitap okumaya ve tekrar İngilizce yayınlar seyretmeye başlamam lazım.. Yoksa nankör yabancı dilim beni tamamen yüzüstü bırakabilir.. Zaten konuşamıyorum - neden bilmiyorum, üniversitede bile sırf konuşmamak için sunum ödevlerini iptal eder başka şey seçerdim- bari okuma-yazma kısmı iyi derecede kalsın..


- Saçlarıma bakım yapmam lazım.. Dökülme azalsa da hala eskisi gibi sağlıklı değiller sanırım.. Acaba emzirme bitene kadar bu böyle mi devam edecek ?

- Karmakarışık hale gelen büfemin içini düzenlemem lazım.. Sonra yaparım mantığıyla içine tıktığım şeyler birbirini taşıyamaz oldu :))

- Bilgisayardaki tüm fotoğraflar ve videolar da CD'ye kaydedilecek bu arada.. Yusufcuğun silinen doom günü görüntüleri ders olmamış bana anlaşılan.. Çok ayıp kendime :P

- Zihnimde tamamladığım küçük bir hikaye var ama yazıya geçirmedim henüz.. Adı "Zıp Zıp Elma".. Unutmadan yazsam iyi olacak.. Tabii hamileyken başladığım, okul öncesiyle ilgili etkinlik kitabım da yarım kalmış vaziyette beni bekliyor.. Bir ara da onunla ilgilenmem lazım..

- Eve yığdığım onca yünle aklıma gelen tüm fükürleri uygulamak.. Bahar dalım, çiçekli kolyem, kırmızı kemer, kapı süsü, bir çanta ve uzun bir tunik.. Beni bekliyorlar sabırla yapılmak için.. Bunları da unutmamak için yazdım, bana belli olmaz unuturum da bu gidişle :((

- Yusufcuğun saçlarını kesmesi için iyi ve sabırlı bir kuaför bulmam lazım.. Planım onu kucağımda tutup sakinleştirerek iş kolaylaştırmak ama hala yeterince büyüyüp büyümediğinden emin değilim.. Artık benim kesimlerim çok şekilsiz durmaya başladı.. Meşe palamudu gibi görünüyor yavrum :P

Şimdi düşündüm de ben bunları yapmak için ne bekliyorum?



Bir daha dünyaya gelseydim
..

Kendimi uzun süredir böyle düşünmekten men ediyorum ben.. Çünkü bence "keşke.." demekten farkı yok.. Bir daha doğsam ne yapardım diye düşünmek yerine içinde olduğum şartlara rağmen neleri değiştirebileceğimi, neleri "düzeltebileceğimi" ve hangi imkanları kaçırmadan değerlendirebileceğimi düşünmek istiyorum.. Artık eskisi gibi değilim, çok garip.. Büyüyor muyum ne?



Hımm, acaba Minik Talha'nın annesi, Pastacı Rapunsel ve Sümüklü teyzemiz de katılmak isterler mi bu oyuna?

.........................



Yusufcuk son hız diş çıkarma çalışmalarına devam ediyor :)) İki gece önce tahmin ettiğim gibi alttaki ilk azımız da patladı.. Yatılı misafirmiz de vardı ama Allahtan onların yattığı oda evin en ucundaki oda ve ses gitmemiştir diye tahmin ediyorum.. Çok ağladı çünkü Yusufcuk.. ( Ben de öyle yazmışım ki evin bir ucundan bir ucu elli metre sanki :P )

Ertesi sabah da sürdü huysuzluğu.. Ben ikindide gelecek misafirlerim için hazırlık yapmaya çalşırken o da bacaklarıma yapışmış mızmızlanıyordu.. O ikramlarda ne emek ne gözyaşı var bilseniz :P Zaten o gün beni sabote eden sadece Yusufcuk değildi.. Sabahtan öğlene kadar dört kere elektrik kesildi.. ( Hatırlatırım başkentte yaşıyoruz! ) İlk arada keki pişirdim, ikinci arada da evi süpürdüm.. Ben böreği pişirdikten sonra tekrar kesildi.. Bu arada Yusufcuk da eline verdiğim yeni pişmiş kekin bir kısmını yemiş, diğerini elleriyle bir güzel mutfak halısına yedirmiş.. Arkamı bir döndüm, küçücük kakaolu kek kırıntılarını daha da dibe insin diye vargücüyle bastırıyor!! Elektirğin tekrar gelmesi için Allah'a nasıl yalvardım anlatamam.. Gelmeseydi mutfağın kapısını kilitli tutacak, içeri kimseyi almayacaktım :P Neyse ki elektrik tekrar geldi ve son hız mutfağı tekrar süpürdüm, bazı yerleri de sildim.. Kek çok yumuşaktı çünkü, yapışmış! Mantar dolmasını haırlayıp kısırı da yaptıktan sonra Yusufcuk nihayet uyumaya karar verdi ve o uyuyunca ben de sızmışım. Arkadaşların telefonuna uyandım.. Bir baktım ev buz gibi.. Elektrik yine yok ve kombi çalışmadığı için ev soğumuş.. O gün ikindiye kadar da elektriksiz oturduk maalesef.. Ama yine de şükrediyorum, an azından fırında pişirmem gerekenleri hallettim sabahtan..

Gelenler liseden arkadaşlarımdı, daha doğrusu kardeşlerimdi.. Ben lisedeyken onlar ortaokul dönemindeydi ama çok güzel bir ortam vardı bizim okulda.. Hepimiz arkadaş gibiydik, çok severdik birbirimizi.. Herkes için geçerli olmasa da yaş farkı gözetmeyen güzel dostluklarla mezun olduk.. Ve aradan sekiz sene geçmesine rağmen, arada hiç görüşmememize rağmen, o zamanki çıtır afacanlar şimdi büyümüş, üniversiteyi bitirmek üzere olan zarif hanımlara dönüşmüş olmasına rağmen o sıcaklığın hiç kaybolmadığını farkettim.. Sevindim..

Bu arada.. Onlarla buluşmamızı, seneler sonra birbirimizden haberdar olmamızı sağlayan Facebook'a teşekkürü borç bilirim :))

Tabii bana, "Zerre kadar değişmemişsin Kuaybe abla, hala aynısın.." diyen üç güzel misafirime de.. Hadi inandım, yeter ki gönlünüz olsun :))

Yusufcuk ablalarına onlar da Yusufcuğuma bayıldılar tabii.. Yine tüm şirinliklerini sergiledi misafirlerimize.. Ve onları uğurlarken "Öpücük at ablalara.." dediğimde sadece onunla en çok oynayan ve onu en çok güldürene öpücük atarak beni bir kez daha şaşırttı afacanım.. Seçmeyi de bilirmiş :))



.........................

Yusufcuktan kısa kısa..

Bu aralar ilgi çekme olayına takmış durumda Yusufcuk.. Geçen gün süpürgenin kapağını açmaca-kapatmaca oynarken elini sıkıştırdı arada.. Gidip öptüm, çıkarttım hemen.. Az sonra baktım yine ağlıyor, yine aynı manzara.. Yine öptüm.. Ben odadan çıkmadan hemen kapağı açıp elini yine içine soktu.. O zaman anladım ki ilki hariç diğerleri numara.. Eli sıkışınca yanına gittiğimi farkettiği için onu kullanıyor..


Bir de saçlarını yolma huyu çıktı ortaya.. Kestirmek istememin bir sebebi de bu aslında.. Bazen sallayıp oynuyor saçlarıyla bazen de vargücüyle çekiştiriyor.. Canı acımıyor mu çok merak ediyorum..

Seslere çok duyarlı hale geldi Yusufcuk.. Dışarıdan araba sesi gelse hemen pencereyi gösteriyor, telefon çaldığında gelip bana haber veriyor eliyle göstere göstere.. Ufak tıkırtılara kulak kabartıyor, birisi merdivenden çıkarken konuşsa onu bile farkediyor.. Özellikle uykuya dalma aşamasında bu çok çekilmez oluyor.. Dün gece ben onu uyutmaya çalışıyorum, babası diğer odanın kapısını açtı diye kalkıp onu anlatıyor bana..


Ve.. En tehlikeli gelişme de yeni keşfi sanırım.. Yusufcuk kalorifer peteğine tırmanmayı öğrendi! Diğer odalardakine henüz çıkamaz ama salondaki petek pencerenin altında duvar boyunca uzandığından çok alçak, 60-70 cm kadardır herhalde yüksekliği.. Önceden kaydığı için çıkamıyordu ama misafirimizin geleceği akşam Yusufcuğu salonda arayıp da bulamayınca ve o sırada perde de hafif hafif kıpırdayınca farkettim ki orada.. Korkarsa panikleyip düşebilir diye sessizce yaklaşıp kucakladım ama çok korktum.. Minicik ayaklarıyla kalorifere basmış dışarıyı seyrediyor.. Pencerelerin açma kolları yukarıda ama ne olur ne olmaz.. Oraya da acil bir çözüm şart.. Babasına da anlattım, gözümüzün önünden ayırmıyoruz artık Yusufcuğu..



........................

Kızlar geldiği gün eskileri yadetmek için fotoğraflarımı çıkardım karmakarışık başka bir dolabımdan :P Uzun süredir bakmamıştım lise fotoğraflarıma, iyi oldu.. Onlar gidince de kaldırmadım hatta.. Şimdiye kadar biriktirdiğim diğer fotoğrafları da serdim masanın üstüne, tek tek baktım hepsine.. Sonra biryerlere birşeyler not alırken buldum kendimi.. Üzgünüm ama bir de "fotoğraflardan süzülenler" yazısı okumak zorunda kalacaksınız sanırım önümüzdeki günlerde..


19 Şubat 2008 Salı

PollPub.com VoteSizce Yusufcuk henüz düşmenin acısı geçmeden aynı gün içinde iki diş daha patlatınca - evet yanlış okumadınız, biri azı olmak üzere iki diş- annesi ne yaptı?
Bomba ihbarı yaptı :P
Bir anne kanguruya yakışacak biçimde davrandı ve bebesini kucağından hiç indirmedi..
Tel lel li terelelli tel lel liiii tereleeeeellll..
Hepsi :)



View Results

Poll powered by PollPub.com Free Polls

13 Aralık 2007 Perşembe

Sanırım büyük bir "Seviye"sizlikle karşı karşıyayım!!

Haftasonu yayıneviyle görüştüğümde kitabın ana bölümünün bittiğini ve testleri yazdığımı söylemiştim.. Bayramda İstanbul'a gideceğimiz için, yola çıkmadan ödeme yapılmasını rica ettim - ki sözleşmede ilk ödemenin Ekim'de olacağıyla ilgili madde vardı ama ben o zaman kitabı tamamlamadığım için bunu talep etmemiştim, hakkım yok, bitince alırım diye.. Neyse.. Muhatabım S. Bey, "Siz yazdıklarınızı teslim edin bize.." dedi ama ben ücreti almadan kitabı teslim etmeyeceğimi söyledim.. Bunun pek mümkün olmadığını, bu kitabın seneye okutulmak için yazdırıldığını ve kitap basılıp satılmadan, yani kendileri para kazanmadan bana ödeme yapmalarının çok zor olacağını falan anlattı!! Ödeme yapılmadan kitabı teslim etmeyeceğimi tekrar ettim ve bana muhasebeyle görüşüp bana döneceklerini söyledi..

Beş gündür bu adamdan haber bekliyorum onlarla çalıştığım için kendime kahrede kahrede.. Defalarca aradım, sekreterine not bıraktım, defalarca "Tamam arayacak.." dediler ama hala arayan yok.. Akıllarınca beni oyalıyorlar sanırım.. Oysa artık ödeme için değil, kitabı kesinlikle ama kesinlikle onlara teslim etmeyeceğimi söylemek için aramalarını bekliyorum.. Bayram dönüşü kalan birkaç testi de tamamlayıp başka bir yayınevine satacağım inşaallah.. Ama bunu bile söyleyebileceğim bir muhatap yok karşımda..

Ben mi hep böyle sahtekar insanlarla karşılaşıp imtihan oluyorum yoksa hepsi böyle de karşıma çıkacak başka alternatif mi kalmıyor çözemedim gitti..

....................


Bu sıkıcı iş meselesini bir kenara bırakıp cicik yünlerimize dönersek..

İşte karşınızda meşhur bolero :))

"Bu da ne?" demeyin.. Şimdilik atkıdan bozma birşey gibi görünebilir ama sonucu beğeneceğinizden eminim..

Eni sırt uzunluğunda, boyu giyecek kişinin dört karışı yüksekliğinde olan bu parçayı ördükten sonra sıra çiçekleri yapmaya geliyor..

Biliyorsunuz çiçek olmadan olmaz :))
Heryer çipçiçek olmalı ki gözümüz gönlümüz açılsın..

Dört tane çiçek yapıyoruz boleronun kenarları için..
Sonra onları aşağıdaki gibi ana parçayı ikiye katlayıp iki kenarı birleştierecek şekilde ekliyoruz. ( İsterseniz dikerek, isterseniz tek zincirle birleştirerek )


Benim bolerom bir bebek için olduğundan iki çiçek yetti.. Burada ölçü, kenarı yarısına kadar kapatmak.. Yani üstte sadece kol girecek kadar boşluk kalacak.. Yetişkinler için dört çiçek gerekir sanırım..


Sonra ana parçanın sırta gelecek kısmına - örgüyü kestiğimiz tarafa, orası daha güzel duruyor çünkü - yaprak benzeri birşey yapıyoruz..


Aynı ilmeğe üçlü trabzanla üç kere batıp dolduruyor, dört zincir çekip batıyor ve sonra yine battığımız ilmeği üçlü trabzanla üç kere dolduruyoruz..





Sırt kısmı tamamlandıktan sonra diğer kenara iki çiçek eklemeye geliyor sıra..

Ama benim bolerom bu aşamada kaldı..

Tamamlanmış ve Yusufcuğa giydirilmek suretiyle sunulmuş halini yarın eklerim inşaallah..
Çok ilginç bir giyim şekli var çünkü..

Yanlız dua edin Yusufcuk uslu dursun da güzel fotoğraflayabileyim.. Bere de değil ki bu Sabahnur gibi topa geçireyim :)) Mecbur canlı bir konu mankeni lazım.. Ama en olmadı bir body üzerinde göstermeye çalşırım..


( Aysuncum, senin için bir de çiçek yapıp fotoğraflayacağım merak etme.. )

Şimdilik bu kadar.. Benim biraz oğlumla oynayıp sakinleşmem lazım zira şu dakika itibariyle uyandı kendisi.. Mıkır mıkır sesler geliyor yatağından :))

1 Kasım 2007 Perşembe

Hayat kalp atışı grafiklerinin zikzakları gibi ya herzaman..
Bir aşağı bir yukarı..
Tamam, yaşamın göstergesi bu.. O çizgi düzse "herşey bitti" demek ama..
Yine de zorlanıyorum..


Bugünlerde aşağı aşağı gidiyor benim zikzak..
İyi değilim..
Meleğime bile bağırır oldum..

Çok yüklendim galiba kendime..
İçimde bir sıkıntı, yüreğimde kara bir delik beni içine içine çeken..


Belki dua ederseniz kendimi daha iyi hissederim di mi?

29 Eylül 2007 Cumartesi

Şu anda ne kadar ama ne kadar üzgün olduğumu anlatamam..

Oysa başka şeyler yazacaktım ben.. İrem ve karakuzususyla geçirdiğimiz harika günü anlatacaktım..

Ama..

...........

Sabah, Yusufcuğun altında lacivert külotlu çorap, üstünde turuncu badisiyle şirin şirin yürüdüğünü gören babası "Mutlaka çek bu anları, bir daha gelmeyecek.." dedi bana.. Kameraya baktım, şarjı bitmiş.. Yukarı koyarsam Yusufcuk çeker üstüne düşürür diye yere bıraktım şarja takıp.. Yusufcuk öğle uykusundan uyanınca arka odaya gitmiş.. Ben gördüğümde kamerayı yerden yere çarpma aşamasındaydı olay.. Yetiştim ve aldım elinden.. Sonra İrem geleceği için hızla hazırlanmaya başladık ve ben farketmedim olanları..

Az önce aldım elime kamerayı ve farkettim ki DVD kapağında bir problem var.. Halledip çalıştırdım ama esas şok o anda başladı.. Kameranın içindeki DVD çalışmaz hale gelmiş!!

Ve o DVD, Yusufcuğun ilk doğum gününün tek videolarının içinde bulunduğu DVD..

..........

İlk şoku atlatana kadar benden haber beklemeyin arkadaşlar :((

18 Eylül 2007 Salı

Sevgili okuyucu,
bu yazı yazarın oldukça sinirli olduğu bir anda yazılmıştır ve sinir bozucu öğeler içermektedir.. Bunları "nötr"leyecek pozitif enerjiniz yoksa lütfen okumayınız..
Aksi halde çevreye verdiğimiz zarardan sorumlu olmayacağız..

..................


Çok sinirliyim çoookkkk..

Yaklaşık on gün önce "iyi" bir firmadan bir yatak odası takımı aldık.. Siparişini verdik daha doğrusu ve en kısa zamanda teslim edeceklerini söylediler.. Ayın 20'sinde büyük bir misafir grubu ağırlayacağımı ve hemen teslimat istediğimi anlattım, "Tamam" dediler.. On gün oldu ben bekliyorum.. Telefon telefon üstüne neyse ki bugün yatak odası geldi..

Ama tam değil.. Şifonyeri yok!

"Ne zaman gelir abi?"
"Valla fabrika ne zaman gönderirse abla.."

Dördüncü telefonda sevkiyat müdürüne ulaştım, durumu anlattım.. Fabrikayla konuşup yarın göndereceklerini söylediler..

Bu arada montaj için gelecek arkadaşları bekliyorum..
-Nakliyeyi farklı, montajı farklı ekip yapıyormuş -
Onlar gelip yatak odasını kuracak, ben yerleştireceğim ve alışverişe gideceğim.. Yusufcuğun bezi bitmek üzere, kesin gitmem lazım..

İftar oldu olacak hala gelen giden yok.. Bir telefon daha..

"Aaa gelmediler mi? İftardan sonraya kaldınız galiba, gelirler gelirler.."

Az önce montaj ekibi gitti! -Lütfen yazı saatine bakınız!-

Ama terslikler bizi terketmedi..

Boydan boya ayna olan üç kapıdan birisi nakliyede çatlamış! Onu monte etmediler.. Dolaplardan birisinin menteşesi yok -kutudan çıkmamış- ve ufak bir bölüm de gelmemiş!!

Tek kelimeyle delirmek üzereyim..

Benim yatak odasındaki tüm muhteviyatım da salon ve oturma odasına paylaştırılmış durumda bu arada.. Yemek masamın üstü bile nevresim takımları, Yusuf'un kıyafetleri ve havlularla dolu!!

Sabırsızlıkla yarın sabahı bekliyorum ve bu "iyi" firmaya en fazla üç saat veriyorum..

Ben telefon ettikten sonra hemen gelmezse eksikler ve ben akşama kadar yerleştiremezsem o odayı, kocaman harflerle yazacağım isimlerini buraya.. Nasıl en iyi reklam müşteri memnuniyetiyle oluyorsa en kötü reklam da müşteri memnuniyetsizliğiyle olur herhalde..

Offfff...

Perşembeye iki gün var..

Yatak odası yerleştirilip temizlenecek..

İki odanın perdesi kaldı, onlar yıkanacak..

Koltukların yıkanan kılıfları geçirilecek..

Yusufcuğun dolapları yerleştirilecek..

Ev süpürülecek, silinecek, toz alınacak..

Mutfak dolapları silinecek..

Sarma sarılacak, kek börek yapılacak..

Son gün yemekler pişirilecek..

Yusufcuk yıkanacak, paklanacak, "doom günü şekeri" haline getirilecek..

Ya da ben bu gece kafayı yiyeceğim ve perşembe günü gelen misafirler oturabilmek için koltukların üstündeki kazakları ufaktan ufaktan kenara itip "Vah vah, çok da gençti zavallı.. Derdi neydi ki acaba?" diyecekler..

Siz biliyorsunuz artık, onlara anlatırsınız olur mu?

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Ben size bomba gibi döneceğiz demiştim di mi?
Demiştim..
Tamam işte patlatıyorum bombayı..



Bizim ikinci küçük inci dişimiz de patladı !! Boooooooommmmm..



Yanlız Yusufcuk bu patlama(!) için tam da yola çıktığımız günü münasip gördüğünden otobüsteki yolcular ve personel dahil hepimizin anası ağladı :)) Bu kadar küçük bir cüsseden bu kadar tiz ve seri çığlıkların nasıl çıktığına hayret eden yolcular dönüp dönüp arkalarına baktılar.. Yusufcuk ön koltuk- kucağım- arka koltuk - kucağım- sol arka çapraz- kucağım.. şeklinde devam eden uzun bir kucak döngüsü yaşadı.. Bayanları reddedip özellikle erkeklere gitmesi de çok ilginçti. O abileri dayıları zannetti galiba :)) O kadar iyi anlaştılar ki birtanesinin ipodunu bile kemirdi diş kaşıyıcı niyetine!


...................


Eve vardık.. Bir bomba da muslukta patladı.. Çeşmeyi bir açtım; fissssssss.. Sular yok.. Ankara'da bir haftadır kesikti sular, haberlerden takip ettim hep ama ben yola çıkmadan önceki gece haberlerde suyun verildiği ve on gün kesilmeyeceği söylenmişti. İçim rahat çıkmıştım yola.. Ev zaten kirinden ağlamış, benim getirdiğim çamaşırlar, kirli sepetinde birikenler de cabası.. Bulaşık makinesi dolmuş, balkon yıkanacak.. Yusufcuk enerji tavşanı gibi emekliyor, yerleri silmem lazım, ona banyo yaptırmam lazım!! Sinir krizleri içinde geçirdim o günü.. Dolaptaki üzümü bile yıkayamadım yemek için.. Bidonlarda su vardı aslında ama "Ya su hemen gelmezse" diye idareli kullanmak zorunda kaldım.. Gece yatarken Allah'a yalvardım hep "Sabah sular gelmiş olsun lütfen.." diye..


Neyseki dün sabah sular geldi. İlk başta kombiyi çalıştıracak kadar bile tazyikli değildi ama sonra iki kere bulaşık iki kere de çamaşır makinesini çalıştırdık çok şükür.. Ondan beri bir sıkıntı var içimde.. İlerki günler için endişeleniyorum.. Susuzluk çok ama çok kötü birşey.. Elektrik kesintileri de başlayacakmış bugünden itibaren ama ondan çok korkmuyorum. Bir mum tutuyor lambanın yerini.. Ama su olmayınca ne temizlik, ne yemek, ne banyo hiçbiri olmuyor.. Suyun yerini hiçbirşey tutmuyor..


Allah'ım lütfen bizi susuzlukla imtihan etme.. Bol bol ver rahmetini.. Önceden kıymetini bilmediğimiz, bol bol, saça saça harcadığımız bu nimetini alma elimizden.. Yaptığımız israflardan dolayı biz bağışla.. Amin..

24 Temmuz 2007 Salı

Şu anda kendimle küsüm, konuşmuyorum..


Ben çok kötü bir anneyim, hem de çok..

Tamam bütün gece istisnasız her saat başı hatta iki kere yarımşar saat arayla uyanmış, beyni sulanmış bir halde olabilirim.. Yusufcuk saat 5:30'da uyanıp 6:15'e kadar huzursuz huzursuz kıvranmış ve beni çok bunaltmış olabilir.. Daha sonra kaksını yapıp bütün kıyafetlerini batırmış ve giyinmemek için ağlamış, kurtcuk gibi kıvranmış olabilir.. Tam "Artık rahatladı, uyur.." derken defalarca süren gergin bir salıncak-emme döngüsü yaşamış olabiliriz.. Mızmızlandıkça daha çok bunalmış, tahammülümü tüketmiş olabilirim ama yine de oğluma bağırmamalıydım.. Bağırmamalıydım...



Kendimden nefret ediyorum..

Hele de Yusufcuk sabah gazı falan da yokken içini çeke çeke ağladığından beri.. Ona bağırdıktan sonra uyuduğu için içlendi demek ki.. Uykusunda ağladı yavrum benim.. Uyandırınca da masum masum baktı yüzüme boncuk gözleriyle.. İçimi eritti..



Özür dilerim annecim, özür dilerim meleğim..

Lütfen beni affet..

Lütfen..