Renklenmeli biraz hayat.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Renklenmeli biraz hayat.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2007 Perşembe

Sanırım büyük bir "Seviye"sizlikle karşı karşıyayım!!

Haftasonu yayıneviyle görüştüğümde kitabın ana bölümünün bittiğini ve testleri yazdığımı söylemiştim.. Bayramda İstanbul'a gideceğimiz için, yola çıkmadan ödeme yapılmasını rica ettim - ki sözleşmede ilk ödemenin Ekim'de olacağıyla ilgili madde vardı ama ben o zaman kitabı tamamlamadığım için bunu talep etmemiştim, hakkım yok, bitince alırım diye.. Neyse.. Muhatabım S. Bey, "Siz yazdıklarınızı teslim edin bize.." dedi ama ben ücreti almadan kitabı teslim etmeyeceğimi söyledim.. Bunun pek mümkün olmadığını, bu kitabın seneye okutulmak için yazdırıldığını ve kitap basılıp satılmadan, yani kendileri para kazanmadan bana ödeme yapmalarının çok zor olacağını falan anlattı!! Ödeme yapılmadan kitabı teslim etmeyeceğimi tekrar ettim ve bana muhasebeyle görüşüp bana döneceklerini söyledi..

Beş gündür bu adamdan haber bekliyorum onlarla çalıştığım için kendime kahrede kahrede.. Defalarca aradım, sekreterine not bıraktım, defalarca "Tamam arayacak.." dediler ama hala arayan yok.. Akıllarınca beni oyalıyorlar sanırım.. Oysa artık ödeme için değil, kitabı kesinlikle ama kesinlikle onlara teslim etmeyeceğimi söylemek için aramalarını bekliyorum.. Bayram dönüşü kalan birkaç testi de tamamlayıp başka bir yayınevine satacağım inşaallah.. Ama bunu bile söyleyebileceğim bir muhatap yok karşımda..

Ben mi hep böyle sahtekar insanlarla karşılaşıp imtihan oluyorum yoksa hepsi böyle de karşıma çıkacak başka alternatif mi kalmıyor çözemedim gitti..

....................


Bu sıkıcı iş meselesini bir kenara bırakıp cicik yünlerimize dönersek..

İşte karşınızda meşhur bolero :))

"Bu da ne?" demeyin.. Şimdilik atkıdan bozma birşey gibi görünebilir ama sonucu beğeneceğinizden eminim..

Eni sırt uzunluğunda, boyu giyecek kişinin dört karışı yüksekliğinde olan bu parçayı ördükten sonra sıra çiçekleri yapmaya geliyor..

Biliyorsunuz çiçek olmadan olmaz :))
Heryer çipçiçek olmalı ki gözümüz gönlümüz açılsın..

Dört tane çiçek yapıyoruz boleronun kenarları için..
Sonra onları aşağıdaki gibi ana parçayı ikiye katlayıp iki kenarı birleştierecek şekilde ekliyoruz. ( İsterseniz dikerek, isterseniz tek zincirle birleştirerek )


Benim bolerom bir bebek için olduğundan iki çiçek yetti.. Burada ölçü, kenarı yarısına kadar kapatmak.. Yani üstte sadece kol girecek kadar boşluk kalacak.. Yetişkinler için dört çiçek gerekir sanırım..


Sonra ana parçanın sırta gelecek kısmına - örgüyü kestiğimiz tarafa, orası daha güzel duruyor çünkü - yaprak benzeri birşey yapıyoruz..


Aynı ilmeğe üçlü trabzanla üç kere batıp dolduruyor, dört zincir çekip batıyor ve sonra yine battığımız ilmeği üçlü trabzanla üç kere dolduruyoruz..





Sırt kısmı tamamlandıktan sonra diğer kenara iki çiçek eklemeye geliyor sıra..

Ama benim bolerom bu aşamada kaldı..

Tamamlanmış ve Yusufcuğa giydirilmek suretiyle sunulmuş halini yarın eklerim inşaallah..
Çok ilginç bir giyim şekli var çünkü..

Yanlız dua edin Yusufcuk uslu dursun da güzel fotoğraflayabileyim.. Bere de değil ki bu Sabahnur gibi topa geçireyim :)) Mecbur canlı bir konu mankeni lazım.. Ama en olmadı bir body üzerinde göstermeye çalşırım..


( Aysuncum, senin için bir de çiçek yapıp fotoğraflayacağım merak etme.. )

Şimdilik bu kadar.. Benim biraz oğlumla oynayıp sakinleşmem lazım zira şu dakika itibariyle uyandı kendisi.. Mıkır mıkır sesler geliyor yatağından :))

15 Eylül 2007 Cumartesi

Saat onikiye yirmi var.. Ama bunun konumuzla ilgisi yok :)) Zannettiğiniz gibi dün gece yattığımız zamanı falan da göstermiyor, çünkü o daha geçti!!

Günlerdir kafayı takmıştım bu saate.. Tamam beğenerek aldım ( hem de İKEA'dan :P ) ama biraz fazla "silik" kaldı duvarda - ki bu benim gibi cici-bici seven bir kişilik için yeterince rahatsız edici bir durum :))

Ben de ufak bir değişiklik yaptım kendisi üzerinde..

Böylece pembiş salonuma gayet uyumlu hale geldi :))

Yapımı gayet basit.. Öyle pahalı, özellikli boyalara ihtiyaç yok.. Ben Ozan'ın suluboyalarını kullandım :)) Saatin arkasını ik-üç kat boyadım. Çiçekler için de evde bulunan eski bir ev dekorasyon dergisini değerlendirdim.. Oradaki düz renk yatak örtüsü ve pike kısımlarına tersten çiçek çizip kestim ve saate yapıştırdım..

El işi demişken..

Bu da annemin işleyip çeyizime koyduğu bir minder..
Küçük gibi görünüyor ama değil.. Yusufcuk boylu boyunca uzandığında gayet rahat sığıyor üzerine.. Hiç kullanmamıştım şimdiye kadar ama artık çok işimi görüyor.. Yusufcuk ( nadiren de olsa ) oturup oyuncaklaryla oynadığında altına koyuyorum.. Havalar iyice soğudu burada çünkü, kış yakın sanırım..

...............

Gelelim bebişten haberlere..

Meleğim artık "Ben koca adam oldum.." havalarında dolaşıyor evin içinde :))

Önceden pat küt vurarak çalıştırdığı müzikli oyuncaklarını artık daha "narin" kullanıyor :)) Küçücük parmaklarıyla basıyor düğmelerine..


Sonra da neşeyle, el çırpa çırpa dinliyor çalan müziği :))


................

Hala kütüphanenin sol alt gözünde "takılmaya" devam ediyor..

İçeri girip oraya sığamadıkça sinir oluyor :))



Yamuk yumuk oturuyor..
Bazen de rafların tadına bakıyor :))



.............


"Cee ee" oyununa fena takmış durumda.. Bulduğu her kumaş parçasını ( etek, havlu, seccade, çarşaf, hatta altını değiştirirken kendi pijaması.. ) yüzüne kapatıp "cee" yapıyor.. Yüzünü kapatıp açtı ve biz farketmediysek bıdı bıdı söylenip dikkatimizi çekiyor..


En çok perde "ce ee"si alkışlıyoruz bu aralar..



...............


- Yusufcuk artık kelimelerle kavramları çok güzel eşleştiriyor maşaallah.. "Tavşanın nerede?" diye sorduğumda tavşanına dönüyor, göster dediğimde küçük sosis tipi parmağıyla işaret ediyor.. "Suyunu iç hadi.." deyince de gidip biberonunu alıyor ve dikiyor kafaya :))

- Numaradan ağlaması çok komiiiikkkk..
İstediği birşey olmayınca kendini zorlaya zorlaya "güya" ağlıyor.. Ses de mimikler de acayip :)) İstediğini verirsek ya da dikkatini başka şeye çekersek bıçak gibi kesiliyor numara hıçkırıklar..

- Nasıl becerdi bilmiyorum ama vitrin camını çatlatmış Yusufcuk.. Hem de bağlı olduğu halde.. Açıp çarpmasına imkan yok yani.. Oyuncaklarıyla vurdu galiba afacan bücür..

- Babasıyla ben ne zaman yan yana otursak veya gülerek sohbet etsek, ne yaparsa yapsın hemen bırakıp yanımızda bitiyor.. O da yetmiyor, kucak istiyor.. Hemen muhabbete dahil olup o da gülüyor kendince :))

- "Amin" yapmayı öğrendi.. Ama ellerini yüzüne sürmüyor da kafasını önden arkaya doğru sıvazlıyor biz "Amin" dedikçe :))

- Önceden düştüğünde ya da biryeri acıdığında sedece ağlıyordu, şimdi acıyan yerini göstererek ağlıyor.. Parmağı sıkıştıysa ağlayarak uzatıyor ileri :)) "Anne öptü, geçtiii" şarkısı eşliğinde öpüyorum ben de..

- Geceleri odasında uyuyor artık..
Tabii yanında minik bir yer yatağına yatmış annesiyle birlikte :))


..................

Ozan'ın annesi geliyor yarın.. Doom günüsünde Yusufcuğu görmek istemiş..
O minnoşu oyalarken ben de temizlik, menü vs.yi hallederim artık.. Beş gün kaldı doom günümüze.. Geri sayıyoruz, yuppiiii :))