İKEA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İKEA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2008 Cuma

Uzun bir ara verdikten sonra tekrar yazmaya başlamak çok acaip geldi bana niyeyse..
....................

Gelelim küçük bir kanguruya dönüşen Yusufcuk yüzünden ve bayramdan beri hala boşalmayan evimden dolayı yazamadığım arada neler olup bittiğine.. Ama önce dün sabahtan birkaç kare ekleyeyim unutmadan.. Sonra konuyu bağlayamam, arada kaynar gider :))


Dün bembeyazdı heryer uyandığımızda.. Gece yatmadan önce kar yağmadığı için çok güzel bir sürpriz oldu bize.. Kahvaltıyı yaptıktan sonra babamız birkaç gün sonra başlayacak finallerine çalışmak için odaya çekildi, biz de Yusufcukla kucak kucağa (!) pecereden karları seyrettik.. Sonra baktım, Ozan sıkılmış, "Haydi kartopu oynamaya çıkalım.." dedi.. Durur muyum? Işık hızıyla hazırlanıp çıktık.. Niyetimizde Yusufcuğu biraz oynatıp oradan da perdeciye gitmek vardı..


Yusufcuk dışarı çıkınca önce coştu..




Sonra hayretle karları seyretti..

Babası eline kar verince önce biraz durgunlaştı..
Sonra da hâlâ yağan karın da etkisiyle korkup ağlamaya başladı!!


Hal böyle olunca ben gitmem gereken perdeciye yanlız gitmeye karar verdim.. Yusufcuğun eşofmanı falan da ıslanmıştı zaten.. Ozan'a itinayla teslim ettim bebişimizi, o karda ve yokuş aşağı koşar adımlarla gittim.. Gitmek zorundaydım zira Yusufcuk salon perdemizi Ayşe teyze reklamlarındaki çamaşırlar gibi "cıııığğğrrtt" diye yırtmıştı :))



Eve geldiğimde Yusufcuğu ağlamaktan bitkin düşmüş bir halde buldum.. Yarım saate yakın hiç susmadan ağlamış ve Ozan sakinleştirememiş. Ben geldiğimde sadece iç çekip mızırdayacak hali kalmıştı. Emerken de kucağımda daldı zaten iç çeke çeke..


O an anladım ki.. Daha uzun bir süre çalışmak da hayal benim için, Yusufcuğu birilerine bırakıp en azından bir alışverişe ya da film seyretmeye gitmek de. Kanguru usulü yaşayacağız oğlumla.. Sadece ona da uygun aktivitelerle yetinmek zorundayım bir süre daha..


Aslında büyüdükçe daha bağımsız olması lazım ama Yusufcuk bana daha çok bağlanıyor gitgide.. Mutfağa gitmem bile olay oluyor.. Babasıyla bile kalmak istemiyor odada.. İlla bacaklarımın çevresinde dönecek ben nerede olursam.. Bir süre sonra o da yetmiyor, tırmanmaya çalışıyor kucağıma doğru.. Almazsam da küsüp başını hırsla yere vuruyor hemen!!


"Terrible two"nun kesinlikle iki yaşında başladığına emin misiniz?
Ben pek emin değilim de..


Neyse..
Gelelim bayrama..


Arefe günü yola sevinçle çıktım.. Hem İstanbul'a gittiğim hem de bir önceki akşam ödemenin bir kısmını alıp gittiğim için.. Yoksa niyet ettiğim kurbanı bile kesemeyecektim çünkü.. Eksik kalacaktı sanki bayram sevincim.. Yayınevinin zamanlaması harikaydı gerçekten :P


Yolda kışın ilk karıyla karşılaştık Bolu'da..
Manzara harikaydı ama sis ve kaygan yol aynı zamanda çok korkuttu bizi..

( Yol deyince aklıma geldi.. "İllusionist"i izledik otobüste, çok beğendim ben.. Tavsiye ederim.. "Sihirbaz" galiba Türkçe adı.. )



Yusufcuk ilk karını oynadı molada.. Ben içerdeyken babasıyla oynadığında ağlamış ama biz güzel güzel oynadık oğlumla.. Ozan sonradan itiraf etti, kar vermiş eline, ondan korkmuş yavrucağım :))




Arefe akşamı annemlere vardığımızda Yusufcuk coştu resmen.. Dayıları elden ele gezdirince onu hafiften şımardı bücür :)) Bir de kedi var tabii evde peşinde koşulacak.. Annem de ahdetmiş gelir gelmez göbüşünü öpeceğim Yusuf'un diye, açtı öptü :)) Çok özlemişler Yusufcuğu.. Eh, arada bizim hatrımızı da soran oldu çok şükür :))


Yemek yedikten sonra baktım Yusufcuk benim orada olup olmadığımın farkında bile değil kedinin peşinde koşturmaktan, Ozanla alışverişe gittik.. Yusufcuk doğduğundan beri ilk defa.. Baş başa.. Romantik olmasa bile çok özel :P İkide bir birbirimize bakıyoruz, gülesimiz geliyor.. Aaa, Yusufcuk yok!! Yusufcuğun hizasına doğru eğilerek koşmak yerine yürüyebiliyor, onu çekiştirmek ya da yeri yalamasını engellemek yerine vitrinlere bakabiliyoruz!! Gözümüz hep "Ararlarsa.." diye telefonda olsa da bir saat boyunca gönlümüzce gezdik ve o akşam bunu sık sık yapmaya karar verdik.. Ama bu kararımızın hiç de uygulanabilir bir yanı olmadığını şu an gayet iyi anlamış durumdayız:P O geceye has ufak bir lütufmuş bu.. Bir daha olmadı, olamadı zaten..


Bayram sabahı Yusufcuk ateşle ve kusmayla uyanınca benim moralim çok bozuldu, anlatmıştım zaten.. Ama Allahtan ki ilk günden sonra birşeyi kalmadı.. Diş patlayınca hafifledi rahatsızlığı..


Bayramın ilk günü Ozan kurban kesme işlemini halledip eve geldikten sonra - ki ikindiyi bulmuştu gelmesi, çok sıra varmış kurban kesim alanlarında, bir arkadaşının yanına gitmek zorunda kalmış - yemek yiyip kardeşime gittik.. Malum halasının kuzusu bizi bekler :))


Kapıda beni bu tombiş güzellik karşıladı.. O yanaklardan itinayla ısırdım merak etmeyin :))


İlker Mirza çok uslu bir bebek maşaallah.. Sadece acıktığı zaman biraz huysuzlanıyor ama emince hemen neşesi yerine geliyor.. Biz sohbet ederken bir baktık babasının kucağında uyuyup kalmış.. Gece de sadece bir kere emmeye kalkıyor sonra sabaha kadar uyuyormuş poğaçam.. Kardeşime "Sakın kimseye anlatmayın.." diye sıkı sıkı tembihledim :P



Kardeşime giderken de dönerken de öyle trafik vardı ki fenalık geldi hepimize.. Yola çıktığımıza pişman olduk resmen.. Giderken uyuyan Yusufcuk dönüşte canımıza okudu zaten.. İstanbul denince uzun süre bu manzara gelecek galiba gözümün önüne..




Bayramda ziyaret edecek çok kişi vardı aslında ama hem Yusufcuk hastaydı hem de hava çok soğuktu.. Mecburi yerler dışında evde geçirdik vaktimizi.. Zaten Ozan ikinci gün akşamı köye gitti, biz de annemlerle Yusufcuğu oyalayarak oyalandık :))

Orada olduğumuz sürece annemlerin kedisi Zuzu'nun "pisi"kolojisi bozuldu resmen :)) Sürekli deli gibi peşinden koşan bastıbacak Yusufcuktan kaçar pozisyondaydı hayvan!! Biz gidene kadar yemek masasının üstünden nadiren indi diyebilirim.. Ben Yusuf ondan korkar zannediyordum ama tam tersi oldu.. Hatta birgün bir baktım, annemim oklavayı almış, uyuyan kediyi dürtüyor Yusuf.. Hayvan haklı yani korkmakta :)) En sonunda öcünü aldı ama.. Babamızın yanına Yusufcuğun kolundaki üç paralel çizikle döndük :P Zuzu pati atmış Yusufcuğa , dayısı kurtarmış hemen.. Beni görene kadar birşeyi yoktu, beni görünce bastı yaygarayı afacan.. Kesin yine birşeyle dürtüyordu hayvanı, kendini tutamadı o da..


Ben babamla onun fotoğrafını çekmeye çalışırken Yusufcuk yine Zuzu'yu yakalama derdinde :))



Bayramın son günü İKEA'ya gittik annemlerle.. Malum her İstanbul'a gidişte uğramam lazım.. İKEA yetkilileri yoklamada yok yazar sonra :P

İKEA'dan bir Yusufcuk manzarası..


Başlarda uslu dursa da daha sonra alışveriş arabasının ne içinde ne de dışında avutamadığımız Yusufcuk bana tam anlamıyla fenalık geçirtti orada.. Annem bir ara Yusufcuğu kucağımdan atmaktan falan bahsettiğimi söylüyor!! Ben hatırlamıyorum.. Üç saat boyunca kucağımda taşıdım Yusufcuğu ve bu arada alışveriş yaptım, rafları karıştırdım, aksesuarları mıncıkladım :)) Bir tek üzerinde halka halka renkli desenler olan kumaşı inceleyemedim, aklım onda kaldı :P Yusufcuğun odasına perde dikecektim ondan.. Eve geldiğimizde belimin sağ tarafı seğiriyordu resmen..


Gitmeden önceki gün evdeki tüm seçenekler tükenince dayısının CDleriyle oyalamak zorunda kaldığımız Yusufcuktan kareler var şimdi..


Biraz hasar var galiba burada.. Dur bakiim, sağlam kalmış mı aralarında hiç ?


Yok be dayıcım bee.. Anasını ağlatmışım hepsinin!!


Bayram sonrası aslında bir hafta daha kalacaktık Yusufcukla İstanbul'da ama misafirlerimiz gelecek olunca erkenden eve dönmek zorunda kaldık.. Özellikle Aysun, Sühendan ve Didem abladan özür diliyorum.. Görüşmek için sözleşmiştik çünkü ama elimden gelen birşey yoktu.. İnşaallah bir dahaki gelişimizde tanışmak nasip olur..

Dönüş yolculuğumuzdan bahsedecek vakit kalmadı.. Yusufcuk uyandı çünkü.. Misafirmiz Salih bebişe kitabındaki elmaları gösterip "mammam" diye anlatıyor ama uzun sürmez bu sakinlik.. Yetişmem lazım bir kaza meydana gelmeden :P Sadece şunu söyleyeyim, ayrıntıları merak edenler Ramazan bayramındaki otobüs yolculuğumuzu hatırlayabilir.. Uzun uzun anlatmıştım daha önce.. Pek de farklı değildi çünkü!!

8 Aralık 2007 Cumartesi

Bunaldımm..


Yoruldummm..


Patlamak üzereyimmm....


Şu kitap bittiği an üzerimden bir dağ kalkacak sanki..

Yoğunluk, yazacak zaman bırakmasa da güzel günler yaşıyoruz çok şükür.. Yusufcuk hem büyüyor hem de gittikçe daha da hareketleniyor.. Ben her defasında daha fazlası nasıl olabilir diye düşünüyorum ama oluyor..

Artık sadece kulaklarını değil -kırparak- gözlerini, -çekerek- burnunu, -kocaman açarak- ağzını ve -kafasına vurarak- aklını (:P) gösteriyor benim oğlum :)) Bestesi ve güftesi kendisine ait şarkılar mırıldanıyor, aktğında kendi burnunu kendi siliyor, "çak bi beşlik" oynamayı biliyor.. Yürümüyor.. Dur duraksız koşuyor.. Koştukça düşüyor.. Düşünce hemen acıyan yerini göstere göstere bana geliyor ağlamaklı.. "Anne öpmüş geçmiiişş.." yapıyoruz, kanıyor :))

Bense çoğu zaman masanın başında, orada değilsem de yünlerimin arasında kaçamaktayım..
Son stres mamülüm aşağıdaki saat.. Konu mankenimiz yine renksiz İKEA saat :)) Çevresini lastik ördüm ( bir düz bir ters ) ve birkaç çiçekle de süsledim.. Oturma odam daha güzel artık.. Sırada yatakodası için başladığım kırmızılıyı bitirmek var :)) Bir de tabii bolero.. Örüp aşama aşama fotoğraflayacağım inşaallah.. Çok güzel ve çok ilginç çünkü.. Ama ne zaman? Allah bilir..



( Özlemcim, bir sonraki yazım soben için olacak inşaallah, şimdi yetiştiremedim.. )

15 Eylül 2007 Cumartesi

Saat onikiye yirmi var.. Ama bunun konumuzla ilgisi yok :)) Zannettiğiniz gibi dün gece yattığımız zamanı falan da göstermiyor, çünkü o daha geçti!!

Günlerdir kafayı takmıştım bu saate.. Tamam beğenerek aldım ( hem de İKEA'dan :P ) ama biraz fazla "silik" kaldı duvarda - ki bu benim gibi cici-bici seven bir kişilik için yeterince rahatsız edici bir durum :))

Ben de ufak bir değişiklik yaptım kendisi üzerinde..

Böylece pembiş salonuma gayet uyumlu hale geldi :))

Yapımı gayet basit.. Öyle pahalı, özellikli boyalara ihtiyaç yok.. Ben Ozan'ın suluboyalarını kullandım :)) Saatin arkasını ik-üç kat boyadım. Çiçekler için de evde bulunan eski bir ev dekorasyon dergisini değerlendirdim.. Oradaki düz renk yatak örtüsü ve pike kısımlarına tersten çiçek çizip kestim ve saate yapıştırdım..

El işi demişken..

Bu da annemin işleyip çeyizime koyduğu bir minder..
Küçük gibi görünüyor ama değil.. Yusufcuk boylu boyunca uzandığında gayet rahat sığıyor üzerine.. Hiç kullanmamıştım şimdiye kadar ama artık çok işimi görüyor.. Yusufcuk ( nadiren de olsa ) oturup oyuncaklaryla oynadığında altına koyuyorum.. Havalar iyice soğudu burada çünkü, kış yakın sanırım..

...............

Gelelim bebişten haberlere..

Meleğim artık "Ben koca adam oldum.." havalarında dolaşıyor evin içinde :))

Önceden pat küt vurarak çalıştırdığı müzikli oyuncaklarını artık daha "narin" kullanıyor :)) Küçücük parmaklarıyla basıyor düğmelerine..


Sonra da neşeyle, el çırpa çırpa dinliyor çalan müziği :))


................

Hala kütüphanenin sol alt gözünde "takılmaya" devam ediyor..

İçeri girip oraya sığamadıkça sinir oluyor :))



Yamuk yumuk oturuyor..
Bazen de rafların tadına bakıyor :))



.............


"Cee ee" oyununa fena takmış durumda.. Bulduğu her kumaş parçasını ( etek, havlu, seccade, çarşaf, hatta altını değiştirirken kendi pijaması.. ) yüzüne kapatıp "cee" yapıyor.. Yüzünü kapatıp açtı ve biz farketmediysek bıdı bıdı söylenip dikkatimizi çekiyor..


En çok perde "ce ee"si alkışlıyoruz bu aralar..



...............


- Yusufcuk artık kelimelerle kavramları çok güzel eşleştiriyor maşaallah.. "Tavşanın nerede?" diye sorduğumda tavşanına dönüyor, göster dediğimde küçük sosis tipi parmağıyla işaret ediyor.. "Suyunu iç hadi.." deyince de gidip biberonunu alıyor ve dikiyor kafaya :))

- Numaradan ağlaması çok komiiiikkkk..
İstediği birşey olmayınca kendini zorlaya zorlaya "güya" ağlıyor.. Ses de mimikler de acayip :)) İstediğini verirsek ya da dikkatini başka şeye çekersek bıçak gibi kesiliyor numara hıçkırıklar..

- Nasıl becerdi bilmiyorum ama vitrin camını çatlatmış Yusufcuk.. Hem de bağlı olduğu halde.. Açıp çarpmasına imkan yok yani.. Oyuncaklarıyla vurdu galiba afacan bücür..

- Babasıyla ben ne zaman yan yana otursak veya gülerek sohbet etsek, ne yaparsa yapsın hemen bırakıp yanımızda bitiyor.. O da yetmiyor, kucak istiyor.. Hemen muhabbete dahil olup o da gülüyor kendince :))

- "Amin" yapmayı öğrendi.. Ama ellerini yüzüne sürmüyor da kafasını önden arkaya doğru sıvazlıyor biz "Amin" dedikçe :))

- Önceden düştüğünde ya da biryeri acıdığında sedece ağlıyordu, şimdi acıyan yerini göstererek ağlıyor.. Parmağı sıkıştıysa ağlayarak uzatıyor ileri :)) "Anne öptü, geçtiii" şarkısı eşliğinde öpüyorum ben de..

- Geceleri odasında uyuyor artık..
Tabii yanında minik bir yer yatağına yatmış annesiyle birlikte :))


..................

Ozan'ın annesi geliyor yarın.. Doom günüsünde Yusufcuğu görmek istemiş..
O minnoşu oyalarken ben de temizlik, menü vs.yi hallederim artık.. Beş gün kaldı doom günümüze.. Geri sayıyoruz, yuppiiii :))

9 Ağustos 2007 Perşembe

Vee nihayet minik melek denizle buluştu bu hafta..

Akşamüstü gitsek, o tatlı maviliği yakalayamasak da -özleyince tatlı mavi oluyor İstanbul'un denizi bile- güzeldi deniz kenarı sefamız..

Oğlumla uzun uzun seyrettik denizi.. O biraz çırpınıp yüzmek istedi ama olsun, ben keyfini çıkardım..





Bu gelişimizde çok gezdik çoooooooookkkk.. Bunda en büyük suç MP'nin :P
Verdi bize pusetini, kim tutar bizi :))


Alışveriş yaparken bir yandan da fotoğraf hastalığımı gidermeye çalışıyorum tabi her gittiğim yerde :))



Dün ayağından ufak bir operasyon geçirdi babam.. Kısa da olsa bir süre yürümemesi gerekiyor, araba da kullanamıyor.. Bu, işin onun için zor olan kısmı.. Bizim için zor olansa o içerdeyken kapıda Yusufcukla onu beklediğimiz anlardı.. Muayene için gitmiştik aslında, bir anda kendimizi operasyon odasının önünde bulduk.. Ben onu eğlendirmeye çalışsam da Yusufcuk emekleyemediği, bulduğu herşeyi ağzına sokamadığı için hiç memnun değildi bu durumdan..

Güvenlik görevlisinden bilgi-işlemdeki abiye kadar herkes çığlıklarımızı durdurabilmek için seferber oldu ! Yerden yere vurulan o zavallı kredi kartı çekim makinelerini mi anlatsam size yoksa parça parça olan küçük hasta el kitapçıklarını mı.. İki kere hastaneyi turlamamız da yetmedi.. O yarım saatin sonunda üstüm başım terden sırılsıklamdı resmen..


Neyse ki babam iyi çıktı oradan ve ben en azından onun için endişelenmedim bir de.. Şu anda daha iyi, yarın pansumana gideceğiz birlikte..


- Gelelim Yusufcuğun evdeki durumlarına.. Farklı zaman ve mekanlarda sevenlerine şirinlik yapmakla meşgul kendisi.. Artık otomatiğe bağladı, ortam şenlendi mi hemen başlıyor gözlerini kısmaya :)) Öyle şirin oluyormuş..


İstanbul'a geldiğimizden beri günde iki öğün yemek yemeye başlaması da en önemli ayrıntı tabii.. Geçen hafta canım arkadaşım Fethiye'yi ziyaret ettik oğlumla, teyzesinin yaptığı "tava lahmacunu"nun içine düştü resmen.. Verdiğim lokma gitti ard arda.. Oradan beraber Sabriş teyzesine gittik bebiş görmeye, orada da tatlıyı lüpletti bir güzel.. Ozan'a anlattım, "Çocuk semirene kadar kal o zaman .." diyor :)) Ama bu işin şakası tabii.. Planladığımızdan bile erken gitme durumumuz var çünkü Ozan'ın annesi ve babası bize gelmeye karar vermişler.. Gidip evi bir elden geçirmem lazım..




- Erken dönme işi gündeme gelince MP'ye puseti geri vermek için telefon açtım ve benim İKEA sevdamı(!) bildiği için orada buluşmayı teklif etti.. Evi oraya çok yakın olan Sabahnur da bize katılınca ortaya bu tablo çıktı..


Tabii bu fotoğrafa üç anne ve birkaç ıvır zıvır daha eklemeniz lazım zihninizde :))

MP'cim bir kez daha teşekkür edeyim buradan.. Sayende oğlumla çok rahat bir tatil yaptık.. En azından benim kollarım çok rahattı :))

Ayrıca Adam bebeğin biz vedalaşıp ayrıldıktan sonra tekrar koşup boynuma sarılması ve beni öpmesi asla unutumayacağım kadar güzel.. Bayıldım küçük adama ben..

Gelelim Sabahnur ve fındık prensese.. Zeynep Erva çok ama çok tatlı bir bebek.. Çok da güleç maşaallah.. Onu her sevişimde o güzel gülücüklerini hiç esirgemedi benden.. Yine uzun uzun oturamadık, hatta Sabahnur'un dediği gibi aldıklarımızı bile yiyemedik ama çok tatlı geçti vakit..

( Sabahnurcum hediye için çok teşekkür ederim bu arada.. Gerçi Yusufcuk onu daha orada masalara vurmak suretiyle biraz yıprattı ama olsun.. Her oynayışta sizi hatırlayacağız.. )

Tanıştığım bir diğer isim de harika pastalar yapan Nes'ti.. O da bir arkadaşıyla İKEA'ya gelmiş, orada buluştuk.. Yani planlasam bu kadar insanla tanışamazdım sanırım.. O kadarla da kalmadı çünkü, dönüşte bizi eve Neslihan bıraktı ve önce Kadıköy'e uğrayıp Burcu'yu ve Oya'yı ziyaret ettik.. Onlar daha önceden tanışıyormuş zaten, ben de hepsini görmüş oldum.. Burcu'nun harika maket pastalarına baktım, onlar da tam gitmek üzereyken uyanan meleğimi sevdiler bol bol..

Çok güzeldi yani bugün, yoğun ama güzel..

Ben şimdiden "Bir daha ne zaman gelsem?" diye düşünmeye başladım :))

15 Temmuz 2007 Pazar

Köye gitmeden önce :)) İzmir'den (İKEA'da) aldığım birkaç şeyi paylaşmak geldi içimden nedense.. Belki çok severek aldığım belki de sizin de işinize yarayabilir diye düşündüğüm için..


Bunlar bebişim için aldığım yumuşak oyuncaklar.. Aslında daha çok çeşidi vardı ama bizim küçük seçici, kendisine uzattığım birçok seçenek arasından yanlızca bunları beğendi ve alıp hemencecik kemirmeye başladı :)) Diğerlerine bakmadı bile.. İşim var benim bu minişle galiba.. Yakında bizi de beğenmez bu küçük bey :))

Bunlar diş kaşıyıcı değil ama gel de bunu Yusufcuğa anlat..

Bu oyuncaklar neden işime yaradı? Şimdi bu konuya değinelim..

Benim minişim malumunuz uykuyu pek sevmeyen ve uyuyacağı zaman da çok zor dalan bir bebek.. Sallayarak uyutsam da durum değişmiyor.. İzmir'e gitmeden önce, eline birşey verip salladığımda daha çabuk daldığını farketmiştim.. O zamanlar diş kaşıyıcı ya da emzik tutucuyla falan idare ediyorduk ama ben sıkıca kavrayabileceği yumuşak bir oyuncak arıyordum. İşte bu minik şeyler tam bunun için.. Şimdi uyuyacağı zaman Yusufcuğun eline "kapliş"i veriyorum, o da kafasından sıkı sıkı tutup onunla uyuyor.



Bunlar da küçük parmak kuklalarımız.. Yusufcuğu mamiş yerken oyalamak için..




Yemek yedirme seanslarımız hala çok acı verici geçiyor. Hele dişi patladığından beri jel sürmek için bile ağzını açamıyoruz tatlımın.. Arada gazoz içmek ya da zararı faydasından fazla olan birşeyi ( mesela çokokrem ya da hazır pasta ) yemek için kucağıma atlıyor ama onlar sayılmaz.. Hala yemek yemiyor benim minişim..


Kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlatamam.. Anne olarak çok yetersizim galiba.. Yusufcum fındık kadar kaldı.. Emzirsem de vitamin kullansak da durum değişmiyor.. Sağlığı yerinde çok şükür ama insanlar kaç aylık diye sorduğunda aldıkları cevaba şaşırıp bir daha dikkatlice bakıp "hımm" diye burun kıvırdıklarında çok moralim bozuluyor..


Neyse..
Ben aldıklarımdan bahsediyordum değil mi..

Bu kadar oyuncak ve kuklayı derleyip toplamak için de bu kutular birebir..





Bu da yine İKEA'dan aldığım alt değiştirme takımı..



Adı bu olmayabilir ama ben böyle tarif edebildim :)) Bebişin yatağına takılabilir olması çok hoşuma gitti.. Hem yer kaplamıyor hem de bez, pamuk, krem vs. ne varsa ortadan kaldırıyor..

Ama bunu taktığımdan beri Yusufcuğu yatağına bırakamıyorum. İstisnasız her seferinde devirdi çünkü ne var ne yoksa .. O da birşey değil, bu kutulara tutunup kalkmaya çalışıyor ama kancalar kaydığı için düşüp duruyor.. Kafasını tahtalara vuracak diye korkuyorum..



Sadece Yusufcuk için değil, evimiz için de bazı şeyler aldım tabii..
Örneğin bu küçük, şeker gibi vazoları ya da renk renk bıçakları..



( Domates, biber ve kurusoğana yardımlarından dolayı teşekkür ediyoruz )

Bu kesme tahtası da harika..



İçinde ne doğrarsanız doğrayın ikiye katlayıp hiçbiryere dökmeden tencereye ya da kaseye boşaltabiliyorsunuz.. Çok işlevsel gerçekten.. Ben gıcık olurum da doğradığım domatesleri tencereye veya tavaya boşaltırken suyunun kenarlara akmasına :)) O yüzden bana çok hitap etti bu ürün..


Aldığım üç küçük tencere ve tavanın fotoğrafını da koymayayım artık.. Onlarla oğluma minik minik yemekler yapacağım inşaallah..


Bir de yese miniciğim, bir de yese..

13 Temmuz 2007 Cuma



Hani ben "Yusufcuk gece uyuyunca yazarım.." dedim ya geçen sefer.. Yusufcuk uyumuyor iki-üç gündür.. Onu uyutmayı becerebildiğim anda ben de baygın düşüyorum zaten yanına.. Ne zormuş bu diş çıkarma süreci yaa.. Tecrübeli anneler, her bebek böyle zor mu çıkarıyor dişlerini yoksa bu bizim nazlı bücüre has bir durum mu? Ağlaya ağlaya, bağıra bağıra halsiz düştü yavrum.. İshal hala kesilmedi, arada ateşi de yükseliyor. Calpol veriyorum sürekli.. Ama huzursuzluğu geçmiyor bir türlü.. Haftasonunu da böyle geçirirse tekrar hastaneye gitmemiz lazım.. Belki yapabilecekleri birşey vardır umuduyla..


Gelelim tatilimize..
Önce İzmir ayağı..


Dokuz saat süren yolculuk beni resmen bir daha Yusufla yanlız yola çıkmaya tövbe ettirdi.. İki kere birer saat uyusa da afacanım, uyandığında kaybettiği dakikaların acısını fena çıkardı.. Oturduğumuz koltuk ve çevresinde dokunulmadık bir milimetrekare alan bırakmadı. Emeklemeyi yeni öğrenmenin hevesiyle kendini yerlere atmaya çalışıp da tarafımdan engellendikçe çığlıklarıyla beni protesto etti.. Ön koltuk, kucağım ve yan koltuk arasında mekik dokudu.. Şirinlik yapa yapa kendini herkese sevdirdi.. Radyo çaldıkça oynadı, dişi kaşındıkça ağladı.. Derken.. İzmir'e vardık.. Otobüsten indiğimde üstüm başım terden sırılsıklamdı resmen.. ( otobüs klimalı olmasına rağmen ) Ne kadar zormuş Yusufcuğu oyalamak.. Bir daha mı uzun yol.. Tövbe.. Tövbee...


İzmir o kadar sıcak o kadar sıcaktı ki istediğimiz hiçbiryere gidemedik diyebilirim.. Ben güya Ozan'ın aslında Temmuz'da olan iznini Haziran'a aldırdım sıcaklardan bunalmayalım diye.. Denk gele gele Afrika sıcaklarına denk geldik.. Biz varmadan bir hafta önce gayet iyiymiş aslında hava..


İki ev ziyareti ve İKEA ile yetinmek zorunda kaldık.. Canım teyzeciklerimi çooook özlemişim.. Tabii annene ve dedişimi de.. Annem de oraya gelince bir taşla iki kuş vurmuş olduk :))


Sıcaklar dolayısıyla minişimin karizma iyice sarsıldı tabii.. Ona kuzenlerden birinin fanilasını giydirdik, bezi de çıkarttık, havadar havadar gezdi çocuk.. Tip mip hikaye.. Ne demişler, imaj hiçbirşeydir, susuzluk herşey :))


İKEA açılmış dedemlere çok yakın bir yere.. Durur muyum? Hazırladığım şirinliklere bile gerek kalmadan dedişim götürdü bizi.. O sıcakta klimalı, serin serin o kadar güzeldi ki içerisi.. Saatlerce gezdik. Meleğim bile ferahladı, kucağımda uyudu kaldı en sonunda..


Alacağımız herşeyi ( hatta almayacaklarımızı bile ) bir güzel denedik, özenle inceledik :))



Oğluma çok şirin oyuncaklar ve yemek yeme seanslarımızda işe yarar umuduyla parmak kuklalar aldım.. Alışveriş sonrası ufak bir dondurma keyfi yaptık çıkışta.. Tabii meleğim de bize eşlik etti..

İzmir'de en çok zorlandığımız konulardan birisi minişimi uyutabilmek oldu tabii.. Evde salıncağında sallanarak uyumaya alıştığı için yine onu aradı.. Biz de teyze kızım Cananla - diğer ismiyle dadı, tatil boyunca o baktı sağolsun meleğime, hiç indirmedi kucağından.. Zaten okul öncesi öğretmenliği bölümünde okuyor, tüm öğrendiklerini pratik yapmış oldu :)) - annemin dahiyane fikrini uyguladık. İKEA'dan aldığımız büyük eşya poşetine bir çarşaf serdik ve ona konforlu bir salıncak hazırladık :))



İşte sonuç..




Şimdi aklınıza "Neden çarşafla sallamadınız?" sorusu gelebilir.. Hemen açıklayalım.. Çünkü meleğim yana sallanmaya değil, yukarı aşağı sallanmaya alışkın.. Çarşafla bu mümkün olmuyor.. Ama köyde çarşafla sallanarak uyumaya da alıştı, o ayrı konu..

Bir haftanın sonunda babamız geldi ve köye doğru yola çıktık .. Aslında ben İzmir'e doyamazdım ama sıcaklar o kadar bunalttı ki ben bile "Köye ne zaman gideriz?" demeye başladım içten içe..


Şimdilik bu kadar.. Arkası yarın.. Bana kızmayın, bunu bile yedi seferde yazdım valla.. Mazeretim var, oğlum diş çıkartıyor :))