18 Mart 2008 Salı
Bu kadar güzel bir haftasonundan sonra ancak böyle hissedebilirdim zaten kendimi.. Elhamdülillah..
Cumartesi günü, bazı cin hafiye arkadaşların da hemen tahmin ettiği gibi Özlemlerdeydik.. Aslında İrem ve karakuzusu da gelecekti ama ektiler bizi :P Ah İrem ah, neler kaçırdın neler!! Çok eğlendik biz..
Tek kişi olmama rağmen sevgili Özlem öyle şeyler hazırlamış ki, çok mahcup oldum görünce.. Ellerine sağlık canım ama çok zahmet etmişsin gerçekten.. ( Artık nasıl bir imaj oluşturduysam kızcağızın gözünde, donatmış sofrayı.. Korktum kendimden.. Çok mu oburum :P )
Uzuuuuun bir sofra başı muhabbeti yaptık Özlemle.. Başlarda akıllı bıdık Bera ve beni hanımefendiliğiyle bir kez daha kendine hayran bırakan Sena da bize eşlik etti tabi.. Maşaallah gerçekten o kadar terbiyeli ve tatlı çocuklar ki, Allah herkese evlatlarını aynen Özlem gibi güzel ahlaklı, edebli ve seviyeli yetiştirebilmeyi nasip etsin..
Uzun sohbetimize Bera'nın oyuncaklarını salona yığmakla oluşturduğumuz "oyun alanı"nın çok katkısı oldu tabii :))
Bera abisi Yusufcukla saatlerce sıkılmadan oynadı.. Maç yaptılar (!), saklanbaç oynadılar, "cee" oynadılar, araba oynadılar... Oynadılar da oynadılar.. Gerçi bir araba Yusufcuk Bera abisinin özel bir oyuncağını zorla elinden aldı ve onu çok üzdü ama abisi onu affetti sağolsun..
Küçük cadıma bir kere daha hayret ettim o gün.. İstediği birşey olmayınca nasıl da ortalığı birbirine katıyor iki dakikada.. Bir de inatçı anlatamam.. Almak mümkün olmadı elinden o oyuncağı.. Unutup bir kenara koydu da öyle sakladık.. Yoksa güme gidecekti Beracığın ik karne hediyesi :))
Yusufcukla oynayan sadece Bera abisi değildi tabii.. Özlem teyzesi de çok güzel oynadı onunla..
Yusufcuğun ne kadar mutlu olduğunu anlatamam.. Gülücüklere boğdu bizi ödül olarak :))
Özlemcim bir kez daha teşekkürler canım..
Harika bir gün geçirdik.. Hemen yine gelmek istiyoruz :P
.........................
Pazar günü ise, yine yalancı bahara inanıp attık kendimizi dışarı.. Süleyman abi ve Havva ablayla harika bir gün geçirdik..
Bundan sonra hazırlıklı ol tamam mı günlükcüm, her haftasonu bir piknik bekler bizi :)) Sezon açıldı, kimse Ozan'ı tutamaz artık..
Öğlenki güzel havaya itimat edip oldukça uzak biryere pikniğe gittik ama orası oldukça serin ve rüzgarlıydı.. Yusufcuk tam oraya varacakken uyudu ve tam biz sofraya oturunca uyandı! Arabada üstünü değiştirip bir de sıkı sıkı giydirdim bebişimi.. Allahtan mont ve beremizi almıştık yanımıza, çok işe yaradı..
Biz hanımlar olarak sadece yeme kısmına katıldık olayın.. Tüm hazırlık ve pişirme işlemlerini beyler halletti.. Çok güzel oluyormuş böyle ya, hep yapalım bunu :))
Bir ara çevremizi koyunlar daha doğrusu Yusufcuğun deyimiyle "ap app"lar bastı! Onlarca koyunun arasında kaldık, Yusufcuk çıldırdı sevinçten.. Hele "pisi pisi" yaparak koca kangalın peşinden koşması harikaydı.. Ozan çekiyor, o inatlaşıyor köpeği yanına gideceğim diye..
Erkekler mangal başında, biz de Havva ablayla küçük soframızda yedik yemeğimizi.. Güya is kokmayacaktık! Ama güneş de geçince resmen donduk oturduğumuz yerde.. "Hadi gidelim.." diyoruz, "Yok yok, iyi burası, akşama çok var daha.." diyor Ozan.. Yanımda küçücük bir hırkam vardı, giydim ama cıkk.. İşe yaramıyor! Sonra bir ara Ozan yanıma geldi, elime dokunuca çok üşüdüğümüzü anladı.. Meğer onlar havanın soğuk olduğunu bile farketmemişler mangal başında! Kendileri üşümeyince bizi de iyi zannetmişler.. Hemen toparlanıp biz de gittik mangalın başına.. İliğimiz kemiğimiz ısındı :))
Mangal başında içtiğimiz çayın tadı damağımda kaldı.. Hep hatırlamak istiyorum..
Herşey için teşekkürler babiş :))
.........................
Bu arada, aramıza hoşgeldin yeni diş :))
Ah ne çok bekledik seni bir bilsen.. Nohut gibi kabarmış, Yusufcuğuma çok acı veriyordu çıkacağın yer.. Hem tam karşındaki azı da yanlız hissediyordu kendini.. İyi ki geldin de sol altta bir azımız oldu bizim de.. Bundan sonra uslu dur tamam mı :P
..........................
Yusufcuk geçen hafta yine biryerlere saklanıp kakişini yaptı ve sonra gelip babasıyla bana haber verdi "ıhh"layarak.. Sonra da döne döne birşeyler aramaya başladı etrafta.. Meğer kağıt havluyu arıyormuş.. İşaret etti verdim, başladı pijamanın üstünden popişini silmeye :))
Zamanı gelmiştir..
Tiz bir oturak alına, Yusufcuk tuvalet eğitimine başlayaaa!
Allah da Kuaybe'ye kolaylıklar vereee...
25 Şubat 2008 Pazartesi
Nefesimi kesecek anlar..
- Ben de tüm anneler gibi, meleğimle ilgili olayları sıralayacağım sanırım ilk olarak.. Daha birkaç ay öncesine kadar "anne" dediğini duyduğum an nefesim kesilir diyordum.. Gerçekten de öyle.. Şimdi Yusufcuk her "Anniğğ" deyişinde içimde küçük kelebekler kanat çırpıyor sanki .. Onun "anni"si olduğum için defalarca şükrediyorum..
Ve eminim bebeğimin okula gittiği ilk gün, her bir kademede onu mezun olurken gördüğümde, "Artık istediğim gibi bir işim var.." dediğinde, "Biliyor musun anne, sanırım ben de gönlümü bir güzele kaptırdım.." dediğinde.. O "Evet" derken hayatını paylaşacağı kadına ve sonra yavrusunu ilk aldığında kucağına.. Ve ömrüm olursa eğer, ben de görebilirsem meleğimin meleğini.. İşte o anlarda eminim oğlum gibi benim de nefesim kesilecek ve alnımı secdeden kaldırmadan şükretmek isteyeceğim Rabbime..
- Tüm haccedenler gibi, eğer nasip olursa ve uzaktan bile olsa tüm heybetiyle görebilirsem Kabe-yi Muazzama'yı nefesim kesilir eminim.. Ve hatta tüm nefeslerim orada tükensin isterim..
- Ve eğer birgün.. Hep hayalini kurduğum yerde olursam.. Bir üniversite kürsüsünde.. Ve "Çocuk Edebiyatı" olursa vereceğim ders.. Yine nefesim kesilir ilk cümlemden önce, eminim..
- Ve yine eğer birgün.. Bir yayınevi Yusufcuğa hamileyken tuttuğum günlüğü basmak istese.. Ve hayal ettiğim gibi "Meleğimi Beklerken" ya da "Meleğimin Güncesi" koysam adını.. Oğluma ithaf etsem o kitabı daha ilk sayfada.. Yine nefesim kesilirdi..
- Ve son olarak.. Saçları ağarmış pamuk bir nine olduğumda ( hani çok şirinim ya :P ) sessiz sakin evimizde en az benim kadar ağarmış ve kırışmış kocacığımla otururken bana "İyi ki.." dese, "İyi ki evlenmişiz.. Seninle paylaşmışım bu hayatı.." Nefesim yine kesilir ve yaşıma başıma bakmaz çocuklar gibi sevinir, öperdim onu..
Aslında yapabileceğim halde şimdiye kadar ertelediğim şeyler..
O kadar çok ki..
- Acilen ama acilen İngilizce kitap okumaya ve tekrar İngilizce yayınlar seyretmeye başlamam lazım.. Yoksa nankör yabancı dilim beni tamamen yüzüstü bırakabilir.. Zaten konuşamıyorum - neden bilmiyorum, üniversitede bile sırf konuşmamak için sunum ödevlerini iptal eder başka şey seçerdim- bari okuma-yazma kısmı iyi derecede kalsın..
- Saçlarıma bakım yapmam lazım.. Dökülme azalsa da hala eskisi gibi sağlıklı değiller sanırım.. Acaba emzirme bitene kadar bu böyle mi devam edecek ?
- Karmakarışık hale gelen büfemin içini düzenlemem lazım.. Sonra yaparım mantığıyla içine tıktığım şeyler birbirini taşıyamaz oldu :))
- Bilgisayardaki tüm fotoğraflar ve videolar da CD'ye kaydedilecek bu arada.. Yusufcuğun silinen doom günü görüntüleri ders olmamış bana anlaşılan.. Çok ayıp kendime :P
- Zihnimde tamamladığım küçük bir hikaye var ama yazıya geçirmedim henüz.. Adı "Zıp Zıp Elma".. Unutmadan yazsam iyi olacak.. Tabii hamileyken başladığım, okul öncesiyle ilgili etkinlik kitabım da yarım kalmış vaziyette beni bekliyor.. Bir ara da onunla ilgilenmem lazım..
- Eve yığdığım onca yünle aklıma gelen tüm fükürleri uygulamak.. Bahar dalım, çiçekli kolyem, kırmızı kemer, kapı süsü, bir çanta ve uzun bir tunik.. Beni bekliyorlar sabırla yapılmak için.. Bunları da unutmamak için yazdım, bana belli olmaz unuturum da bu gidişle :((
- Yusufcuğun saçlarını kesmesi için iyi ve sabırlı bir kuaför bulmam lazım.. Planım onu kucağımda tutup sakinleştirerek iş kolaylaştırmak ama hala yeterince büyüyüp büyümediğinden emin değilim.. Artık benim kesimlerim çok şekilsiz durmaya başladı.. Meşe palamudu gibi görünüyor yavrum :P
Şimdi düşündüm de ben bunları yapmak için ne bekliyorum?
Bir daha dünyaya gelseydim..
Hımm, acaba Minik Talha'nın annesi, Pastacı Rapunsel ve Sümüklü teyzemiz de katılmak isterler mi bu oyuna?
.........................
Yusufcuk son hız diş çıkarma çalışmalarına devam ediyor :)) İki gece önce tahmin ettiğim gibi alttaki ilk azımız da patladı.. Yatılı misafirmiz de vardı ama Allahtan onların yattığı oda evin en ucundaki oda ve ses gitmemiştir diye tahmin ediyorum.. Çok ağladı çünkü Yusufcuk.. ( Ben de öyle yazmışım ki evin bir ucundan bir ucu elli metre sanki :P )
Ertesi sabah da sürdü huysuzluğu.. Ben ikindide gelecek misafirlerim için hazırlık yapmaya çalşırken o da bacaklarıma yapışmış mızmızlanıyordu.. O ikramlarda ne emek ne gözyaşı var bilseniz :P Zaten o gün beni sabote eden sadece Yusufcuk değildi.. Sabahtan öğlene kadar dört kere elektrik kesildi.. ( Hatırlatırım başkentte yaşıyoruz! ) İlk arada keki pişirdim, ikinci arada da evi süpürdüm.. Ben böreği pişirdikten sonra tekrar kesildi.. Bu arada Yusufcuk da eline verdiğim yeni pişmiş kekin bir kısmını yemiş, diğerini elleriyle bir güzel mutfak halısına yedirmiş.. Arkamı bir döndüm, küçücük kakaolu kek kırıntılarını daha da dibe insin diye vargücüyle bastırıyor!! Elektirğin tekrar gelmesi için Allah'a nasıl yalvardım anlatamam.. Gelmeseydi mutfağın kapısını kilitli tutacak, içeri kimseyi almayacaktım :P Neyse ki elektrik tekrar geldi ve son hız mutfağı tekrar süpürdüm, bazı yerleri de sildim.. Kek çok yumuşaktı çünkü, yapışmış! Mantar dolmasını haırlayıp kısırı da yaptıktan sonra Yusufcuk nihayet uyumaya karar verdi ve o uyuyunca ben de sızmışım. Arkadaşların telefonuna uyandım.. Bir baktım ev buz gibi.. Elektrik yine yok ve kombi çalışmadığı için ev soğumuş.. O gün ikindiye kadar da elektriksiz oturduk maalesef.. Ama yine de şükrediyorum, an azından fırında pişirmem gerekenleri hallettim sabahtan..
Gelenler liseden arkadaşlarımdı, daha doğrusu kardeşlerimdi.. Ben lisedeyken onlar ortaokul dönemindeydi ama çok güzel bir ortam vardı bizim okulda.. Hepimiz arkadaş gibiydik, çok severdik birbirimizi.. Herkes için geçerli olmasa da yaş farkı gözetmeyen güzel dostluklarla mezun olduk.. Ve aradan sekiz sene geçmesine rağmen, arada hiç görüşmememize rağmen, o zamanki çıtır afacanlar şimdi büyümüş, üniversiteyi bitirmek üzere olan zarif hanımlara dönüşmüş olmasına rağmen o sıcaklığın hiç kaybolmadığını farkettim.. Sevindim..
Bu arada.. Onlarla buluşmamızı, seneler sonra birbirimizden haberdar olmamızı sağlayan Facebook'a teşekkürü borç bilirim :))
Tabii bana, "Zerre kadar değişmemişsin Kuaybe abla, hala aynısın.." diyen üç güzel misafirime de.. Hadi inandım, yeter ki gönlünüz olsun :))
Yusufcuk ablalarına onlar da Yusufcuğuma bayıldılar tabii.. Yine tüm şirinliklerini sergiledi misafirlerimize.. Ve onları uğurlarken "Öpücük at ablalara.." dediğimde sadece onunla en çok oynayan ve onu en çok güldürene öpücük atarak beni bir kez daha şaşırttı afacanım.. Seçmeyi de bilirmiş :))
.........................
Yusufcuktan kısa kısa..
Bu aralar ilgi çekme olayına takmış durumda Yusufcuk.. Geçen gün süpürgenin kapağını açmaca-kapatmaca oynarken elini sıkıştırdı arada.. Gidip öptüm, çıkarttım hemen.. Az sonra baktım yine ağlıyor, yine aynı manzara.. Yine öptüm.. Ben odadan çıkmadan hemen kapağı açıp elini yine içine soktu.. O zaman anladım ki ilki hariç diğerleri numara.. Eli sıkışınca yanına gittiğimi farkettiği için onu kullanıyor..
Bir de saçlarını yolma huyu çıktı ortaya.. Kestirmek istememin bir sebebi de bu aslında.. Bazen sallayıp oynuyor saçlarıyla bazen de vargücüyle çekiştiriyor.. Canı acımıyor mu çok merak ediyorum..
Seslere çok duyarlı hale geldi Yusufcuk.. Dışarıdan araba sesi gelse hemen pencereyi gösteriyor, telefon çaldığında gelip bana haber veriyor eliyle göstere göstere.. Ufak tıkırtılara kulak kabartıyor, birisi merdivenden çıkarken konuşsa onu bile farkediyor.. Özellikle uykuya dalma aşamasında bu çok çekilmez oluyor.. Dün gece ben onu uyutmaya çalışıyorum, babası diğer odanın kapısını açtı diye kalkıp onu anlatıyor bana..
Ve.. En tehlikeli gelişme de yeni keşfi sanırım.. Yusufcuk kalorifer peteğine tırmanmayı öğrendi! Diğer odalardakine henüz çıkamaz ama salondaki petek pencerenin altında duvar boyunca uzandığından çok alçak, 60-70 cm kadardır herhalde yüksekliği.. Önceden kaydığı için çıkamıyordu ama misafirimizin geleceği akşam Yusufcuğu salonda arayıp da bulamayınca ve o sırada perde de hafif hafif kıpırdayınca farkettim ki orada.. Korkarsa panikleyip düşebilir diye sessizce yaklaşıp kucakladım ama çok korktum.. Minicik ayaklarıyla kalorifere basmış dışarıyı seyrediyor.. Pencerelerin açma kolları yukarıda ama ne olur ne olmaz.. Oraya da acil bir çözüm şart.. Babasına da anlattım, gözümüzün önünden ayırmıyoruz artık Yusufcuğu..
........................
Kızlar geldiği gün eskileri yadetmek için fotoğraflarımı çıkardım karmakarışık başka bir dolabımdan :P Uzun süredir bakmamıştım lise fotoğraflarıma, iyi oldu.. Onlar gidince de kaldırmadım hatta.. Şimdiye kadar biriktirdiğim diğer fotoğrafları da serdim masanın üstüne, tek tek baktım hepsine.. Sonra biryerlere birşeyler not alırken buldum kendimi.. Üzgünüm ama bir de "fotoğraflardan süzülenler" yazısı okumak zorunda kalacaksınız sanırım önümüzdeki günlerde..
22 Şubat 2008 Cuma
Anket sonuçlarına göre C ve D şıkkı başa baş gidiyor..
Bu tahmin ettiğim birşeydi ama "Bomba ihbarı yaptı" şıkkını seçen üç kişiden kimliklerini açıklamalarını talep ediyorum :P
.....................
Babaannemiz ve amcamız evlerine döndüler.. Üç gündür yanlızlığa alışmaya çalışıyoruz Yusufcukla.. Kayınvalideme çok yalvardım "Yusufcuğun tüm dişleri çıkana kadar kal.." diye ama kabul etmedi :P
Diş demişken.. Alttaki ilk azımız da patlamak üzere.. Uca kadar gelip kabardı minik yaramaz.. Bu gece de ona harcarız herhalde mesaiyi!! Yani durdu durdu, bir aya neredeyse beş diş sığdırdı minik afacan.. İşin kötüsü bu akşam iki yatılı misafirim var, yarın öğlen de liseden arkadaşlarım gelecek Yusufcuğu görmeye.. Neyse iyi olur belki de, dikkati dağılan Yusufcuk acısını unutur biraz.. İkram işini de hazırlardan hallederiz artık :P
....................
Yanlız geçirdiğimiz iki gün boyunca yaramazlık yaptıkça Yusufcuğu tekrar azarlamaya başladığımı, hızına yine yetişemediğimi farkettim.. Demek ki bebek büyütürken yardım almak, zannettiğimden çok çok daha önemli.. İnsan yükünü paylaşınca tahammül seviyesi de artıyor.. En uca gelmiyor sabır göstergeleri.. Biraz durup bir istanbul kaçamağı mı yapsak ne?
....................
Yusufcuk "hayret etmeyi" öğrendi çok tatlı bir şekilde.. Şaşırdığı birşey olunca elini aynen benim gibi ağzına kapatıp "Hiğğğ" diyor :)) Bu hareketi bazen yaramazlıklarından sonra da yapıyor tabii.. Bugün ben birşeyle uğraşırken, yazdığım testleri ve kaynak kitaplarımı indirmiş kütüphaneden, darmadağan etmiş.. İçeri girdiğimde bana fırsat bırakmadan o verdi şaşırma efektimizi, "hiiiğğğğ" diye :))
.....................
"Vütti"miz "uti" oldu artık.. Babasının elini çeke çeke ütünün durduğu dolabın önüne götürüyor ve "uti" diye bağırıyor küçük efendi. Sonra da türlü şirinliklerle elde ettiği ütüyü salona getirip önce fişe takıyor -bizim gözetimimizde, zaten sadece fişe takmak yetmiyor ütünün çalışması için, düğmeyi çevirmek gerekiyor- sonra da itinayla halılarımızı ütülüyor.. Neden seviyor ütüyü bu kadar, gerçekten bilmiyorum..
Son hızla etrafı temizlemeye de devam ediyor bu arada.. Kire hiç tahammülü yok -kendi meydana getirdikleri hariç tabii :P- Ben ona yemek yedirirken yere birşey düşse -ekmek veya bir küçük makarna mesela- hemen onu işaret ediyor al diyerek ve ben onu almadan ağzına lokma koymuyor.. Eline birşey dökülürse sildiriyor, yerde birşey bulduğunda bana getirip gösteriyor hemen.. Topan topan kağıt havlu tüketiyoruz bugünlerde.. Koparıp koparıp orayı burayı siliyor :)) Acaba diyorum, herşeyi silen Maka Paka'dan mı öğrendi bunu, oraya buraya sürdüklerini silmeye çalışan ve sürekli o halde gezen benden mi?
......................
Babaanesi buradayken çarşafla sallanarak uyumaya çok alışmıştı Yusufcuk.. Uykusu geldiğinde hangi odada olursa olsun onu salladığımız çarşafı bulup getiriyor ve bir elini havada sallayarak "Nenniiğğğ" diyordu :)) Sallayacakmışız yani paşayı.. En korktuğum şeylerden birisi, babaannesi gidince de sallanmak istemesi ve gündüz uykularını benim için bir kabusa çevirmesiydi.. Ama iki gündür durum iyi maşaallah.. Uykusu gelince beni elimden tutup yatakodamıza götürüyor ve yanıma yatıp emmek istiyor.. Emerek de uyuyor çok şükür.. Sanırım evde yanlız olduğumun ve yanlız başıma onu sallayamayacağımın farkında meleğim.. Umarım böyle devam eder..
..........................
Özlemcim, misafirlerim gelmek üzere..
Sobe bir sonraki yazıda inşaallah tamam mı?
19 Şubat 2008 Salı
11 Şubat 2008 Pazartesi
Ah, ahhh...
Nedir bu Yusufcuğun annesinin elinden çektiği..
Uyanınca yeleğini bulamadım, kendi hırkamı giydirdim çocuğa :))
Zavallım da karizma olayının farkında değil daha.. Gayet rahat bir şekilde, pencerenin önüne serptiğimiz bulgurları yiyen güvercinleri seyrediyor..
Ama bir de şöyle düşünelim..
İleride baktığımda, "Hımm, demek ancak hırkam kadarmış boyu oğluşumun bir buçuk yaş civarı.." diyebileceğim bu fotoğrafa baktığımda :P
Üç dört gündür gezmekten yorulduk :P
İki kere alışverişe, bir arkadaş toplantısına ve dün de - bu havada ! - dağa yürüyüşe gittik.. Tabii sonuncusunun Ozan'ın zoruyla gerçekleştiğini hepiniz tahmin etmişsinizdir :P
( Zannettiğiniz gibi bu kıpkırmızı şirin ayakkabıyı almadım..
Anneye yardım ettik, babaya da etmeden olmaz..
En azından ayakkabının içindeki kalıbı eğip bükerek kalite kontrol yapabiliriz :P
Bu da boy aynasında şirinlik yaparken kendini kaybeden Yusufcuk :))
Ozanla baktık ki Yusufcuk "zırvana"ya ulaştı yine, fazla enerisini atsın diye içinde top havuzu olan bir yere dondurma yemeye girdik.. Evet itiraf ediyorum, sadece top havuzu için gittik :P
Ama iyi ki gitmişiz.. Çok mutlu oldu bebişim..
................
Dün dağa yürüyüşe gittiğimizi yazmıştım değil mi..
Yürüyüş dediğim de öyle yoldan, düz yerden falan değil, tepelerden kayalardan zirveye doğru!! Çamurlara bata çıka sporumuzu yapıp eve döndük.. Bir sonraki seferler için "tövbe" demeyi de unutmadım tabii :))
....................
Yusufcuk dört gündür çok sevindiriyor beni.. Şimdi sevinç konumu yazınca "öğğkk" demeyin ama.. Bebişi büyüyenler anlar, büyüyecek olanlar da ileride anlayacak inşaallah ne demek istediğimi.. Birkaç gündür kaka yapacağı zaman biryere saklanıyor yine Yusufcuk ama sonra yanıma gelip çömeliyor ve "ıığğğhh" diyor.. Kaka yaptığını haber veriyor yani.. Maşaallah benim bebişime.. İnşaallah baharda tuvalet eğitimine başlamayı düşünüyorum.. En çok korktuğum süreçlerden biri bu ama hemen alışması için dua ediyorum Allah'a.. Uyku ve yemek konusunda hala problemlerimizi aşamadık, bir de üstüne tuvalet sorunu olursa ne yaparım bilemem.. Allahtan ki çevremde bebişini bezden çok kolay ve kısa sürede ayıran anneler var da umut oluyor bana.. Artık kaka yaptığının bilincine vardığına göre yakında ondan rahatsız olmayı da öğrenir herhalde Yusufcuk..
.....................
Yusufcuk dudağını büzüp, öne uzata uzata bizi öpmeye koşuyor bu aralar.. Kuş ağzı gibi yapıyor ağzını, curpp diye öpüyor.. Bu ne tatlı birşeymiş Allah'ım.. O öpücük ne kadar mutlu ediyor beni anlatamam.. Rabbim lütfen özleyen, bekleyen herkese yaşat bu tadı..
Sadece bizi değil, yabancıları da öpmeye çalışıyor aslında.. Alışverişe gittiğimizde babasının ayakkabı aldığı mağazada ona yardımcı olan amcasını defalarca öptü Yusufcuk.. Adam da şaşırdı, "Yeni kızım oldu benim, onu anladı herhalde.." deyip güldürdü bizi.. Biz babaannesiyle gömlek alırken de babası onu koridorda oyaladı bir süre.. O sırada küçük bir kız görüp onu öpmeye kalkmış.. Kız da ona dudağını uzatınca karşılıklı "currpp"laşmışlar.. Ozan da kızın anne-babası da ölmüş gülmekten..
........................
Cumartesi akşamı, normalde ikindide uyuduğu uykuyu atladığı için çok huysuzlandı Yusufcuk.. Uyku başına vurdu ve emerek bile uyuyamadı.. Babaannesiyle ben de çarşafla sallamaya başladık.. Bir yandan onu sallıyoruz bir yandan da kısık sesle televizyon seyrediyoruz.. Reklamlar başladı.. Yusufcuk dalmıştı aslında.. Molfix reklamı var ya hani, bebişin biri beziyle havuza giriyor, bez havuzun suyunu emiyor.. O çıktı.. Bizim -güya- uyuyan hafiye reklamın müziğini duyar duymaz "ebbe, ebbee.." demeye başladı ama gözler kapalı.. Yani uyuyormuş ama göremese de televizyonda bebek çıktığını biliyormuş, onu söylüyor bize..
Bir de bu aralar yeni Omo reklamındaki bebeği taklit ediyor.. Zenci bebiş bukalemun gibi dilini çıkardıkça bizimki de çıkarıyor minik dilini :))
.....................
Bugünlerde beni iyiden iyiye düşünüdüren, bazen gece uykularımı kaçıran bazen de çok sevindiren bir gelişme var.. Çok önemli bir kararla ilgili.. Bunu, ne olduğunu merak edin diye, gizem olsun diye yazmadım.. Sadece ileride gerçekleşirse, temellerinin taa bugünlerden atıldığını hatırlayabilmek için yazdım.. Hakkımızda hayırlısının olması için dua ederseniz de ekstra kazanç sağlamış olurum buraya yazmakla :))
......................
Yusufcuk sokakta kendisinden kaçan kedilere sadece "pisi pisi" yapmakla kalmıyor artık, "dediiiğğğ" diye bağırıyor arkalarından :))
.....................
Artık evdeki tüm kapıları açabilen Yusufcuktan kaçmak mükün değil.. Hangi odaya girsem peşimde bitiyor.. Ayaklarının ucunda dikile dikile o kapı kollarını açması çok şirin.. Anahtarı olmayan kapılarımız için, şu kapıların üst taraflarına takılan kancalı kilitlerden almanın vakti geldi galiba.. Özellikle de tuvalet kapısı için.. Evde keşfedemediği tek yer orası ve ben birgün ıslak ve bakteriyel bir sürprizle karşılaşmak istemiyorum :P
.....................
Amcamızın tezkeresini almasına sadece dört gün kaldı.. Sağ salim gelir inşaallah.. O askere gittiğinde Yusufcuk tam iki aylıktı, minnoş bir kolikti henüz :)) Şimdi koşan, oynayan, pencereden dışarıyı seyretmek istediğinde sandalyeye çıkıp kuşlara "pisi pisi" yapan bir afacan.. Amcası ne kadar şaşıracak bakalım.. Gerçi arada bir kere gördü ama hem süre çok kısaydı hem de o zaman daha küçüktü Yusufcuk.. Şimdi büyüdü, marifetler çoğaldı :))
.......................
Kitabın devamını teslim etmek ve ödemenin geri kalanını almak için yayınevini arıyorum yine.. Geçen seferki gibi sinir bozucu bir beklemedeyim.. Allah'ım, nereden bulaştım bu adamlara yaa :((
.....................
Yusufcum "anniiiğğğ" diye beni çağırıyor.. Gitmem lazım :))
Şimdilik sıfatım bu.. Anniyim ben, annii..
6 Şubat 2008 Çarşamba
Sümüklü teyzecim, al sana bir romantik poz daha :))
Hani 14 Şubat yaklaşıyor ya dediğin gibi, bizim de katkımız olsun :P
Hımm, nerede başlasam?
Hiç yazacak enerjim yok aslında ama çok şey birikti anlatacak.. "Yarın yazarım.." deyince, yarının gündemi bugünü unutturuyor, hatırlayamıyorum sonra.. Onun için en iyisi, bir gözümle uyuyup diğeriyle yazmak :P
Yaklaşık bir haftadır ciddi derecede uykusuzum.. Yusufcuk son iki gecedir acı acı ağlayıp emerek bile sakinleşmeyince iyice perişan olmaya başladım.. Bu durumun sebebini bulamamak da iyice geriyordu beni.. Babaannesi bunun Yusufcuğun huyu olduğunda ısrar etse, sadece huysuzluk yaptığını söylese de ben işin içinde başka birşeyler olduğunu tahmin etmiştim.. Tamam herzaman gece sık uyanır Yusufcuk ve emmeden asla uyumaz ama bu hafta emmek bile sakinleştiremedi onu.. "Buradayım kuzucum, yanındayım.." diye diye ancak durdurabildim ağlamasını dün gece :( İki üç gündür birşeyler yemiyor ve gündüz de mızmızlanıyordu zaten.. Bir de öyle bir huy geliştirdi ki son üç günde, az daha memeden kesecektim yavrumu.. Çünkü emecek bir meme kalmayacaktı zaten :P Emerken öyle bir ısırmaya başlamıştı ki Yusufcuk dün üç kere çığlık çığlığa kucağımdan atmak zorunda kaldım onu.. Zıp zıp zıpladım olduğum yerde!! Gece de iyice uykusunun gelmesini bekleyip öyle emzirdim hemen dalıp ısırmasın diye.. Ama ona rağmen gündüz ısırdığı yerler sızladı resmen..
Meğer azı dişini çıkarıyormuş benim meleğim !
Bu sabah yine keyifsiz uyanıp pek birşeyle de mutlu olmayınca babaannesiyle gıdıklaya gıdıklaya oynatıyorduk onu.. Başaşağı döndürürken bir de baktık ki üst sol arkada bir azı diş bize ucunu gösteriyor :)) Ben ilk önce "Oh bee.." dedim, kayınvalidem şaşırdı.. En azından artık bu anormalliğin sebebini öğrendim çünkü.. Sonra da yavruşu öpüp öpüp babamıza müjdeyi verdim hemen.. Zira dün gece kendileri Yusufcuğu epey bir azarlamıştı uyku arası, "Nedir bu çektiğimiz.." babında :))
Şimdi içim rahat en azından.. Mızmızlığı devam etse de Calpole başladık, daha rahatız.. Bir de ishal var tabii.. Bugün hava güzel olduğu için hepberaber gittiğimiz alışverişten, Yusufcuğun bezinden taa pantolonuna kadar taşan ve orada kocaman sarı bir leke teşkil eden "pokemon" mahsülüyle acele acele döndük eve :)) Allahtan pantolon bej renkliydi, renk uyumu vardı en azından :P
Gelelim düne..
Dün hem misafirlerimiz olduğu için hem de tahminen dişi gece patladığı için gündüz çok keyifliydi Yusufcuk.. Sevgili Özlem ve İremle çok güzel bir gün geçirdik.. Karakuzu kreşte olduğu için gelemedi ama Yusufcuk Sena ablası ve Bera abisiyle güzel güzel oynadı.. Hatta uzun bir süre salona bile gelmediler.. İçeriden gülüşmeleri geldi sadece :)) Özlem'e çocukları bana bırakmasını teklif ettim ama kabul etmedi :P
Hem ben işimi ancak yetiştirebildiğim için hem de katmer sıcak yenince güzel olduğundan pişirmeyi onlar gelene kadar ertelediğimiz için biraz karmaşa oldu sanırım.. Yeterince ilgilenemedim ve istediğim kadar çok vakit geçiremedim maalesef misafirlerimle.. Hatta o kargaşada fotoğraf çekmeyi bile unutmuşum! Tam giderlerken pencereden seslendim ama dönmediler :P Yusufcuk el sallayarak uğurladı onları.. Hatta onlarla beraber gitmeyi çok istedi ama babaannesi kucağında zaptedebildi Allahtan :))
Özlem de İrem de Turkcell'in tavuklu reklamını çok beklediler Yusufcuğun bayılma taklidini görmek için ama o da denk gelmedi hiç.. Sadece bebemin yemek masası üzerindeki dansıyla yetinmek zorunda kaldılar :))
Bu arada, Özlemcim hem Yusufcuğun cicisi hem de mutfak hediyelerin için çok ama çok teşekkürler canım.. Mahcup ettin bizi..
Ben en kısa zamanda yine beklerim kızlar, bu sefer söz, siz gelmeden hazırlayacağım masayı..
Dün çekemedim ama ondan önce çektiğim bol bol fotoğraf var..
Önce..
Makarna yemenin püf noktaları..
Hiçbir yere kaçmasın diye sıkı sıkı tutulan yoğurtlu makarna hemen ağza götürülür..
Sonra da yanaklar yandan yandan şişirilerek çiğnemek suretiyle makarnalar bünyeye dahil edilir :))
.......................
Aysuncum bak bu da bizim "kitty"miz :))
Geçen gün marketten aldım bu gece lambasını.. Yusufcuk o günden beri peşinde.. Prize takıp takıp yanmasını görmek çok hoşuna gidiyor.. Bir de lambaya "pisi pisi" yapması yok mu öldürüyor beni :)) Ben yanında durup biraz oynatıyorum, kendisinin prize takmasına müsade ediyorum sonra da kaldırıyorum ortadan.. Hevesini ben yanındayken alsın, sonra kendi başına denemeye kalkar, Allah korusun..
Prizlere yine çok meraklı bu aralar.. Önceden minik parmaklarını sokmaya çalışırdı şimdi ucunda fiş olan ne varsa en yakın prize sürüklüyor onu.. Süpürgenin kordonunu çıkarıp getiriyor ya da şarj aletlerimizi bulursa hemen takmaya koşuyor.. Bu akşam da baktım, bir aralar evde "köpek" olarak dolaştırdığı eski bozuk hoparlörü almış gelmiş, onu prize takmaya çalışıyor :)) Ucunda fiş olan tüm alet edevatın prize takılması gerektiğini çözdü bizim yavrucak.. Ördeğini getirip takmıyor mesela, onun ucunda fiş yok çünkü :P
........................
Yusufcuk şimdi annesinin hiç kullanmadığı için başka birisine vermek üzere ortaya çıkarttığı kocaman bir leğenin içinde..
Tabii annesi artık bu leğeni vermekten vazgeçti çünkü Yusufcuk içine girip çıkıp oynuyor, ters çevirip televizyonun önüne çekiyor, üzerine basıyor ve kanalları değiştiriyor, hatta bazen televizyonu tamamen kapatıyor.. Dün de yorgan serdim leğenin içine, yattı televizyon seyretti orada minik afacan :))
.......................
Hep Yusufcuk yaramazlık yapacak değil ya..
Bu da annesinin bir afacanlığı..
Bugün kucağında uyuyup kalan bebesinin süveterini çıkarırken "küçük Hintli" yaptı onu :))
Çok tatlı oldu ama yaa..
( Bu arada dikkat ettim, eklediğim tüm fotoğraflarda aynı süveter var.. Ama hepsinde o denk gelmiş n'apiim :)) Yok yani, yardım göndermeye falan kalkmayın, başka kıyafetleri de var bebişimin.. )
........................
Hakkında uzun uzun yazmak istediğim bi konu var aslında.. Bugünlerde çok gündemde zaten.. Başörtüsü yasağı konusu..
Bazılarının neden ısrarla insanları genelleyerek belli bir etiketin altına sokmaya çalıştığını, sonra bu etiketin üzerinden kudukları komplo teorileriyle o insanları yargıladığını, gerçekleşmemiş ve hiç gerçekleşmeyecek olaylar yüzünden neden baştan infaz yaptığını sorguluyorum günlerdir..
Cevap bulamıyorum..
Cibilliyetsiz bir insanın hangi cesaretle sadece ama sadece bulunduğu - geçici- konuma dayanarak "Başörtülü öğrenciler okula girebilse bile hakettikleri notu vermeyeceğiz." mealinde bir açıkama yapabildiğini merak ediyorum..
Yıllarca "Dindarlar kızlarını okutmuyor.." diye fırtınalar koparan "çağdaş"ların, okumak istediklerinde o kızların önüne neden setler çektiği çelişkisine bir yanıt bulamıyorum..
Ben başörtülü bir insanım..
Ne başını örtmüyor diye bir insandan nefret ettim ne de sırf başını örtüyor diye bir insanı sevdim bugüne kadar.. Kimseyi öldürmedim, kimsenin kazancına göz dikmedim, kimsenin ne giydiğine karışmadım ve kimsenin herhangi bir hakkının elinden alınmasına taraftar olmadım..
Sadece başörtülü olmam yeterli mi "öteki" olmam için?
Tamamen kişisel kin ve hazımsızlıklara dayandığını düşündüğüm bu meselenin bir an önce çözüleceğinden eminim aslında.. Sadece biraz sükunet ve sabır gerek.. Çünkü gösterilmeye çalşıldığı gibi toplumun değil de belli bir kesimin hazımsızlığı bu.. Amaç tabana yayıp, aslında birbirini "kabul ederek" yaşayan insanların arasına nifak sokmak.. Birilerini, diğerine düşman olmakla itham etmek.. Ama inşaallah daha önce de atlatılan bir iki provokatif süreç gibi bu mesele de balon gibi sönecek..
Akl-ı selim bir şekilde düşünelim lütfen..
Ve dua edelim.. Rabbim şer niyetleri hayra çevirsin.. Boşa çıkarsın kötü emelleri..
Amin..
17 Ocak 2008 Perşembe
Hasta olacağım galiba..
Gerçi bunda kombi cayır cayır yanmasına rağmen birtürlü ısınmayan evimin de payı olabilir tabii..
Ben üşüdükçe Yusufcuğu da kat kat giydiriyorum.. Her an uzaya çıkmaya hazır astronot kıvamında geziyor yavrucak :))
Bu aralar Deya Baykal'ın programında gördüğüm bu kelebekelere taktım.. Hemen bu geceden örmeye başlamayı düşünüyorum şöyle renk renk.. Perdelerime ya da düğün fotoğrafımın olduğu çerçeveye takabilirim.. Şöyle kocaman bir tane yapıp hırkamın önüne de dikebilirim tabii broş gibi.. Hoş durur sanırım..
Dün gece saat oniki ve ben ocak başındayım.. O saatte kalktım, ıspanaklı sigara böreği kızarttım!! Ama canım çekti n'apiim? ( Ay, MP'nin de canı çekicek şimdi :P ) Tabii bunda Ozan'ın bana yaşattığı heyecan dolu dakikaların büyük payı var.. Sabah gittiği İstanbul'dan uçakla dönecekti ve gece saat onbir civarı beni arayıp acil iniş yaptıklarını söyledi.. Zaten korkuyorum hava karlı, uçak tehlikeli falan diye.. Onu duyunca yüreğim hop etti.. Meğer şaka yapıyormuş komik kocacığım!! "Ya sen bilmiyor musun benim emziren bir kadın olduğumu.. Sütümü keseceksiiiinnn.." şeklinde fırçayı çektim merak etmeyin :P Sonra da midem kazındı resmen.. Hazır kavrulmuş ıspanak da olunca.. Allahtan kıyma falan değilmiş :)) Bütün gece dönecektim yatakta.. Hani çok uyuyabiliyorum ya, tatlı uykumdan olacaktım..
Uyku demişken "Ah dişler ah" demek, diş demişken de aklıma diş haritamızı yazmak geldi..
Yusufcuğun farklı bir diş çıkarma sırası var.. Önce alt ortadan biri ve sonra yanındaki çıktı.. Ama ondan sonra sıra bozuldu.. Bahsetmiştim bir ara, önce üst orta iki yerine onun yanlarındaki iki diş kabardı ( küçük vampir modeli ) ve onlar çıktı.. Sonra da üst ortadan biri.. Şimdi üstte üç diş var ve ortadaki ikiliden biri çıkmadı hala.. Altta da ortadaki ikinin yanında bir tane daha çıktı ( bayram hediyemiz ) ama diğer yan boş.. Alttaki değil de üst ortada çıkmayan diş endişelendiriyor beni.. Geçenlerde bir abla, kardeşinin çocuğunun da aynı şeyi yaşadığını ama bunun normal olmadığını, önce üst orta iki tanenin çıkması gerektiğini söyledi. Doktor yeğeninin çıkmayan dişinin olduğu yeri yarmış ve öyle çıkmış diş.. Ama ama nasıl yani yaa? Diş damağı yaramadığı için çıkamıyorsa diğerleri nasıl çıktı o zaman? Doktorumuza bir sorsam çok iyi olacak galiba..
..................
Yusufcuğun yeni yemek yeme şartı : Kesinlikle ama kesinlikle mama sandalyesinde olmayacak.. Kucağımda da olmayacak.. Aynen bizim gibi yemek masasının sandalyelerine oturacak ve çatal da onun elinde olacak!! Bu bebişlerin özgür takılması çok zorlayıcı oluyor bazen..
..................
.................
Hani Koyubeyaz'ın bahsettiği bir mesele var ya annelikle ilgili.. Bir nevii deliliğe yakın bir mertebe olduğundan bahsetmişti anneliğin.. Aynen aynen.. Örnek olarak da çocuğunun tuvaletin kapısının önünden geçerken "çişşşş" demesine sevinmeyi vermişti hani.. Okurken tam da anlayamamışım demek ki.. Bu sabah Yusufcuk bez paketini gösterip iki kere "tisss,tisss" deyince anladım.. Kendisi "tiss" diyor da çişe.. Deliler gibi sevindim sonra da hayırla Koyubeyaz'ı yadettim :))
................
Cumartesi günü babaannemiz gelecek yeniden.. Toruncukunu özlemiş :))
24 Aralık 2007 Pazartesi
- Bayram sabahına Yusufcuğun midesindekilerle yıkanarak başladı annesi!! Allahtan üstünde bayram cicileri değil de pijamaları vardı :P Hafif de ateş eklenince bu duruma anne, yolda-molada kar oynamalarına yordu bu durumu ama Yusufcuğun başka bir sürprizi vardı.. Kendisine verilecek harçlıkları karşılıksız bırakmayı gururuna yediremeyen Yusufcuk biri alttan biri üstten olmak üzere iki yeni küçük diş hediye etmişti anne-babası ve tüm sevenlerine..
- Yusufcuk Mirza kardeşle tanıştı bayramın ilk günü.. Tatlı kuzenine niçin "akan yanak" lakabı taktıklarını yakinen görmüş oldu.. Mirza ne tarafa dönse tombiş yanakları da o tarafa doğru akıyordu çünkü :))
- Hava çok soğuk olduğu için kurbanlığı göremedi Yusufcuk.. Zaten annesinin onun "fışkırttıklarını" temizlemekten babasıyla gidecek fırsatı da olamazdı!! Oysa annesi onu koçun üzerine bindirip fotoğraf çekecekti.. İyi ki gitmedi.. Anneye belli olmazdı, yapardı valla :))
- Çok çok bayram ziyareti yaptı Yusufcuk.. Hopladı, zıpladı, coştu coştu oynadı.. Her müzikte popişini sağa sola salladı.. Annesinin halasını kahkaha atmaktan yerlere bile yatırdı..
- İstanbul'un trafiğinden fenalık geldi Yusufcuğa.. Annesine de tabii.. "Kaç sene nasıl yaşamışım ben burada? Nasıl dayanmışım bu trafiğe?.." dedi hatta.. Yusufcuğu arabada oyalamak için cama vurup, yaramazlık yapan Yusufcuğu almaya gelen canavar taklidi yaptı, "Vermem oğlumu sana vermeeeemmm.. Uslu duracak o.." diye kendi kendine cevaplar vererek avunmaya çalıştı..
- Yusufcuğun annesi, hiç tanımadığı bir evde yaşayan hiç tanımadığı insanlara kurban eti götürdü bu bayram.. İki odaya sığmayan çalışan altı kişinin hayatına rastladı orada.. Hasta baba, seri konuşamamanın ezikliğiyle anlatmaya çalışıyordu içindekileri.. Ama gülüyordu gözleri.. Yusufcuğun annesi bir kere daha anladı ki onu en çok mutlu eden şey, kendi vesilesiyle gülen gözlerden ona yansıyan mutlu enerjiydi.. Hep gitmeye karar verdi o eve, hep görmek istedi o gözleri..
- Yusufcuğa bayramlık almadı annnesi bu bayram.. Çok kıyafeti vardı, ihtiyacı yoktu çünkü.. Onun yerine başka bir bebişe güzel bir kıyafet hediye götürdü.. Bunu yapmayı da çok sevdi.. Bundan sonra da hep öyle yapacak inşaallah.. Kendi oğluna bayramlık alsa da almasa da bir başka çocuk da onun gibi sevinsin, bayramda cici cici giyinsin isteyecek..
( Son iki maddeyi "Oo, Kuaybe neler yapmıııışş.. Ne sevaplara girmiiişş.." densin diye yazmadı Yusufcuğun annesi.. Bizim için belki küçük olan iki ayrıntının başka hayatları tahmin edemeyeceğimiz kadar aydınlatabildiğini farkettiği ve bunu hep hatırlamak istediği için yazdı.. )
..................
* Bir süre fotoğraf eklemeyeceğim sayfaya arkadaşlar.. Esra'nın başına gelenleri okuyunca öncekileri için de ciddi ciddi endişelendim açıkcası.. Şu anda vaktim olmadığı için yapamıyorum ama eve dönünce inşaallah ciddi değişiklikler olacak sayfada.. Sanırım artık şifreli bir bloga çevireceğim ben de bu sayfayı :( Hala tam karar verebilmiş değilim ama umumi olması çok büyük problemlere zemin hazırlayabilir gerçekten.. Sadece sürekli yorum yazan, tanıdığım, güvendiğim insanlar okursa daha rahat olacağım galiba.. Bunun yanısıra yeni bir blog oluşturacağım inşaallah.. Orası şifresiz olacak ve Yusufcuktan ziyade gözlemlerimi, okuduklarımı ve paylaşmak istediklerimi yazacağım.. ( Senin düşüncelerinden bize ne?" diyenler için hatırlatma: Okumak zorunlu değildir :P )
* İkinci önemli mesele de dönüşle ve tanışmayla ilgili.. Cumartesi giderim diye düşünmüştüm ama perşembe akşamı evde olmam ve Cuma günü gelecek misafirlerim için hem Ozan tarafından birazcık (!) altı üstüne getirilen evi toparlamam hem de hazırlık yapmam lazım.. Ozan'ın yurtdışında yaşayan amcası ve oğlu ( "aile hekimimiz Pol" lakaplı kişidir kendisi, Ozan'ın has kankasıdır ) bebek görmeye geleceklermiş bize ve hemen sonrasında döneceklermiş İsviçre'ye izinleri bittiği için..
Bu durumda buluşma olamayacak sanırım.. Çünkü tek ihtimal olarak yarın akşam kalıyor ve bu çalışan arkadaşlara da eşleri problem edebilecek arkadaşlara da uymaz.. Gündüz yapalım desek, zaten en az yarı yarıya fire veririz.. "İnşaallah bir dahaki sefere.." demekten başka çare yok sanırım :(( Zaten ne yapacaksınız benimle tanışıp, cadının tekiyim işte :P
Şimdilik bu kadar.. Yeni blogumuz ve yeni haberlerimizle dönüşte karşınızda olmak dileğiyle :)) Bakalım Yusufcukla beni nasıl bir geri dönüş yolculuğu bekliyor? Benim gündemim şimdiden bu!!
27 Kasım 2007 Salı
Aaa.. Yusufcuk kreşe mi başlamış yoksa ?
Acaba ?
Acaba ?
Yok yok..
Başlamamış..
Haftasonu ufak bir kreş gezisi yaptık ailece :)) Yusufcuk için değil ama benim için.. Buradaki bir kreşin müdürü acil olarak ingilizce öğretmenine ihtiyaçları olduğundan bahsetmiş Ozan'a.. O da bana anlattı eve gelince meseleyi.. Benim okuduğum okul ve bölüm itibariyle hem Türkçe hem de İngilizce öğretmenliği yapma imkanım var. "Haftada birkaç gün, birkaç saat derslere girersin, Yusuf da o sırada kreşteki çocuklarla oynar, değişiklik olur, enerjisini atar.." deyince öğretmenlik yapmaya hiç niyetim olmasa da görüşmeyi kabul ettim.. Neyse gittik.. Bir süre müdürün gelmesini bekledik ve bu süreyi de yukarıda görüldüğü üzere kreşin her türlü alet edevatını mıncık mıncık oynamak suretiyle değerlendirdik :)) Öyle ki müdür geldiğinde Yusufcuğu spor salonundan zor çıkardım yukarıya bağırış çağırış.. Yukarı çıkınca da adamcağızın kalemlerini hacamat etti zaten!!
Biz görüşmeye başlayınca şartların hiç de Ozan'ın anladığı ( ya da uydurduğu diyelim :P ) gibi olmadığı ortaya çıktı :)) Haftanın altı günü 8-17 çalışacak ve iki gün de 19:00'a kadar nöbetçi kalacak bir öğretmen arıyorlarmış.. Ayrıca kreşin 3 yaş altı bölümü de yok.. Hal böyle olunca başvuru formunu bile doldurmama gerek kalmadı.. Ufak bir macera yaşamış olduk :))
Ama Yusufcuğun kreşteki mutluluğunu ve kocaman bir çocukmuş gibi oyuncaklarla oynayışını görünce kafamdaki "kreş için beş yaş sınırı" üçe kadar düştü diyebilirim :)) Benim sosyal bebişim, o oyuncakların yanında bir de küçük arkadaşlar olsa ne kadar mutlu olacaktı kimbilir?
...................
Siz bizi özlerken biz başka neler yapıyoruz peki ?
Ben malumunuz bu haldeyim :))
Kitabımı yarıladım binlerce şükür.. Babaannemiz bir hafta daha kalacak galiba.. O arada ne yapsam kâr.. O gidince de kalan kısmı gece falan yazarım artık yavaş yavaş.. Bu kadarını bile ummuyordum gerçekten.. Çok rahatladım.. Sağolsun babaannesi çok güzel oynuyor Yusufcukla.. Sadece emmeden emmeye bana geliyor diyebilirim :)) Ama zaten bu çok sık olduğu için pek ayrı kalmıyoruz :P Bu aralar yine yemiyor Yusufcuk ama benim de aynı anda dört dişim çıksaydı yemek yemez ve Yusufcuk gibi dişlerimi ellemek isteyenlere ağzımı açmazdım!! Gece de - dün gece olduğu gibi - her yarım saatte bir uyanır, ağlar, emer, tam dalar gibi olunca bir daha uyanır ağlardım.. Annem de en sonunda yatmayı falan boşverir, yatağın içinde oturur, beni emzirir vaziyette kucağında uyutur, uyanınca da hemen emzirir, öyle sabahlardı..
Ama eğlenceli şeyler de yapıyoruz tabii.. Mesela geçen hafta küçük abimiz Ahmet Aydın'ın doom günüsüne gittik.. Yusufcuk onu bir an yanlız bırakmadı sağolsun :)) Hem oyuncaklarını paylaştı hem de mum üfleyişini..
Sonra, sonra... Uzun yürüyüşler yaptık babaannemiz ilk geldiğinde ve Yusufcuk bir seferinde mucize eseri arabada uyudu kaldı yine.. Eve gelince yatağına yatırmaya bile kıyamadık uyanır diye.. Girişteki halıyı kıvırıp orada uyuttuk bebişimi..
Soğuk hava vurdu galiba, uzun uzun uyudu o halde..
Parkta oynamayı ve poz vermeyi de ihmal etmedik tabii..
Baba baba heeeyyyyy..
( Yusufcuğun yeni şarkısı )
Bunlar da yeni kelimeleri:
Addayh: Allah
Tatlış tatlış konuşurken o serçe ağzını yiyesim geliyor..
...................
Yusufcuk artık kesinlikle ama kesinlikle pusette oturmuyor.. Son iki yürüyüşümüz resmen işkenceye dönüştü.. Yanımda kayınvalidem olmasaydı kaldırıma oturur hümgür hüngür ağlardım kesinlikle.. Etini koparıyorlarmış gibi bağırıyor oturur oturmaz ve iki seferdir eve o babaannesinin kucağında - daha doğrusu kendini yere ata ata ulaştığı asfalt sefasını yapa yapa - ben de boş bebek arabasını ittirir vaziyette geliyoruz.. Satılık puset var haberiniz olsun :P
Oğlumun büyüdüğünü ve bebek arabalarının bebekler için olduğunu kabul etsem iyi olacak galiba :)) O artık yürümek istiyor hem de kesinlikle eli tutulmadan.. Ayrıca çok da sorumluluk sahibi.. Kendi çantasını kendi taşıyor - daha doğrusu sürüklüyor :))
Yusufcuğun evde erişemediği yer kalmamış durumda.. En güvenli yer orası olduğu için birçok şeyi şifonyerin üstüne koymuştum ama orası da gitti elden.. Sabah kayınvalidem seslendi.. Giitim baktım, bizimki en alt çekmeceyi çekmiş, üstüne çıkmış, oradan şifonyerin üstünü karıştıryor.. Artık yatak odamızın kapısı da mutfak gibi 7/24 kapalı duracak anlaşılan..
..................
Yusufcuk maşaallah her dediğimizi istisnasız anlıyor artık.. Ama bir derdi var.. Konuşamadığı için kendi derdini anlatamıyor.. Bu da onu bazen çok agresif yapıyor.. Biz istediği şeyi anlayıp da eline verene kadar "ıyhh" diye diye göstermekten bir hal oluyor.. Anlayamaz da gecikirsek öyle hırçınlaşıyor ki anlatamam.. Konuşmayı bir an önce öğrense çok iyi olacak :))
....................
Bloga yazmayı da sizleri okumayı da çok özlemişim.. Kısa kısa ama daha sık yazsam iyi olacak galiba.. Gerçi iki gecedir tam ben yazacağım elektrik kesiliyor, mum eşliğinde Yusufcuğu oynatıyoruz oraya buraya kaçmasın diye karanlıkta.. Ama inşaallah daha sık yazacağım artık..
21 Kasım 2007 Çarşamba
......................
Babaannemiz geldi.. Yusufcuk mesaisine başladı!!
İyi anlaşsalar da arada Yusufcuğa gelenler geliyor ve deli gibi kucağıma koşup sıkı sıkı yapışıyor bana.. İlgi saatinin geldiğini anlayıp kalkıyorum masamın başından.. Aynı evin içinde olsak bile özlüyor beni bebeğim..
Vampir dişlerimiz kendini kurtardı da ortadaki iki dişten hala haber yok.. Belki de bu yüzden biz Yusufcukla dün gece saat 3-4 arası başbaşa oynadık yatakta.. Birtürlü uyumak istemedik!!
.....................
En tatlı bebiş yarışmasında Yusufcuğa verdiğiniz destekten dolayı hepinize çok teşekkürler.. Söz verdik, Yusufcuk ilk fırsatta öpücük yapacak size :))
Ama çok sinirimi bozan bir durum var ortada.. Yarışma sayfalarında puanı yükselen bebekleri belirleyip sabote ediyor bazı üyeler.. Yarışmada önemli olan bir bebeğin oy almasından çok kaç puan aldığı.. Puanlar, oy veren kişi sayısına göre ortalanıyor ve ne kadar çok kişi düşük oy verirse ortalama o kadar düşüyor.. Ve bazı üyeler, yüksek puanlı bebişlere düşük puanla oy verip ortalamalarını aşağı çekiyorlar.. İki seferdir bakıyorum, oy veren kişi artıyor ama ortalama hızla düşüyor.. Haksızlık bu ya..
Bu sanal bir yarışma, biliyorum.. Ama hiçbir konuda haksızlığa gelemeyen ben, bu konuda da gelemiyorum.. Hatta Yusufcuğun fotoğrafını gönderdiğime de bin pişman oldum.. Ben hiçbir bebeğe sırf ortalaması düşsün de benim oğlum derece alsın diye düşük puan vermedim, vermem de.. Sanal bile olsa bu da bir yarışma ve herşey kuralına göre olmalı..
Neyse..
Bu saatten sonra yapacak birşey yok..
Benim bebişim annesinin en tatlısı zaten :))
...................
Çooook uykum geldi.. Bu seferlik kısa olsa yazımız, bana kızmazsınız değil mi? Yusufcuğun da fotoğrafını çekemiyorum pek.. Bir dahaki yazıya eklerim inşaallah küçük vampirimi :))
14 Kasım 2007 Çarşamba
İlk sürprizimiz biraz minik..
Ucundan patlak vermiş üçüncü bir diş :))
Arkadaşı da ha patladı ha patlayacak gibi duruyor..
İki gecedir 1.. 3.. 7.. 12.. 15'ten sonrasını saymıyorum artık uyanmaların.. Ama öyle böyle değil, taa yatakodasında uyuyan ve normal şartlarda bizi duymayan babamızı bile uyandırıp getirecek kadar acı acı ağlıyor Yusufcuk :(( "Geçecek bebeğim geçecek.."diyorum her sarıldığımda..
Yanlız acayip bir durum var..
Alttaki iki dişimizin üstündeki yani yukarıdaki orta iki diş yerine onların yanındaki iki tane çıkıyor!! Bu normal mi? Yoksa Yusufcuk küçük bir vampir miiiii!!!!
İkinci sürpriz için önce "Maşaallah" deyin bakayım..
Hıh, tamam.. Bu kadar "Maşaalah"tan sonra gönül rahatlığıyla yazabilirim..
Yusufcuk yemek yemeye başladııııııı :))
....................
Üçüncü sürpriz çoooook tatlı..
Bunun için de bir "maşaallah" istiyorum..
Yusufcuk bizi öpmeyi öğrendi..
Tamam, "puykk" sesi çıkmıyor ama dudaklarını kapatmazsa çıkmaz tabii :)) Ağzını küçük bir "o" yapıp yanağımıza yapıştırıyor "Hadi öp bebeğim.." dediğimizde :))
......................
Bu madde bir sürpriz değil bir durum aktarması :))
.....................
Son üç günüm perişan geçti!! Gece uyuyamadığım gibi gündüz de uyuyamadım hiç ve doğal olarak hiç çalışamadım.. Kitap yetiştirme meselesinin üzerine bir de dört diş sürpriz yapınca başka çaremiz kalmadı ve babaannemizi çağırdık yardıma.. Çünkü babamızın sınavları var ve yüksek gerilim hattı gibi geziyor evin içinde.. Ondan yardım beklemek bir yana, hem onun çalıştığı odanın hem de salonun kapısını kapatmak suretiyle "mızırdama izolasyonu" sağlayarak biz ona yardım ediyoruz :)) Annesi işyerinden izin almış sağolsun, bu haftasonu gelecek inşaallah.. O Yusufcuğu oyalarken ben de bir hafta on gün içinde işi toparlarım diye düşünüyorum.. ( Ama yanlış anlaşılmasın, sadece düşünüyorum, hiçbir iddiam yok!! )
12 Kasım 2007 Pazartesi
Şimdi hemen bu enerjimizi bekleyen iki sobemize harcayalım..
Önce Zehra'nın sobesi..
(Sobeye ait cümleleri koyu yazıyorum, benimkiler normal..)
1.Ben küçükken, yıldızların gükyüzünde biryerlere bağlı olduğunu, öyle gece lambaları gibi aşağı sarktıklarını sanırdım.. Eee, boşlukta sallanacak halleri yok di mi :)))
2.Aslında ben, çok kıskanç bir insanım.. Haset anlamındaki kıskançlık değil ama bu.. Aidiyet duygusuyla ilgili olan kıskançlık.. Bana ait olan, benimle ilgisi olan herkesi, herşeyi başkalarından kıskanırım.. En büyük mağdurum da Ozan tabii :)) Zavallımın içine fenalıklar geliyor bazen "sorgu seansları"mdan!!
3.İlk kopyamı ne zaman çektiğimi gerçekten hatırlamıyorum.. Son kopyamı hatırlıyorum ama söyleyemem :)) Yanlız lisede sınıfca, tam teşekküllü bir kopya maceramız vardı ki hala hatırladıkça gülerim.. Sayın geometri hocamız, bizi affedin!!
4.En saçma huyum, simetri, uyum ve düzen hastalığım sanırım.. Daha önce her çamaşır için sepette aradığım aynı renk mandallardan bahsetmiştim :)) Farklı örnekler de verelim.. Yamuk duran bir sandalye ya da tencere kapağını hemen düzeltmem lazım.. İster kendi evimde ister bir restorantta, farketmez!! Bulaşık makinemde kase bölümüne asla bardak konulamaz mesela, başkası koysa bile çıkarır yeniden dizerim bulaşıkları.. Öyle yapmasam çalışmayacak mı makine? Tabii ki çalışacak.. Maksat hayatı kendime daha da zorlaştırmak olsun !!
5.Cep telefonum bankamın ve kadim dostum gnçtrkcll'in mesajları ile dolu :)) Onları da bir ara silsem iyi olacak.. "SMS belleği doldu.." diye uyarı veriyor telefon.. Bayram, seyran ve özel günleri saymıyorum tabii.. O zaman yoğun bir mesaj trafiğim oluyor haliyle :))
6.Aşk bence çok ama çok çabuk biten birşey.. Gerçekçi olmak lazım.. Ama önemli olan yerini neye bıraktığı.. Sadakat dolu bir sevgiyse eğer, üzülmüyor ki insan zaten :))
7.En sevdiğim bloglar hangileri diye merak ediyorsanız link (izleme) listeme bakmanız yeterli..
.....................
( Öğlen başladığım bu yazıya uzun bir ara verdim, Yusufcuk uyudu, şimdi sıra ikinci sobede.. )
.....................
İkinci sobe ise sevgili Archi'nin sayfasında okuduğum ve bana çok ilginç geldiği için sobeye çevirmesini rica ettiğim bir konuyla ilgili.. Duyduğumuzda çığlık atmak istediğimiz sorular ve cümleler..
- Normal mi sezaryen mi?
İkinci cümle, birebir muhatap olduğum bir cümle!! Ben çocuk doğurmuş olmadıysam eğer, doğduğundan beri gece gündüz bakıp emzirdiğim, gaz-naz hertürlü zorluğunu çektiğim, hala tüm gece uykularımı kendisine feda ettiğim bu yavru kimin? Plasenta ayrıldığı için hayatı tehlikeye giren Yusufcuğu "İlla normal doğum yapacağım.." diyerek bekletseydim ve sonra da onu kaybetseydim daha mı mutlu olacaktınız, çok merak ediyorum.. ( Cık cık, bak yine sinir oldum durduk yerde!! )
- Aaa annesi miiii? Ben ablası sanmıştım..
Bu soruya da çığlık atmak istiyorum ama sevinçten :P
- Kocan için mi kapandın?
Sorunun soruluş tarzından soran kişilerin eğitim ve algılama seviyeleri kendini belli ediyor aslında ama ben yine de belki anlarlar umuduyla şunu yazmak istiyorum.. Hayır, eşim istediği için takmıyorum başörtümü.. Annem istediği ya da babam zorladığı için de takmıyorum.. Herhangi bir gruba üye olmak ya da bir partiye yandaşlık etmek için de takmıyorum.. Sadece ve sadece Allah emrettiği için, O istediği için takıyorum.. Yeterince açıktır umarım..
- Kuaybe mi? Cık cık.. Neden Türkçe değil de Arapça bir ismin var?
Bu soruyu bana soranlardan birisi de ismi "Sami" olan bir doktordu.. Çok trajikomik gerçekten :)) Ya o güne kadar isminin anlamını ve kökenini merak edip araştırmadı hiç ya da kendi ismine de gıcık..
Evet Arapça bir ismim var, tıpkı ismi Ali, Mehmet, Esra, Hatice, Zeyneb, Faruk ya da Beyza olanlar gibi.. Aradaki fark, benimkinin nadir duyulan bir isim olması o kadar.. Ayrıca bu durumun bence hiçbir sakıncası yok, sizce de olmasın..
( İsmimi ilk defa duyup anlamını merak edenleri kastetmedim bu kısımda, anlamışsınızdır ama ben yine de belirteyim.. Beni kızdıran sırf Arapça olduğu için gıcıklık yapanlar.. Latin kökenli bir ismim olsaydı eminim hiç sesleri çıkmazdı..)
- Uyandın mı?
Yoo, öyle mi görünüyor? Böyle uyurum ben.. Yürür, konuşur vaziyette.. Siz öyle yapmıyor musunuz yoksa?
- Geldin mi?
Hayır, o benim kopyam.. Önden onu yolladım, ben yoldayım :))
- Kadınlar akşama kadar n'apıyor ki evde?
Emin olun bilmek istemezsiniz!!
- Bu çocuğa neden mama vermiyorsun?
Bir senedir bu cümlelere muhatap olmaktan içime fenalıklar geldi.. Yeteeeeeeerrrrrr..
Öğlenki enerjikliğim yerini kapanmaya çalışan gözlere bıraktığı için aklıma şimdilik başka birşey gelmiyor.. Gelirse eklerim..
Ben de ilk sobe için ilhamını bekleyen k.i.s.d, Sümüklüböcek ve Archi'yi, ikinci sobe içinse Ayça, Sabahnur ve Özlem'i seçiyorum..
Sobe ciciklerim sobeee :))
.................
Bu arada, Yusufcuğun özellikle son iki haftadır beni depresyonlara sürükleyen :P uykusuzluk ve huysuzluğunun sebebi açığa çıktı.. Tabii ki diş.. Dört kocaman beyaz kabarıklık var üstte.. Allah onun da benim de yardımcımız olsun.. Calpol verdim şimdi, inşaallah uyur şöyle iki saat falan.. Çalışmam lazım, tabii bunun için de önce bilgisayarın başından kalkmam :))
13 Ağustos 2007 Pazartesi
Demiştim..
Tamam işte patlatıyorum bombayı..
Bizim ikinci küçük inci dişimiz de patladı !! Boooooooommmmm..
Yanlız Yusufcuk bu patlama(!) için tam da yola çıktığımız günü münasip gördüğünden otobüsteki yolcular ve personel dahil hepimizin anası ağladı :)) Bu kadar küçük bir cüsseden bu kadar tiz ve seri çığlıkların nasıl çıktığına hayret eden yolcular dönüp dönüp arkalarına baktılar.. Yusufcuk ön koltuk- kucağım- arka koltuk - kucağım- sol arka çapraz- kucağım.. şeklinde devam eden uzun bir kucak döngüsü yaşadı.. Bayanları reddedip özellikle erkeklere gitmesi de çok ilginçti. O abileri dayıları zannetti galiba :)) O kadar iyi anlaştılar ki birtanesinin ipodunu bile kemirdi diş kaşıyıcı niyetine!
...................
Eve vardık.. Bir bomba da muslukta patladı.. Çeşmeyi bir açtım; fissssssss.. Sular yok.. Ankara'da bir haftadır kesikti sular, haberlerden takip ettim hep ama ben yola çıkmadan önceki gece haberlerde suyun verildiği ve on gün kesilmeyeceği söylenmişti. İçim rahat çıkmıştım yola.. Ev zaten kirinden ağlamış, benim getirdiğim çamaşırlar, kirli sepetinde birikenler de cabası.. Bulaşık makinesi dolmuş, balkon yıkanacak.. Yusufcuk enerji tavşanı gibi emekliyor, yerleri silmem lazım, ona banyo yaptırmam lazım!! Sinir krizleri içinde geçirdim o günü.. Dolaptaki üzümü bile yıkayamadım yemek için.. Bidonlarda su vardı aslında ama "Ya su hemen gelmezse" diye idareli kullanmak zorunda kaldım.. Gece yatarken Allah'a yalvardım hep "Sabah sular gelmiş olsun lütfen.." diye..
Neyseki dün sabah sular geldi. İlk başta kombiyi çalıştıracak kadar bile tazyikli değildi ama sonra iki kere bulaşık iki kere de çamaşır makinesini çalıştırdık çok şükür.. Ondan beri bir sıkıntı var içimde.. İlerki günler için endişeleniyorum.. Susuzluk çok ama çok kötü birşey.. Elektrik kesintileri de başlayacakmış bugünden itibaren ama ondan çok korkmuyorum. Bir mum tutuyor lambanın yerini.. Ama su olmayınca ne temizlik, ne yemek, ne banyo hiçbiri olmuyor.. Suyun yerini hiçbirşey tutmuyor..
Allah'ım lütfen bizi susuzlukla imtihan etme.. Bol bol ver rahmetini.. Önceden kıymetini bilmediğimiz, bol bol, saça saça harcadığımız bu nimetini alma elimizden.. Yaptığımız israflardan dolayı biz bağışla.. Amin..
13 Temmuz 2007 Cuma
İKEA açılmış dedemlere çok yakın bir yere.. Durur muyum? Hazırladığım şirinliklere bile gerek kalmadan dedişim götürdü bizi.. O sıcakta klimalı, serin serin o kadar güzeldi ki içerisi.. Saatlerce gezdik. Meleğim bile ferahladı, kucağımda uyudu kaldı en sonunda..
Oğluma çok şirin oyuncaklar ve yemek yeme seanslarımızda işe yarar umuduyla parmak kuklalar aldım.. Alışveriş sonrası ufak bir dondurma keyfi yaptık çıkışta.. Tabii meleğim de bize eşlik etti..
İşte sonuç..
Şimdi aklınıza "Neden çarşafla sallamadınız?" sorusu gelebilir.. Hemen açıklayalım.. Çünkü meleğim yana sallanmaya değil, yukarı aşağı sallanmaya alışkın.. Çarşafla bu mümkün olmuyor.. Ama köyde çarşafla sallanarak uyumaya da alıştı, o ayrı konu..
Bir haftanın sonunda babamız geldi ve köye doğru yola çıktık .. Aslında ben İzmir'e doyamazdım ama sıcaklar o kadar bunalttı ki ben bile "Köye ne zaman gideriz?" demeye başladım içten içe..
Şimdilik bu kadar.. Arkası yarın.. Bana kızmayın, bunu bile yedi seferde yazdım valla.. Mazeretim var, oğlum diş çıkartıyor :))
11 Temmuz 2007 Çarşamba
İstanbul maceralarımızı okuyanlar bilirler, çok güzel bir tatil geçirmiştik oğlumla ama son gün miniciğim ateşlenmiş, annesini korkutmuş, o halde yolculuk yapmak zorunda kalmıştı. Maalesef yine aynı şey oldu.. Tam tatilimiz çok güzel, minik melek iyi derken yavruşum hasta oldu. Bir ay önceki gibi ağır ishal.. Bugün beşinci gün.. Biraz hafifledi gibi ama yine de tam iyileşemedi..
( Okuyucuya önemli not : Sakın ama sakın ishal olmuş bir bebekle yola çıkmayın.. Hadi bizi geçtim, otobüsteki zavallı 32 kişi üç küçük çaplı nükleer facia yaşadı biz bez değiştirmek için Yusufcukla cedelleşirken )
Gelelim ishalimizin sebebine..
Fotoğrafını çekmeyi başaramadım ama bizim ilk dişimiz çıktıııııı....
Bu satırları ilk okuyan hediyeyi alır, ben anlamam, adet böyle :))
Yarın evi toparlamayı başarabilirsem oğluma "diş hediği" kaynatmayı düşünüyorum inşaallah..
Çok güzel fotoğraflar çektim sizin için.. Ama uzun bir süreye ihtiyacım var onları koymak ve anlatmak için.. Sanırım gece Yusufcuk uyuyunca yazarım artık tatil anılarımızı :))
Şimdi sizi okumaya başlasam iyi olacak.. Hepinizi çok özledim..
3 Mayıs 2007 Perşembe
Minişin ağrısı malum, kabarıp kabarıp uca gelen ama bir türlü patlayamayan dişten..
Benimki ise daha önce de üniversitedeyken çektiğim ve yine böyle günlerce kıvrandıran bir kulunç ağrısı :(( Sağ omzum ve kolum iptal oldu, sırtımda saplanmış kalmış bir bıçağın acısı var..
Ağrılar bir yana bir de okuduğum şu yazı çok moralimi bozdu..
Lolipopumu kucaklayamıyorum.. Dolayısıyla sallayıp uyutamıyorum da.. Yanına yatıp bazen yarım saat bazen birbuçuk saat dil dökerek ve içim acıyarak uyutmaya çalışıyorum.. Bol "ciyak" da buradan geliyor.. Ben onu böyle uyutmak için azim gösteriyorum, o da ağlaya ağlaya kucağıma kavuşabilmek için.. Yok, kesin kararımı verdim, bu İngiliz sistemi "controlled cry" sökmüyor benim minişe, ağla ağla dört gündür bir arpa boyu yol katedemedik..
...............
Geçen hafta hastaneye gittik minişimle.. Aylık kontrolü ve idrar yolu enfeksiyonu şüphesi yüzünden.. Tahliller temiz çıktı o iyi de, tahminlerim doğruymuş.. İki aya yakın bir sürede sadece 400 gram almış :(( Oysa ayda ortalama 500 gr alması gerekiyor.. Her ay "Çok iyi çok"" diyen doktorumuz bu ay "Çok yetersiz, takip edelim, olmazsa çoklu vitamin ve iştah açıcı verelim." dedi.. Anneler anlıyor zaten bir sorun olduğunda.. Ben deyip duruyordum Ozan'a "Bu çocuk beslenemiyor, yanakları bile söndü" diye, o da "Evham yapma" deyip duruyordu bana.. Moralim çooooooook bozuk..
Bir yerde okumuştum..
"Bir bebeğe yemek yedirmeye başlamadan önce biraz antrenman yapın." diyordu.
O da şöyle olacakmış. Tavana bir ip asıp ucuna bir top bağlayacakmışız ve o topa kalemle ufak bir daire çizecekmişiz. Bu daire bebeğin ağzı olacakmış ve biz elimizle topu hiç tutup sabitlemeden o noktaya kaşıkla birşeyler yadirmeye çalışacakmışız!
Okuduğumda "Bu kadar da olmaz" demiştim.. Hata etmişim..
Benim küçük "topum" canıma okuyor bir kaşık birşey yedirene kadar.. Bu aralar bir de mama sandalyesini ayağıyla ittirip oturmamak için direnmeyi öğrendi.. Güç bela oturtup kayışları bağlayınca da başlıyor ağlamaya..Elimle verdiğim bazı şeyleri yiyor ama kaşığı kesinlikle istemiyor.. Ağzını kilitleyip nefes almak için ufacık bir boşluk bırakıyor arada :)) Oradan ne gönderebilirsem kâr sayıyorum ben de..
Ağzını serçe yavrusu gibi açıp yemeyi kabul ettiği tek şey haşlanmış tavuk.. Ama o da kendi belirlediği miktarda, fazlasına "hayır"..Tavuğu çok iyi tanıyor ve ben arada "belki yer" diye başka şeyler verdiğimde yine başlıyor mızmızlanmaya.. Of kafayı yemek üzereyim yaa...
Bu kulunç da ondan oldu kesin.. Çok gerginim, her kas ve sinirimi yay gibi hissediyorum zaten!
Bir bebeğin beslenmesinde en önemli dönemin ilk bir yaş olduğunu ve beyin gelişiminin de bu sürede tamamlandığını düşündükçe daha da üzülüyorum.. İnternete bakıyorum, "Bu aylarda bir bebek sabah kahvaltı etmeli, arada meyve püresi yemeli, öğlen çorba içmeli, akşamüstü yoğurt ve akşam da çorba ya da muhallebi ile günü tamamlamalı." diyor.. Ama benim bebişim günü birkaç emme ile geçiştirip boş kaşıklarla diş kaşımayı tercih ediyor.. Emmesi de zorla.. Ben vermesem onu da almaya hiç niyeti yok.. İştah sıfırlandı yaa.. Eğer doktorumuzun dediği gibi diş çıkarmaya bağlıysa yine iyi, dua ediyorum bir an önce çıksın diye..
Güzel haberler vermek isterdim size ama üzgünüm.. Bizde durumlar böyle..



