Uyku sorunsalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyku sorunsalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2008 Çarşamba








Sümüklü teyzecim, al sana bir romantik poz daha :))














Hani 14 Şubat yaklaşıyor ya dediğin gibi, bizim de katkımız olsun :P

Çiçeklerimizi önce kokluyorum, sonra "Hımm.." yapıyorum.. Biliyorum gerçek değiller ama annemin gönlü olsun işte :P


Hımm, nerede başlasam?

Hiç yazacak enerjim yok aslında ama çok şey birikti anlatacak.. "Yarın yazarım.." deyince, yarının gündemi bugünü unutturuyor, hatırlayamıyorum sonra.. Onun için en iyisi, bir gözümle uyuyup diğeriyle yazmak :P

Yaklaşık bir haftadır ciddi derecede uykusuzum.. Yusufcuk son iki gecedir acı acı ağlayıp emerek bile sakinleşmeyince iyice perişan olmaya başladım.. Bu durumun sebebini bulamamak da iyice geriyordu beni.. Babaannesi bunun Yusufcuğun huyu olduğunda ısrar etse, sadece huysuzluk yaptığını söylese de ben işin içinde başka birşeyler olduğunu tahmin etmiştim.. Tamam herzaman gece sık uyanır Yusufcuk ve emmeden asla uyumaz ama bu hafta emmek bile sakinleştiremedi onu.. "Buradayım kuzucum, yanındayım.." diye diye ancak durdurabildim ağlamasını dün gece :( İki üç gündür birşeyler yemiyor ve gündüz de mızmızlanıyordu zaten.. Bir de öyle bir huy geliştirdi ki son üç günde, az daha memeden kesecektim yavrumu.. Çünkü emecek bir meme kalmayacaktı zaten :P Emerken öyle bir ısırmaya başlamıştı ki Yusufcuk dün üç kere çığlık çığlığa kucağımdan atmak zorunda kaldım onu.. Zıp zıp zıpladım olduğum yerde!! Gece de iyice uykusunun gelmesini bekleyip öyle emzirdim hemen dalıp ısırmasın diye.. Ama ona rağmen gündüz ısırdığı yerler sızladı resmen..

Meğer azı dişini çıkarıyormuş benim meleğim !

Bu sabah yine keyifsiz uyanıp pek birşeyle de mutlu olmayınca babaannesiyle gıdıklaya gıdıklaya oynatıyorduk onu.. Başaşağı döndürürken bir de baktık ki üst sol arkada bir azı diş bize ucunu gösteriyor :)) Ben ilk önce "Oh bee.." dedim, kayınvalidem şaşırdı.. En azından artık bu anormalliğin sebebini öğrendim çünkü.. Sonra da yavruşu öpüp öpüp babamıza müjdeyi verdim hemen.. Zira dün gece kendileri Yusufcuğu epey bir azarlamıştı uyku arası, "Nedir bu çektiğimiz.." babında :))

Şimdi içim rahat en azından.. Mızmızlığı devam etse de Calpole başladık, daha rahatız.. Bir de ishal var tabii.. Bugün hava güzel olduğu için hepberaber gittiğimiz alışverişten, Yusufcuğun bezinden taa pantolonuna kadar taşan ve orada kocaman sarı bir leke teşkil eden "pokemon" mahsülüyle acele acele döndük eve :)) Allahtan pantolon bej renkliydi, renk uyumu vardı en azından :P



......................


Gelelim düne..

Dün hem misafirlerimiz olduğu için hem de tahminen dişi gece patladığı için gündüz çok keyifliydi Yusufcuk.. Sevgili Özlem ve İremle çok güzel bir gün geçirdik.. Karakuzu kreşte olduğu için gelemedi ama Yusufcuk Sena ablası ve Bera abisiyle güzel güzel oynadı.. Hatta uzun bir süre salona bile gelmediler.. İçeriden gülüşmeleri geldi sadece :)) Özlem'e çocukları bana bırakmasını teklif ettim ama kabul etmedi :P

Hem ben işimi ancak yetiştirebildiğim için hem de katmer sıcak yenince güzel olduğundan pişirmeyi onlar gelene kadar ertelediğimiz için biraz karmaşa oldu sanırım.. Yeterince ilgilenemedim ve istediğim kadar çok vakit geçiremedim maalesef misafirlerimle.. Hatta o kargaşada fotoğraf çekmeyi bile unutmuşum! Tam giderlerken pencereden seslendim ama dönmediler :P Yusufcuk el sallayarak uğurladı onları.. Hatta onlarla beraber gitmeyi çok istedi ama babaannesi kucağında zaptedebildi Allahtan :))

Özlem de İrem de Turkcell'in tavuklu reklamını çok beklediler Yusufcuğun bayılma taklidini görmek için ama o da denk gelmedi hiç.. Sadece bebemin yemek masası üzerindeki dansıyla yetinmek zorunda kaldılar :))

Bu arada, Özlemcim hem Yusufcuğun cicisi hem de mutfak hediyelerin için çok ama çok teşekkürler canım.. Mahcup ettin bizi..

Ben en kısa zamanda yine beklerim kızlar, bu sefer söz, siz gelmeden hazırlayacağım masayı..


............................


Dün çekemedim ama ondan önce çektiğim bol bol fotoğraf var..

Önce..

Makarna yemenin püf noktaları..


Çatal matal da neymiş.. Önceden çatal mı varmış?
Tombik el makarna tabağına iyice bir daldırılır..
Hiçbir yere kaçmasın diye sıkı sıkı tutulan yoğurtlu makarna hemen ağza götürülür..


Sonra da yanaklar yandan yandan şişirilerek çiğnemek suretiyle makarnalar bünyeye dahil edilir :))


.......................


Aysuncum bak bu da bizim "kitty"miz :))



Geçen gün marketten aldım bu gece lambasını.. Yusufcuk o günden beri peşinde.. Prize takıp takıp yanmasını görmek çok hoşuna gidiyor.. Bir de lambaya "pisi pisi" yapması yok mu öldürüyor beni :)) Ben yanında durup biraz oynatıyorum, kendisinin prize takmasına müsade ediyorum sonra da kaldırıyorum ortadan.. Hevesini ben yanındayken alsın, sonra kendi başına denemeye kalkar, Allah korusun..

Prizlere yine çok meraklı bu aralar.. Önceden minik parmaklarını sokmaya çalışırdı şimdi ucunda fiş olan ne varsa en yakın prize sürüklüyor onu.. Süpürgenin kordonunu çıkarıp getiriyor ya da şarj aletlerimizi bulursa hemen takmaya koşuyor.. Bu akşam da baktım, bir aralar evde "köpek" olarak dolaştırdığı eski bozuk hoparlörü almış gelmiş, onu prize takmaya çalışıyor :)) Ucunda fiş olan tüm alet edevatın prize takılması gerektiğini çözdü bizim yavrucak.. Ördeğini getirip takmıyor mesela, onun ucunda fiş yok çünkü :P


........................



Yusufcuk şimdi annesinin hiç kullanmadığı için başka birisine vermek üzere ortaya çıkarttığı kocaman bir leğenin içinde..

Tabii annesi artık bu leğeni vermekten vazgeçti çünkü Yusufcuk içine girip çıkıp oynuyor, ters çevirip televizyonun önüne çekiyor, üzerine basıyor ve kanalları değiştiriyor, hatta bazen televizyonu tamamen kapatıyor.. Dün de yorgan serdim leğenin içine, yattı televizyon seyretti orada minik afacan :))


.......................


Hep Yusufcuk yaramazlık yapacak değil ya..


Bu da annesinin bir afacanlığı..

Bugün kucağında uyuyup kalan bebesinin süveterini çıkarırken "küçük Hintli" yaptı onu :))
Çok tatlı oldu ama yaa..


( Bu arada dikkat ettim, eklediğim tüm fotoğraflarda aynı süveter var.. Ama hepsinde o denk gelmiş n'apiim :)) Yok yani, yardım göndermeye falan kalkmayın, başka kıyafetleri de var bebişimin.. )


........................



Hakkında uzun uzun yazmak istediğim bi konu var aslında.. Bugünlerde çok gündemde zaten.. Başörtüsü yasağı konusu..

Bazılarının neden ısrarla insanları genelleyerek belli bir etiketin altına sokmaya çalıştığını, sonra bu etiketin üzerinden kudukları komplo teorileriyle o insanları yargıladığını, gerçekleşmemiş ve hiç gerçekleşmeyecek olaylar yüzünden neden baştan infaz yaptığını sorguluyorum günlerdir..
Cevap bulamıyorum..

Cibilliyetsiz bir insanın hangi cesaretle sadece ama sadece bulunduğu - geçici- konuma dayanarak "Başörtülü öğrenciler okula girebilse bile hakettikleri notu vermeyeceğiz." mealinde bir açıkama yapabildiğini merak ediyorum..

Yıllarca "Dindarlar kızlarını okutmuyor.." diye fırtınalar koparan "çağdaş"ların, okumak istediklerinde o kızların önüne neden setler çektiği çelişkisine bir yanıt bulamıyorum..

Ben başörtülü bir insanım..
İnandığım için, inancımın böyle gerektirdiğine inandığım için takıyorum örtümü.. Ve taktığım örtüyü de "türban" değil başörtüsü olarak isimlendiriyorum.. Türban kelimesini ve tüm siyasi çağrışımlarını reddettiğim gibi, sırf başörtülü olduğum için topluma zararlı bir haşere gibi varsayılmayı da reddediyorum..

Ne başını örtmüyor diye bir insandan nefret ettim ne de sırf başını örtüyor diye bir insanı sevdim bugüne kadar.. Kimseyi öldürmedim, kimsenin kazancına göz dikmedim, kimsenin ne giydiğine karışmadım ve kimsenin herhangi bir hakkının elinden alınmasına taraftar olmadım..

Sadece başörtülü olmam yeterli mi "öteki" olmam için?

Tamamen kişisel kin ve hazımsızlıklara dayandığını düşündüğüm bu meselenin bir an önce çözüleceğinden eminim aslında.. Sadece biraz sükunet ve sabır gerek.. Çünkü gösterilmeye çalşıldığı gibi toplumun değil de belli bir kesimin hazımsızlığı bu.. Amaç tabana yayıp, aslında birbirini "kabul ederek" yaşayan insanların arasına nifak sokmak.. Birilerini, diğerine düşman olmakla itham etmek.. Ama inşaallah daha önce de atlatılan bir iki provokatif süreç gibi bu mesele de balon gibi sönecek..

Akl-ı selim bir şekilde düşünelim lütfen..

Ve dua edelim.. Rabbim şer niyetleri hayra çevirsin.. Boşa çıkarsın kötü emelleri..

Amin..

31 Ocak 2008 Perşembe

Bu aralar zaman yönetimi denen kavramı tamamen yitirmiş durumdayım!! Ne zaman sabah oldu, ne zaman yemek yedik, ne zaman akşam oldu, ben neden bir satır bile kitap okuyamadım, azıcık bile olsa uyuyamadım, Yusufcuğa yeteri kadar zaman ayırabildim mi? Hiçbirini bilmiyorum.. Vaktim mi bereketsizleşti tempo mu çok arttı bilmiyorum ama hiç memnun değilim bu durumdan :(

Yusufcuk geceleri hala bağırarak ve ağlayarak uyanmaya devam ediyor. Bunda, iki gün önce yedinci dişimizin patlamasının da payı büyük tabii.. Üç gecedir perişanım yine.. İlk dişin 9. ayda çıktığını göz önüne alırsaak yedi aya yedi diş sığdırdık.. Ve tabii sürekli bir diş ağrısı, sürekli uykusuzluk :((

Koşuşturmaca içinde Yusufcukla ilgili kaygılarım da artıyordu bu aralar.. Her gören, "Ayy küçücük kalmış bu, geçti mi yaşını, ne kadarlık?" diye sorunca beni iyiden iyiye telaş almıştı yine.. Bir de dişi problemli olunca dün yine doktorumuzu ziyarete gittik biz.. Neşe hanım da ilk bakışta "Pek büyümemiş galiba bu bıcırık.." dese de muayene ve tartı sonuçlarından memnun kaldı.. Hem kilo almış - çok olmasa da- hem de boyu uzamış çok şükür.. "Galiba yüzü ufacık, tipi de minyon olduğu için daha da küçük görünüyor gözümüze.." dedi. Dişlerine baktı ve korkulacak birşey olmadığını, iki diş arasında çıkma zamanı olarak bir yıl bile fark olabileceğini ve bunun normal olduğunu söyledi. Dişetini yardırmaya falan gerek yokmuş yani, ben en çok ondan korkuyordum..

Ara ara başlayıp özellikle geceleri artan, sabah boğazını temizleyene kadar Yusufcuğu çok rahatsız eden öksürüğü sordum. "Solunum bulguları çok iyi, diş çıkarma sebebiyle olabilir, ilaç kullanmayın.." dedi. Diş çıkarma sırasında sekrasyon arttığı için geniz ve ciğerler rahatsız olur, öksürük başlayabilirmiş. Ben sadece ıhlamur, elma çayı ve zencefille idare etmiştim zaten ilaç kullanmamak için..

Muayeneden sonra veda ederken doktoruna hem el salladı hem de öpücük attı Yusufcuk :)) Neşe hanım bayıldı tabii..


....................



Salih bebiş ve ailesi İstanbul'a taşınacaklar :(
Tayinleri oraya çıktı.. Eşlerimiz şehirdışına çıktığında kim gelip bizimle kalacak şimdi ya.... Böhüüüüü :((



....................



Yusufcuk herşeyden çok çabuk sıkılan bir bebiş olduğu için ona oyuncak bulmada zorlanıyorum bazen.. Ne verirsem vereyim bir süre oynadıktan sonra sıkılıp kenara atıyor.. Ben de sürekli yeni oyuncaklar üretme peşindeyim bu aralar.. Al al bir yere kadar :P

Bu oyuncaklar hoşuma gitti, yapımı da kolay.. Bu haftasonu yapayım bari oğluşuma :))

Kağıt poşetten oyuncaklar



........................



İstikrarlı bir şekilde kilo almaya başladım!!

Katmere son..
Çikolataya son..
Gece öğünlerine, tostlara, "kepcuk"lu makarnaya son..

Hani emzirme döneminde doğum öncesi kiloma dönecektim ben?


.....................



Geçen hafta bir mevlide daha gittik Yusufcukla.. Bu sefer hem yanımızda babaannesi de olduğu için hem de katılanların çoğu genç ve çocuklu hanımlar olduğu için gayet rahattım :)) Demek ki önemli olan içinde bulunduğun ortammış gerçekten..


.....................



Son olarak bir dua..

Allah'ım tahammülümü arttır lütfen..

Herkese ve herşeye karşı..

( Amin )

15 Ocak 2008 Salı

Birkaç gündür birşeyler yazacak enerjiyi bulamıyorum içinde.. İyiyim aslında, bir sorun yok ama sanırım yine çooook yorgunum.. Geçen hafta yoğun geçti yine maşaallah.. Hem misafirlerim hem de benim gittiğim misafirlikler vardı.. Bir de Yusufcuğun hergün artan temposu ve yeni talepleri sanırım aşıyor beni :))

Misal, Yusufcuk hala bana yapışık yaşamakta kararlı!! Yemek yapmak ya da az önce döktüğü birşeyin lekesini halıdan silmek için onu babasıyla salona kapattığımda ( muha haa haaaa - yoo ben değilim gülen, cinnet anlarımda, içimde saklandığı yerden çıkan kötü anne :P - ) "Ağğğğnnneeiiii" diye ağlıyor kapıya yapışıp.. Baktı ki açan yok, o zaman da salonun duvarında asılı kocaman düğün resmimizde beni gösterip ağlıyormuş.. Ozan anlattı dün, öldüm gülmekten..

Okuduğum kadarıyla normal ve geçici bir süreç.. Geçeceği günü bekliyorum sabırla.. Sebebi anneden ayrılma korkusuymuş. Hatta okuduğum bir yazıda, uyku problemlerinin en önemli sebeplerinden birisinin de bu olduğu anlatılıyordu. Annelerine çok düşkün bebekler sırf ondan ayrılmamak için uykuya dalmak istemez ya da uykuları hafiflediğinde annelerinin yokluğunu farkettikleri için sık sık uyanırlarmış..

Yusufcuk, beni geceleri daha az sevsen olur mu cicikim :P

Bir de bu aralar çok tatlı bir huy geliştirdi afacanım.. Ulaşamayacağı birşeyi almak istediğinde önce her yolu deniyor.. Baktı ki imkansız ( örneğin kütüphanenin üstünde duran keçeli kalemleri almak ) hemen babasının ya da benim yanımda bitiyor.. Oturuyorsak koltuğa çıkıp arkamızdan ittirerek bizi ayağa kaldırıyor, ayaktaysak da genelde dizimizden ya da bacağımızdan - eli oraya yetişiyor bebemin :) - çeke çeke bizi istediği şeyin olduğu yere götürüp "Beh beh" diye işaret ediyor.. Bu "beh beh"lerin "ver" anlamında olduğunu anladınız sanırım :))

İstediğim kıpkırmızı ayakkabıları hala alamadım ama kıpkırmızı bir etek dikiyorum kendime.. Şirin birşeye benziyor şimdilik.. Tam olarak bitince göreceğiz bakalım.. Kenarlarına da şöyle fırfır gibi birşeyler teğelledim kumaşın renginden, oh olsun :))

Iııı, şeyyyy..

Son bir uyarıyla bitirelim yazıyı.. Küçük bir bebişiniz varsa ya da olma ihtimali varsa sakın ama sakın benim yaptığım hatayı yapıp dolap kapakları ayna olan bir yataodası takımı almayın!! Sakın..

Dakikalarca o minikk el izlerini temizlemeye çalışmak ve bunun -en azından bir on yıl- sonu olmadığını acıyla farketmek çok can sıkıcı olabiliyor.. Özellikle de yağlı, diş macunlu ya da ezilmiş küçük ekmek parçaları da ihtiva eden lekeleri temizlerken :P

10 Aralık 2007 Pazartesi

Morali bozuk bir şekilde yazmayı hiç sevmiyorum ama kaç gündür yazamadım.. Başka çarem yok.. Moralimi bozan mesele bugün kesinleşirse daha sonra anlatırım açık açık.. Yayıneviyle büyük bir problem yaşıyoruz da.. Elimde kalabilir yazdığım kitap.. Daha tamamlayamadım ama bu problem çıkınca yazmayı bıraktım tamamen.. Şevkim kırıldı resmen, elim kaleme gitmiyor :((

Kendimi örgüye vurdum tamamen :P Tabii Yusufcuktan arta kalan sınırlı dakikalarda.. Dün evine döndü babaannemiz ve yine başbaşa kaldık beybişimle.. Rahata alışmışım galiba.. Dün Yusufcuk akşamüstü uyuyakaldığında ben de zor attım kendimi yatağa.. Tüm gün süren ağır tempo yormuş beni, hamlamışım :))

Boleroya nihayet başladım.. Bayram için bebişine ya da kendine yeni bir cici arayanlar hemen iki düz iki ters lastikten oluşan ana parçayı örmeye başlasın :)) Ben ortalama bir yaşında bir bebek için 84 ilmekle başladım ama ölçerek de sayıyı ayarlayabilirsiniz. Yünün kalınlığına göre değişir çünkü.. Örgünün eninin sırtı tamamen kaplaması gerekiyor.Boyu da giyecek kişinin dört karışı kadar olacak. Dümdüz dikdörtgen bir parça yani.. Yapım ve süsleme aşamalarını da tek tek göstereceğim inşaallah..



( Tamam kabul ediyorum, bu örgü işini abarttım biraz, evin heryeri yün doldu ama gerçekten negatif enerjimi alıyor.. Çerçeveden saate heryer çiçeklerden, örgüden nasibini almaya başladı.. Yakında Ozan'ı ya da Yusufcuğu da kaplayacak ve çiçeklerle donatacak bir "nesne" örmekten korkuyorum :P Ama ondan önce Yusufcuğun odası için harika bir projem var..)



................


Babaannemiz gitmeden bir gün önce yine ufak bir park kaçamağı yaptık biz.. Nadir güneş ışıklarını yakaladık, "İyi ki gelmişiz.." dedik.. Minnoşumu kaydırdık.. Salıncakta salladık.. Ama daha çok, o oradan oraya koştururken peşinden koştuk.. Daha önce de yazmıştım ya, yürümeyi tamamen bıraktı, sadece koşuyor.. Gitmek istediği yere bir an önce varmak, ellemek istediği şeyi hemen mıncıklamak için sanırım.. Tabii biz her an arkasında olduğumuz için "Şunlar beni yakalamadan yapacağımı yapayım hemen.." düşüncesi de neden oluyor olabilir bu duruma :)) Yaramazlık yapacağı zaman önce yüzümüze afacan afacan bakıp sonra hemen koşmaya başlıyor çünkü.. Belki bakmasak ya da arkasından gitmesek o da acele etmek zorunda hissetmeyecek kendini :P Yavaş yavaş, tadına vara vara kemirecek mesela sokakta bulduğu yarı çürümüş bir mandalina kabuğunu!!

( Bu arada aşağıdaki yazıya bazı arkadaşlar "Şekerli şeyler verme.." diye yorum yazmış ya, bu Yusufcuğun şekerli şeyler yememiş hali arkadaşlar.. Ben hala ne hazır meyve suyu ya da şeker ne de çikolata vermiyorum Yusufcuğa.. İkram edildiğinde bile alıyorum elinden.. Zaten yemesi gereken sağlıklı hiçbirşeyi yemiyor, bari zarar verecek olanlardan koruyayım diyorum.. )

Bu arada..
Babaannesi buradayken çarşafta sallanark uyumaya alıştı Yusufcuk yine.. Dün gece uyuturken akla karayı seçtim.. Umarım hemen salıncağına uyum sağlamaya başlar yoksa yandım ben!!

.....................

Şimdi gelelim sevgili Özlem'in sobesine..

Şimdiye kadar ne olmayı, hangi meslekleri yapmayı hayal ettim?


İlkoulda astronotluktan öğretmenliğe, "İyi çene var sende yakışır.." iltifatları (!) sebebiyle avukatlıktan müdürlüğe (:P) her türlü meslek vardı hayallerimde.. Ama en çok "Doktor olacağım.." diyordum soranlara.. Çünkü babam "Sen ilk müslüman hanım doktorun ismini taşıyorsun, çok yakışır sana.." diyordu..

Ortaokula gelince işin rengi değişti.. Hep sınıfın en yüksek notlarını almama rağmen matematiği ( daha genel anlamıyla sayısal dersleri ) sevmediğimi ve bunlarla değil de "okumak"la vakit geçirmek istediğimi farkettim.. Daha o yıllarda tüm dünya klasiklerini, Türk masal ve romanlarının çoğunu okumuştum zaten.. Öyle ki, hep anneler çocuklarına "Kitap oku.." der, benim annem "Yeter kızım, bu kadarı da fazla.. Gözlerin altı numara olacak, zaten bozuk.." diyordu.. Altı yaşında gözlükle tanışmış bir insan olduğum için annemin kaygısına hak veriyorum aslında çünkü herkes yatar, ben ya koridordaki gece lambasının ışığında ya da yorganımın içinde el feneriyle okurdum kitaplarımı.. Küçük prensesin devin elinden nasıl kurtulduğunu ya da Küçük Prens'in kuzusunu nasıl taşıyacağını öğrenmeden uyumam mümkün değildi..

Bir yazar olmaktı o zamanlar hayalim..
Çocukları çok mutlu eden kitaplar yazan bir yazar olmak..

Liseye gelince bir gerçekle daha yüzleştim.. ÖSS denen bir duvar vardı bu ülkede ve onu aşmadan "diğer tarafa" geçmek mümkün değildi.. Bir süreliğine vazgeçtim hayallerimden ve mutlaka ama mutlaka üniversite okumaya karar verdim.. Bunda, ortaokulda beni istediği kolejde okutmak için arabasını satan babamın ve "Ben istediğim halde siyasi olaylar yüzünden okuyamadım, sen gerçekleştir hayallerimi.." diyen annemin büyük payı var tabii.. En çok onlar için okuyacak ve benimle gurur duymalarını sağlayacaktım..

Okulumda sözel sınıfı açılmadığı için mecburen eşit ağırlık öğrencisi oldum ve matematikle yine uğraşır (!) hale geldim ama bunda da bir hayır varmış.. Benim alanımda çözülen her matematik sorusunun katsayısı sözelcilerinkinden fazlaydı ve bu sayede sözel tercih yapmama rağmen çok daha yüksek bir puan aldım.. Matematiği bu yüzden kısa bir süreliğine de olsa sevdim :P

Lisede en büyük hayalim psikoloji okumaktı.. Hani olur ya, duvarlara istediğin bölümü yazan levhalar asarsın sınava hazırlanırken.. Bizim sınıfta da vardı hepimizin bir levhası ve "Boğaziçi Psikoloji" yazıyordu benimkinde kocaman kocaman.. Akımları inceliyor, muayenehaemin hayalini kuruyordum.. Hatta bir merkeze gidip oradaki psikologlarla görüşme bile yapmıştım alanımı belirlemek için ve parapsikolojide karar kılmıştım!! "Peki neden psikoloji istiyordum?" diye soruyorum şimdi kendime.. Cevabı var ama çok içimi acıtıyor.. Çok özel benim için.. Yazmasam daha iyi sanırım.. İnsan istese de anlatamıyor demek ki bazı şeyleri..

Neyse, kuru üzümden okunmuş kaleme, kardeşlerimin dualarından yolda tekrar ede ede ezberlediğim Cevşen'e kadar hertürlü techizatla sınava girdim ve elhamdulillah iyi bir puan aldım.. Bana yarı şaka yarı ciddi "Bence sen sınava girme, eve gidip çeyizini işlmeye başla çünkü seninle ilgili hiç umudum yok.." diyen bir hocamı iyice morarttıktan sonra - asla bir öğretmene karşı bu ifadeyi kullanmak istemezdim ama çok daha ilerisini duymayı hakeden bir insana karşı kendimi bu kadar frenliyor olabilmem aslında takdir konusu.. Başka konularda da haddi olmayan pekçok müdahalesini gördüm kendisinin - sıra tercihlere geldi.. Tüm kağıdı en yüksek puanlı olandan başlayarak psikoloji bölümleriyle doldurdum ama birtek Boğaziçi'ne yetmiyordu puanım.. Ve ben o sırada sınav sistemi yeni değiştiği için edebiyat tercihi yapabileceğimi bilmiyordum.. Dershanede bir hocam tercihlerimi kontrol etti ve "Sözel puanın tercih ettiğin yerlere göre çok yüksek, yazık etme puanına, Boğaziçi Edebiyat yazalım, sen başla, orada hem çift dal hem de yatay geçiş hakkın var, sonra istersen bölümünü değiştirirsin.." dedi. İstemeye istemeye razı oldum aslında ama şu anda dua ede ede anıyorum onu.. Düşünüyorum da, eğer psikolog olsaydım şu genç yaşımda hastaların dertlerine ağlaya ağlaya, içim şişe şişe göçerdim bu dünyadan.. ( Özlemcim bu kısım senin için ikinci baskı oldu, kusura bakma.. )

Çok şükür kazandım ve edebiyat okumaya başladım.. Ama hiçbir zaman bölümümü değiştirmeye yeltenmedim.. Hem çok keyif aldım okurken hem de ard arda ders bırakan, temel dersleri bile geçmek için sabahlayan psikoloji öğrencisi arkadaşlarımı gördükçe halime şükrettim.. Okulun eğitim dili ingilizce olduğu halde bizim bölümün bazı dersleri Türkçeydi ve bu büyük avantaj sağladı benim gibi evli olarak okuyan birisine.. Hiç kolay geçmedi o yıllar çünkü, daha da ağırını düşünemiyorum.. ( Evet evli okudum ben, sınavı kazandıkta sonra evlendik ve öyle başladık okula Ozan da ben de ama bu çoook uzun bir konu, es geçelim şimdi.. )


Şimdi yaptığım işi çok seviyorum.. Yazmak çok güzel.. Test yazarken bile herhangi bir cümle yerine çocukların içini şenlendirecek, onlara küçük de olsa yeni ufuklar açacak cümleler seçmeye çalışıyorum.. Hayal güçlerine dokunmaya çalışıyorum.. "Kırmızı arabanın freni patladı.." cümlesindense, "Anneme kırmızı bir kır çiçeği hediye ettim.." demeyi tercih ediyorum sıfatları anlatırken.. Çünkü biliyorum, okuduğumuz her cümle iz bırakıyor ruhumuzda.. Çocuklar için güzel cümleler kurmak isityorum.. O cümlelerle düşünüp o cümlelerle konuşsunlar istiyorum..

Hala en büyük hayalim, iyi bir çocuk yazarı olmak.. Ünlü değil, iyi.. Bir çocuğun bile hayatına dokunmak, onun hayalini güzelleştirmek çok önemli benim için.. Çok klasik olacak belki ama bir çocuk dünyayı değiştirebilir çünkü.. Ben buna inanıyorum..

Tabii bu aralar bir de yün ve tasarımla ilgili bir meslek hayalim var :P Allahtan ki ikisi birlikte yürüyebilecek işler :)) Birinden yorulunca diğerine geçiyorum..


Neyse.. İyi ki moralim bozuk.. Olmasa ne kadar yazardım Allah bilir..


Son not: Biletlerimizi aldık.. Arefe günü İstanbul'dayız inşaallah..

27 Kasım 2007 Salı



Aaa.. Yusufcuk kreşe mi başlamış yoksa ?

Acaba ?

Acaba ?


Yok yok..

Başlamamış..

Haftasonu ufak bir kreş gezisi yaptık ailece :)) Yusufcuk için değil ama benim için.. Buradaki bir kreşin müdürü acil olarak ingilizce öğretmenine ihtiyaçları olduğundan bahsetmiş Ozan'a.. O da bana anlattı eve gelince meseleyi.. Benim okuduğum okul ve bölüm itibariyle hem Türkçe hem de İngilizce öğretmenliği yapma imkanım var. "Haftada birkaç gün, birkaç saat derslere girersin, Yusuf da o sırada kreşteki çocuklarla oynar, değişiklik olur, enerjisini atar.." deyince öğretmenlik yapmaya hiç niyetim olmasa da görüşmeyi kabul ettim.. Neyse gittik.. Bir süre müdürün gelmesini bekledik ve bu süreyi de yukarıda görüldüğü üzere kreşin her türlü alet edevatını mıncık mıncık oynamak suretiyle değerlendirdik :)) Öyle ki müdür geldiğinde Yusufcuğu spor salonundan zor çıkardım yukarıya bağırış çağırış.. Yukarı çıkınca da adamcağızın kalemlerini hacamat etti zaten!!

Biz görüşmeye başlayınca şartların hiç de Ozan'ın anladığı ( ya da uydurduğu diyelim :P ) gibi olmadığı ortaya çıktı :)) Haftanın altı günü 8-17 çalışacak ve iki gün de 19:00'a kadar nöbetçi kalacak bir öğretmen arıyorlarmış.. Ayrıca kreşin 3 yaş altı bölümü de yok.. Hal böyle olunca başvuru formunu bile doldurmama gerek kalmadı.. Ufak bir macera yaşamış olduk :))

Ama Yusufcuğun kreşteki mutluluğunu ve kocaman bir çocukmuş gibi oyuncaklarla oynayışını görünce kafamdaki "kreş için beş yaş sınırı" üçe kadar düştü diyebilirim :)) Benim sosyal bebişim, o oyuncakların yanında bir de küçük arkadaşlar olsa ne kadar mutlu olacaktı kimbilir?


...................


Siz bizi özlerken biz başka neler yapıyoruz peki ?

Ben malumunuz bu haldeyim :))



Kitabımı yarıladım binlerce şükür.. Babaannemiz bir hafta daha kalacak galiba.. O arada ne yapsam kâr.. O gidince de kalan kısmı gece falan yazarım artık yavaş yavaş.. Bu kadarını bile ummuyordum gerçekten.. Çok rahatladım.. Sağolsun babaannesi çok güzel oynuyor Yusufcukla.. Sadece emmeden emmeye bana geliyor diyebilirim :)) Ama zaten bu çok sık olduğu için pek ayrı kalmıyoruz :P Bu aralar yine yemiyor Yusufcuk ama benim de aynı anda dört dişim çıksaydı yemek yemez ve Yusufcuk gibi dişlerimi ellemek isteyenlere ağzımı açmazdım!! Gece de - dün gece olduğu gibi - her yarım saatte bir uyanır, ağlar, emer, tam dalar gibi olunca bir daha uyanır ağlardım.. Annem de en sonunda yatmayı falan boşverir, yatağın içinde oturur, beni emzirir vaziyette kucağında uyutur, uyanınca da hemen emzirir, öyle sabahlardı..

Ama eğlenceli şeyler de yapıyoruz tabii.. Mesela geçen hafta küçük abimiz Ahmet Aydın'ın doom günüsüne gittik.. Yusufcuk onu bir an yanlız bırakmadı sağolsun :)) Hem oyuncaklarını paylaştı hem de mum üfleyişini..



Sonra, sonra... Uzun yürüyüşler yaptık babaannemiz ilk geldiğinde ve Yusufcuk bir seferinde mucize eseri arabada uyudu kaldı yine.. Eve gelince yatağına yatırmaya bile kıyamadık uyanır diye.. Girişteki halıyı kıvırıp orada uyuttuk bebişimi..
Soğuk hava vurdu galiba, uzun uzun uyudu o halde..




Parkta oynamayı ve poz vermeyi de ihmal etmedik tabii..



..............

Baba baba heeeyyyyy..
Baba baba heeeğğğğyyyyy..

( Yusufcuğun yeni şarkısı )


Bunlar da yeni kelimeleri:

Addayh: Allah
Daydı: Tatlı
Babaci: Babacım ( ya da biz öyle sanıyoruz )
Bıdi bıdi: Ne olduğunu çözemedik..
Adtaa: Atta
Şu: Su ( Sadece birkaç kere söyledi ama biliyor artık suyun su olduğunu )
..ve en önemlisi..
Hanni, enni, annğii, ağğnnn: Anne :))

Tatlış tatlış konuşurken o serçe ağzını yiyesim geliyor..

...................

Yusufcuk artık kesinlikle ama kesinlikle pusette oturmuyor.. Son iki yürüyüşümüz resmen işkenceye dönüştü.. Yanımda kayınvalidem olmasaydı kaldırıma oturur hümgür hüngür ağlardım kesinlikle.. Etini koparıyorlarmış gibi bağırıyor oturur oturmaz ve iki seferdir eve o babaannesinin kucağında - daha doğrusu kendini yere ata ata ulaştığı asfalt sefasını yapa yapa - ben de boş bebek arabasını ittirir vaziyette geliyoruz.. Satılık puset var haberiniz olsun :P


Oğlumun büyüdüğünü ve bebek arabalarının bebekler için olduğunu kabul etsem iyi olacak galiba :)) O artık yürümek istiyor hem de kesinlikle eli tutulmadan.. Ayrıca çok da sorumluluk sahibi.. Kendi çantasını kendi taşıyor - daha doğrusu sürüklüyor :))

...................

Yusufcuğun evde erişemediği yer kalmamış durumda.. En güvenli yer orası olduğu için birçok şeyi şifonyerin üstüne koymuştum ama orası da gitti elden.. Sabah kayınvalidem seslendi.. Giitim baktım, bizimki en alt çekmeceyi çekmiş, üstüne çıkmış, oradan şifonyerin üstünü karıştıryor.. Artık yatak odamızın kapısı da mutfak gibi 7/24 kapalı duracak anlaşılan..

..................

Yusufcuk maşaallah her dediğimizi istisnasız anlıyor artık.. Ama bir derdi var.. Konuşamadığı için kendi derdini anlatamıyor.. Bu da onu bazen çok agresif yapıyor.. Biz istediği şeyi anlayıp da eline verene kadar "ıyhh" diye diye göstermekten bir hal oluyor.. Anlayamaz da gecikirsek öyle hırçınlaşıyor ki anlatamam.. Konuşmayı bir an önce öğrense çok iyi olacak :))

....................

Bloga yazmayı da sizleri okumayı da çok özlemişim.. Kısa kısa ama daha sık yazsam iyi olacak galiba.. Gerçi iki gecedir tam ben yazacağım elektrik kesiliyor, mum eşliğinde Yusufcuğu oynatıyoruz oraya buraya kaçmasın diye karanlıkta.. Ama inşaallah daha sık yazacağım artık..

28 Eylül 2007 Cuma

Yeni gece uykusu modelimi açıklıyorum :


"Bol bölünmeli göçebe modeli"


İki gecedir benim annelik Yusufcuğun da bebişlik hayatında bir ilke imza atıyoruz ve ayrı odalarda yatıyoruz oğlumla.. Bu bizim için büyük bir gelişme :P Gerçi yatıyoruz deyince sakın yanlış anlaşılmasın.. Yusufcuğu ilk uyuttuğumda kendi yatağımda başlayan, her ağlayışında onun yanına ışınlanmamla devam eden, şanslıysam pışpışlayarak daldığında odama geri döndüğüm, değilse emzirirken oturduğum yerde uyuyakaldığım bir uyku işte.. Bölük pörçük, bir orada bir yatağımda.. Ama alışacağız, kararlıyız :P

Gerçi beynimin sağ lobu hiç memnun değil bu durumdan.. Hafif bir sızı var o tarafta :))


İlk gece nedenini anlayamadığım hafif bir suçluluk duygusuyla kendi yatağımıza yattığımda uzun süre dalamadım niyeyse.. Aklım hep lolipoptaydı.. Uykumun arasında da bir ara şöyle bir diyalog geçti vicdanımla aramızda :

- Hadi Kuaybe, kalk da Yusufcuğa bak.. İyi mi?
- Ya vicdan, uykumun en derin yerindeyim.. İyi olmasa ağlar, lütfen git..
- Hımm, sen burada sıcacık yatıyorsun.. Üstün açılsa örtme imkanın var.. Ya o üşüyorsa, üstünü açtıysa..
- Ya ama uyanamıyorum ki.. Bak deniyorum deniyorum, açılmıyor gözlerim..
- Sen de anne olacaksın işte.. Cı cık cık..
- Ya vicdan ya, lütfen.. Yeni daldım zaten, şimdi uyanacak Yusufcuk.. Rahat bırak beniiiiii!!
- Hayır kalkıp bakmadan gitmem..
- Böhüüüüüüü..
...
..
.
- Hıh, üstü kapalı işte, mışıl mışıl da uyuyor.. Rahatladın mı?
- Evet :))


Bu olayın ardında Yusufcuk saat beşte üçüncü kez açtı gözlerini.. Biz onu daha günün başlamadığına, o da cin gibi gözlerle bizi çoktaaaan başladığına ikna etmeye çalıştı uzun bir süre.. Beyefendi hiçbirşey giymek istemediğini de gecenin o vakti, sessizlikte daha da yüksek çıkan sesiyle belirttiği için babası çareyi onu kendi hırkasına sarmakta buldu.. Kanguru gibi oturup durdular.. Uzun süre uykusunun gelmesini bekledik küçük beyin!


......................


Yusufcuk beni çok ama çooook şaşırtmaya devam ediyor bugünlerde..


Birşey yapmak istemediği zaman -ki bu çoğu zaman yemek yemek oluyor- başını iki yana sallayıp "Hayır" diyor bana..


Hiçbirşeyi unutmuyor.. Diyelim ki iki gün önce yatak odasındaki bir çekmeceyi karıştırırken yakaladım onu ve kapıyı kapattım.. Kapıyı açık yakalayınca ilk işi koşup kaldığı yerden hummalı bir şekilde çekmeceyi karıştırmak oluyor..


Artık basit komutları çok iyi anlıyor maşaallah.. "Kaşığı bana ver.." dediğimde uzatıyor, "Hadi babayı arayalım.." dediğimde gidip telefonu alıyor, kulağına dayıyor.. "Git bak bakalım baba gelmiş mi?" diyorum, kapıya gidiyor.. Ama "Hadi uyuyalım.." ya da "Aç bakalım ağzını, hammm.." dediğimde hiç de oralı olmuyor.. Yani işine gelenleri yapıyor sadece :))


Kakişi geldiği zaman kıyı, köşe bir yere sinip sessiz sessiz dolduruyor bezini :)) Utanmayı ne zaman öğrendi ki bücürüm, hayret..


Anlamaya başladığı şeylerden birisi de kendisine kızıldığı.. Babası sertçe "Hişşşttt.." dediğinde ya da ben kendisine zarar verecek birşeye yeltendiğinde kızdığım zaman önce duraksıyor, sonra da dudağını büzüp ağlıyor.. Hele de uykuluysa daha da nazlı nazlı ağlıyor..


Havalar serinlediği içi yelek giydiriyorum, hiç istemiyor.. Tek tek düğmeleri açıyor önce, sonra da kollarını arkaya uzatıp sallaya sallaya çıkarmaya çalışıyor yeleği :)) Bez bağlama meselesini hiç sormayın zaten!!


Çok tatlı yürüyor maşaallah.. Özgür özgür dolanıyor evin içinde.. Bazen o beni arıyor hangi odadayım diye, bazen de ben onu.. O salonda oynarken ben mutfağa gidiyorum, bir bakıyorum pıt diye yanımda bitmiş :))


Diyafona bayılıyor.. Boyu yetişmediği için ben alıyorum kucağıma, dakikalarca diklip ne zaman bıkacak diye bekliyorum ama bıkmıyor..


Yemek yemeyi çok seviyor ya (!) şimdi de kendi yeme olayına takmış durumda.. Boş da olsa mutlaka bir kaşık olacak elinde.. Bazen onunla bana yedirmeye çaışıyor hayali lokmaları, bazen de işe yarıyor o kaşık, ben içine koyuyorum birşeyler, azıcık yardımla ağzına götürüyor :)) Kendi yediklerini de çıkarmıyor ağzından ne hikmetse..


"Gucuk gucuk gucukkk" diyorum ellerimi açıp, hemen geliyor kucağıma.. Şirin şirin sırıtıp öptürüyor kendini.. Arada birkaç tokat da düşüyor tabii nasibimize.. Eli de çok ağır bu arada.. Az değildir vurduğunda gözümden yaş getirdiği, gözümün önünde yıldızlar uçuşturduğu.. Babası da en çok minik jilet tırnaklarından çekiyor.. Haritaya döndü kocacığımın yüzü :)) Sevdi mi haşin seviyor benim oğlum..


Birşeyleri biryerlere taşımayı çok seviyor.. Bazen bakıyorum benim çantamı sürüklüyor koridorda, bazen de arayıp bulamadığım mutfak havlum oturma odasındaki kanepenin arkasından çıkıyor :)) Ağır şeyleri de "Ihh ııığğğhh.." diye bir çekişi var ki, öldürüyor beni gülmekten..


Yusufcukla namaz kılmak da çok zevkli :)) Aslında namazlarımı onun uyuduğu saatlerde kılmaya çalışıyorum ama benim oğlum sık sık ve uzun uzun uyuduğu için (!) bu çoğu zaman mümkün olmuyor.. Ben de mecburen önüne oyuncaklarını yığıp yanında duruyorum namaza.. İki dakika geçmeden başlıyor eteğimi çekmeye, başörtüme asılmaya, ayaklarımla oynamaya.. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum.. Bana birşeyler mırıldanıyor, sonra da yüzüne bakıp cevap vermediğim için kızıyor.. Secde ettiğimde de çıkıyor üstüme, Peygamber Efendimiz torunları öyle yaptığında onlar inene kadar beklediği için ben de bekliyorum düşmesin diye.. İki gündür de secde hareketini taklit ediyor kendince.. Ayaklar ve baş yerde, popiş havada ters "v" gibi duruyor ben namaz kılarken :))


.................


Bunlar beybişimin ilk papişleri :))


Ben aşağıdaki yazıyı yazdıktan bir-iki saat sonra babamızın arkadaşı Fatih amcamızın hediyeleri geldi.. Kutuyu bir açtım, minnoş minnoş ayakkabılar.. Tam da meleğimin ayağına göre..

Sadece Yusufcuğu değil bizi de sevindiren Fatih amcaya güzel hediyeleri için çok teşekkürler..


..................


Dün bir yorum aldım, blokumun -ki aslı blogtur :)- ne kadar itici ve yapmacık olduğuyla ilgili.. Yayınlamadım çünkü yorumun altında bir isim yoktu.. Gölge bir şahsiyet tarafından yazılmış anlaşılan.. Ayrıca Yusufcuğun büyüyüp bu sayfayı okuduğunda bu saçmalıkla karşılaşmasını istemedim.. Bu kısmı da bir süre sonra sileceğim zaten..

Herkes istediği gibi düşünmekte serbest.. İtici gelebilir, yapmacık gelebilir yazdıklarım ama herkes neyi okuyup neyi okumayacağı konusunda hür.. Ben şahsen bana hoş gelmeyen, birşey vermeyen blogları okumuyorum.. Ama okusam ve onları eleştirmek istersem, bunu, altına ismimi yazmadığım şahsiyetsiz bir yorumla yapmam.. Söylemek istediklerimi "vasfımla" söylerim.. Vasfıma yakıştıramadığım şeyleri de söylemem.. Bu arkadaştan ricam, altına ismini bile yazamayacağı yorumlar yazmaması.. Söylediklerinde ısrarcıysa da kim olduğunu belirtmesi.. Ben de muhatabımı bilirim en azından..


................


Bugün aşı vurdurmaya gittik meleğime..

Sabah sağlık ocağından aradılar ve benim tamamen unuttuğum MMR aşısını vurdurup vurdurmadığımı, vurulmadıysa sağlık ocağına beklediklerini söylediler.. Telefonu kapatınca hayret ettim, hem kendime -aşıyı unuttuğum için, doğumgününde aklımdaydı oysa- hem de sağlık ocağına - bu kadar ciddi bir takip yaptıkları için, ne de olsa alışkın değiliz böyle şeylere.. Ama birşeylerin değiştiğini görmek çok güzel..-

Neyse öğlen evden çıktık, şimdiye kadar tüm aşılarımızı yaptırdığımız sağlık ocağına gittik.. O da öyle bir yerde ki mübarek, ara sokaklardan yokuş ine çıka bir hal oldum.. Önceden Ozan götürüyordu arabayla, rahattım.. Bugün ilk defa kendim gittim yürüyerek, resmen canım çıktı.. Son yokuşu çıkarken Yusufcuğun burnunu silmek bahanesiyle iki kere mola verdim yol kenarında :))

Sağlık ocağına girdim, aşı odasını arıyorum, dediler ki "Artık burada vurulmuyor aşılar, ............. sağlık ocağına gideceksiniz." Haydaa.. Canım çıkmış bir halde, aldığım yarım yamalak tarifle yeni sağlık ocağının yolunu tuttum.. Dedim ya yarım yamalaktı tarif ve ben doğal olarak kayboldum!!

Sora sora, söylene söylene yeni sağlık ocağını buldum ve farkettim ki bizim evin sadece üç sokak arkasındaymış -bunu ancak geri dönerken anladım :))- Yani sol elinle sol kulağını değil de elini başının üstünden dolandırıp sağ kulağını tutmak gibi oldu benim iş.. Anladınız siz onu di mi?

Yusufcuk hemşireye pek bir cilve yaptı başta.. Aşı odasını bir güzel karıştırdı.. İğne hazırlanırken bile hiçbirşeyin farkında değildi ama iğne sonrası çok ağladı yavrum.. Hazırlıklı gitmiştim Allahtan ki.. Hemen kocaman pembiş bir lolipop çıkardım cebimden, tutuşturdum eline.. Onu yalamak için uğraşırken unuttu acısını.. İyi oldu bu yöntem, aşı sonrası lolipop terapisi.. Hiç ağlamadı ondan sonra :)) Aşıya gidecek annelere tavsiye ederim..


...............


Son alarak da şunu yazayım.. Günlerdir düşünüyorum, annelik nimetine bir bedel biçemiyorum kafamda.. Ve nasıl şükredeceğimi şaşırmış vaziyetteyim.. Ne yapsam az, ne kadar şükretsem yetersiz geliyor bana.. Ama ben yine de acizane şükrediyorum Rabbime..

Elhamdulillah..

25 Temmuz 2007 Çarşamba

Yusufcuğun uyku serüvenini anlatmak istiyordum ya ne zamandır, hazır onu uyutmayı başarmışken evi toparlamayı boşverip geçtim bilgisayarın başına.. Lütfen kimse bugün bana oturmaya falan gelmesin :))

Sevgili hamileler, yeni anneler ve henüz anne olmamış bayanlar.. Bu yazıyı okumayın zira ürkütücü öğeler içermektedir!!

...............


Yusufcuk daha doğar doğmaz kendini belli eden bir bebekmiş aslında.. Ben henüz narkoz etkisini atıp ayılamamışken babası bebiş odasında görmüş minişimizi.. "Diğer bebekler usul usul uyurken bizimki elleri havada miyaklıyordu.." demişti bana :)) Ben ayıldıktan sonra ilk kez emzirdiğimde de uyanıktı bebişim..

En çok uyuduğu günler hastanedeki ilk iki gündü zaten ama ilk gece bile o kadar ağlamıştı ki ertesi sabah diğer odalardan birinde kalan bir refakatçi bizim odaya gelip "Bütün gece ağlayan bebek bu muydu, nesi var, ememiyor mu?" diye sormuştu.. Emiyordu Allah'a şükür, hatta çok iyi emiyordu ama gaz problemimiz doğar doğmaz başladığı için sürekli ağlıyordu bebişim..

Eve döndükten sonra ilk üç-dört ayımızı hep "ciyak" modda geçirdik..

Ve bizim en önemli gündem maddemiz Yusufcuğu uyutabilmek olmuştu..

İlk zamanlar emdiğinde uyuyabiliyordu aslında ama uykusu çok kısa sürüyor, kıvranarak uyanıyor ve ondan sonra bazen dakikalarca bazen de saatlerce süren ağlama süreçleri başlıyordu.. Kolik ilerledikçe emerek uyuyamaz oldu :(( Emerken bile kıvranıyordu zaten.. Uyuyamadıkça da daha huysuz oluyordu, uyku başına vuruyordu yani..

Bu arada ben bir yandan ağlama krizlerimi atlatmaya çalışıyor, bir yandan içimdeki "Ben bu çocuğu büyütemem, neden bu kadar erken anne oldum ki.." diyen sesi bastırmaya çalışıyor, bir yandan da internetten konuyla ilgili yazılar okuyordum.. Ama itiraf etmeliyim, okudukça daha da bunaldım.. ( Tıpkı şimdi bebek öğünleri ve ek gıdalarla ilgili yazıları okuduğumda olduğu gibi )

Uyku konusunda hiç de bizim evde yaşanmayan şeylerden bahsediyordu yazılar! "Yeni doğan bir bebek ortalama 20 saat uyur..", "Gündüz uykuları yaklaşık üç saattir, bu süreyi aşarsa bebek uyandırılıp emzirilmelidir..", " Bebek emzirilip yatağına bırakılmalı ve kendi kendine uyuması sağlanmalıdır..", " İlk ayın sonunda gece uykuları düzene girer.." vs. vs..

Oysa benim minişim asla günde 20 saat uyumuyor, emme aralıkları en fazla bir saat sürüyor ve asla kendi kendine uyuyamıyordu !!

Defalarca doktora gittik - anlayamadığımız bir problemi, bir rahatsızlığı mı var diye - ama çok şükür hasta değildi. "Kolik.." diyorlardı genellikle ve sakinleştirici birkaç öneride bulunuyorlardı.. Denemediğimiz yöntem kalmadı diyebilirim.. Sıcak havlu, karnını ovma, pedal çevirme hareketi, elma yağı, badem yağı, ıhlamur, anason, kolik önleyici bir damla, battaniyeye sarma, dik uyutma.. Daha neler neler.. Ama hiçbiri işe yaramadı ve saatlerce ağlayan Yusufcuğu susturmak pek mümkün olmadı..

Ozan şimdi şimdi itiraf ediyor, o günlerde eve gelmek istemiyormuş, ayakları geri geri gidiyormuş.. Çünkü tahammül edilebilecek bir durum değildi gerçekten ve elimizden hiçbirşey gelmiyordu.. Sadece geriliyor, oda oda dolaşıyorduk..

O günlerden küçük bir kare..




İşte o günlerde sallamanın büyüsünü keşfettik.. Başka hiçbir türlü uyutamadığımız Yusufcuk babası kucağına alıp sallamaya başlayınca dalıyordu.. Ben de hemen yatıp bazen yarım saat bazen bir saat uyuyabilmenin keyfini çıkarıyordum.. Ama ilk günler ağlayarak "Allah'ım ne olur bari 15 dakika uyuyabileyim.." diye yalvardığımı çok iyi hatırlıyorum..

Kırkımız çıktıktan sonra bir şurup kullanmaya başladık ve çok faydasını gördük.. Daha önce yazmıştım, Nurse Harvey's.. Yusufcuğun uyumasına hiçbir katkısı olmasa da en azından saatlerce süren ağlamalar kesilmişti.. Ama hala uyku problemimiz vardı ve kucağımda sallamadan uyutamıyordum Yusufcuğu.. Uzun bir süre ayağımda sallayarak uyutmaya alıştırmaya çalıştım ama olmadı.. O küçük haliyle dirseklerinin üzerine kalkıp bıdı bıdı söyleniyordu bana :)) Tam gaz kucakta sallamaya devam ettik biz de..

Yusufcuk ve ben çok uzun bir süre bir bütün halinde uyuduk :)) Sallayıp uyutuyor, sonra da başını omzuma dayayıp kendim yarı oturur pozisyonda uyuyordum.. Kucağımdan bırakır bırakmaz uyanıyordu çünkü.. Kucağımda birbuçuk saat bile uyuduğunu görünce aylarca bu şekilde sürdü uyku maceramız..


Aslında ilk günlerden itibaren emziğe alışsaydı - birçok doktor normalde emziğe karşı çıksa da kolik bebeklerde kullanılmasını tavsiye ediyor - belki daha kolay olurdu uyuması ama ağzına emzik verir vermez suratını ekşitip çıkarıyor, biraz ısrar edersek öğürüyordu bizim bücürümüz..
Atı yedi haftalıkken almaya başladı emziği ama gün içinde asla emmiyor, sadece uyuyacağı zaman alıyordu. Karnının tok olduğundan emin olduğum zaman emziği verip sallayarak daha kolay uyutabiliyordum ama uyku süresi hiç uzamadı minişimin..

Gündüz uykuları nadir istisnalar dışında hep yarım saat sürdü, hala da öyledir.. Gece de bir iki saatte bir uyanıyor ama Allahtan emer emmez hemen dalıp uyuyordu.. Hatta bazen emziğini ağzına verince de dalıyor, bir saat daha uyuyordu.. Ama son bir aydır - diş çıkarma sürecinde - asla emziği almıyor yine.. O yüzden de uykuya dalma süreçleri yine kabusa dönmeye başladı.. Sakinleşip rahatlayamadığı için dalamıyor, dalamadıkça da gerilip ağlıyor saçını çeke çeke..

Vee.. gün geldi, gittikçe büyüyen Yusufu - o zamanlar çok güzel kilo alıyordu minişim- kucakta sallaya sallaya benim sağ omzum ve kolum "Biz artık oynamıyoruz işte.." diye mızıkçılık yapmaya başladılar.. Öneriler üzerine Yusufcuğu yanıma yatırıp ninni söyleyerek ya da başını okşayarak uyutmaya çalıştım.. Çok yorgun olduğu birkaç sefer dışında o kadar çok ağladı ki bundan da vazgeçmek zorunda kaldık ve başka bir çare aramaya başladık.. O sırada Ozan'ın annesinin salıncak teklifi hayatımızı kurtardı :)) Salıncağı aldık ve artık Yusufcuğu orada sallayarak uyutuyorum.. Ama babaannesinin deyimiyle "uykusu sert" bir oğlum var ve 20 dakika veya yarım saat sallatıyor kendini bazen.. Dalması için eline oyuncak veriyorum, saçma sapan ninniler söylüyorum ya da ayaklarını okşuyorum bir yandan.. Bazen de orada iyice sersemletip emzirerek uyutuyorum.. Hala belli bir tarzımız yok yani :))


Emeklemeyi öğrenmesi ve etrafı daha da iyi inceleme fırsatının doğması Yusufcuğu uykudan daha da uzaklaştırdı.. Sanki hiç uyumamak istiyor, sürekli birşeyleri karıştırmaya çalışıyor.. Ozan diyor ki, "Bu çocuk etrafı, yaşamayı, keşfetmeyi o kadar çok seviyor ki uyku ona kayıp gibi geliyor galiba.." Sanırım haklı.. Uyumamak için direnir mi bir bebek, bizimki direniyor..

Canım Sümüklücüm, "Peki uyuyamadığı zaman ne yapıyor bu oğlan?" diye sormuş geçen yorumlarından birinde.. Açıklıyorum, tam bir mini boy deli danaya dönüşüyor.. O halini tarif etmek bile çok zor.. Birkaç kere Ozanla denedik, bakalım uykusu iyice gelince biryerde sızıp kalacak mı diye ama nafile.. Gözleri kapansa bile inatla açıp beni sallayın diye ağlıyor.. Emekleyip emekleyip kendini koltuklara ya da başını yere vurmaya kalkıyor.. Ciyak ciyak bağırıp gelip bacaklarıma yapışıyor.. Sallamaktan başka çaremiz kalmıyor yani çünkü benim oğlum kendi kendine u-yu-ya-mı-yooooooooorrrrrrrr..

Özellikle son bir haftadır çok daha gergin ve huzursuz.. Diş çıkarma dönemi problemimizi daha da arttırdı ve biz acil çözüm önerileri araştırıyoruz.. Bugün doktorumuzla sakinleştirici bir ilaç kullanıp kullanmama konusunu görüşeceğiz.. Doğal bir damla var uyuyamayan bebekler için ama ben doktora danışmadan kullanmak istemedim şimdiye kadar.. Ama başka çarem kalmadı galiba..

Şu andaki genel uyku tablomuz gece 11-12 civarı yatış, 6-7 uyanmadan sonra sabah 8-9 civarı kalkış, gündüz kısa süreli iki-üç uyku..

Yusufcuğun uyuyamasıyla ilgili çeşitli tezler var :)) Annemlere ve birçok büyüğe göre açlığından uyuyamıyordu ilk günlerde ve mama vermem için çok ısrar ettiler.. Ama Yusufcuğun uyanmasının nedeni o günlerde olduğu gibi hala açlık değil, bağırsak kökenli sorunlar.. Acıktığı için uyandığı zamanları çok rahat ayırdedebiliyorum çünkü o zaman doyana kadar emiyor, hemen dalmıyor.. Ama genelde uyksunda mızmızlanıp yatağın içinde dönmeye başlıyor ve öyle uyanıyor.. Sonrasında birkaç küçük "bırt, bırt.." sesi problemi açıklıyor zaten.. İki fırt çekip hemen dalıyor :)) Ben uzamış koliğe bağlıyorum bu durumu ve geçeceği günü iple çekiyorum..

Hiç mi uzun uzun uyumadı Yusufcuk?.. Hatırımda kalan sadece üç güzel anımız var bununla ilgili :)) İki günlükken dört saat, daha sonra da iki kere yedi saat uyumuştu aralarda hafif hafif uyanarak ama emmeden.. Her seferinde gittim geldim nefesini dinledim çocuğun, Allah korusun birşey mi oldu diye.. Ben alışkın değilim ki böyle şeylere.. Uzun uzun uyuyunca korktum valla..

Yusufcuğun uyumamasının en büyük yan etkisi benim de uyuyamamam.. Ben ki uyku için yemek yemeyi bile feda eden bir kişiliktim - yakinen tanıyanlar bilir- haliyle biraz zorluyor bu durum beni.. Uyuyamadıkça gergin ve tahammülsüz oluyorum maalesef :((


( Bu arada çok önemli not : Yusufcuk beni affetti, hatta tek dişiyle ısırmak suretiyle intikamını da aldı, ödeşmiş olduk :)) Parka bile götürdük biz oğlumu neşelensin diye.. )



İşte böyle.. Ana hatlarıyla bizde durum bu..

Oğlum bilse uyurken bu kadar güzel olduğunu belki uyur uzun uzun ama bilmiyor ki..


20 Temmuz 2007 Cuma

- Yusufcuk bugün on aylık oldu !
Zaman nasıl geçiyor, hala anlayabilmiş, hızına yetişebilmiş değilim.. Daha dün gibi fındık kadar bebişimi yoğunbakımda kucağıma alıp boncuk gözlerine baka baka "Hoşgeldin meleğim, hoşgeldin hayatıma.." deyişim.. Daha dün gibi..

- Sonunda olan oldu ve aslında yanlız anne ve baba için tasarlanmış iki kişilik yatağımız üç kişiye iyice dar gelmeye başladı.. Biz de olabilecek en doğru şeyi yaptık, babamızı salona gönderdik :)) Zavallım yine kanepede uyuma günlerine geri döndü.. Bu diş huzursuzluğu geçene kadar böyle idare etmemiz lazım çünkü küçük beyi yatağına yatırınca basıyor yaygarayı.. Hoş yanımda da öyle uzun uzun uyumuyor ama en azından defalarca yerimden kalkıp onu kucaklamak zorunda kalmıyorum.. Bazen uyandığında elimi üzerine koyuyorum, kendini kucağımda zannedip dalabiliyor.. Bu da bir saat fazladan uyku demek :))

Bu arada bebiş yatağı üreticilerine sesleniyorum.. Bu yatakları neden bu kadar küçük yapıyorsunuz? Misal, benim oğlum sığamıyor içine.. Yatağı başına yatırıyorum, ayak tarafından kalkıyor.. O yana gidene kadar da başını küt küt vuruyor tahtalara.. Yapsanız şöyle 2.80'lik bir yatak, döne döne uyusun bebişler..

Bizim yatak bile yetmiyor bu aralar Yusuf'a.. Çünkü uykuda emeklemek gibi bir huy edindi kendisi.. Azıcık uykusu hafifledi mi hemen emekliyor yüzünü yatağa süre süre :)) Valla şaka yapmıyorum yaa, iki kere düşmek üzereyken yatağın ucunda yakaladım bücürümü gecenin bir yarısı.. Artık koca bir urganla belinden kendime bağlayacağım ben bu çocuğu, yoksa gece gece düşüp iş açacak başımıza.. " Ya da.." diyorum Ozan'a, " Şöyle bizimki gibi bir yatak alalım, atalım bizim yatağın yanına yere, döne döne uyusun bütün gece.. Kafayı vurdu derdi yok, yataktan düştü derdi yok.."

- Bugün Yusufcuk üç kere çamaşır sepetinin altında kaldı, iki kere elini çamaşır makinesinin kapağına sıkıştırdı, bir kere düştü ve bir kere de elini çekmeceye sıkıştırdı.. Peki bunlar olurken annesi neredeydi? Ne yapıyordu?

Yanındaydı.. Saniyeler içinde gerçekleşen bu hadiseleri engellemeye çalışsa da başarılı olamıyordu :))

( Allah'a yalvarıyorum bugünlerde, bana en az Yusufunki kadar enerji vermesi için.. )


- Artık en büyük merakımız masa ve sehpaların altı :)) Ne var orada mutlaka öğrenmemiz lazım..



- Uyku başıma vurdu benim yaa.. Hopiş, hopişşşşşş.... Hadi kaçtımmm...

4 Haziran 2007 Pazartesi


* Sevgili Koyubeyaz, bu yazın bugünlerde okuduğum en güzel yazıydı.. Çok içten.. Ellerine, yüreğine sağlık.. Bunları senin sayfana yazmak isterdim ama tıpkı Pratik Anne'ye, Pınar'a, Sertaç'a ve şimdilerde Afacan Minnoşlar'a ve Aysun' a yorum yazamadığım gibi sana da yazamıyorum :(( "Yorum Gönder"e basıyorum, "404 hatası, sayfa bulunamadı" diye bir ekran çıkıyor karşıma..



* Yusufcuğa birşeyler oldu son üç-dört gündür.. Gece saat sektirmeden uyanıyor.. Hatta bu uyanmalar "iiiyyyyyggghhhhh vuuaaaaaa eeeğğğğğğğmmmm" şeklinde çığlık ve ağlamalar eşliğinde olduğu için yerimden sıçrıyorum resmen.. İkimiz de zombi gibi geziyoruz evin içinde.. Emzirip uyutmayı başarınca yatağa "düşüyorum" resmen.. Yaklaşıyorum yatağa ve kendimi bir sonraki çığlığa kadar boşluğa bırakıyorum.. Dün gece oturma odasına yatak yaptım Ozan'a.. Sınavları var, o da uyuyamıyor garibim..




* "Bübh" baba demek değilmiş efendim.. Bugünlerde "übh, bübh ve abüf" kelimeleriyle anlaşıyoruz bücürümle.. Hangisinin ne anlama geldiğini hala çözemedik ama..




* Haftasonumuzu çok güzel geçirdik Allah'a şükür.. Parka gittik, gezdik, bücürüm orada iki cici bebe yedi :)) Uzun uzun oturduk güneşte.. Yanımızdaki bankta iki anne oturuyordu önlerinde bebek arabalarıyla.. Onlar güle oynaya sohbet ederken bebekler de güneşin altında mayışmış mışıl mışıl uyuyordu.. Biz giderken baktım, hala uyanmamışlardı.. Özendim valla.. Benim minişim kapanan gözlerini inatla açıp etrafı seyretmeye çalışıyordu çünkü :))


Bunlar da fotoğraflarımız..






* Yusufcuk son hızla evin değişik köşelerini keşfediyor bugünlerde :)) Piti piti emekliyor, "şip şip" sesler çıkarıyor elleri taşlarda :)) Ben odadan çıkınca arkamdan emeklemeye başlıyor, peşimden geliyor.. Kendimi "anne ördek" gibi hissediyorum :))



Yusufcuk banyoda.. Oraya ulaştığı için kendini alkışlamakta şu anda :))





Yusufcuk annesinin kütüphanesini karıştırıyor.. Şimdiye kadar iki zayiatımız var maalesef :((





Yusufcuk mutfakta.. Peki neden ağlıyor ?
Cevap : Annesinin kurabiye yapmak için kaba koyduğu unu döktü.. Annesi kızdı, onun için ağlıyor..

Dooğğğiiiiiiiiiiiiinnnkkkk... Yanlış cevap..


Unu döktüğü doğru ama annesi kızmadı tabii ki.. Eline bakıp bakıp ağladı.. Undan korktu galiba :))



* Küçükken yattığında sürekli kalkıp oturmaya çalışan Yusufcuk, şimdi otururken ya da emeklerken de sürekli ayağa kalkmaya çalışıyor.. Hedefimiz hep bir adım ileri yani :))




Tutunabileceği ne bulursa hemen hamle yapıyor dikey pozisyona .. İster salıncağı olsun, ister koltuk ister ütü masası.. Farketmez..

Evet o arkada görünenler de benim "ütülenecekler" dağım!!



* Yusufcuğu uyumadığı zamanlarda yatağında tutmak mümkün değil bugünlerde.. Koyar koymaz basıyor çığlığı.. Anlıyorum aslında.. Etrafta keşfedilecek o kadar çok şey varken ben de istemezdim küçücük yatağa tıkılıp kalmayı :))


İşte küçük mahkum..



* Ne zamandır meleğimin uyurken çekilmiş fotoğrafını koymamışım yaa.. Cık cık..




* Ozan'ın yıllık izni yaklaşıyor, yaşasıııınnnnnnn... Önce İzmir'e annaneciğimle dedeciğime, sonra da Ozan'ın köyüne gideceğiz inşaallah..



* "Salıncakta uyutma projem" başarıya ulaştı Allah'a şükür.. Artık gündüz hiç kucağımda sallamıyorum meleğimi.. İyice uykusu gelene kadar bekleyip sonra salıncağına koyup uyutuyorum. Gerçi bu bile yaklaşık yirmi dakika sürüyor ama olsun.. En azından kolum ve omzum uyuşmuyor :)) Kuluncum hala geçmedi bu arada.. Yer etti galiba, hep aynı yer sızlıyor.. Gidince annanem bir kupa çeker artık :))



* Bu kadar yeter di mi.. Biraz da çalışalım bakalım hazır Yusufcuk uyuyorken..


8 Mayıs 2007 Salı

Uzun zamandır yazamadım biliyorum ama mazeretlerim var :))

Ozan'ın annesi bizde..
Yusufcuk hala dişini çıkaramadı..
Kolum hala iyileşmedi..
Ve en önemlisi galiba depresyondayım :((

Bir iş ayarladık, ona numune göndermem lazım, günlerdir onu bile yazmadım.. Şimdi de canım istemiyor.. Onu yazacağıma oturdum bilgisayarın başına..

.........

Unutmadan yazayım.. Pınarcım Yağmur'un doğumgünü kutlu olsun.. Yorum bırakamadım yine.. Allah hayırlı uzun ömür versin yavruna..

.........

Haftasonu Ozan'ın yurtdışından tatile gelen bir akrabasını ziyarete gittik. 11 aylık bir oğulları var. İkimizde de bebek olunca sohbetin onlardan başka konusu olmadı tabii.. Söz döndü dolaştı, minişlerin uykusuna geldi..

Önceden bebekleri annesinin yanına yatıp onu okşaya okşaya uyuyormuş. Fakat anne çalışmaya başlayınca bebeği Fransız olan kayınvalidesine bırakmaya başlamış ve yeni bir uyku düzenine geçmişler.. Anne ve bebişi'nin bizi de konu alan yazısında anlattığı "ağlatma sistemi"ne.. Babaannesi bebeği her akşam belli bir saatte yatağına yatırıp ışığı kapatmış ve odadan çıkmış. Ağlaya ağlaya uyumayı öğrenmesi için.. Biz o gece sohbet ederken uyku saati gelince bebeği yine yatakodasına bırakıp ışığı kapattılar ve ev yavrucuğun çığlıklarıyla çınladı. Babaannesi kapıda bekliyordu ama ne o ne de biz içeri girmedik. Annesi girmeden bize birşey yapmak düşmez tabii.. İşin kötüsü bu sistemi (!) dört aydır deniyorlarmış ama bebiş hala içli içli ağlıyor :((

O gece karar verdim.. Ne olursa olsun, kolum da çıksa, sırtım da batsa asla minişimi böyle ağlatmayacağım diye.. Bana en çok ihtiyaç duyduğu zaman onu yanlız bırakıp, ağlamasına izin vermeye gönlüm hiç razı değil.. Varsın anneciği biraz daha yorulsun..

.........

Peki biz ne yapıyoruz bu aralar?

Yusufcuğu uyutmak için yeni yöntemler buldum.. En çok işe yarayan onu kucağıma bastırıp yatağıma oturmak ve zıplamak :)) Meleğim mutlu, ayakta dakikalarca sallamadığım için ben de mutluyum ama bir de yatağa ne hissettiğini sormak lazım :))
Yaylar ne kadar dayanacak bakalım..

Eğer çok uykusu gelmişse ve birazcık şanslıysam yanıma yatırıp masal anlatarak ya da elini yanağıma sürüp "anne cici" yaparak da uyutabiliyorum.. Gerçi bu yöntem çok uzun sürebiliyor, bazen yarım saat dil döküyorum ama ağlamıyor ya o bana yeter..

.........

Anne ve bebişinin yazısına yazılan yorumlardan birinde, bebeği ağlatmanın, ağladığı halde yanında durup onu kucaklamamanın onda güven eksikliğine neden olacağı belirtilmişti. Ben de aynen böyle düşünüyorum. Herşeyiyle bana ihtiyaç duyan minicik bir canın içli içli ağlamasına göz yummak - kendi kendine uyumayı öğrenmesi pahasına olsa bile - bana göre değil.. Zamanı gelince kendi kendine uyumayı öğreneceğine karar verdim.. Onu şimdiden yanlız başına bırakmaya gerek yok.. Ben de bebek olsam kesinlikle annemin göğsünde, onun kokusunu duya duya, hafif hafif sallanarak ve "ee ee.." gibi anlamsız birşey olsa da onun sesini duya duya uykuya dalmak isterdim.. Hak veriyorum meleğime ve tüm meleklere..

..........

Ne alaka demeyin, aklıma geldi.. İkinci el bir araba almayı düşünüyoruz.. Satacak olan veya bir önerisi olan var mı?

..........

Ooooffffffff..
Uyumak istiyorum...
Günlerce uyumak..