25 Mart 2008 Salı
diye başlayıp yazacaktım birşeyler dün gece ama uyumuş kalmışım :))
Çok yorgundum gerçekten..
Yoğun bir haftasonu, ardından Yusufcukla önce bir doktor sonra da aşı macerası!
Daha ne olsun?
Aslında bu yazıyı İstanbul'dan yazıyor olacaktım bugün ben.. Ama yine nasip olmadı gitmek.. Birlikte gideceğim arkadaşlar gitti de döndü bile.. Ben hala buradayım :((
Ama olsun, bizim de "dadi"miz geldi haftasonu.. En azından kardeşlerimin birini görmüş oldum.. Annelerle de MSN'de konuştuk, hasret dindi biraz..
Haftasonumuz çok güzeldi yine elhamdülillah.. Yusufcuk "dadiiğğ" diye diye dayısıyla oynadı doyasıya.. Birlikte yeni oyunlar keşfettiler.. Mesela, elektrik çarpmış adam taklidi yapmaca, koltuk minderlerini yere serip bodoslama üstüne atlamaca, gittiğimiz piknikte köstebek gibi çukur kazmaca.. Daha neler neler.. Fethi, seni hayırla yadediyorum ablaciim bilesin :P
Cumartesi uzun bir park keyfi, pazar da pikniğin ardından, pazartesi güneşin ilk ışıklarıyla Eskişehir'e döndü dayımız.. Biz de Yusufcukla biraz daha uyuduktan sonra, babamızın aldığı göz doktoru randevusuna yetişebilmek için kalkıp hazırlandık.. ( Gerçi yine geç kalıp babadan fırçayı yedik ama o ayrı :P )
Yusufcuğun sol gözünde hafif kayma var.. Yorulduğu zaman bu hafif kayma oldukça bariz hale geliyor hatta.. Bazen iki gözü farklı noktaya bakıyor gibi oluyor, korkuyorum !! Son hastane kontrolünde Neşe hanım bir göz doktoruna gitmemizi önerdi tekrar.. Babiş de randevu aldı bize.. Oğluşumla birlikte gittik dün.. Hastanenin girişindeki kocaman akvaryumdaki tüm balıkları sevdikten, tüm personel ve bazı hasta yakınlarıyla cilveleştikten ve bizimle ilgili ilgisiz tüm odaların kapısını yokladıktan sonra sıra bize geldi.. Aslında çok beklemedik ama Yusufcuk kısa bir süreye, bu saydıklarımın hepsini sığdırdı :))
İçeri girdik, doktor amca başladı Yusufcuğu muayene etmeye.. Işıklı kalem gibi birşey tutuyor yüzüne ( ışığa tepki hızını ölçmek için), "Işığa bak.." diyor, Yusuf inatla kalemi almaya çalışıyor :)) Doktor çekiyor, "Beh, beeehh.." diye kızıyor bizim bebe.. Yusufcuğun eline başka bir kalem vermek suretiyle durumu kurtardık zannediyorduk ki, bu sefer de o kalemle oynamaktan doktora bakmadı afacan..
Neyse doktor biraz uğraştıktan sonra sıra makineyle ölçüme geldi.. Ben kendi yüzümü dayadım, oyun gibi lanse ettik, içinde "pisi pisi" var dedik ama nafile.. Yusufcuk asla ama asla yanaşmadı makineye.. Biraz ısrar edince ağlamaya başladı :(( Baktık olmayacak, danışmadan bir görevli çağırdık, ben Yusufcuğu kucakladım, elini kolunu tuttum, o kız da başını sabitlemeye çalıştı ama cıkk.. Çığlık çığlığa bağıran Yusufcuk aynı zamanda çırpındığı için doktor birtürlü görüntüyü sabitleyip de ölçüm yapamadı.. Bekleyip bekleyip denedik ama sonuçta muayene olamadı Yusufcuk.. Ve ölçüm yapamadığı için de kesin birşey söyleyemedi, damla falan vermedi doktor.. "Altı ay falan sonra tekrar deneyelim, biraz büyümüş olur.." dedi..
Odadan çıktık, koridorda herkes bizi işaret ediyor! Taa koridorun sonundaki danışmaya bile gitmiş sesi cırcır böceğinin :)) "Niye ağladın bakiim?" diyor oradaki kızlar, "Aeee buuuyiii ğii deeebbii geee.." diye anlatıyor başına gelenleri :)) Tabii bu sırada ben terden sırılsıklam vaziyetteydim, o ayrı.. Ondan çok ben uğraştım ne de olsa..
Tıp merkezinin karşısındaki büfeden fix yolculuk mamamız "çıbık kraker" aldık ve otobüsümüze binip eve geldik.. Yolda, eğer yanımda çubuk kraker varsa ve huysuz olmasını gerektiren extra bir durum yoksa sessiz sakin duruyor Yusufcuk.. Krakerini kemire kemire etrafı, insanları, arabaları inceliyor.. Krakeri bittikçe bana dönüp tekrar istiyor.. Yere düşürürse üzülüyor, ben alana kadar işaret ediyor.. Yere düşen çubuğumuzu alıyoruz, "el çabukluğu marifet" hesabı yenisiyle değiştirip veriyorum eline, onu yediğini zannedip mutlu oluyor :)) Gerçi dün eve birkaç durak kala "memeee" diye söylenmeye başlayıp yakamı açmaya çalıştı ama kimseciklere çaktırmadan oyaladım onu :P Rezil oluciktim otobüste, amaniiinnn..
Artık emmek istediğinde "memeee" diyerek gayet açık bir şeklide talebini iletiyor Yusufcuk ve ben eğer biraz gecikirsem süt kaynağını kendisi açmaya, ortaya çıkarmaya çalışıyor!! Evde hadi neyse de dışarıda hiç uygun olmuyor bu manzara.. Sırf bu yüzden, 16 aylıkken oğlunu sütten kesmişti bir arkadaşım.. Bir süre sonra düğme açmayı da beceriyorlarmış çünkü!!
......................
"Memeee" deyince aklıma Yusufcuğun birkaç yeni kelimesi geldi..
Onları araya sıkıştırıyoruz hemen :))
Meğme: Meyve
Apu: Simpsonslardaki Hint Apu değil, karıştırmayalım lütfen.. Bu Yusufcuk dilinde "portakal" demek :))
Dadi: Dayı
Tağta: Önceden "bayta" dediği tavşana artık tağta diyor..
Tışş: Cıss
Buğuh: Soğuk
Gih: Git
........................
Devam edelim..
Doktordan dönünce yaklaşık iki saat uyumuşuz bebişimle, ki biliyorsunuz bu büyük nimet benim için.. Sabah erken kalkıp hastanede de yorulunca iyi uyudu Yusufcuk.. Ben de nasiplendim tabii.. Uyanınca yemek yedik ve aklıma Yusufcuğun geçen Cuma yayınevine gittiğim ve çok geç geldiğim için yaptıramadığım ve bugüne kalan aşısı geldi..
Karma aşının son dozunun birbuçuk yaşını doldurunca yapılması gerekiyor.. Biz şimdiye kadar iki dozumuzu satın alıp vurdurmuştuk çünkü sağlık ocaklarının vurduğu karma aşı üçlü.. Ama piyasada beşli karma aşılar var, menenjit aşısını da içeren.. O yüzden ondan olsun demiştik ama geçen gün bir blogda beşli aşının artık sağlık ocaklarında rutine alındığını ve ücretsiz vurulduğunu okumuştum.. Yusufcuğu giydirip sağlık ocağına gittim.. Amacım sadece bunun doğru olup olmadığını sormak, eğer doğru değilse ertesi sabah aşının siparişini verip onu aldıktan sonra sağlık ocağına gitmekti.. İki kere dolaşmayayım diye.. Çünkü aşı eczanelerde hazır bulunmuyor, depodan getirtiyorlar buz torbasıyla birlikte ve ısınmadan hemen vurulması gerekiyor bebişe.. Ama hemşire aşının vurulduğunu ve istersem hemen vurabileceğini söyledi..
Yusufcuğu soydum, oradaki bir bebişin oyuncağını da gaspettik (!) ve aşımızı olduk.. Ama yazıldığı kadar kolay gerçekleşmedi tabii.. Küçücük bebenin bacağını hemşireyle ikimiz zor tuttuk.. Ne mor saçlı bebeği gördü Yusufcuk aşı olurken ne de hemşirenin ona verdiği kaplanı.. Son perdeden ağlarken bir de ağzına çocuk felci aşısını damlattı hemşire, daha çok sinirlendi!!
Ama Allah'a şükür şimdilik bitti aşı maceramız.. Daha doğrusu rutin aşılar bitti, gelecek ay suçiçeği yaptıracağız belki.. Doktora sormamız lazım..
Aşıdan sonra uzun uzun yürüttüm Yusufcuğu.. Hem bacağı açılsın hem de aşı dağılsın diye.. Kendini çok sıktı çünkü.. Sokakta kedilere bakarken acısını da unuttu zaten :)) Eve gelince tekrar uyuması da bana bonus oldu :))
Gerçi bu bonusun acısını gece daha da geç uyuyarak çıkardı ama olsun, Ozan'a rahat rahat yemek hazırladım o arada.. Ortalığı topla, yemek ye, Yusufcukla oyna derken.. Yatağa yattığım anı hayal meyal hatırlıyorum :P
Bizden haberler böyle.. Şimdi gidiyorum..Sabahtan beri bölük bölük de olsa bilgisayar başındayım.. Birisinin yemek yapması lazım :))
16 Ekim 2007 Salı
Peki neden?
Doktorumuzun teşhisi, üç hafta önce vurdurduğumuz MMR aşısından kaynaklandığı yönünde.. Bu üçlü aşının içinde kabakulak aşısı da var ve bazı bebeklerde komplikasyon olarak hastalığı tetikleyebiliyormuş.. İremle konuştuk akşam, karakuzu da aynı Yusufcuk gibi aşıdan on yedi gün sonra kabakulak geçirmiş, onlara da aynı şeyi söylemiş doktorları.. ( Bu arada, karakuzu bugün ufak bir kaza geçirmiş ve alnı yarılmış.. Dört dikişle dönmüşler eve.. Geçmiş olsun minnoşumuza, Allah beterinden saklasın..)
Şu anda beklemedeyiz.. Kabakulak için spesifik bir ilaç yok.. Sadece yüksek ateş olursa şurup veriyoruz.. İki gün sonra kontrole gideceğiz inşaallah tekrar..
Bu arada, aşıdan kaynaklanan kabakulak mı olduğunu anlamak için ayrıntılı tahlil yapıyorlarmış Hıfsısıhha'da.. Aşıyı ihbar edip sağlık ocağının incelenmesi gerekiyormuş bir problem var mı diye.. "İsterseniz gidin.. Ben aşıdan kaynaklanan kabakulak olduğuna eminim, kuluçka süresi günü gününe uyuyor, immuglobin bakılsa bile hastalıktan mı aşıdan mı olduğu ayırdedilemeyecek şimdi.." dedi doktorumuz ama çok kan alıyorlarmış, kıyamıyorum Yusufcuğa.. O şiş boğazıyla dakikalarca ağlasın istemiyorum.. Gitmeyeceğim galiba.. Ama sağlık ocağıyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu halletmem lazım..
Bugün daha iyi anladık ki Yusufcuk doktorunu tanıyor ve o daha yaklaşmaya başlar başlamaz eliyle uzaktan itme hareketi yapıyor.. Bugün hem o hem ben hem de doktorumuz ter içinde kaldık hastanede..
Yapılan müdahale: Küçük ışık yardımıyla ağzının içine ve boğazına sadece bakma, kulağını inceleme..
Müdahale şekli: Anne kişisi yarı yatar yarı oturur pozisyonda ağlamaktan sakinleştirilemeyen Yusufcuğu yüzü yukarı bakacak şekilde kucağına alır.. Sol eliyle iki elini ve bacaklarını sıkıca kavrar, sağ eliyle başını sabitler ve sıkıca kendine bastırır.. Doktor, elinde ufacık bir aletle kurtcuk gibi kıvranan Yusufcuğa yaklaşır ve ağzını açmaya çalışır - zira Yusufcuk ağzını açmadan çığlık atmaktadır başına gelecekleri bildiğinden - Anne kişisi bebeği daha sıkı kavrar, yanaklardan ufak bir sıkıştırmayla ağız açılır, kontrol yapılır.. Anne oturmayı geçmiş resmen yatağa uzanır kucağına yapıştırdığı Yusufcukla birlikte :)) Kulak muayenesi için Yusufcuk yan çevrilir.. Doktor bir kez daha eğilir.. Yusufcuk bağırmakta, anne "Ay şimdi katılacak.." diye sayıklamakta, baba ise doktorun da üstünden görünen yüzünü şekilden şekile sokarak Yusufcuğa şirinlik yapmaktadır..
Şimdi gel de bu çocuğa kan tahlili yaptır..
.........................
Gelelim bayrama..
Yusufcuğun bayram serencamını anlatmaya "extreme" yolculuğumuzdan başlamak en iyisi olacak galiba.. Öyle ki Ozan eve varır varmaz, armudun sapı, vitesin düzü-otomatiği demeden hemen bir araba almaya ahdetti :))
Sair zamanlarda en ufak bir "çıt" sesine uyanan Yusufcuk, yola çıkacağımız sabah ben onu kucaklayıp gezdirdikten, altını bile değişitirdikten sonra ancak üstünü giydirirken uyandı.. "Niye rahatımı bozdunuz yaa.." diye de bize epey bir kafa tuttu uyku sersemi cırtlak sesiyle :)) Neyse hemen hazırlanıp çıktık, otobüsümze rahat rahat bindik ama Yusufcuk mızmızlanmaya başladı.. Oturduğumuz koltuk ve çevresinde kurcalanmadık yer kalmadığından oyalamak da pek mümkün olmadı ve serenat başladı!! Babası alıp kucağında gezdiriyor, ben emzirmeye çalışıyorum - ki uyusun - yok.. Huyudur Yusufcuğun, farklı bir yerdeysek, yanımızda başkaları varsa, birileri konuşuyorsa ne emer ne uyur.. Keşfedilecek herşeyi son noktasına kadar keşfetmeden rahat etmez içi.. Yine öyle oldu.. Uyutamadık bir türlü.. Hatta iş o dereceye geldi ki babasını bile istemez oldu, kendini yere atıp yürümeye çalışıyor.. Elinden tutup yürütüyoruz koridorda, onu da istemiyor.. Sağa sola sallana sallana giden otobüste kendi başına yürüyüp etrafı karıştıracakmış beyefendi!! Tam dört saat bu hengameyle geçti..
Sonra devreye, hala kendisinden "Allah razı olsun.." diye diye bahsettiğimiz host abimiz girdi.. Kucakladı Yusufu, hem oynattı, hem gezdirdi hem de isteyen yolcuların kucağına Yusufcuğu götürmek suretiyle firmanın servis yelpazesini genişletti.. Bir ara ikinci kaptanın uyuduğu bölmeye bile gittiler ziyarete :)) Böylece Ozan da ben de, Yusufcuk ağladıkça yan yan bize bakan yaşlı amca da derin bir "ohh" çektik..
Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakıp bana kızmayın.. Çok kısa bir süre oradaydı Yusufcuk ve çift şerit-tek yön yani karşıdan aracın gelmediği, sollamanın riskli olmadığı güvenli bir mevkideydik o anda ve Yusufcuk deli gibi ön tarafı gösterip ağlıyordu.. Sadece susması için izin verdik kısa bir süre.. Pişmanım ama başka türlü susturamadık ki küçük beyi.. Otobüsten atılıp köye kadar yürüyecek mecalim yoktu gerçekten..
Bayram sabahı Yusufcuğu giydirip süsledik, Ozan'ın dedesinin evindeki bayram kahvaltısı için köy içine indik.. Yusufcuk bayramda da geleneğini bozmadı ve kahvaltı etmek yerine oynamayı tercih etti.. Tavukların olduğu yere bakan pencereyi keşfettikten sonra ise onu oradan almak pek mümkün olmadı :))
Bu arada, şu önemli noktaya parmak basmayı da unutmayalım tabii.. Bir günün bayram olması, o gün yaramazlık yapılmayacağı anlamına gelmez..
Bayram da olsa dolaplar karıştırılır...
Hemen "Hımm, ne yapsam?" diye düşünülür..
Sonra...
Özgürlüğün tadı çıkarılır..
Minik böcük ve karıncalar incelenir..
Bayram ziyaretlerimiz bitince "Eve dönmeden önce bir de piknik yapalım.." dedi Ozan.. ( Aaa, ne garip :P ) Gezdik dolaştık, güzel bir yer bulduk.. Sonra da bu sezonun en güzel mahsülünün fotoğrafını çektik..
Yusufcuk babannesiyle ateşin başında ısındı..
Dönüşte önce Kütahya'ya uğradık, Yusufcuğun orada askerlik yapan amcasını görmeye.. Babaannemiz hüzünlendi biraz.. "Havacı" amcası, "fiuuuuvvvv fiuuvvvv" diye havalarda uçurdu meleğimi.. Birlikte yemek yedikten sonra yola devam ettik hemen çok geçe kalmamak için.. İyi yapmışız.. Hem Yusufcuk arabada huysuzlanıp ateşlenmeye başladı ( meğer kabakulakmış ) hem de bayram dönüşü çok yoğundu tarfik.. Işıklarda, gişelerde metrelerce kuyruklar vardı..
(Hem Yusufcuğa hem de Mirza'ya dua ederseniz çoook mutlu olurum..)
28 Eylül 2007 Cuma
"Bol bölünmeli göçebe modeli"
İki gecedir benim annelik Yusufcuğun da bebişlik hayatında bir ilke imza atıyoruz ve ayrı odalarda yatıyoruz oğlumla.. Bu bizim için büyük bir gelişme :P Gerçi yatıyoruz deyince sakın yanlış anlaşılmasın.. Yusufcuğu ilk uyuttuğumda kendi yatağımda başlayan, her ağlayışında onun yanına ışınlanmamla devam eden, şanslıysam pışpışlayarak daldığında odama geri döndüğüm, değilse emzirirken oturduğum yerde uyuyakaldığım bir uyku işte.. Bölük pörçük, bir orada bir yatağımda.. Ama alışacağız, kararlıyız :P
Gerçi beynimin sağ lobu hiç memnun değil bu durumdan.. Hafif bir sızı var o tarafta :))
İlk gece nedenini anlayamadığım hafif bir suçluluk duygusuyla kendi yatağımıza yattığımda uzun süre dalamadım niyeyse.. Aklım hep lolipoptaydı.. Uykumun arasında da bir ara şöyle bir diyalog geçti vicdanımla aramızda :
- Hadi Kuaybe, kalk da Yusufcuğa bak.. İyi mi?
- Ya vicdan, uykumun en derin yerindeyim.. İyi olmasa ağlar, lütfen git..
- Hımm, sen burada sıcacık yatıyorsun.. Üstün açılsa örtme imkanın var.. Ya o üşüyorsa, üstünü açtıysa..
- Ya ama uyanamıyorum ki.. Bak deniyorum deniyorum, açılmıyor gözlerim..
- Sen de anne olacaksın işte.. Cı cık cık..
- Ya vicdan ya, lütfen.. Yeni daldım zaten, şimdi uyanacak Yusufcuk.. Rahat bırak beniiiiii!!
- Hayır kalkıp bakmadan gitmem..
- Böhüüüüüüü..
...
..
.
- Hıh, üstü kapalı işte, mışıl mışıl da uyuyor.. Rahatladın mı?
- Evet :))
Bu olayın ardında Yusufcuk saat beşte üçüncü kez açtı gözlerini.. Biz onu daha günün başlamadığına, o da cin gibi gözlerle bizi çoktaaaan başladığına ikna etmeye çalıştı uzun bir süre.. Beyefendi hiçbirşey giymek istemediğini de gecenin o vakti, sessizlikte daha da yüksek çıkan sesiyle belirttiği için babası çareyi onu kendi hırkasına sarmakta buldu.. Kanguru gibi oturup durdular.. Uzun süre uykusunun gelmesini bekledik küçük beyin!
Yemek yemeyi çok seviyor ya (!) şimdi de kendi yeme olayına takmış durumda.. Boş da olsa mutlaka bir kaşık olacak elinde.. Bazen onunla bana yedirmeye çaışıyor hayali lokmaları, bazen de işe yarıyor o kaşık, ben içine koyuyorum birşeyler, azıcık yardımla ağzına götürüyor :)) Kendi yediklerini de çıkarmıyor ağzından ne hikmetse..
"Gucuk gucuk gucukkk" diyorum ellerimi açıp, hemen geliyor kucağıma.. Şirin şirin sırıtıp öptürüyor kendini.. Arada birkaç tokat da düşüyor tabii nasibimize.. Eli de çok ağır bu arada.. Az değildir vurduğunda gözümden yaş getirdiği, gözümün önünde yıldızlar uçuşturduğu.. Babası da en çok minik jilet tırnaklarından çekiyor.. Haritaya döndü kocacığımın yüzü :)) Sevdi mi haşin seviyor benim oğlum..
Birşeyleri biryerlere taşımayı çok seviyor.. Bazen bakıyorum benim çantamı sürüklüyor koridorda, bazen de arayıp bulamadığım mutfak havlum oturma odasındaki kanepenin arkasından çıkıyor :)) Ağır şeyleri de "Ihh ııığğğhh.." diye bir çekişi var ki, öldürüyor beni gülmekten..
Yusufcukla namaz kılmak da çok zevkli :)) Aslında namazlarımı onun uyuduğu saatlerde kılmaya çalışıyorum ama benim oğlum sık sık ve uzun uzun uyuduğu için (!) bu çoğu zaman mümkün olmuyor.. Ben de mecburen önüne oyuncaklarını yığıp yanında duruyorum namaza.. İki dakika geçmeden başlıyor eteğimi çekmeye, başörtüme asılmaya, ayaklarımla oynamaya.. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum.. Bana birşeyler mırıldanıyor, sonra da yüzüne bakıp cevap vermediğim için kızıyor.. Secde ettiğimde de çıkıyor üstüme, Peygamber Efendimiz torunları öyle yaptığında onlar inene kadar beklediği için ben de bekliyorum düşmesin diye.. İki gündür de secde hareketini taklit ediyor kendince.. Ayaklar ve baş yerde, popiş havada ters "v" gibi duruyor ben namaz kılarken :))
.................
Bunlar beybişimin ilk papişleri :))
Ben aşağıdaki yazıyı yazdıktan bir-iki saat sonra babamızın arkadaşı Fatih amcamızın hediyeleri geldi.. Kutuyu bir açtım, minnoş minnoş ayakkabılar.. Tam da meleğimin ayağına göre..
Sadece Yusufcuğu değil bizi de sevindiren Fatih amcaya güzel hediyeleri için çok teşekkürler..
..................
Dün bir yorum aldım, blokumun -ki aslı blogtur :)- ne kadar itici ve yapmacık olduğuyla ilgili.. Yayınlamadım çünkü yorumun altında bir isim yoktu.. Gölge bir şahsiyet tarafından yazılmış anlaşılan.. Ayrıca Yusufcuğun büyüyüp bu sayfayı okuduğunda bu saçmalıkla karşılaşmasını istemedim.. Bu kısmı da bir süre sonra sileceğim zaten..
Herkes istediği gibi düşünmekte serbest.. İtici gelebilir, yapmacık gelebilir yazdıklarım ama herkes neyi okuyup neyi okumayacağı konusunda hür.. Ben şahsen bana hoş gelmeyen, birşey vermeyen blogları okumuyorum.. Ama okusam ve onları eleştirmek istersem, bunu, altına ismimi yazmadığım şahsiyetsiz bir yorumla yapmam.. Söylemek istediklerimi "vasfımla" söylerim.. Vasfıma yakıştıramadığım şeyleri de söylemem.. Bu arkadaştan ricam, altına ismini bile yazamayacağı yorumlar yazmaması.. Söylediklerinde ısrarcıysa da kim olduğunu belirtmesi.. Ben de muhatabımı bilirim en azından..
................
Bugün aşı vurdurmaya gittik meleğime..
Sabah sağlık ocağından aradılar ve benim tamamen unuttuğum MMR aşısını vurdurup vurdurmadığımı, vurulmadıysa sağlık ocağına beklediklerini söylediler.. Telefonu kapatınca hayret ettim, hem kendime -aşıyı unuttuğum için, doğumgününde aklımdaydı oysa- hem de sağlık ocağına - bu kadar ciddi bir takip yaptıkları için, ne de olsa alışkın değiliz böyle şeylere.. Ama birşeylerin değiştiğini görmek çok güzel..-
Neyse öğlen evden çıktık, şimdiye kadar tüm aşılarımızı yaptırdığımız sağlık ocağına gittik.. O da öyle bir yerde ki mübarek, ara sokaklardan yokuş ine çıka bir hal oldum.. Önceden Ozan götürüyordu arabayla, rahattım.. Bugün ilk defa kendim gittim yürüyerek, resmen canım çıktı.. Son yokuşu çıkarken Yusufcuğun burnunu silmek bahanesiyle iki kere mola verdim yol kenarında :))
Sağlık ocağına girdim, aşı odasını arıyorum, dediler ki "Artık burada vurulmuyor aşılar, ............. sağlık ocağına gideceksiniz." Haydaa.. Canım çıkmış bir halde, aldığım yarım yamalak tarifle yeni sağlık ocağının yolunu tuttum.. Dedim ya yarım yamalaktı tarif ve ben doğal olarak kayboldum!!
Sora sora, söylene söylene yeni sağlık ocağını buldum ve farkettim ki bizim evin sadece üç sokak arkasındaymış -bunu ancak geri dönerken anladım :))- Yani sol elinle sol kulağını değil de elini başının üstünden dolandırıp sağ kulağını tutmak gibi oldu benim iş.. Anladınız siz onu di mi?
Yusufcuk hemşireye pek bir cilve yaptı başta.. Aşı odasını bir güzel karıştırdı.. İğne hazırlanırken bile hiçbirşeyin farkında değildi ama iğne sonrası çok ağladı yavrum.. Hazırlıklı gitmiştim Allahtan ki.. Hemen kocaman pembiş bir lolipop çıkardım cebimden, tutuşturdum eline.. Onu yalamak için uğraşırken unuttu acısını.. İyi oldu bu yöntem, aşı sonrası lolipop terapisi.. Hiç ağlamadı ondan sonra :)) Aşıya gidecek annelere tavsiye ederim..
...............
Son alarak da şunu yazayım.. Günlerdir düşünüyorum, annelik nimetine bir bedel biçemiyorum kafamda.. Ve nasıl şükredeceğimi şaşırmış vaziyetteyim.. Ne yapsam az, ne kadar şükretsem yetersiz geliyor bana.. Ama ben yine de acizane şükrediyorum Rabbime..
Elhamdulillah..


