Yemek ya da yememek işte bütün mesele bu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek ya da yememek işte bütün mesele bu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2008 Perşembe

Bu aralar zaman yönetimi denen kavramı tamamen yitirmiş durumdayım!! Ne zaman sabah oldu, ne zaman yemek yedik, ne zaman akşam oldu, ben neden bir satır bile kitap okuyamadım, azıcık bile olsa uyuyamadım, Yusufcuğa yeteri kadar zaman ayırabildim mi? Hiçbirini bilmiyorum.. Vaktim mi bereketsizleşti tempo mu çok arttı bilmiyorum ama hiç memnun değilim bu durumdan :(

Yusufcuk geceleri hala bağırarak ve ağlayarak uyanmaya devam ediyor. Bunda, iki gün önce yedinci dişimizin patlamasının da payı büyük tabii.. Üç gecedir perişanım yine.. İlk dişin 9. ayda çıktığını göz önüne alırsaak yedi aya yedi diş sığdırdık.. Ve tabii sürekli bir diş ağrısı, sürekli uykusuzluk :((

Koşuşturmaca içinde Yusufcukla ilgili kaygılarım da artıyordu bu aralar.. Her gören, "Ayy küçücük kalmış bu, geçti mi yaşını, ne kadarlık?" diye sorunca beni iyiden iyiye telaş almıştı yine.. Bir de dişi problemli olunca dün yine doktorumuzu ziyarete gittik biz.. Neşe hanım da ilk bakışta "Pek büyümemiş galiba bu bıcırık.." dese de muayene ve tartı sonuçlarından memnun kaldı.. Hem kilo almış - çok olmasa da- hem de boyu uzamış çok şükür.. "Galiba yüzü ufacık, tipi de minyon olduğu için daha da küçük görünüyor gözümüze.." dedi. Dişlerine baktı ve korkulacak birşey olmadığını, iki diş arasında çıkma zamanı olarak bir yıl bile fark olabileceğini ve bunun normal olduğunu söyledi. Dişetini yardırmaya falan gerek yokmuş yani, ben en çok ondan korkuyordum..

Ara ara başlayıp özellikle geceleri artan, sabah boğazını temizleyene kadar Yusufcuğu çok rahatsız eden öksürüğü sordum. "Solunum bulguları çok iyi, diş çıkarma sebebiyle olabilir, ilaç kullanmayın.." dedi. Diş çıkarma sırasında sekrasyon arttığı için geniz ve ciğerler rahatsız olur, öksürük başlayabilirmiş. Ben sadece ıhlamur, elma çayı ve zencefille idare etmiştim zaten ilaç kullanmamak için..

Muayeneden sonra veda ederken doktoruna hem el salladı hem de öpücük attı Yusufcuk :)) Neşe hanım bayıldı tabii..


....................



Salih bebiş ve ailesi İstanbul'a taşınacaklar :(
Tayinleri oraya çıktı.. Eşlerimiz şehirdışına çıktığında kim gelip bizimle kalacak şimdi ya.... Böhüüüüü :((



....................



Yusufcuk herşeyden çok çabuk sıkılan bir bebiş olduğu için ona oyuncak bulmada zorlanıyorum bazen.. Ne verirsem vereyim bir süre oynadıktan sonra sıkılıp kenara atıyor.. Ben de sürekli yeni oyuncaklar üretme peşindeyim bu aralar.. Al al bir yere kadar :P

Bu oyuncaklar hoşuma gitti, yapımı da kolay.. Bu haftasonu yapayım bari oğluşuma :))

Kağıt poşetten oyuncaklar



........................



İstikrarlı bir şekilde kilo almaya başladım!!

Katmere son..
Çikolataya son..
Gece öğünlerine, tostlara, "kepcuk"lu makarnaya son..

Hani emzirme döneminde doğum öncesi kiloma dönecektim ben?


.....................



Geçen hafta bir mevlide daha gittik Yusufcukla.. Bu sefer hem yanımızda babaannesi de olduğu için hem de katılanların çoğu genç ve çocuklu hanımlar olduğu için gayet rahattım :)) Demek ki önemli olan içinde bulunduğun ortammış gerçekten..


.....................



Son olarak bir dua..

Allah'ım tahammülümü arttır lütfen..

Herkese ve herşeye karşı..

( Amin )

17 Ocak 2008 Perşembe



Üşüyorum.. Hatta donuyorum!!

Hasta olacağım galiba..
Gerçi bunda kombi cayır cayır yanmasına rağmen birtürlü ısınmayan evimin de payı olabilir tabii..

Ben üşüdükçe Yusufcuğu da kat kat giydiriyorum.. Her an uzaya çıkmaya hazır astronot kıvamında geziyor yavrucak :))



Bu aralar Deya Baykal'ın programında gördüğüm bu kelebekelere taktım.. Hemen bu geceden örmeye başlamayı düşünüyorum şöyle renk renk.. Perdelerime ya da düğün fotoğrafımın olduğu çerçeveye takabilirim.. Şöyle kocaman bir tane yapıp hırkamın önüne de dikebilirim tabii broş gibi.. Hoş durur sanırım..



.................


Dün gece saat oniki ve ben ocak başındayım.. O saatte kalktım, ıspanaklı sigara böreği kızarttım!! Ama canım çekti n'apiim? ( Ay, MP'nin de canı çekicek şimdi :P ) Tabii bunda Ozan'ın bana yaşattığı heyecan dolu dakikaların büyük payı var.. Sabah gittiği İstanbul'dan uçakla dönecekti ve gece saat onbir civarı beni arayıp acil iniş yaptıklarını söyledi.. Zaten korkuyorum hava karlı, uçak tehlikeli falan diye.. Onu duyunca yüreğim hop etti.. Meğer şaka yapıyormuş komik kocacığım!! "Ya sen bilmiyor musun benim emziren bir kadın olduğumu.. Sütümü keseceksiiiinnn.." şeklinde fırçayı çektim merak etmeyin :P Sonra da midem kazındı resmen.. Hazır kavrulmuş ıspanak da olunca.. Allahtan kıyma falan değilmiş :)) Bütün gece dönecektim yatakta.. Hani çok uyuyabiliyorum ya, tatlı uykumdan olacaktım..

Uyku demişken "Ah dişler ah" demek, diş demişken de aklıma diş haritamızı yazmak geldi..

Yusufcuğun farklı bir diş çıkarma sırası var.. Önce alt ortadan biri ve sonra yanındaki çıktı.. Ama ondan sonra sıra bozuldu.. Bahsetmiştim bir ara, önce üst orta iki yerine onun yanlarındaki iki diş kabardı ( küçük vampir modeli ) ve onlar çıktı.. Sonra da üst ortadan biri.. Şimdi üstte üç diş var ve ortadaki ikiliden biri çıkmadı hala.. Altta da ortadaki ikinin yanında bir tane daha çıktı ( bayram hediyemiz ) ama diğer yan boş.. Alttaki değil de üst ortada çıkmayan diş endişelendiriyor beni.. Geçenlerde bir abla, kardeşinin çocuğunun da aynı şeyi yaşadığını ama bunun normal olmadığını, önce üst orta iki tanenin çıkması gerektiğini söyledi. Doktor yeğeninin çıkmayan dişinin olduğu yeri yarmış ve öyle çıkmış diş.. Ama ama nasıl yani yaa? Diş damağı yaramadığı için çıkamıyorsa diğerleri nasıl çıktı o zaman? Doktorumuza bir sorsam çok iyi olacak galiba..

..................



Yusufcuğun yeni yemek yeme şartı : Kesinlikle ama kesinlikle mama sandalyesinde olmayacak.. Kucağımda da olmayacak.. Aynen bizim gibi yemek masasının sandalyelerine oturacak ve çatal da onun elinde olacak!! Bu bebişlerin özgür takılması çok zorlayıcı oluyor bazen..



..................


Kendisi yazana kadar beklemek istediğimden canım arkadaşım sümüklüböcek İrem'le tanıştığımdam bahsetmemiştim.. Ama evine döndü ve Türkiye'ye geldiğini de yazdı kendisi.. Artık yazmamın bir mahsuru kalmadı sanırım :)) Hani mutlulukla ilgili bir yazı yazmıştm ya diğer sayfaya.. İşte o gün İrem'le tanışmıştık biz.. O yüzden çok mutluydum işte..



.................


Hani Koyubeyaz'ın bahsettiği bir mesele var ya annelikle ilgili.. Bir nevii deliliğe yakın bir mertebe olduğundan bahsetmişti anneliğin.. Aynen aynen.. Örnek olarak da çocuğunun tuvaletin kapısının önünden geçerken "çişşşş" demesine sevinmeyi vermişti hani.. Okurken tam da anlayamamışım demek ki.. Bu sabah Yusufcuk bez paketini gösterip iki kere "tisss,tisss" deyince anladım.. Kendisi "tiss" diyor da çişe.. Deliler gibi sevindim sonra da hayırla Koyubeyaz'ı yadettim :))

................


Cumartesi günü babaannemiz gelecek yeniden.. Toruncukunu özlemiş :))

4 Aralık 2007 Salı

Tamam Sümüklücüm kızma.. Geldim işte :))

90 sayfa tamamdır.. Kaldı 30 sayfa.. Onu da bayrama kadar yetiştiririm Allah'ın izniyle..

Bu arada.. Kitapla ilgili soru soran arkadaşlar vardı.. Kamuoyu açıklamamızı yapalım hemen :P

Yazdığım kitap benim kişisel bir kitabım değil.. Dört yazardan oluşan bir ekip kitabı. İlköğretim 4. sınıf için derslere yardımcı, etkinlik ve testler içeren bir kitap. Ben sadece Türkçe bölümünü yazıyorum. Anlayacağınız, öğrencilerin etütlerde test çözerken hayır dua ede ede andıkları (!) yazarlardan biriyim :))


....................


Sonraya kalırsa yazmayı unutabilirim.. Önce birkaç haber ve kutlama..

Canım Erik'im mucizesine kavuştu çok şükür.. Şimdi sırada kaç bebiş olduğunu öğrenmek var :)) Rabbim hayırla ve sağlıkla kucağına alıp öpe koklaya büyütmeni nasip etsin Tubacım..

1 Aralık'ta tombiş Berk'imiz, bugünde fındık Zeynep Erva'mız doom günü şekeri oldular :)) Her ikisine de hayırlı uzun ömürler diliyorum.. Anneciklerine de sevgiler yolluyorum, muk mukk..

......................



Aşağıdaki fotoğraflar bir iki gün önceki alışveriş maceramızdan.. Ben ve zavallı "poz" çabalarım.. Anlaşılan uzun bir süre Yusufcukla doğru düzgün bir anne-oğul fotoğrafımız olmayacak.. Asla ama asla kucakta durmuyor çünkü artık.. Adımını basmadığı bir milimetrekare alan kalsın istemiyor.. Kucağımıza alır almaz basıyor çığlığı, atıyor kendini yerlere.. Puset de tamamen çıktı zaten hayatımızdan..



Bu arada, alışveriş merkezinin yılbaşı süsleri de zor kurtuldu Yusufcuğun elinden..
Yüksek gayretimden ötürü beni tebrik etmeleri lazım :P
İki saniyede tüm emeklerinin boşa gitmesi işten bile değildi..




......................


Kayınvalidem geldiğinden beri en çok yaptığımız şeylerden birisi "katmer" ve "bükme" partisi düzenlemek :)) Genellikle aile arasında oluyor ama iki kere misafir de ağırladık.. Biraz daha kalacak olsa eminim sayı artardı..


Şimdi sırada, hamurişi ustası babaannesinin küçük çırağı Yusufcuktan hamur açma dersleri var..

İyi hamur açmanın sırrı nedir?

İşte ayrıntılar..

Önce oklava, alttaki yaşını almış iki, üstteki yeni çıkmış üç dişle şöööyle sağlamca ısırılıp kontrol edilir.. Mazallah sağlam falan olmaz, hamur yarım kalır sonra..


Diş testini geçen oklava hazırlanan bezelere batırılır ve bezeler sündürülür..
Burada amaç oklavanın hamuru esnetip esnetemeyeceğini kontrol etmektir..


Bu test de bitince sıra hamur açılacak sofranın boş bir köşesinde
oklavanın iyi dönüp dönmediğini kontrol etmeye gelir..

"Tek tek açmak kolay, bakalım üç bezeyi bir arada açabiliyor mu?"
diye de denendikten sonra..


Sıra artık yapışmasın diye üzerine un serpilen hamuru açmaya gelir..

Küçük beze büyür, büyüüüür...


Babaannenin de yardımıyla harika bir katmer hamuru olur :))

Afiyet olsun :))
Siz bakmayın, katmerin lezzeti undadır, haşhaşın cinsindedir diyenlere..
Ben size püf noktaları verdim işte.. Bu testleri yapın, güzel olmazsa görüşelim..


....................


Unutmadan şunu da ekleyelim..

Yusufcuk yiyor demiştim ya.. Siz ona da inanmayın..
Kuru ekmeğe talim yine günlerdir :((

14 Kasım 2007 Çarşamba

Bugünkü yazımız sürprizlerle doluuu!!!!

İlk sürprizimiz biraz minik..
Ucundan patlak vermiş üçüncü bir diş :))
Arkadaşı da ha patladı ha patlayacak gibi duruyor..
İki gecedir 1.. 3.. 7.. 12.. 15'ten sonrasını saymıyorum artık uyanmaların.. Ama öyle böyle değil, taa yatakodasında uyuyan ve normal şartlarda bizi duymayan babamızı bile uyandırıp getirecek kadar acı acı ağlıyor Yusufcuk :(( "Geçecek bebeğim geçecek.."diyorum her sarıldığımda..

Yanlız acayip bir durum var..
Alttaki iki dişimizin üstündeki yani yukarıdaki orta iki diş yerine onların yanındaki iki tane çıkıyor!! Bu normal mi? Yoksa Yusufcuk küçük bir vampir miiiii!!!!


.....................


İkinci sürpriz için önce "Maşaallah" deyin bakayım..

Hıh, tamam.. Bu kadar "Maşaalah"tan sonra gönül rahatlığıyla yazabilirim..


Yusufcuk yemek yemeye başladııııııı :))
Her öğünde olmasa da eskiye göre çok iyi yiyor minnak.. Hatta geçen gün kereviz bile yiyerek beni hayretten hayrete sürükledi.. Narı da sevdi maşaallah.. Mandalinayı ise dolabın kapağını her açtığımda işaret ederek gösterip istiyor resmen.. Yüzünü buruştura buruştura limon kemirmesi ayrı bir alem zaten.. Damak tadı kesinlikle bana çekmiş :)) Acı acı çorbaları bile hup hup yutuyor.. Daha doğrusu öyleyse yutuyor, tatsız tuzsuzsa yüzüne bakmıyor!! Daha şimdiden yemek seçiyor resmen.. Bu konuda babası kadar kolay bir insan olmayacak galiba..


....................


Üçüncü sürpriz çoooook tatlı..
Bunun için de bir "maşaallah" istiyorum..

Yusufcuk bizi öpmeyi öğrendi..

Tamam, "puykk" sesi çıkmıyor ama dudaklarını kapatmazsa çıkmaz tabii :)) Ağzını küçük bir "o" yapıp yanağımıza yapıştırıyor "Hadi öp bebeğim.." dediğimizde :))

......................


Bu madde bir sürpriz değil bir durum aktarması :))

Yusufcuk leğenden bozma TV koltuğunda televizyon izliyor :))


.....................


Son üç günüm perişan geçti!! Gece uyuyamadığım gibi gündüz de uyuyamadım hiç ve doğal olarak hiç çalışamadım.. Kitap yetiştirme meselesinin üzerine bir de dört diş sürpriz yapınca başka çaremiz kalmadı ve babaannemizi çağırdık yardıma.. Çünkü babamızın sınavları var ve yüksek gerilim hattı gibi geziyor evin içinde.. Ondan yardım beklemek bir yana, hem onun çalıştığı odanın hem de salonun kapısını kapatmak suretiyle "mızırdama izolasyonu" sağlayarak biz ona yardım ediyoruz :)) Annesi işyerinden izin almış sağolsun, bu haftasonu gelecek inşaallah.. O Yusufcuğu oyalarken ben de bir hafta on gün içinde işi toparlarım diye düşünüyorum.. ( Ama yanlış anlaşılmasın, sadece düşünüyorum, hiçbir iddiam yok!! )


31 Ağustos 2007 Cuma

Eminim birçok kişi "Hımm, acaba bu sefer nereye pikniğe gitti bunlar?" diye açar oldu bu sayfayı.. Artık her piknik maceramızı yazışımda gülüyorum, Ozan'a diyorum ki sayende "Sömestır Sami" gibi olduk :)) Hani vardı ya Beyaz'ın bir tiplemesi, koltuğunun altında mangalla geziyordu adam.. Heryer potansiyel piknik alanıydı onun için..

Dün İrem'le buluşacağımızdan bahsetmiştim bir önceki yazıda ama nasip olmadı maalesef.. Ozan'ın son anda haber verdiği şirket pikniği sebebiyle yarına ertelemiştik buluşmayı ama bu sefer de İrem'in misafirleri geleceği için önümüzdeki haftaya kaldı :((

30 Ağustos Zafer Bayramımızı bir piknikle kutlamaya karar veren kocalarımızın peşine takılıp yine düştük dağ yollarına :)) Sirkeli civarında biryere gittik ama adını tam bilmiyorum..


Aslında çok kalabalık değildik, iki aile gelmedi ama aralarında on ay bulunan üç bebekle faaliyet had safhadaydı..




Piknik boyunca meleğim çooook mutluydu.. Topraklara bulandı, her nevi ot çöpün tadına baktı yine.. ( Bende büyük gelişmeler var yaa.. Önceden yastığına düşen emziği bile kaynar sularla yıkamadan vermeyen ben şimdi sadece uzaktan bakıp "Ayy oğlum yenmez ooo, pis, eee eee, çıkar çabuuukkk.." diye bağırıyorum.. Doğal bağışıklığa inanmaya başladım )


Babası sürekli başında gezdi meleğimin, emeklediği güzergahı dikenlerden, taşlardan temizledi :))


Biz de üç arkadaş baktık ki babalar bakıyor bebişlere, önce çevredeki yüksek tepelerden birine çıktık - sürüne sürüne :)) - sonra da aşağıya "Heyooo, heyoo.." diye bağırdık.. Bazı ufak tefek kazalar atlattık ama aşağı çaktırmadık tabii, kahramanlığa leke sürdürmemek lazım..

Sonra ben biraz güneşlendim (!) biraz da böğürtlen topladım küçük meleğime.. Bayılıyor ya..
Meleğim de onları afiyetle yedi.. Ama bu sefer ben kendim yedirdim zira geçen seferki piknik kıyafetlerinden o böğürtlen lekelerini çıkartabilmiş değilim henüz..


Miniciğimin en gözde oyuncağı ızgara teliydi orada.. Dakikalarca oynadı onunla.. Yağlı mağlı demedim verdim eline çünkü çamaşır yıkamak, oraya buraya emekleyen zıp zıp tavşanın peşinde koşmaktan daha kolay :))

Velhasılı çoook güzel bir gündü.. Dönüşte yorgunluktan kucağımda sızdı kaldı meleğim..



Ondan önceki gün de yine dağlardaydık ama bu sefer piknik yapmadık merak etmeyin :))
Sadece ufak bir akşam yürüyüşü..

Taa yukarılardan Ankara'yı seyrettik oğlumla..
( Ben bu cümleyi daha önce kurdum galiba.. Aaa evet, Estergon Kalesi için söylemiştim aynı şeyi.. )


Kendini yerlere atıp emeklemeye çalışan Yusufcuğuu kucakta tutmak hiç kolay değildi tabii.. Bu yüzden oturmaktan çok yürümek zorunda kaldık..

Bu yürüyüşün ardından da market alışverişimizi yapıp eve döndük yorgun argın..

......................

"Hazır herkes kendi işiyle meşgulken ben de şu reyona yanaşayım bari.."
"Gelin bakalım rengarenk mamalar.."

"Şu piskübiyi de ağzımıza attık mı operasyon tamamdırrr.."



.................
"Yusufcumm, güzel güzel mamalar alsın mı baban sana yemen için?"


" Hayııııııııııırrrrrrrrrrr....."

..............

Bizden şimdilik bu kadar.. Akşam için patlıcanlı börek istedi Ozan, onu yapmam lazım :))

15 Temmuz 2007 Pazar

Köye gitmeden önce :)) İzmir'den (İKEA'da) aldığım birkaç şeyi paylaşmak geldi içimden nedense.. Belki çok severek aldığım belki de sizin de işinize yarayabilir diye düşündüğüm için..


Bunlar bebişim için aldığım yumuşak oyuncaklar.. Aslında daha çok çeşidi vardı ama bizim küçük seçici, kendisine uzattığım birçok seçenek arasından yanlızca bunları beğendi ve alıp hemencecik kemirmeye başladı :)) Diğerlerine bakmadı bile.. İşim var benim bu minişle galiba.. Yakında bizi de beğenmez bu küçük bey :))

Bunlar diş kaşıyıcı değil ama gel de bunu Yusufcuğa anlat..

Bu oyuncaklar neden işime yaradı? Şimdi bu konuya değinelim..

Benim minişim malumunuz uykuyu pek sevmeyen ve uyuyacağı zaman da çok zor dalan bir bebek.. Sallayarak uyutsam da durum değişmiyor.. İzmir'e gitmeden önce, eline birşey verip salladığımda daha çabuk daldığını farketmiştim.. O zamanlar diş kaşıyıcı ya da emzik tutucuyla falan idare ediyorduk ama ben sıkıca kavrayabileceği yumuşak bir oyuncak arıyordum. İşte bu minik şeyler tam bunun için.. Şimdi uyuyacağı zaman Yusufcuğun eline "kapliş"i veriyorum, o da kafasından sıkı sıkı tutup onunla uyuyor.



Bunlar da küçük parmak kuklalarımız.. Yusufcuğu mamiş yerken oyalamak için..




Yemek yedirme seanslarımız hala çok acı verici geçiyor. Hele dişi patladığından beri jel sürmek için bile ağzını açamıyoruz tatlımın.. Arada gazoz içmek ya da zararı faydasından fazla olan birşeyi ( mesela çokokrem ya da hazır pasta ) yemek için kucağıma atlıyor ama onlar sayılmaz.. Hala yemek yemiyor benim minişim..


Kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlatamam.. Anne olarak çok yetersizim galiba.. Yusufcum fındık kadar kaldı.. Emzirsem de vitamin kullansak da durum değişmiyor.. Sağlığı yerinde çok şükür ama insanlar kaç aylık diye sorduğunda aldıkları cevaba şaşırıp bir daha dikkatlice bakıp "hımm" diye burun kıvırdıklarında çok moralim bozuluyor..


Neyse..
Ben aldıklarımdan bahsediyordum değil mi..

Bu kadar oyuncak ve kuklayı derleyip toplamak için de bu kutular birebir..





Bu da yine İKEA'dan aldığım alt değiştirme takımı..



Adı bu olmayabilir ama ben böyle tarif edebildim :)) Bebişin yatağına takılabilir olması çok hoşuma gitti.. Hem yer kaplamıyor hem de bez, pamuk, krem vs. ne varsa ortadan kaldırıyor..

Ama bunu taktığımdan beri Yusufcuğu yatağına bırakamıyorum. İstisnasız her seferinde devirdi çünkü ne var ne yoksa .. O da birşey değil, bu kutulara tutunup kalkmaya çalışıyor ama kancalar kaydığı için düşüp duruyor.. Kafasını tahtalara vuracak diye korkuyorum..



Sadece Yusufcuk için değil, evimiz için de bazı şeyler aldım tabii..
Örneğin bu küçük, şeker gibi vazoları ya da renk renk bıçakları..



( Domates, biber ve kurusoğana yardımlarından dolayı teşekkür ediyoruz )

Bu kesme tahtası da harika..



İçinde ne doğrarsanız doğrayın ikiye katlayıp hiçbiryere dökmeden tencereye ya da kaseye boşaltabiliyorsunuz.. Çok işlevsel gerçekten.. Ben gıcık olurum da doğradığım domatesleri tencereye veya tavaya boşaltırken suyunun kenarlara akmasına :)) O yüzden bana çok hitap etti bu ürün..


Aldığım üç küçük tencere ve tavanın fotoğrafını da koymayayım artık.. Onlarla oğluma minik minik yemekler yapacağım inşaallah..


Bir de yese miniciğim, bir de yese..

26 Mayıs 2007 Cumartesi

O kadar çok şey birikti ki yazacak..

Madde madde başlayalım..

- Önce iyi bir haber.. Artık Gonca Dergisi'nin "Her Telden" bölümünü bir sene boyunca ben yazacağım inşaallah .. Ondan sonrasına Allah kerim..


- Babamız şimdi İstanbul'da.. Yusufcukla başbaşa üç gün geçirmek zorundayız.. Allahtan biri bitti bile :)) Yanlız Ozan giderken fotoğraf makinesini de almış yanına.. Fotoğrafsız olacak yine bu yazı..

Dün gece korktum mu? Hayır.. Tamam yatağın altına şöyle kolum kadar bir bıçak koydum ama kendimi rahat hissetmek için sanırım.. Hem yanımda "aslan"lar gibi oğlum var :)) Neden korkayım..


- Yusufcuk yeni bir ilerleme şekli buldu kendine.. Emeklemeye benziyor ama emekleme değil.. Nasıl anlatsam? Hani bir kurtçuk mu tırtıl mı ne var başını uzatıyor, sonra tüm vücudunu havaya kaldırıp ona yaklaştırıp ilerliyor.. Onun gibi.. Minişimi oturtuyorum yere, önce ellerini öne uzatıp emekleme pozisyonu alıyor.. Sonra popişini havaya kaldırıp "ters v" oluyor ve kendini öne doğru ittiriyor :)) Komik ama işlevsel bir yöntem.. Bilgisayardan çöp kutusuna kadar her istediğine ulaşma imkanı var artık.. Bütün gün adım adım onu takip ediyorum.. Vukuat çok bugünlerde.. Çekmeye gücünün yettiği şeyleri çekip deviriyor, koltuklara ilerleyip dizlerinin üzerine yükselip almak istediklerini alıyor.. Bazen de üstüne deviriyor tabii ne var ne yoksa..

Hareket fazlalaştıkça düşmeler de fazlalaştı.. Teni de çok nazik kuşumun.. Düştüğü yer hemen kızarıyor sonra da hafif kahverengimsi yeşilimsi bir iz oluyor :(( Kıyamıyorum yaa.. Ama engel de olamıyorum.. O kadar hızlı hareket ediyor ve o kadar çabuk devriliyor ki.. Gerçi düşe düşe düşmeyi de öğrendi biraz.. Artık başını yere çok kontrollü vuruyor.. Düşerken hız kesiyor resmen :))


- Haftasonu kışlıkları kaldırıp yazlıkları indirdim.. Giysilerimi denedikçe yaşadığım şoku anlatamam.. Hala atlatmış değilim.. Birçok kıyafetim olmuyor yaa : (( Gerçi bu beklediğim birşeydi ama yaşayınca tokat gibi iniyor insanın yüzüne kapanmayan fermuarlar.. Nasıl beceriyorum bilmiyorum ama kilo alıyorum.. Gerçi galiba biliyorum nasıl becerdiğimi.. Emzirmeye güvenip iki insan şiddetinde yiyorum hala.. Spor mpor da yok tabii.. Verdiğim iki kiloyu geri aldım..İki kiloyla kalsa bari..

( Ozan'a not.. Bu gardırop yenileme işi sana pahalıya patlayacak sanırım.. İstersen bir "lateral stepper" al, eski formuma girip seni masraftan kurtarayım.. )


- Aaa bak şimdi aklıma geldi.. Doktor kontrolümüzü anlatmayı unuttum ben.. Unutmadım gerçi.. Onu yazacağım gün o hain patlama olmuştu.. Yazamamıştım hiçbirşey.. Miniğimin artık sekizinci ayını doldurup dokuzuncu aya girdiğini bile yazamadım..

Minişim yeniden kilo almaya başlamış çok şükür.. Bunda yediği hamur işlerinin büyük payı var, eminim :)) Ama gelişim eğrisi hala geride.. "Yemek yemeye başladı mı?" diye sordu Neşe hanım, ben de "Evet ama sizin yesin dediklerinizin hiçbirini yemiyor, yemesin dediklerinizi yiyor, böyle atlattık.." dedim. Kadın başladı gülmeye.. "Dokuzunca aydan sonra aile sofrasına oturabilir bebekler, hatta bu istediğimiz birşey ama Yusuf erken başlamış.." dedi. Şimdilik böyle devam edicez bakalım.. Ne isterse onu yesin küçük bey..

Yemek demişken.. Ara ara krizlerimiz tutyor yine.. Geçen hafta iki gün tek lokma sokmadı ağzına.. Sadece birkaç kez emdi.. Kilitliyor ağzını yaa, açmak mümkün değil.. Ama eminim yine dişten.. Zaten yukarı gelmiş Neşe hanımın dediğine göre, sağ yan da kabarmış hatta.. "Belki de pıt pıt pıt diye ard arda çıkarır.." dedi doktorumuz ! Annneee...

Neyse, ne diyordum.. Yemedi işte iki gün.. İkinci günün sonunda sinirlerim boşaldı resmen.. Elimde kase, karşımda mama sandalyesiyle cebelleşen Yusuf.. Başladım hüngür hüngür ağlamaya.. Engel olamıyorum ama kendime.. Bücürüm de şaşkın şaşkın baktı yüzüme, ne olduğunu anlayamadı.. Korkmasın diye onu kaldırdım karşımdan hemen.. Annem derdi "Ben senin karşında çok ağladım elimde kaşıkla.." diye ama anlamazdım.. Buymuş demek ki bahsettiği..Belki de ırsîdir bu yememe durumu.. Ben de Ozan da bu konuda annelerimize az çektirmemişiz..Yusufcuğa hiç şaşmamak lazım..


- Hala bir araba bulamadık kendimize göre ya..


- Yusufcuğun gece uykusu biraz düzene girmeye başladı çok şükür.. Bazen üç saat aralıksız uyuyor.. Tabii ben de.. Sanırım yanımızda yatırdığımız için bizi ödüllendiriyor :)) Bugünlerde sloganı "Annişle babiş arası, mis gibi uyku sefası"..


- Bal oğlumun yeni aktivitesi "alllkışşşş".. Biz "alkış" deyince ya da karşısında alkış yapınca o da başlıyor ellerini birbirine vurmaya.. Çok tatlı bu çocuk yaa, bayılıyorum meleğime bayılıyorum..

Haa bir de oynama var tabii.. Bazı favori parçaları var, ( örneğin bu ya da bu ) onlar çalınca başlıyor popişi bir sağa bir sola sallayıp zıplamaya.. Resmen ritim tutuyor.. Oturduğu yerden oynayışı da çok komik.. Ama o kadar coşup kuş gibi çırpınıyor ki sonunda mutlaka ya sağa ya sola devriliyor :))


-Ooo, çok uzun olmuş bu yazı yaa.. Hazır meleğim uyuyorken coşmuşum ben :)) Gidip yatsam iyi olacak.. Ne olur ne olmaz.. İyi uyuyor dedim ama Yusuf bu, sürprizlerle dolu..

15 Mayıs 2007 Salı

- Yusuf, aç annecim ağzını..
- Hammm..
- Aferin küçük kuşuma.. Bakalım bitti mi? Hadi bi daha aç bakalım..
- Hammmm..
- Küçük serçem benim, aferin sana.. Nasıl da güzel yermiş benim oğlum..
Bi lokma daha?
- Hammm..

Yuppicik.. Yuppicik :))

Benim oğlum yemek yemeye başladı yaşasın..

Ama ben yine buldum kendime kafaya takacak birşeyler.. Gerçi takılmayacak gibi de değil..

Sorun yemesi değil artık, yedikleri!

Meleğimin favorilerini yazıyorum : Mercimekli köfte, katmer, elmalı ve tarçınlı kek, çilek ve kaşar peyniri..

Şimdilik gözlemlediklerim bu kadar.. Denedikçe daha neler sevdiğini göreceğiz bakalım..

Sekiz aylık bebek mercimekli köfte yer mi yaa? Gerçi onu ben yedirmedim.. Ben mutfaktaki işimi bitirene kadar babaannesi yarım kase yedirmiş, ben geldiğimde hala kaseye uzanıp kuş gibi ağzını açıyordu "Daha verin" diye! Köftenin hafif acılı olduğunu da yazayım unutmadan.. Hamileyken o kadar acı yersem olacağı buydu işte..

Tüm tıp otoritelerinin yıllardır araştırıp oluşturduğu yemek listelerini geçtik biz.. Seviye altı kalıyor onlar.. Sebze çorbasına kilitlenen dudaklar kek veya -püre değil bütün- çilek verdiğimde kocaman kocaman açılıyor..

Artık kahvaltı etmeye de başladı çok şükür.. Ama o kadar bariz bir damak zevki var ki hayret ediyorum.. Peynire, reçele veya yoğurda itirazı yok ama yumurta sarısı verdiğimde kötü kötü yüzüme bakıp çıkarmaya çalışıyor ağzından.. Minicik minicik veriyorum ama yine de ayırıyor tadını..

Bu bebişler zannettiğimizden çooooook daha akıllı..

Şimdi en önemli soru şu.. Ben doktorların tavsiye ettiği gibi sebze çorbası, meyve püresi vs. yapıp güç bela yedirmeye çalışmalı ve yemeyince kendim kafayı yemeye devam mı etmeliyim yoksa bebişime mantılar açıp kısırlar mı yapmalıyım?

Tuz bile yasak bir yaşına kadar ama benim oğlum en ağır şeyleri bile yiyor.. Daha doğrusu sadece onları yiyor, yemesi gerekenleri yemiyor..

Off of..Zor zanaat annelik, zor..

Haftasonu kontrole gittiğimizde doktorumuza soracak çok sorum var.. Ama bana gülmesinden korkuyorum :))