Madalyonun diğer yüzü.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Madalyonun diğer yüzü.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2008 Çarşamba








Sümüklü teyzecim, al sana bir romantik poz daha :))














Hani 14 Şubat yaklaşıyor ya dediğin gibi, bizim de katkımız olsun :P

Çiçeklerimizi önce kokluyorum, sonra "Hımm.." yapıyorum.. Biliyorum gerçek değiller ama annemin gönlü olsun işte :P


Hımm, nerede başlasam?

Hiç yazacak enerjim yok aslında ama çok şey birikti anlatacak.. "Yarın yazarım.." deyince, yarının gündemi bugünü unutturuyor, hatırlayamıyorum sonra.. Onun için en iyisi, bir gözümle uyuyup diğeriyle yazmak :P

Yaklaşık bir haftadır ciddi derecede uykusuzum.. Yusufcuk son iki gecedir acı acı ağlayıp emerek bile sakinleşmeyince iyice perişan olmaya başladım.. Bu durumun sebebini bulamamak da iyice geriyordu beni.. Babaannesi bunun Yusufcuğun huyu olduğunda ısrar etse, sadece huysuzluk yaptığını söylese de ben işin içinde başka birşeyler olduğunu tahmin etmiştim.. Tamam herzaman gece sık uyanır Yusufcuk ve emmeden asla uyumaz ama bu hafta emmek bile sakinleştiremedi onu.. "Buradayım kuzucum, yanındayım.." diye diye ancak durdurabildim ağlamasını dün gece :( İki üç gündür birşeyler yemiyor ve gündüz de mızmızlanıyordu zaten.. Bir de öyle bir huy geliştirdi ki son üç günde, az daha memeden kesecektim yavrumu.. Çünkü emecek bir meme kalmayacaktı zaten :P Emerken öyle bir ısırmaya başlamıştı ki Yusufcuk dün üç kere çığlık çığlığa kucağımdan atmak zorunda kaldım onu.. Zıp zıp zıpladım olduğum yerde!! Gece de iyice uykusunun gelmesini bekleyip öyle emzirdim hemen dalıp ısırmasın diye.. Ama ona rağmen gündüz ısırdığı yerler sızladı resmen..

Meğer azı dişini çıkarıyormuş benim meleğim !

Bu sabah yine keyifsiz uyanıp pek birşeyle de mutlu olmayınca babaannesiyle gıdıklaya gıdıklaya oynatıyorduk onu.. Başaşağı döndürürken bir de baktık ki üst sol arkada bir azı diş bize ucunu gösteriyor :)) Ben ilk önce "Oh bee.." dedim, kayınvalidem şaşırdı.. En azından artık bu anormalliğin sebebini öğrendim çünkü.. Sonra da yavruşu öpüp öpüp babamıza müjdeyi verdim hemen.. Zira dün gece kendileri Yusufcuğu epey bir azarlamıştı uyku arası, "Nedir bu çektiğimiz.." babında :))

Şimdi içim rahat en azından.. Mızmızlığı devam etse de Calpole başladık, daha rahatız.. Bir de ishal var tabii.. Bugün hava güzel olduğu için hepberaber gittiğimiz alışverişten, Yusufcuğun bezinden taa pantolonuna kadar taşan ve orada kocaman sarı bir leke teşkil eden "pokemon" mahsülüyle acele acele döndük eve :)) Allahtan pantolon bej renkliydi, renk uyumu vardı en azından :P



......................


Gelelim düne..

Dün hem misafirlerimiz olduğu için hem de tahminen dişi gece patladığı için gündüz çok keyifliydi Yusufcuk.. Sevgili Özlem ve İremle çok güzel bir gün geçirdik.. Karakuzu kreşte olduğu için gelemedi ama Yusufcuk Sena ablası ve Bera abisiyle güzel güzel oynadı.. Hatta uzun bir süre salona bile gelmediler.. İçeriden gülüşmeleri geldi sadece :)) Özlem'e çocukları bana bırakmasını teklif ettim ama kabul etmedi :P

Hem ben işimi ancak yetiştirebildiğim için hem de katmer sıcak yenince güzel olduğundan pişirmeyi onlar gelene kadar ertelediğimiz için biraz karmaşa oldu sanırım.. Yeterince ilgilenemedim ve istediğim kadar çok vakit geçiremedim maalesef misafirlerimle.. Hatta o kargaşada fotoğraf çekmeyi bile unutmuşum! Tam giderlerken pencereden seslendim ama dönmediler :P Yusufcuk el sallayarak uğurladı onları.. Hatta onlarla beraber gitmeyi çok istedi ama babaannesi kucağında zaptedebildi Allahtan :))

Özlem de İrem de Turkcell'in tavuklu reklamını çok beklediler Yusufcuğun bayılma taklidini görmek için ama o da denk gelmedi hiç.. Sadece bebemin yemek masası üzerindeki dansıyla yetinmek zorunda kaldılar :))

Bu arada, Özlemcim hem Yusufcuğun cicisi hem de mutfak hediyelerin için çok ama çok teşekkürler canım.. Mahcup ettin bizi..

Ben en kısa zamanda yine beklerim kızlar, bu sefer söz, siz gelmeden hazırlayacağım masayı..


............................


Dün çekemedim ama ondan önce çektiğim bol bol fotoğraf var..

Önce..

Makarna yemenin püf noktaları..


Çatal matal da neymiş.. Önceden çatal mı varmış?
Tombik el makarna tabağına iyice bir daldırılır..
Hiçbir yere kaçmasın diye sıkı sıkı tutulan yoğurtlu makarna hemen ağza götürülür..


Sonra da yanaklar yandan yandan şişirilerek çiğnemek suretiyle makarnalar bünyeye dahil edilir :))


.......................


Aysuncum bak bu da bizim "kitty"miz :))



Geçen gün marketten aldım bu gece lambasını.. Yusufcuk o günden beri peşinde.. Prize takıp takıp yanmasını görmek çok hoşuna gidiyor.. Bir de lambaya "pisi pisi" yapması yok mu öldürüyor beni :)) Ben yanında durup biraz oynatıyorum, kendisinin prize takmasına müsade ediyorum sonra da kaldırıyorum ortadan.. Hevesini ben yanındayken alsın, sonra kendi başına denemeye kalkar, Allah korusun..

Prizlere yine çok meraklı bu aralar.. Önceden minik parmaklarını sokmaya çalışırdı şimdi ucunda fiş olan ne varsa en yakın prize sürüklüyor onu.. Süpürgenin kordonunu çıkarıp getiriyor ya da şarj aletlerimizi bulursa hemen takmaya koşuyor.. Bu akşam da baktım, bir aralar evde "köpek" olarak dolaştırdığı eski bozuk hoparlörü almış gelmiş, onu prize takmaya çalışıyor :)) Ucunda fiş olan tüm alet edevatın prize takılması gerektiğini çözdü bizim yavrucak.. Ördeğini getirip takmıyor mesela, onun ucunda fiş yok çünkü :P


........................



Yusufcuk şimdi annesinin hiç kullanmadığı için başka birisine vermek üzere ortaya çıkarttığı kocaman bir leğenin içinde..

Tabii annesi artık bu leğeni vermekten vazgeçti çünkü Yusufcuk içine girip çıkıp oynuyor, ters çevirip televizyonun önüne çekiyor, üzerine basıyor ve kanalları değiştiriyor, hatta bazen televizyonu tamamen kapatıyor.. Dün de yorgan serdim leğenin içine, yattı televizyon seyretti orada minik afacan :))


.......................


Hep Yusufcuk yaramazlık yapacak değil ya..


Bu da annesinin bir afacanlığı..

Bugün kucağında uyuyup kalan bebesinin süveterini çıkarırken "küçük Hintli" yaptı onu :))
Çok tatlı oldu ama yaa..


( Bu arada dikkat ettim, eklediğim tüm fotoğraflarda aynı süveter var.. Ama hepsinde o denk gelmiş n'apiim :)) Yok yani, yardım göndermeye falan kalkmayın, başka kıyafetleri de var bebişimin.. )


........................



Hakkında uzun uzun yazmak istediğim bi konu var aslında.. Bugünlerde çok gündemde zaten.. Başörtüsü yasağı konusu..

Bazılarının neden ısrarla insanları genelleyerek belli bir etiketin altına sokmaya çalıştığını, sonra bu etiketin üzerinden kudukları komplo teorileriyle o insanları yargıladığını, gerçekleşmemiş ve hiç gerçekleşmeyecek olaylar yüzünden neden baştan infaz yaptığını sorguluyorum günlerdir..
Cevap bulamıyorum..

Cibilliyetsiz bir insanın hangi cesaretle sadece ama sadece bulunduğu - geçici- konuma dayanarak "Başörtülü öğrenciler okula girebilse bile hakettikleri notu vermeyeceğiz." mealinde bir açıkama yapabildiğini merak ediyorum..

Yıllarca "Dindarlar kızlarını okutmuyor.." diye fırtınalar koparan "çağdaş"ların, okumak istediklerinde o kızların önüne neden setler çektiği çelişkisine bir yanıt bulamıyorum..

Ben başörtülü bir insanım..
İnandığım için, inancımın böyle gerektirdiğine inandığım için takıyorum örtümü.. Ve taktığım örtüyü de "türban" değil başörtüsü olarak isimlendiriyorum.. Türban kelimesini ve tüm siyasi çağrışımlarını reddettiğim gibi, sırf başörtülü olduğum için topluma zararlı bir haşere gibi varsayılmayı da reddediyorum..

Ne başını örtmüyor diye bir insandan nefret ettim ne de sırf başını örtüyor diye bir insanı sevdim bugüne kadar.. Kimseyi öldürmedim, kimsenin kazancına göz dikmedim, kimsenin ne giydiğine karışmadım ve kimsenin herhangi bir hakkının elinden alınmasına taraftar olmadım..

Sadece başörtülü olmam yeterli mi "öteki" olmam için?

Tamamen kişisel kin ve hazımsızlıklara dayandığını düşündüğüm bu meselenin bir an önce çözüleceğinden eminim aslında.. Sadece biraz sükunet ve sabır gerek.. Çünkü gösterilmeye çalşıldığı gibi toplumun değil de belli bir kesimin hazımsızlığı bu.. Amaç tabana yayıp, aslında birbirini "kabul ederek" yaşayan insanların arasına nifak sokmak.. Birilerini, diğerine düşman olmakla itham etmek.. Ama inşaallah daha önce de atlatılan bir iki provokatif süreç gibi bu mesele de balon gibi sönecek..

Akl-ı selim bir şekilde düşünelim lütfen..

Ve dua edelim.. Rabbim şer niyetleri hayra çevirsin.. Boşa çıkarsın kötü emelleri..

Amin..

24 Aralık 2007 Pazartesi

Bayramdan küçük notlar:

- Bayram sabahına Yusufcuğun midesindekilerle yıkanarak başladı annesi!! Allahtan üstünde bayram cicileri değil de pijamaları vardı :P Hafif de ateş eklenince bu duruma anne, yolda-molada kar oynamalarına yordu bu durumu ama Yusufcuğun başka bir sürprizi vardı.. Kendisine verilecek harçlıkları karşılıksız bırakmayı gururuna yediremeyen Yusufcuk biri alttan biri üstten olmak üzere iki yeni küçük diş hediye etmişti anne-babası ve tüm sevenlerine..

- Yusufcuk Mirza kardeşle tanıştı bayramın ilk günü.. Tatlı kuzenine niçin "akan yanak" lakabı taktıklarını yakinen görmüş oldu.. Mirza ne tarafa dönse tombiş yanakları da o tarafa doğru akıyordu çünkü :))

- Hava çok soğuk olduğu için kurbanlığı göremedi Yusufcuk.. Zaten annesinin onun "fışkırttıklarını" temizlemekten babasıyla gidecek fırsatı da olamazdı!! Oysa annesi onu koçun üzerine bindirip fotoğraf çekecekti.. İyi ki gitmedi.. Anneye belli olmazdı, yapardı valla :))

- Çok çok bayram ziyareti yaptı Yusufcuk.. Hopladı, zıpladı, coştu coştu oynadı.. Her müzikte popişini sağa sola salladı.. Annesinin halasını kahkaha atmaktan yerlere bile yatırdı..

- İstanbul'un trafiğinden fenalık geldi Yusufcuğa.. Annesine de tabii.. "Kaç sene nasıl yaşamışım ben burada? Nasıl dayanmışım bu trafiğe?.." dedi hatta.. Yusufcuğu arabada oyalamak için cama vurup, yaramazlık yapan Yusufcuğu almaya gelen canavar taklidi yaptı, "Vermem oğlumu sana vermeeeemmm.. Uslu duracak o.." diye kendi kendine cevaplar vererek avunmaya çalıştı..

- Yusufcuğun annesi, hiç tanımadığı bir evde yaşayan hiç tanımadığı insanlara kurban eti götürdü bu bayram.. İki odaya sığmayan çalışan altı kişinin hayatına rastladı orada.. Hasta baba, seri konuşamamanın ezikliğiyle anlatmaya çalışıyordu içindekileri.. Ama gülüyordu gözleri.. Yusufcuğun annesi bir kere daha anladı ki onu en çok mutlu eden şey, kendi vesilesiyle gülen gözlerden ona yansıyan mutlu enerjiydi.. Hep gitmeye karar verdi o eve, hep görmek istedi o gözleri..

- Yusufcuğa bayramlık almadı annnesi bu bayram.. Çok kıyafeti vardı, ihtiyacı yoktu çünkü.. Onun yerine başka bir bebişe güzel bir kıyafet hediye götürdü.. Bunu yapmayı da çok sevdi.. Bundan sonra da hep öyle yapacak inşaallah.. Kendi oğluna bayramlık alsa da almasa da bir başka çocuk da onun gibi sevinsin, bayramda cici cici giyinsin isteyecek..

( Son iki maddeyi "Oo, Kuaybe neler yapmıııışş.. Ne sevaplara girmiiişş.." densin diye yazmadı Yusufcuğun annesi.. Bizim için belki küçük olan iki ayrıntının başka hayatları tahmin edemeyeceğimiz kadar aydınlatabildiğini farkettiği ve bunu hep hatırlamak istediği için yazdı.. )

..................

* Bir süre fotoğraf eklemeyeceğim sayfaya arkadaşlar.. Esra'nın başına gelenleri okuyunca öncekileri için de ciddi ciddi endişelendim açıkcası.. Şu anda vaktim olmadığı için yapamıyorum ama eve dönünce inşaallah ciddi değişiklikler olacak sayfada.. Sanırım artık şifreli bir bloga çevireceğim ben de bu sayfayı :( Hala tam karar verebilmiş değilim ama umumi olması çok büyük problemlere zemin hazırlayabilir gerçekten.. Sadece sürekli yorum yazan, tanıdığım, güvendiğim insanlar okursa daha rahat olacağım galiba.. Bunun yanısıra yeni bir blog oluşturacağım inşaallah.. Orası şifresiz olacak ve Yusufcuktan ziyade gözlemlerimi, okuduklarımı ve paylaşmak istediklerimi yazacağım.. ( Senin düşüncelerinden bize ne?" diyenler için hatırlatma: Okumak zorunlu değildir :P )

* İkinci önemli mesele de dönüşle ve tanışmayla ilgili.. Cumartesi giderim diye düşünmüştüm ama perşembe akşamı evde olmam ve Cuma günü gelecek misafirlerim için hem Ozan tarafından birazcık (!) altı üstüne getirilen evi toparlamam hem de hazırlık yapmam lazım.. Ozan'ın yurtdışında yaşayan amcası ve oğlu ( "aile hekimimiz Pol" lakaplı kişidir kendisi, Ozan'ın has kankasıdır ) bebek görmeye geleceklermiş bize ve hemen sonrasında döneceklermiş İsviçre'ye izinleri bittiği için..

Bu durumda buluşma olamayacak sanırım.. Çünkü tek ihtimal olarak yarın akşam kalıyor ve bu çalışan arkadaşlara da eşleri problem edebilecek arkadaşlara da uymaz.. Gündüz yapalım desek, zaten en az yarı yarıya fire veririz.. "İnşaallah bir dahaki sefere.." demekten başka çare yok sanırım :(( Zaten ne yapacaksınız benimle tanışıp, cadının tekiyim işte :P

Şimdilik bu kadar.. Yeni blogumuz ve yeni haberlerimizle dönüşte karşınızda olmak dileğiyle :)) Bakalım Yusufcukla beni nasıl bir geri dönüş yolculuğu bekliyor? Benim gündemim şimdiden bu!!

21 Ekim 2007 Pazar

Bugün Hakkari'de on iki cennet fidanının tohumu düştü toprağa..
Yürekleri yandı anaların.. Feryatları semaya ulaştı..
Titredi sema.. Sağanak sağanak rahmet yağdı, anaların gözyaşlarına karıştı..

Ozan belki anlayamadı Yusufcuğa yemek yedirirken neden engelleyemediğimi gözyaşlarımı..
Ama ben o anaları anladım..
Sanki bana da ulaştı acıları,
onlarla ağladım..

Rabbim iyi ki ahiret var, mahşer var.. Rabbim iyi ki Sen varsın..
O yüreklerin yarasını ancak Sen sararsın..

Bu insaniyetten uzak, "Kahhar" ismine layık mahlukların hakkından ancak sen gelirsin..
Anaların yüreği yanmasın Allah'ım.. Kır insanlığa uzanan şerli ellerini onların..

İyi ki hesap günü var Allah'ım, iyi ki hesap günü var..

Ve büyük mütefekkirin dediği gibi, "Zalimler için yaşasın cehennem.."

- Cennet kapılarında annelerine şefaat edecekleri günü bekleyen tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, arkalarında bıraktıkları tüm sevenlerine de dayanma gücü diliyorum.. -

9 Ekim 2007 Salı


Ağlayasım var benim..
Hem de hüngür hüngür ağlayasım var..

Dünden beri bu küçük çingene kızı gitmiyor gözümün önünden..

Yusufcuğa su içirmek için oturduğumuz bankta yanımıza gelen ve azarlanma pahasına olsa bile sadece birkaç dakika kendisinin hiç sahip olamadığı ve belki de hiç olamayacağı güzel bir oyuncakla kaçamak kaçamak oynamaya çalışan küçük çingene kızı..



Onca fotoğraf çekmeme rağmen hiç bakmadı yüzüme.. Düşündüğü tek şey, bu renkli oyuncağın düğmelerine bastıkça çalan melodileri dinleyebilmekti çünkü.. Belki de hayatında ilk defa..

Yüzü aydınlıktı küçük çingene kızının..
Az ötede kaldırıma oturmuş, bir yandan en fazla iki-üç aylık görünen bebeğini emzirmeye çalışan bir yandan da dilenen annesine inat, aydınlıktı..

Kir içindeydi eli yüzü.. Ama gözleri çakmak çakmaktı..

Şampuan ve bebek yağı kokan oğlumun aksine, toz ve egzoz kokuyordu küçük çingene kızı..
Ama yüzü gülüyordu..

Karnı açtı belki.. Ya da öğretildiği gibi avucunu açıp benden para istemesi gerekiyordu..
Ama oyuncağa uzanmıştı minik eli..

Masumiyet, minik gözlerinde en saf haliyle duruyordu..

Ve ben o anda çok derinden birşeyler hissettim..
Suçluluk gibi.. Nankörlük gibi.. Çaresizlik gibi.. Merhamet gibi..

En az yavrum kadar çok oyuncağı olsun isterdim bu küçük çingene kızının..
Onun gibi sıcak bir yatağı, güvenli bir yuvası, çeşit çeşit kıyafetleri olsun isterdim..
Karnını doyurabilmek için, annesinin önüne serdiği ve üzerinde birkaç madeni paranın parıldadığı mendilden daha fazlası olsun isterdim..

Onun ve onun gibi nice küçük çingene kızının hayatını değiştirebilmek için elimden birşeyler gelmesini isterdim..


Ağlattın beni minik el..
Kocaman bir burukluk bıraktın yüreğime..
Bu kadar mutlu olacaksan, ne oyuncaklar getiririm sana..
Ama daha fazlası lazım senin için..
Çok daha fazlası..