Misafir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Misafir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2008 Cumartesi

Hazır Yusuf uyumuşken bugünün de kaydını tutalım sevgili günlük..

Dün gece Yusufcuğun düşmesinden sonra başlayan el titremesi hala tam olarak geçmedi aslında ama biraz sakinleştim galiba.. Olayı uzun uzun anlatmayayım şimdi sana.. Sadece Yusufcuğun bizim yatakta zıplarken geri geri düştüğünü, önce ağzını bazanın kenarına çarptığını ve o hızla tekrar geriye sekerek kalorifere çarpışını geçelim kayda.. Sonra benim çığlıklarımı.. Ne olduğunu anlayabilmek için lavaboda yüzünü yıkarken akan ağız dolusu kanları.. Tir tir titrememi.. Asla ağzını açmayan Yusufcuğun sakinleşmemesini.. Sabaha kadar ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlıkla bekleyişimi.. Gündüz de her bakmaya çalıştığımızda ağzını sıkı sıkı kapatışını.. Vee az önce yaptığım hasar tespit çalışmasının ardından gördüklerimi.. Sadece bunları geçelim kayda.. Alt dişlerden biri üstte çıkmayan dişin olduğu yere vurmuş, ezmiş ve kan oturmuş oraya.. Diğer alt dişin ucu kırık.. Birazcık ama, çok değil.. Dilinin altı kesilmiş ve çenesinin altı da kan oturmuş vaziyette.. Yani anlayacağın, hasta Yusufcuk bir de kazazede oldu dün :((

Bu aralar sadaka vermeyi biraz ihmal ettiğimin farkına vardım..

Hastalığı da hala geçmiş değil.. Sadece emerek yaşamaya, tıkalı burnunu ve boğazını sinir ola ola açmaya ve bu sabahtan beri koca dedeler gibi öksürmeye devam ediyor.. Göğsüne iniyor galiba.. Pazartesi doktoruna götüreceğim bir değişiklik olmazsa.. Ihlamur kaynattım demin, içmeden uyudu küçük inatçı.. Ben içtim sütümden geçsin diye :P


...........................


Aaa, günlük ben dün amcamızın askerden geldiğini yazmayı unutmuşum sana.. Cık cık, ne ayıp..

Yusufcuk çok mutlu.. Elinden çeke çeke götürüp istediği şeyleri buyurabileceği, kendisini kucağa aldırıp aynaya bakabileceği, şımardığı zaman poposunu arkaya ittirip eğilerek başını iki yana sallayıp şirinlik yapabileceği birisi daha var artık evde.. Gerçi "Bir haftaya kalmadan gideriz.." diyor babaannemiz ama ben rahata çok alıştım galiba.. Bırakmam :P


Amcası kendi havacı şapkasını hediye etti bu arada beybişe.. Küçük asker oldu benim oğlum..

................................


























Bu arada, sefkililer gününde Ozan'ın yaptığı jesti karşılıksız bırakmadığımı bilesiniz :P


Ben de kalp köfte yaptım kendilerine.. Ne de olsa bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş.. - Ozan için bu, yüzde yüzün üzerinde geçerli -


İlla kırmızı olması gerekmiyordu di mi sevgililer günü kalplerinin :P


............................



























Bunlar da sevgili Ayşe'nin bugün gelen tatlı hediyeleri..

Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam Ayşecim, çok teşekkürler.. Yani moral oldu dün geceki düşmenin üstüne.. Sabah paket gelince biraz normale döndüm..


Sadece Yusufcuğu değil beni de düşünmüş canım arkadaşım.. Çok istiyordum Siyah Süt'ü okumayı.. Ayrıca kitabın iç kapağına yazdıkların için de çok teşekkür ederim..


Lütfen artık yaz, olmaz mı..


..........................


Yusufcuk akşam babası gelince olan biteni "biiir bir" anlatmayı biliyor elini bir aşağı bir yukarı sallaya sallaya :))


Bu aralar da Pınar Beyaz'ın "beyn"li reklamına takmış durumda.. Okan Bayülgen "Ben buldum, ben buldumm" diye bağırdıkça Yusuf coşuyor :))


Bu akşam gittiğimiz arkadaş toplantısında evsahibinin kendisinden yaklaşık bir yaş büyük oğlunu sürekli sıkıştırdı Yusufcuk.. Bir bağırış geliyor, Yusuf balonu almış vermiyor, bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun bisikletine binmiş inmiyor.. Bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun yüzünü çizmiş! Babaannesi haklı galiba, "bitirim" oldu bizim bacaksız.. Şimdiden racon kesiyor :P Boyuna posuna bakan, görmeden inanmaz yaptıklarına..


Şimdilik bu kadar sevgili günlük..
Kusura bakma, çok uykum geldi gerçekten..
Bilirsin, sana yazmayı severim yoksa :P

10 Ocak 2008 Perşembe

Üzgünüm arkadaşlar ama sınıfta kaldınız hepiniz..

Koca sınıftan bir doğru cevap çıkmaz mı?
Cık cık cık..


Ama bir yandan da hak veriyorum size, nereden bileceksiniz ki "vütti"nin "ütü" olduğunu? Yusufcuğun bu aralar ütü ve elektrik süpürgesine kafayı taktığını.. Ütü masasını ucundan kıyısından görür görmez "vütti"yi istemeye başlayıp annesinin, ayaklarını kapatarak yere yatırdığı ütü masasında eline geçen bilimum oyuncağı ve hatta mutfak havlusunu, o da olmazsa halıları "vütti"lediğini.. Bilemezsiniz tabii :)) Ama Yusufcuk cidden kafayı takmış durumda.. Daha ekmek, ne bileyim oyuncak ya da abi-abla demeyi bilmeyen bebe geçmiş karşımda ağzını küçücük büzerek "vüttiii" diye ağlıyor ütüyü vermezsem..



Araya Yusufcuğun birkaç yeni kelimesini de sıkıştıralım hemen..

Ebbe: Bebek ( Reklamlarda ya da kitaplarda her bebek görüşünde )

Mammam: Yiyecek tüm nesnelerin genel adı.. Fırının önünden geçerken afişteki ekmeğe bile "mammam" diye bağırdı annemlerdeyken :)) Duyan da yiyecek, biz esirgiyoruz zanneder!!

Ağba: Araba ( Bunu ben duymadım ama babası iki kere duymuş.. Ben genelde "ğğğaannnnn" şeklindeki motor sesi taklidine denk geliyorum )

Tatdi baa: Annesinin "bal tatlısı" oyunu ( Kucağıma çıkıp oynamak istediğinde melodik olarak söylüyor )

Mınna mınna: Anlamını çözemedim ama tekerleme gibi tekrar ediyor ve söyledikçe gülüyor :)

Bıddi bıddi: Aynı şekilde, tekerleme.. ( Bitti anlamında olamaz çünkü onu iki elini çapraz birbirine sürerek anlatıyor )

Neğğnnniiğğğğ: Uykusu geldiğinde ağzında yayarak öyle güzel ninni çekiyor ki anlatamam.. Ama bunu takriben yaklaşık bir saat daha sürüyor uykuya direniş :))

..................


Salih bebiş ve annesi evine döndü.. Bize de bu kareler hatıra kaldı o günden..


Yusufcuğun rahle-i tedrisatında Salih bebiş :)


Dersimize başlamadan önce şu televizyonun sesini kısalım bakalım..


Bak Salih kardeş, bu "mammam".. İleriki senelerde bunu meyveler kategorisinden elma olarak öğreneceğiz ama şimdilik "mammam" olarak bilsen yeter..

......................


Yusufcuk "öğretme"nin yanısıra son hız "öğrenmeye" devam ediyor maşaallah.. Rabbimin bu bebişlere verdiği öğrenme sistemini hala anlayabilmiş değilim.. Birçok şeyi taklit ediyorlar tamam ama bazen öyle şeyler yapıyorlar ki, insan "Bunu kim gösterdi ona? Nasıl akıl etti ki?" diye hayrete düşüyor.. Örneğin, bayrama gitmeden önce öyle birşey yaptı ki Yusufcuk, o zaman sayfaya yazmaya korkmuştum açıkcası nazar değer diye.. Şimdi sayfa şifreli olduğu için ve sizin "Maşaallah" lafzının önemini bilen arkadaşlar olmanız hasebiyle yazmamda bir sakınca yok sanırım..

Bizim oturma odamızın kapısı kapanmıyor, kilidi de kapı dili de yok.. Orayı kullanmadığımız için pek de sorun değildi şimdiye kadar ama Yusufcuk iyice büyüyüp afet gibi dolanmaya başlayınca evde, kütüphanemizi de bilgisayarı da onun hışmından koruyabilmek için oraya bir çözüm aramaya başladık. Kapı kapanmadığı için ben kapının yanındaki üçlü koltuğu tamamen kapının önüne çektim set gibi.. Gireceğim zaman yerine itiyor, Yusufcuk ortadaysa tekrar kapatıyordum girişi.. Birgün Yusufcuk uyanıktı ama benim bilgisayarda birşeyler yazmam lazımdı ( sakın blog olmasın bu :P ) ben de Yusufcuğu kapının tam karşısına koridora oturttum, bütün odaların kapısını kapattım bir yere giremesin diye, önüne de kitaplarını, oyuncaklarını yığdım.. O oyalanırken koltuğun üzerinden atlayıp odaya girdim.. Başladım yazmaya.. Yusufcuk ara ara kapıya geliyor, koltukla kapı arasından bana bakıyor, mızmızlanıyor ama ben hiç oralı olmuyorum.. Bakıyor ki almıyorum, dönüp oynuyor sonra tekrar gelip mızmızlanıyor.. Bu arada ben iyice kaptırmışım kendimi bir ara, sonra bir baktım Yusufcuk dibimde bitivermiş!! Şaşkınlıktan ayağa fırladım o an.. "Oğlum sen nasıl girdin odaya?" diye diye hayret ettim.. Koltuğu ittiremeyeceğini anlayan Yusufcuk eğilip koltuğun arkasına girmiş.. Duvar boyunca daracık aralıkta emekleyip odaya geçmiş benim akıllı bıdığım..

Şimdi bunda ne var demeyin.. Oraya girmeyi nasıl akıl etti bıcırım daha 14 aylıkken? Daha da ötesi koltuğun arkasından odaya varılacağını ona kim söyledi? Çekmeceyi basamak yapıp şifonyere tırmanmasından daha kompleks geldi bana bu hareketi..



Gerçekten ama gerçekten hayran kalıyorum Rabbimin bu minik mucizelerine ben..



Örneğin bu aralar birşeyler yer ve yediği şeyi de beğenirse hemen elini havaya kaldırıyor, başparmağıyla işaret parmağını birleştirip "Hıımmıh" yapıyor elini sallaya sallaya.. Yediği şey çok lezzetliymiş yani :)) Bunu biz öğretmedik ona ama birinden görmüş olabilir.. Taklit bile olsa çok hoşuma gidiyor.. Sonuçta televizyon izlerken ya da uyuyacağı zaman yapmıyor, bu hareketin yemeği beğenmeyle ilgili olduğunu kavramış meleğim maşaallah..



"Getir, götür, ver, al, aç, kapat, yat, oyna, gül, zıpla.." vb komutları anlayıp uygulaması artık olağanlaştı zaten.. Şimdi onay ya da reddetme hareketlerine yoğunlaştık.. Bir soru sorduğumda eğer basitse ve anlıyorsa olumlu cevap vereceği zaman başıyla "evet" yapıyor bana.. İstemiyorsa da iki yana sallıyor kafasını "hayır" anlamında.. Bir de bu arada gözlerini kırpıştırması var ki Nes bunu iyi bilir :)) Bizzat şahit oldu :P O kadar hoşuma gidiyor ki "evet" yapışı, ikide bir "Evet mi Yusufcum?" diyorum çocuğa, kafasını şirin şirin öne sallıyor o da..



En önemli gelişmelerden birisi de artık dakikalarca konuşması herhalde.. Anlayamadığımız kelimelerle olsa da bize birşeyler anlatmaya çalışıyor ya da oyun oynarken kendi kendine konuşuyor dakikalarca.. "Abidi heyyya gıııyii bedde diii bii babağğa annneeiiği bidu dubu minne nemmii epitih epitih...." Uzayıp gidiyor.. Hele o arada el kol hareketleri ve duruma uygun mimikleri yok mu, öldürüyor beni.. Babasının deyimiyle "dilli toy" oldu Yusufcuk -öyle bir kuş varmış, bizim avcı iyi bilir!- "Konuşmaya bir başlasın kimse susturamaz bunu.." diyor..



Eh annesi de yazmaya başlayınca durduramıyor kimse onu, ona çekmiş çocuk :P


Artık yatayım ben.. Yarın inşallah yeni bir "nesne" üreteceğim çiçeklerimden, ona enerji depolamam lazım :))

21 Kasım 2007 Çarşamba

Özel bir günde "cee" yapmaya geldim size..


Bugün benim doğumgünüm..

Yok yanlış oldu cümle.. Daha doğrusu eksik..


Bugün bizim doğumgünümüz.. Yani hem Ozan'ın hem benim :))


Kocacığım benden sadece 8 saat büyük..

Birbirimize doğumgünlerimizi sorduğumuzda ( Bak bak, kutlayacakmış gibi bir de doğumgünümü sormuştu ilk tanıştığımızda.. Göz boyamak içinmiş demek ki :P ) önce o "21 Kasım.." dedi.. Biryerlerden doğumgünümü öğrendi, beni kekliyor zannettim ve ısrar etse de taa annesinden duyana kadar ona inanmadım ama kader işte.. Canım kocacığımla aynı günde doğmuşuz :)) Allahtan ki büyük olan o, daha yaşlı yani :P


Doğumgünü kutlu olsun canımıniçi..
İyi ki doğdun..
İyi ki eşim oldun..


Seni çok seviyorum..


......................

Babaannemiz geldi.. Yusufcuk mesaisine başladı!!

İyi anlaşsalar da arada Yusufcuğa gelenler geliyor ve deli gibi kucağıma koşup sıkı sıkı yapışıyor bana.. İlgi saatinin geldiğini anlayıp kalkıyorum masamın başından.. Aynı evin içinde olsak bile özlüyor beni bebeğim..

Vampir dişlerimiz kendini kurtardı da ortadaki iki dişten hala haber yok.. Belki de bu yüzden biz Yusufcukla dün gece saat 3-4 arası başbaşa oynadık yatakta.. Birtürlü uyumak istemedik!!

.....................

En tatlı bebiş yarışmasında Yusufcuğa verdiğiniz destekten dolayı hepinize çok teşekkürler.. Söz verdik, Yusufcuk ilk fırsatta öpücük yapacak size :))

Ama çok sinirimi bozan bir durum var ortada.. Yarışma sayfalarında puanı yükselen bebekleri belirleyip sabote ediyor bazı üyeler.. Yarışmada önemli olan bir bebeğin oy almasından çok kaç puan aldığı.. Puanlar, oy veren kişi sayısına göre ortalanıyor ve ne kadar çok kişi düşük oy verirse ortalama o kadar düşüyor.. Ve bazı üyeler, yüksek puanlı bebişlere düşük puanla oy verip ortalamalarını aşağı çekiyorlar.. İki seferdir bakıyorum, oy veren kişi artıyor ama ortalama hızla düşüyor.. Haksızlık bu ya..

Bu sanal bir yarışma, biliyorum.. Ama hiçbir konuda haksızlığa gelemeyen ben, bu konuda da gelemiyorum.. Hatta Yusufcuğun fotoğrafını gönderdiğime de bin pişman oldum.. Ben hiçbir bebeğe sırf ortalaması düşsün de benim oğlum derece alsın diye düşük puan vermedim, vermem de.. Sanal bile olsa bu da bir yarışma ve herşey kuralına göre olmalı..

Neyse..

Bu saatten sonra yapacak birşey yok..

Benim bebişim annesinin en tatlısı zaten :))

...................

Çooook uykum geldi.. Bu seferlik kısa olsa yazımız, bana kızmazsınız değil mi? Yusufcuğun da fotoğrafını çekemiyorum pek.. Bir dahaki yazıya eklerim inşaallah küçük vampirimi :))


27 Ağustos 2007 Pazartesi

- Oğlumun minnoş blog kardeşi - pek de minnoş değil aslında, neredeyse 4 kilo, 53 cm, Yusufcuk ancak kırkı çıktığında o kadar olmuştur :)) - Deniz Efe doğdu çok şükür.. Asyacım, seni ve eşini tebrik ediyorum, miniğimize sağlıklı, uzun ve hayırlı bir ömür diliyorum..

................

- Günaydınnnn.. Nasıl geçti gece?

- İyi sayılır Kuaybe abla, üç kere kalktık, sabah da beşbuçukta başladı mesai..

- Hıı, iyi.. Biz de yedi kere kalktık ama uykumu almışım ben nasıl olduysa.. Çayın suyunu koyayım bari.. Sen Yusufcuğa göz kulak ol tamam mı..

- Tamam..



( On dakika geçer, Yusufcuk bezini doldurur.. G. evsahibine seslenir )

- Kuaybe abla, kooooşşşşş..



( Bol direnmeli bez değişiminin ardından ev sahibi kahvaltıyı hazırlamaya devam eder.. Bu sırada ikinci bir "Koooşşşş" sesi.. Salih miyk miyk ağlıyor..)

- N'olduuu?

- Yusuf Salih'in kulağına vurdu severken!



( Yusufcuk kucağa alınır, bugünlerde edindiği "vurarak sevme" alışkanlığının çok kötü birşey olduğu birkez daha uzun uzun anlatılır, hele küçük bebişlere hiç vurulmaması gerektiği söylenir.. "Cici ciciii.." hareketi defalarca tekrar edilir. Yusufcuk şirin şirin sırıtır ama annesi çok mahcub olmuştur..

Tekrar mutfağa döner ama Yusufcuk Salih'in peşini bırakmaz.. İçerden hala "Hayır, olmaz Yusufcum, nereye yatırsam ki ben Salih'i.." gibi sesler gelmektedir.. )

- Kuaybe ablaaaa..

- Efendim?

- Yetiş, Yusuf DVD oynatıcıyı çekiyor! Kalkamıyorum ben, Salih uyuyor kucağımda..



( Anne koşar.. Yusufcuğu oyalayacak yeni bir nesne bulur ve sükuneti sağlar.. Biraz sonra da nihayet elinde kahvaltı tepsisiyle içeri gelir.. Yusufcuk mama sandalyesine bağlanır, ağlamalı protesto eylemi başlar.. Eline ekmeği tutuşturulur, tepsiye ufak ufak doğranmış yeşil zeytinler konulur -asla siyah olmayacaktır- ve Yusufcuk minik parmaklarıyla onları alıp ağzına atmaya başlar.. Zira bugünlerde "kendim yicemmmm" havalarındadır.. Uyuyan Salih bebiş de mindere yatırılır ve bütün gece emzirmekten kalorisi tükenmiş iki aç bilaç anne hızla kahvaltıya gömülür.. )

- Beee.. İğğğğ... Miinnnggg..

- Salih uyandı, ben bir bakayım Kuaybe abla..

- Tamam, sen emzir onu, ben de Yusuf'a yumurta yedirmeyi deneyeyim..

- Pürrrffffff.. ( Yusufcuk yumurtayı parkeyle buluşturur. )

- N'aptınnn oğlummm? Daha dün sildim evi yaa.. Tamam yeme yumurta, domates vereyim mi?

- Egggee, eyyyyğğ, babaa, baaaaaaa..

- Ay delirecem yaa.. Tamam al, kemir kuru ekmeğini!



( Bu sırada G. diğer odadan gelir ama Salih bebişe söylenmektedir.. Bir sorun var ama ne? )

- N'oldu G.?

- Şey birşey söyleyeceğim Kuaybe abla ama kızma..

- Ya niye kızayım söyle sen..

- Şey oldu.. Salih kaka yapacaktı, ben de bezini gevşetmiştim.. Pamuğu ıslatmaya gittim, bir baktım ki kaya kaya kenara gitmiş, çarşaf mahvolmuş !



( Böylece Salih bebiş, Yusufcuk ve annesinden deminki tokadın intikamını almış olur )

- Yaa birşey olmaz, atarız hemen makineye.. Sen gel, otur kahvaltını et..



( Kahvaltıya devam edilir ama Salih bebiş durmaz.. İlla emecektir! )

- G. sen onu emzir, ben yiyeyim, ben onu tutarken de sen yersin..

- Tamam..



( Ev sahibi kahvaltısını eder, G. bebişi emzirir, sofraya döner.. Bu sırada tepine tepine mama sandalyesini olduğu yerden başka biryere ilerletmeyi başaran Yusufcuk yere bırakılır - zaten birşey yememektedir- "ice tea"ye dönen çay ısıtılır.. Ama içmek ne mümkün.. Yusufcuk ışık hızıyla Salih bebişe emekleyip durmaktadır.. )

- Oğlum gelll, küçük bebiş o, dokunulmaz.. Al bak telefonunla oyna sen..

- İyyyyyyyyyhhhhhhhhh..

- Tamam al bak burda ne varmış? Küçük at..

- Hemmmii, mmeeğğğğmmm..

- Tamam gel, su içireyim bak suuu..
- Pirrripppp pirrrrppp..



( Salih bebiş en güvenli yer olan annesinin kucağına verilir.. Zira Yusufcuk koltuk masa dinlemeden heryere erişmekte ve hiçbirşey yapamasa bebişin ayağını çekiştirmektedir.. )


...........


......


...


Sonra neler mi olur? Neler neler.....


Anlatmaya klavyeler yetmez :)) Ben gerisini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.. Birkaç ipucu verelim ama.. Kırılan bir cep telefonu - Allahtan benimki -, biraz kusma, biraz ağlama, biraz düşme, biraz şişme, küçük bebişi Yusufcuktan kurtarma operasyonları, ard arda iki bebiş banyosu, uykusuz annelerin gece koridor karşılaşmaları, birkaç küçük adım ve tabii bol "mingaaa mingaaa"


( Buradan benim çıkardığım sonuç : Allah ikiz, üçüz annelerine sabır üstü sabır versin!! )


Minik misafirimiz Salih bey.. ( ya da zavallı gazi )



- Baktık ki Yusufcuk iki gün boyunca misafir bebişimizi rahat bırakmadı, G. ile markete gidip ona bir bebek aldık !! Evet evet yaptım, sonunda bunu da yaptım :)) Ama herşey o küçük bebişi kurtarmak için.. Belki hevesini oyuncak olandan alır, Salih'i rahat bırakır diye düşündük ama nerdeee? Bir iki mıncıkladı, baktı ki hareket etmiyor, ağlamıyor, en önemlisi de sıktığında canı yanmıyor :)) fırlattı attı arkaya..




Yusufcuk ve Durmuş :)) ( Babamız tarafından Durmuş ismi konuldu bebeğe :) )



- İki gün boyunca yağmur yağdı Ankara'ya.. Şükürler olsun.. G. ile kapının önünde dakikalarca toprak kokusunu çektik içimize misss gibi..


- Şimdiye kadar, birkaç sebepten dolayı hiç koymayı düşünmemiştim bu fotoğrafları ama sözünü dinlemem gereken bir iki dostun ısrarları üzerine yapacak birşey kalmadı..


İşte benim el emeği göz nuru cici sayfalarım :))




- Yusufcuğun kilo ve gelişimine yine fena takmış durumdayım.. ( Bu, başka bir bebişi her görüşümde nükseden bir hastalık oldu bende ) G. bizdeyken, eşi gece mesaisine kalan karşı komşum da geldi bir akşam.. Oğlu altıbuçuk aylık ve geçen ay 9 kiloymuş. ( Yusufcuğun şimdiki hali kadar ) Boyu da neredeyse ondan uzun.. Yani başkası görse Enes'i büyük zanneder ki G. öyle zannetti :((

Ozanların köyünde bir deyim var.. Yaşına göre küçük görünen bebeklere "garıncanın gardaşı" diyorlar, yani karıncanın kardeşi :)) Yok ya, benim oğlum karıncanın kardeşi değil kendisi, hem de atom karınca..

Belki diyorum minyon tipli olacaktır, belki fazla- hem de haddinden fazla- hareket ettiği için kilo almıyordur, belki de yemeye başlasa alacak ama.. Çıkamıyorum ben işin içinden..



- Dün Yusufcuğun doğumgünü için güzel bir plan yaptık Ozan'la.. Farklı ama bizce çoook güzel bir doğumgünü olacak inşaallah.. Ve büyük ihtimalle pasta içermeyecek :))

Şimdiden davet edelim herkesi..

20 Eylül akşamı "doom günümüz" var efendim, hepinizi bekleriz.. Ona göre yapın planlarınızı..



- Vee son olarak, Yusufcukla ilgili birkaç ayrıntı..

* Yusufcuk artık 2-3 adım atabiliyor rahatlıkla - ama canı istediği zaman, biz yap deyince değil.. O yüzden hala kamerayla yakalayabilmiş değilim ilk adımlarımız.. Ben çekene kadar o düşüyor ya da o hızlı hızlı adım atıp düştüğünde kamera yeni açılmış oluyor :(( -

* Biberonundan su ya da meyve suyu içebiliyor kendi başına.. Önceden ben tutuyordum ağzına çünkü biberonu ağzına götürse bile eğik tutuyor, su gelmiyordu.. Artık su gelmesi için havaya kaldırması gerektiğini biliyor ve öyle içiyor maşaallah meleğim :))

* Kapağı açık şişelerin kapaklarını kapatmaya çalışıyor ya da koltuğun altına kaçan topunu almak için eğilip o da koltuğun altına girmeye çalışıyor.. Ağlar da ben topu çıkartıp verirsem tekrar tekrar atıyor oraya, ben çıkardıkça gülüyor :))

* Bizi tokat ata ata seviyor.. O kadar coşuyor ki birisini severken, başka türlü hızını alamıyor :(( Bundan vazgeçiremedim bir türlü.. Sanırım bir süre bebişli ailelerden uzak duracağız..

* Çok güzel "bağğğbaaa" diyor, babasının içi gidiyor..

* Uyuyacağı zaman "memmm meemmmm.." diye ağlıyor.. Emip uyuyor gazı yoksa..

* Üzüme bayılıyor.. İkiye bölüp önüne koyuyorum, ard arda yuvarlıyor mideye.. Ama çok gaz yapıyor, yedirdiğime yedireceğime pişman oluyorum :((

* Bu aralar herşeyi kendi yemek istiyor..

* Uykudan uyandığında çok tatlı oluyor.. Mahmur mahmur gülüyor, kollarını uzatıp "Al beni yatağımdan.." diyor.. Kucaklayıp bizim yatağa alıyorum.. Alt alta üst üste oynuyoruz.. Koklaya koklaya öpüyorum gıdısından, kikir kikir gülüyor.. "Allah'ım isteyen, bekleyen herkese yaşat bu tadı lütfen.. " diyorum..


...............


Yeter mi bu kadar? Yeter..
Mesai öncesi son uzun yazılar bunlar :(( Coştum galiba yine..