Şimdi reklamlaaarrr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şimdi reklamlaaarrr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2008 Cumartesi

Hazır Yusuf uyumuşken bugünün de kaydını tutalım sevgili günlük..

Dün gece Yusufcuğun düşmesinden sonra başlayan el titremesi hala tam olarak geçmedi aslında ama biraz sakinleştim galiba.. Olayı uzun uzun anlatmayayım şimdi sana.. Sadece Yusufcuğun bizim yatakta zıplarken geri geri düştüğünü, önce ağzını bazanın kenarına çarptığını ve o hızla tekrar geriye sekerek kalorifere çarpışını geçelim kayda.. Sonra benim çığlıklarımı.. Ne olduğunu anlayabilmek için lavaboda yüzünü yıkarken akan ağız dolusu kanları.. Tir tir titrememi.. Asla ağzını açmayan Yusufcuğun sakinleşmemesini.. Sabaha kadar ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlıkla bekleyişimi.. Gündüz de her bakmaya çalıştığımızda ağzını sıkı sıkı kapatışını.. Vee az önce yaptığım hasar tespit çalışmasının ardından gördüklerimi.. Sadece bunları geçelim kayda.. Alt dişlerden biri üstte çıkmayan dişin olduğu yere vurmuş, ezmiş ve kan oturmuş oraya.. Diğer alt dişin ucu kırık.. Birazcık ama, çok değil.. Dilinin altı kesilmiş ve çenesinin altı da kan oturmuş vaziyette.. Yani anlayacağın, hasta Yusufcuk bir de kazazede oldu dün :((

Bu aralar sadaka vermeyi biraz ihmal ettiğimin farkına vardım..

Hastalığı da hala geçmiş değil.. Sadece emerek yaşamaya, tıkalı burnunu ve boğazını sinir ola ola açmaya ve bu sabahtan beri koca dedeler gibi öksürmeye devam ediyor.. Göğsüne iniyor galiba.. Pazartesi doktoruna götüreceğim bir değişiklik olmazsa.. Ihlamur kaynattım demin, içmeden uyudu küçük inatçı.. Ben içtim sütümden geçsin diye :P


...........................


Aaa, günlük ben dün amcamızın askerden geldiğini yazmayı unutmuşum sana.. Cık cık, ne ayıp..

Yusufcuk çok mutlu.. Elinden çeke çeke götürüp istediği şeyleri buyurabileceği, kendisini kucağa aldırıp aynaya bakabileceği, şımardığı zaman poposunu arkaya ittirip eğilerek başını iki yana sallayıp şirinlik yapabileceği birisi daha var artık evde.. Gerçi "Bir haftaya kalmadan gideriz.." diyor babaannemiz ama ben rahata çok alıştım galiba.. Bırakmam :P


Amcası kendi havacı şapkasını hediye etti bu arada beybişe.. Küçük asker oldu benim oğlum..

................................


























Bu arada, sefkililer gününde Ozan'ın yaptığı jesti karşılıksız bırakmadığımı bilesiniz :P


Ben de kalp köfte yaptım kendilerine.. Ne de olsa bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş.. - Ozan için bu, yüzde yüzün üzerinde geçerli -


İlla kırmızı olması gerekmiyordu di mi sevgililer günü kalplerinin :P


............................



























Bunlar da sevgili Ayşe'nin bugün gelen tatlı hediyeleri..

Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam Ayşecim, çok teşekkürler.. Yani moral oldu dün geceki düşmenin üstüne.. Sabah paket gelince biraz normale döndüm..


Sadece Yusufcuğu değil beni de düşünmüş canım arkadaşım.. Çok istiyordum Siyah Süt'ü okumayı.. Ayrıca kitabın iç kapağına yazdıkların için de çok teşekkür ederim..


Lütfen artık yaz, olmaz mı..


..........................


Yusufcuk akşam babası gelince olan biteni "biiir bir" anlatmayı biliyor elini bir aşağı bir yukarı sallaya sallaya :))


Bu aralar da Pınar Beyaz'ın "beyn"li reklamına takmış durumda.. Okan Bayülgen "Ben buldum, ben buldumm" diye bağırdıkça Yusuf coşuyor :))


Bu akşam gittiğimiz arkadaş toplantısında evsahibinin kendisinden yaklaşık bir yaş büyük oğlunu sürekli sıkıştırdı Yusufcuk.. Bir bağırış geliyor, Yusuf balonu almış vermiyor, bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun bisikletine binmiş inmiyor.. Bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun yüzünü çizmiş! Babaannesi haklı galiba, "bitirim" oldu bizim bacaksız.. Şimdiden racon kesiyor :P Boyuna posuna bakan, görmeden inanmaz yaptıklarına..


Şimdilik bu kadar sevgili günlük..
Kusura bakma, çok uykum geldi gerçekten..
Bilirsin, sana yazmayı severim yoksa :P

11 Şubat 2008 Pazartesi




Ah, ahhh...


Nedir bu Yusufcuğun annesinin elinden çektiği..



Uyanınca yeleğini bulamadım, kendi hırkamı giydirdim çocuğa :))


Zavallım da karizma olayının farkında değil daha.. Gayet rahat bir şekilde, pencerenin önüne serptiğimiz bulgurları yiyen güvercinleri seyrediyor..


Ama bir de şöyle düşünelim..

İleride baktığımda, "Hımm, demek ancak hırkam kadarmış boyu oğluşumun bir buçuk yaş civarı.." diyebileceğim bu fotoğrafa baktığımda :P




Üç dört gündür gezmekten yorulduk :P

İki kere alışverişe, bir arkadaş toplantısına ve dün de - bu havada ! - dağa yürüyüşe gittik.. Tabii sonuncusunun Ozan'ın zoruyla gerçekleştiğini hepiniz tahmin etmişsinizdir :P



Önce alışveriş merkezinden kareler..


Gittikleri ayakkabı mağazasında, annesinin ayakkabı seçmesine yardımcı olan meleği..


( Zannettiğiniz gibi bu kıpkırmızı şirin ayakkabıyı almadım..

Onun yerine iki sene sonra ilk defa, sivri burun, yüksek topuk çok şık siyah bir ayakkabı aldım çok uygun bir fiyata - sizi seviyorum seri sonları :P- Daha önce cesaret edemiyordum Yusufcuk kucağımdayken onlarla yürüyemem diye ama artık istesek de kucakta taşınmıyor zaten bebiş.. Ben de eski "şık" günlerime döneyim artık..)


Anneye yardım ettik, babaya da etmeden olmaz..

En azından ayakkabının içindeki kalıbı eğip bükerek kalite kontrol yapabiliriz :P



Bu da boy aynasında şirinlik yaparken kendini kaybeden Yusufcuk :))




Ozanla baktık ki Yusufcuk "zırvana"ya ulaştı yine, fazla enerisini atsın diye içinde top havuzu olan bir yere dondurma yemeye girdik.. Evet itiraf ediyorum, sadece top havuzu için gittik :P

Ama iyi ki gitmişiz.. Çok mutlu oldu bebişim..









Top havuzuna dalar dalmaz sakinleşti Yusufcuk..

Dakikalarca toplarla oynadı oynadı oynadıııııı.....






Bu sayede biz de rahat rahat dondurmalarımız lüplettik :))



Ertesi gün ise tüm gün boyunca Salih bebişlerdeydik.. Tayinleri çıktığı için arkadaşlarla toplanıp "güle güle" demeye gittik onlara.. Yusufcuk dişi iyice patladığı için rahattı o gün ama aralarında on ay olan üç bebiş ne kadar uslu durusa o kadar uslu durdu bebişlerimiz :P Salih bebişe bir kere uçak fırlattı bir kere de ısırmaya kalktı Yusufcuk.. Daha önce hep onu ısıran Ahmet Aydın abisini de üç kere "tırmaladı".. Elinden oyuncağı alınınca teyzelerine bıdı bıdı söylendi, televizyon dolabına tırmanmasına izin vermeyen babaannesine de bir tokat patlattı.. Haksız değilim di mi ilerisi için endişelenmekte!!
İstediği yapılınca, her istediğinde emince, uyu denmeyince hiçbir problemi yok aslında.. Gayet sakin bir bebek.. Ama işine gelmeyen birşey yapıldığında, istediği şey verilmediğinde küçük bir pantere dönüşüyor, agresifleşiyor hemen.. Nereye saldıracağını şaşırıyor sinirini atmak için.. Yogaya göndermek lazım bu bebişi :P



................


Dün dağa yürüyüşe gittiğimizi yazmıştım değil mi..

Yürüyüş dediğim de öyle yoldan, düz yerden falan değil, tepelerden kayalardan zirveye doğru!! Çamurlara bata çıka sporumuzu yapıp eve döndük.. Bir sonraki seferler için "tövbe" demeyi de unutmadım tabii :))


Dün aslında çok keyifsizdi Yusufcuk.. Üstteki azı çıktı çıkmasına da altta iki azı dişi kabarık şimdi de.. Birşeyler çiğnemeyi kesinlikle reddediyor.. Üstüne baskı oldukça acıyor demek ki dişeti.. İki gündür yediği biraz muz - o da emerek- biraz da çorba.. Gerisi "anneden geçinmece" :))


....................




Yusufcuk dört gündür çok sevindiriyor beni.. Şimdi sevinç konumu yazınca "öğğkk" demeyin ama.. Bebişi büyüyenler anlar, büyüyecek olanlar da ileride anlayacak inşaallah ne demek istediğimi.. Birkaç gündür kaka yapacağı zaman biryere saklanıyor yine Yusufcuk ama sonra yanıma gelip çömeliyor ve "ıığğğhh" diyor.. Kaka yaptığını haber veriyor yani.. Maşaallah benim bebişime.. İnşaallah baharda tuvalet eğitimine başlamayı düşünüyorum.. En çok korktuğum süreçlerden biri bu ama hemen alışması için dua ediyorum Allah'a.. Uyku ve yemek konusunda hala problemlerimizi aşamadık, bir de üstüne tuvalet sorunu olursa ne yaparım bilemem.. Allahtan ki çevremde bebişini bezden çok kolay ve kısa sürede ayıran anneler var da umut oluyor bana.. Artık kaka yaptığının bilincine vardığına göre yakında ondan rahatsız olmayı da öğrenir herhalde Yusufcuk..


.....................


Yusufcuk dudağını büzüp, öne uzata uzata bizi öpmeye koşuyor bu aralar.. Kuş ağzı gibi yapıyor ağzını, curpp diye öpüyor.. Bu ne tatlı birşeymiş Allah'ım.. O öpücük ne kadar mutlu ediyor beni anlatamam.. Rabbim lütfen özleyen, bekleyen herkese yaşat bu tadı..

Sadece bizi değil, yabancıları da öpmeye çalışıyor aslında.. Alışverişe gittiğimizde babasının ayakkabı aldığı mağazada ona yardımcı olan amcasını defalarca öptü Yusufcuk.. Adam da şaşırdı, "Yeni kızım oldu benim, onu anladı herhalde.." deyip güldürdü bizi.. Biz babaannesiyle gömlek alırken de babası onu koridorda oyaladı bir süre.. O sırada küçük bir kız görüp onu öpmeye kalkmış.. Kız da ona dudağını uzatınca karşılıklı "currpp"laşmışlar.. Ozan da kızın anne-babası da ölmüş gülmekten..


........................


Cumartesi akşamı, normalde ikindide uyuduğu uykuyu atladığı için çok huysuzlandı Yusufcuk.. Uyku başına vurdu ve emerek bile uyuyamadı.. Babaannesiyle ben de çarşafla sallamaya başladık.. Bir yandan onu sallıyoruz bir yandan da kısık sesle televizyon seyrediyoruz.. Reklamlar başladı.. Yusufcuk dalmıştı aslında.. Molfix reklamı var ya hani, bebişin biri beziyle havuza giriyor, bez havuzun suyunu emiyor.. O çıktı.. Bizim -güya- uyuyan hafiye reklamın müziğini duyar duymaz "ebbe, ebbee.." demeye başladı ama gözler kapalı.. Yani uyuyormuş ama göremese de televizyonda bebek çıktığını biliyormuş, onu söylüyor bize..

Bir de bu aralar yeni Omo reklamındaki bebeği taklit ediyor.. Zenci bebiş bukalemun gibi dilini çıkardıkça bizimki de çıkarıyor minik dilini :))


.....................



Bugünlerde beni iyiden iyiye düşünüdüren, bazen gece uykularımı kaçıran bazen de çok sevindiren bir gelişme var.. Çok önemli bir kararla ilgili.. Bunu, ne olduğunu merak edin diye, gizem olsun diye yazmadım.. Sadece ileride gerçekleşirse, temellerinin taa bugünlerden atıldığını hatırlayabilmek için yazdım.. Hakkımızda hayırlısının olması için dua ederseniz de ekstra kazanç sağlamış olurum buraya yazmakla :))
Sadece şunu yazayım, bebişsel bir mesele değil.. Yolda bir kardeş falan yok yani :P



......................



Yusufcuk sokakta kendisinden kaçan kedilere sadece "pisi pisi" yapmakla kalmıyor artık, "dediiiğğğ" diye bağırıyor arkalarından :))



.....................



Artık evdeki tüm kapıları açabilen Yusufcuktan kaçmak mükün değil.. Hangi odaya girsem peşimde bitiyor.. Ayaklarının ucunda dikile dikile o kapı kollarını açması çok şirin.. Anahtarı olmayan kapılarımız için, şu kapıların üst taraflarına takılan kancalı kilitlerden almanın vakti geldi galiba.. Özellikle de tuvalet kapısı için.. Evde keşfedemediği tek yer orası ve ben birgün ıslak ve bakteriyel bir sürprizle karşılaşmak istemiyorum :P



.....................



Amcamızın tezkeresini almasına sadece dört gün kaldı.. Sağ salim gelir inşaallah.. O askere gittiğinde Yusufcuk tam iki aylıktı, minnoş bir kolikti henüz :)) Şimdi koşan, oynayan, pencereden dışarıyı seyretmek istediğinde sandalyeye çıkıp kuşlara "pisi pisi" yapan bir afacan.. Amcası ne kadar şaşıracak bakalım.. Gerçi arada bir kere gördü ama hem süre çok kısaydı hem de o zaman daha küçüktü Yusufcuk.. Şimdi büyüdü, marifetler çoğaldı :))



.......................



Kitabın devamını teslim etmek ve ödemenin geri kalanını almak için yayınevini arıyorum yine.. Geçen seferki gibi sinir bozucu bir beklemedeyim.. Allah'ım, nereden bulaştım bu adamlara yaa :((



.....................



Yusufcum "anniiiğğğ" diye beni çağırıyor.. Gitmem lazım :))


Şimdilik sıfatım bu.. Anniyim ben, annii..

27 Ocak 2008 Pazar

Archicim, az daha bir firar da bizim evde yaşanıyordu dün!! Yusufcuk kaşla göz arasında sokak kapısını açtı ve kaçmaya yeltendi.. Allahtan ki üstte olan ve kapının sadece belli bir aralığa kadar açılmasına izin veren demir kilit takılıydı da çığlık çığlığa apartmanı ayağa kaldırmak zorunda kalmadım!! Olacakları düşünmek bile istemiyorum yaa.. Allah korudu.. Bundan sonra daha da dikkkatli olmamız lazım.. Ben hep kilitli tutarım zaten kapıyı ama bir de bunun paranoyası eklenecek şimdi hayatıma :P "Ay kapı açık mı kaldı.. Ay ya Yusufcuk açıp kaçarsa.. Ay aşağı kapıya inerse.. Ayy..."
Sonra..

Yusufcuk reklamları seyrediyor dün akşam.. Turkcell'in tavuklu yeni reklamı çıktı.. Hani müşteri "Buralarda tavuk döner yiyebileceğim bir yer var mı ?" diye soruyor da tavuk bayılıyor ya.. İşte o.. Tavuk kendini yere attı, reklam bitti, baktık bizim küçük civciv "Hağğyy" deyip arkaya attı kendini.. Gülmekten yere yattım.. Babası "Bir daha bayıl bakalım.." deyince yine aynı sahne :)) Şimdi o tavuk çıkınca hemen ekranın karşısına koşuyor, o bayılınca bizim civciv de atıyor kendini arkaya..


Sonra..


Sabah, faciayla sonuçlanan bir hamurişi denemem oldu!! ( Bana ne oluyorsa, evde katmer, bükme ustası kayınvalidem var, ben macera arıyorum.. Ama güzel bir pazar kahvaltısı hazırlamak istemiştim, masumum :P ) Neyse.. Hamurun altına serdiğim beze un döküldü, bezi kaldırırken de yere döküldü.. Ben de mutfağa giderken "Neyse önemli değil, gırgırı getirir, gırgırlarım şimdi.." dedim.. Ben mutfaktan döndüm ki ne göreyim.. Yusufcuk gırgırı almış, unları gırgırlıyor bile!! Öptüm öptüm bitirdim akıllı miniğimi.. Maşaallah..


Daha önce de yazmıştım ya, galiba cidden çok temiz ve titiz bir insan olacak benim oğlum.. Eline ne zaman bez geçirse hemen orayı burayı siliyor, yere birşey dökülüyor, gırgırlıyor, etrafta bulunan ıvır zıvır çamaşırmakinesine ya da halı altına doldurmak suretiyle evi toparlıyor :)) Gerçi arada kazalar da olmuyor değil.. Örneğin geçen gün, 70 derecede yıkandı bir makine dolusu renkli çamaşır.. Allahtan sağ ve giyilebilir durumda hepsi :)) Sıkma sırasında falan değiştirmiş galiba makinenin ayarını, bozulmamış hiçbirisi.. Aynı şeyi şimdi bulaşık makinesine de yapıyor.. Sıcaklık ayarı düğmesi panele gömülü duruyor aslında, üstüne az basınca dışarı çıkıyor ve çevrilebiliyor.. Amam benim küçük hafiyem onu da keşfetmiş.. Minnoş parmağıyla basıp dışarı çıkarıyor o düğmeyi ve ayarı değiştiriyor!!


Dün de halının üstünde bir süre oynadıktan sonra orada durmasını gereksiz gördüğü çay süzgecini götürüp çöpe attı!! Adam bebek birşeyleri - hatta annesinin arabasının anahtarını- çöpe attığında çok gülüyordum okurken.. Aynı şeyi oğlum yapıyor şimdi.. Bundan sonra kimsenin yaramaz bebişine gümlek yok Kuaybe tamam mı :P


Yaramaz bebiş demişken.. Son bir afacanlık daha yazalım ve bitirelim bu yazıyı.. Yusufcuk annesinin tasarlayıp babaannesinin ördüğü boleroyu muhtelif zaman ve muhtelif büyüklüklerde söktü üç kere!! Tekrar tekrar ördü babaannesi alta alta kaçan ilmekleri.. Cidden hızına yetişemiyoruz biz bu minnoşun :))


Şimdilik bize müsade.. Ben bu aralar çalışacağım yine biraz.. Yayınevi ödemeyi yapmadığı için yarım bıraktığım testleri tamamlayayım bari hazır babannemiz buradayken.. Belki onu bitirince yeni bir iş alırım..


- Ay bunu yazmazsam olmaz.. Ben tam kapatacaktım bilgisayarı, babaannesi de evde olmayan babasının nerede olduğunu soruyor Yusufcuğa.. O da buzdolabının üstündeki resmini gösteriyor babasının, ona "gel gel" yapıyor.. Küçük civcivim benim :) -

18 Aralık 2007 Salı

Bu yazı nerelere kadar uzar gider hiç bilmiyorum..
Şu anda onlarca şey var aklımda yazacak.. Yusufcuk uyanana kadar ha gayret Kuaybe :))


Önce cumartesiden başlayalım..

Haftasonu çok ama çok güzel bir blogger tanışması düzenledik.. Sevgili Özlem mail atmış bana.. Ayşe gelecekmiş İstanbul'dan, "Biz tanışacağız, sen de gelmek ister misin?" dedi.. "Tabii isterim.." dediğimi yazmama gerek yok herhalde.. Gerçi böylece yazmış oldum ya neyse :)) Cumartesi akşamüstü buluşmaya karar verdik.. Özlem gelip bizi evden aldı sağolsun ve birlikte Ayşelerin olduğu yere gittik.. Ayşeler diyorum çünkü burada, evinde misafir olduğu arkadaşı ve kızıyla gelmişti o da..

Ayaküstü heyecanlı heyecanlı başlayan tanışma faslı o kalabalıkta nihayet bulabildiğimiz bir yere oturunca masada devam etti.. Hem Ayşe hem de Özlem sayfalarına yansıttıklarından çok daha tatlı ve çok daha içtenler.. İkisini de tanıdığıma çok memnun oldum ben.. Kısacık bir süreye sığdırmaya çalıştığımız sohbetin tadı damağımızda kaldı..

Eve döndüğümüzde Yusufcuk hemen Özlem teyzesinin hediyesi olan treniyle oynamaya başladı.. O akşamı kurtardık sayende Özlemcim, çok teşekkür ederiz tekrar :))

Fotoğraftaki küçük köpek de Bera'nın Yusufcuğa hususi hediyesi.. Hani para atılıp yukarıdan uzanan metal kolla oyuncak yakalamaya çalışılan makineler var ya, ondan çekti bu köpeği Yusufcuk için.. Hatta iki tane gelmiş şansına, pembe olan da Verda'nın oldu..


Yukarıda Bera'nın "Şükrediyorum çünkü.." oyununa verdiği cevaplardan bahsetmiştim ya hani.. Birkaç örnek yazayım da ilerde tekrar tebessüm edebileyim.. ( Tamamen kendi ifadeleriyle )

- Şükrediyorum çünkü annem babam ölmedi.. Onlar olmasaydı ben yemek yiyemezdim, para ödeyemezdim, fakir olurdum..
- Şükrediyorum çünkü dünya var, kuşlar var, köpekler var.. Ayrıca hayatım iyi gidiyor :))

...................


Gelelim pazara..

Pazar günü, haftasonları için gelenekselleşen alışverişimizi yapmaya giderken yolda kurbanlıklar gördük.. Kamyonetlere doldurup satış için getirmişler.. Babamız piyasayı öğrenmek için satıcılarla sohbet etti biraz.. Bu durumda Yusufcuk da yanlarına gitmeye can attığı kurbanlıklara yaklaşma fırsatı buldu.. Koçlar çok hareket ettiği için dokunmaya cesaret edemese de onlara bakıp bakıp kahkahalar attı benim kuzucuğum.. Coştu koyunları severken.. Bayramda ne yapacak bakalım..



Eve döndüğümüzde yine herzamanki gibi aldı eline telefonu, dakikalarca "Aloo deeğdeee" modunda gezdi evin içinde.. Neyse ki yarın gidiyoruz, çocuğum kavuşacak inşaallah dedesine.. Bu aralar böyle Yusufcuk... Telefonu alıp dolaşa dolaşa dedesiyle ya da bizim bilmediğimiz hayali kimselerle konuşuyor kendince :)) Ama oturarak konuşmaması çok ilginç.. Babamız da hiç oturarak telefonla konuşmaz çünkü, hep gezerek konuşur.. Yusufcuk da onu taklit ediyor.. Telefonu eline aldı mı oturuyorsa bile ayağa kalkıp dolanmaya başlıyor :))

Bir de bu aralar kalem merakı depreşti küçük beyin.. Kütüphanenin üstünde kalemlerin olduğu yeri işaret ede ede sesleniyor bana, eğer vermezsem de verene kadar ağlıyor.. Ama yine de vermiyorum.. Peki neden vermiyorum? Çünkü şimdiden bir koltuk örtüm, bir yemek takımı sandalyem ve bir de kıyafetim çizilmiş durumda.. "Ucu kapalı ya da ucu olmayan bir kalem vermeyi dene.." demeyin çünkü verdiğim kalemi önce yerdeki dergi veya kitaplarda deniyor, yazmıyorsa yenisini işaret ediyor!! Yazmayan kalemi n'apsın afacanım :))

Başka, başka..

Reklamlardaki bebekleri gösterip "beğbee" diyor Yusufcuk.. Çok gülüyorum onun bu haline.. Kendisi bebek değil canım artık.. Onlar bebek :))

Reklam demişken.. Her ne kadar istemesem de Yusufcuk televizyona daha doğrusu reklamlara çok düşkün olmaya başladı.. Reklam müziklerini ne zaman duysa diğer odada olsa bile gelip ekranın altına kuruluyor.. "Selocan"ın "Süpyiş yaptım kötü mü oldu, bi bu bi bip..." yaptığı reklamda o da elini hemen ağzına götürüp "bi bu bi bip" yapıyor, yiyecek reklamlarında yanıma gelip "mamma" diyor, ritmik müzikli reklamlarda hemen ortama ayak uyduruyor :)) Karşısına oturup saatlerce hareketsiz izlemese, tamamen pasifleşmese, hatta gördüklerini tanımlayıp onlara uygun hareket etse bile ben yine de bu durumdan rahatsızım.. Gerçi belli miktarda televizyon seyretmenin bebeklerde olumlu etkilerinin olduğunu savunan görüşler de var - hatta Ozan'ın bir arkadaşının çocuğu var, ileri derecede zeki, özel eğitim alıyor ve okumayı dört yaşındayken reklamlardan öğrenmiş.. Söylenen kelimelerle, örneğin deterjan isimleriyle harfleri eşleştirmiş - ama hala kararsızım televizyonu hayatımızdan tamamen çıarıp çıkarmama konusunda.. Ama o zaman Derya Baykal'ı nasıl seyredicem ben :P

..................

- Kuaybe, farkındaysan yarın yola çıkacaksınız.. Bavulu artık hazırlasan diyorum..
- Hımm, tamam.. Ama gitmeden önce birkaç sorum var arkadaşlara..

İki mail aldım bu hafta, ne zaman geri döneceğimizle ilgili.. Bayramı annemlerde geçirdikten sonra minnoş melek ve ben bir hafta daha İstanbul'da olacağız inşaallah.. İsteyen arkadaşlarla ufak bir tanışma günü düzenleyebiliriz.. Ama arabamız olmayacağı ve hava da tahminen çok soğuk olacağı için bizim gidebileceğimiz yerler çok kısıtlı.. İstanbul trafiğinde dur kalk- dur kalk Yusufcukla bir minibüs macerasını hayal bile edemiyorum :P
Tahmini olarak gidebileceğimiz yerler Kadıköy, Üsküdar, Maltepe ve belki İKEA olabilir..(Babam sağolsun, kandırırım artık ) Hangisi olsun? Ortak biryer belirlersek mailleşelim.. Birgün de Avrupa yakasında olacağız inşaallah ama o gün sanırım "kapsama alanı dışında" olacağım.. Zira hala kuzusu Mirza'ya ayırdım o günü tamamen.. Kendisini öpücük yağmuruna tutmayı planlıyorum tüm gün.. Tam bir poğaça yanak olmuş benim yeğenim :))

Ben artık gideyim.. Eşyalar beni bekliyor.. Cicilerimizi koyalım bavula, bayramda çok el öpeceğiz inşaallah bu sene.. Harçlıklarımızı şimdiden hazırlayın bakalım :))