"uf " olduk :( etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"uf " olduk :( etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2008 Perşembe

Biz biraz üzgünüz teyzelerimiz :((

Hatta dün bile üzerimizden bu etkiyi atamadığımız için oturup bir kandil mesajı bile yazamadık size..

Üzgünüz çünkü benim oğluşum yine düştü.. Ama öyle basit, hasarsız değil, gözünü çok tehlikeli bir şekilde metal bir köşeye vurarak düştü..

Ona yemeğini yedirmiştim, kendime yemek almaya gittim mutfağa.. O sırada bir gümbürtü ve çığlık koptu içerden! Toplasan bir dakika bile etmeyen bir zaman dilii içinde.. Elimde ne varsa fırlatıp koştum içeri.. Yusufcuk eliyle gözünü kapatmış, hafif de kan var kenarda.. O an işte aklımı kaybedebilirdim korkudan.. "Allah'ım.. Ne olur birşey olmasın, Allah'ım.." diye bağıra bağıra kucakladım Yusuf'u.. Gözü çıktı diye elim ayağım titriyor.. Yusufcuk da ben korktukça daha da ağlıyor, sıkı sıkı kapatıyor gözünü.. Önce kendim sakinleşip Yusufcuğu teselli ettim, sonra da elini kaldırdım yavaşca.. Elhamdülillah gözünde birşey yoktu.. Ama altı ve yanları hem mosmor hem de şişmişti.. Altı da hafif çizilmiş, kan da oradan geliyormuş!


Hani bahsetmiştim ya geçenlerde, kalorifere çıkıp dışarıyı seyrediyor, pencereleri bağladım falan diye.. İşte ben mutfağa çıkınca yine kalorifere çıkmış ve tam köşesine gözü gelecek şekilde düşmüş oradan!

Allah korudu yavrumu bir kez daha..


Dün Kandil gecemi sürekli oğlumu hayırla, sağ salim ve kolaylıkla büyütebilmek için dua ederek geçirdim.. Rabbimin küçücük emaneti o bana .. Başına her birşey gelişte daha da kötü hissediyorum kendimi.. Çok yetersiz, çok aciz..


Dün markete gittiğimde herkes bana Yusufcuğun gözüne ne olduğunu sordu yolda.. Bugün daha iyi ama elhamdülillah.. Şişliği indi, morluğu da epey azaldı.. İlk düştüğünde sürekli buz kompresi yaptım zaten, yoksa daha kötü olabilirdi..


................


Bir önceki gece Yusufcuk düşünce, dün bütün günümü salonun şeklini değiştirmekle geçirdim.. Üçlü koltuğu kaloriferin önüne çekmek zorundayım çünkü başka türlü kapanmıyordu o uzun petek! Sonra onun karşısına şunu koy, geri çek, olmadı tekrar vitrinin yerini değiştir derken.. saatler geçmiş.. Sonunda salona kendimce olabilecek en estetik şekli verdim - hatta verememişim, bu akşam yine değiştirdim iki vitrinin yerini- ve içim rahat etti ama tam ikibuçuk saat uğraşmışım.. Ozan eve gelince inanamadı gördüklerine.. Tek başıma nasıl yaptığımı anlamadı.. Gerçi ilk değil bu, ben canım sıkıldıkça lego aynar gibi mobilyaların yerini değiştiririm evde!! Bu, geçen seneden beri salonun dördüncü farklı şekli.. Ama bu son galiba.. Yusufcuk büyüyene kadar kapalı tutmam lazım o peteğin önünü!

O kadar eşya değiştirmenin üstüne bir de bugün yağmura rağmen pazara gidince Yusufcukla, şu anda kollarmı kaldıracak halim yok.. Kaldırınca da ağrıyor zaten! Ben ne yaptım kendime yaa..


............


Bir duayla bitirelim..


Rabbim sağsalim büyüsün, hayırlı insanlar olsun yavrularımız.. Bize yardım et.. Hem onları büyütürken hem de eğitirken..

Emanetlerine en güzel şekilde sahip çıkabilmeyi nasip et bize..

Amin..

29 Şubat 2008 Cuma

"Kuaybe, hatırlar mısın, hani geçen haftalarda bir kere hastalanmıştı Yusufcuk.. Sonra hastaneye gitmiştiniz.. İdrar tahlili istemişti doktor.. Ve sonra öğlene kadar zorlu bir bekleme süreci başlamıştı.. Yusufcuk direnmişti saatlerce, yapmamıştı çişini.. Ve sen beklemekten, daha doğrusu oradan oraya koşan Yusufcuğu zaptetmekten, yere düşüp sonra da yerleri sıvazladığı ellerini ağzına sokmasın diye çırpınmaktan yorulmuştun.. Söylenmiştin de söylenmiştin..

Sen misin söylenen?

Al bakalım sana daha da beteri.. Yusufcuğun gaita ( yani bizim anladığımız dilde kaka :P ) tahlili için bekle bakalım şimdi... Bu çiş gibi de değil üstelik.. Belli periyotlarla birikmiyor.. Günde bir kere ancak.. Hadi ikincisi şans olsun.. Hani ishaldi senin oğlun? Hani sabah iki kere doldurmuştu bezini? Vaz mı geçti yoksa ishal olmaktan hastaneye gelince? "


Yukarıdaki kısımlar, bugün hastanede kimliğini tespit edemediğim bir iç ses tarafından kulağıma fısıldananlar.. Sizinle paylaşmak zorunda kaldığım için üzgünüm :P Mideniz bulandıysa daha da üzgünüm ama annelik işte.. Bazen bez değiştirmekten daha da ötesi gerekebiliyor.. Ama yine de şükrettim çünkü o gaitaların ( küçük şeffaf kavanozlara doldurulmuş çeşit çeşit örnekler! ) mikroskobik incelemesini yapmak zorunda olan ben olabilirdim.. Benim payıma sadece beklemek düştü bugün..

Sabah, daha doğrusu öğlen babamız hastaneye bıraktı bizi Yusufcukla.. Çünkü iki gündür gaitamız ( böyle yazınca daha masum oluyor sanki :P ) bir acaipti ve enfeksiyon şüphesi vardı. Doktorumuz test istedi.. Ayrıca kırmızı beneklerimize de bakacaktı.. - Ki baktı, kızamıkcığa benziyor, dedi!-

Gitmeden önce iyice karnını doyurdum Yusufcuğun.. Biri yolda biri de hastaneye gider gitmez olmak üzere iki kere emzirdim ama maalesef hiç de beklediğim gibi olmadı gelişmeler.. İki gündür ishal olan çocuk saatlerce bekletti bizi! İçimden "Kesin yapmayacak.." diyorum ama bırakıp gitmeye de vicdanım el vermiyor.. Neyse saat dörde -yani doktorun mesaisi bitene kadar- bekledim ama tahmin ettiğim gibi "gaita" örneği veremedik..

Bu sırada öğlen uykusu uyumayan Yusufcuk iyice huysuzlanmaya ve uykusu başına vurmaya başladı.. Emzirme odasına gidip ters bağladığım bezi çıkarttım - gaita testi için bezi ters bağlattılar bize, emici tarafı dışa gelsin, naylon kısmı içte kalsın ve örnek kolay alınsın diye.. Evden numune götürecek olanlara faydalı olur belki bu bilgi, biz pazartesi günü öyle yapacağız da :)) - yeni bez bağlayıp uyuttum Yusufcuğu.. Bir yandan da eve nasıl gideceğimi düşünüyorum.. Çünkü babamız bizi almaya gelecek durumda değildi ve iki minibüse binmem lazımdı eve gitmek için.. Yusufcuğu oradaki yatağa yatırıp montumu giydim, çantayı kapattım derken ağlmaya başladı.. Tekrar emzirdim.. Uyuyunca ayağa kalktım, tekrar ağladı.. Kucağımda salladım, salladım, salladım.. Baktım uyumuyor, bebiyi kucakladığım gibi dışarı attım kendimi.. O odada biraz daha kalsaydım hiç iyi şeyler olmayacaktı :P

Elhamdülillah her iki minibüsü de hiç beklemedik, hemen geldik bizim sokağın başına.. Bu arada Yusufcuk önünden geçtiğimiz büfede satılan simitleri gösterip "mammaa" deyince simit aldım oğluşuma.. Tatlı tatlı yemeye başladı ve anlam veremediğim bir sakinlik çöktü üstüne :)) Herhalde sabah bizimle kalkıp bir daha uyuyamamasından olacak.. Ben de baktım ki Yusufcuk çok sakin, karşıdaki bayan kuaföre daldım hemen.. "....... Kesim-Saç Tasarım-İmaj" yazılı tabela cezbetti beni sanırım :P Hani dedim, şöyle yeni bir imaj yaptırayım kendime.. Mesela "selocan"ların şapkası gibi bir model.. Ama o uzantıların ucunda pembe çiçekler olacak :P İkisini kurdelayla birbirine bağlayacağım ve ortaya da bir kelebek tutturacağım, hani şu ördüklerimden.. ( Tamam Kuaybe tamam.. Herkes birkaç gündür uykusuz olduğunu, beyninin birkısmının sıvı kıvama geldiğini biliyor zaten.. Belirtiler sana kalsın.. )

Neyse, Yusufcuğun saçlarını kesip kesemeyeceklerini sordum, "Tabii ki keseriz.." dediler.. Kucakladım oğluşumu, eline de yeni bir simit parçası verdim ve sonra çok keyifli anlar yaşadık.. İlk traşımız - daha doğrusu ilk profesyonel traşımız, benim mantar modelleri saymıyorum- çok sakin ve güzel geçti şükürler olsun.. Saçları kesildikçe gözümde daha bir büyüdü, daha bir çocuk oldu benim oğlum.. Siz bakmayın benim ona bebi dediğime :))

.......................


Bu arada, şu saat oldu, Yusufta hala bir gaita örneği yok :P

İyi ki "Yapana kadar bekleyeceğim hastanede.." diye azmetmemişim.. Uyudu kerata.. Sabah uyanınca yapsın, bakalım ben değiştiriyor muyum o bezi..

Öyle gezecek bütün gün, ceza :P

28 Şubat 2008 Perşembe

Yusufcuğumun ateşi düştü çok şükür..
Ama artık biraz süslü bir bebeğiz :P


Vücudunda küçük kırmızı kırmızı pütürler çıkmaya başladı.. Doktorumuz imdada yetişti hemen.. Sanırım sebebi altıncı hastalıkmış.. İki gün daha bekleyip tekrar doktora gideceğiz.. Merak etmenizi istemedim, edenlere de teşekkür ederim :))

16 Şubat 2008 Cumartesi

Hazır Yusuf uyumuşken bugünün de kaydını tutalım sevgili günlük..

Dün gece Yusufcuğun düşmesinden sonra başlayan el titremesi hala tam olarak geçmedi aslında ama biraz sakinleştim galiba.. Olayı uzun uzun anlatmayayım şimdi sana.. Sadece Yusufcuğun bizim yatakta zıplarken geri geri düştüğünü, önce ağzını bazanın kenarına çarptığını ve o hızla tekrar geriye sekerek kalorifere çarpışını geçelim kayda.. Sonra benim çığlıklarımı.. Ne olduğunu anlayabilmek için lavaboda yüzünü yıkarken akan ağız dolusu kanları.. Tir tir titrememi.. Asla ağzını açmayan Yusufcuğun sakinleşmemesini.. Sabaha kadar ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlıkla bekleyişimi.. Gündüz de her bakmaya çalıştığımızda ağzını sıkı sıkı kapatışını.. Vee az önce yaptığım hasar tespit çalışmasının ardından gördüklerimi.. Sadece bunları geçelim kayda.. Alt dişlerden biri üstte çıkmayan dişin olduğu yere vurmuş, ezmiş ve kan oturmuş oraya.. Diğer alt dişin ucu kırık.. Birazcık ama, çok değil.. Dilinin altı kesilmiş ve çenesinin altı da kan oturmuş vaziyette.. Yani anlayacağın, hasta Yusufcuk bir de kazazede oldu dün :((

Bu aralar sadaka vermeyi biraz ihmal ettiğimin farkına vardım..

Hastalığı da hala geçmiş değil.. Sadece emerek yaşamaya, tıkalı burnunu ve boğazını sinir ola ola açmaya ve bu sabahtan beri koca dedeler gibi öksürmeye devam ediyor.. Göğsüne iniyor galiba.. Pazartesi doktoruna götüreceğim bir değişiklik olmazsa.. Ihlamur kaynattım demin, içmeden uyudu küçük inatçı.. Ben içtim sütümden geçsin diye :P


...........................


Aaa, günlük ben dün amcamızın askerden geldiğini yazmayı unutmuşum sana.. Cık cık, ne ayıp..

Yusufcuk çok mutlu.. Elinden çeke çeke götürüp istediği şeyleri buyurabileceği, kendisini kucağa aldırıp aynaya bakabileceği, şımardığı zaman poposunu arkaya ittirip eğilerek başını iki yana sallayıp şirinlik yapabileceği birisi daha var artık evde.. Gerçi "Bir haftaya kalmadan gideriz.." diyor babaannemiz ama ben rahata çok alıştım galiba.. Bırakmam :P


Amcası kendi havacı şapkasını hediye etti bu arada beybişe.. Küçük asker oldu benim oğlum..

................................


























Bu arada, sefkililer gününde Ozan'ın yaptığı jesti karşılıksız bırakmadığımı bilesiniz :P


Ben de kalp köfte yaptım kendilerine.. Ne de olsa bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş.. - Ozan için bu, yüzde yüzün üzerinde geçerli -


İlla kırmızı olması gerekmiyordu di mi sevgililer günü kalplerinin :P


............................



























Bunlar da sevgili Ayşe'nin bugün gelen tatlı hediyeleri..

Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam Ayşecim, çok teşekkürler.. Yani moral oldu dün geceki düşmenin üstüne.. Sabah paket gelince biraz normale döndüm..


Sadece Yusufcuğu değil beni de düşünmüş canım arkadaşım.. Çok istiyordum Siyah Süt'ü okumayı.. Ayrıca kitabın iç kapağına yazdıkların için de çok teşekkür ederim..


Lütfen artık yaz, olmaz mı..


..........................


Yusufcuk akşam babası gelince olan biteni "biiir bir" anlatmayı biliyor elini bir aşağı bir yukarı sallaya sallaya :))


Bu aralar da Pınar Beyaz'ın "beyn"li reklamına takmış durumda.. Okan Bayülgen "Ben buldum, ben buldumm" diye bağırdıkça Yusuf coşuyor :))


Bu akşam gittiğimiz arkadaş toplantısında evsahibinin kendisinden yaklaşık bir yaş büyük oğlunu sürekli sıkıştırdı Yusufcuk.. Bir bağırış geliyor, Yusuf balonu almış vermiyor, bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun bisikletine binmiş inmiyor.. Bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun yüzünü çizmiş! Babaannesi haklı galiba, "bitirim" oldu bizim bacaksız.. Şimdiden racon kesiyor :P Boyuna posuna bakan, görmeden inanmaz yaptıklarına..


Şimdilik bu kadar sevgili günlük..
Kusura bakma, çok uykum geldi gerçekten..
Bilirsin, sana yazmayı severim yoksa :P

30 Ekim 2007 Salı

Yok..

Iıı ıııhh..

Biz bu kış saatine alışamadık!!

Hava kararıyor, akşam oluyor, yemeğimizi yiyoruz.. Bir bakıyoruz saat daha altı.. Eee, ne yapacağız onca saat? Yusufcuğun uyumasına daha dünyalar kadar zaman var!!



Neyse ki bu haftasonunu DVD izleyerek geçirdik.. "Cesur Civciv"i aldı babamız bize, çok eğlendik :)) Aslında çok eski bir film galiba ama biz daha yeni izledik.. Ben bayıldım ama.. Hem hikaye ve kahramanlar çok güzeldi hem de cesur civcivi aynı Yusufcuğa benzettim.. Yanakları neredeyse oğlumunki kadar şirindi :P




Spider Man 3'ü de unutmayalım tabii.. Şimdiden iki kere seyrettik.. Yok yanlış anlaşılmasın, hayranı falan değilim ben, tamamen Ozan'la ilgili bir mesele :)) Serinin birinci ve ikinci filmlerini de defalarca seyretmek zorunda kalmıştım onunla beraber.. Hımm, düşünüyorum da Yusuf'un bu kıpırcık halinde Ozan'ın büyük rolü var.. Daha küçük bir fetüsken babası yoğun Spider Man etkisinde bıraktı beybişimi :)) Eh, şimdi koltuktan koltuğa atlamaya çalışan 13 aylık bir oğlumuz var!!

Dün iki kere düştü Yusufcuk yine.. İlkinde koltuktan takla atmak suretiyle sırtüstü, ikincisinde de babasının havada ayaklarından yakalamasına rağmen başını vurmasını engelleyemediği şekilde kafa üstü!! Koltuğun yan tarafına kadar gidip resmen aşağı bıraktı kendini.. Diyorum ya hepsi Spider Man'in suçu :))

Aslında onu bu kadar suçlamak da doğru değil.. Haftalar sonra ilk defa elime alabildiğim bebiş kitabımı okudum biraz.. Yeni yürümeye başlayan bebeklerin sık düşmesinin en büyük nedenleri hem yakını uzağı gördükleri kadar iyi görememeleri hem de yükseklik algılarının gelişmemiş olmasıymış.. Bunu farketmiştim zaten, yoksa niye koltuktan aşağı yürüyerek inmeye çalışsın ki Yusufcuk? Yüksekliği algılayamıyor işte..


Neyse, kış saatine geri dönelim.. Her zaman saat beş civarı yürüyüşe ya da alışverişe gitmeye alıştığımız için dün de o saati buldu evden çıkmamız.. Tabii hava kararmıştı neredeyse.. Ama akşam demedik, karanlık demedik, parka götürdük bebişimizi.. İşte size Yusufcuğun park sefasından kareler..



Bir de dönüş yoluna ait karelerimiz var tabii ama fazla gözyaşı içerdiğinden onları eklemedim :))


..........................


Sizin çalışma masanızın çekmecesinde ne var?

Benimkinde Yusufcuk var :))


Yusufcuk pek bir entel dantel oldu bugünlerde :))

Eline kalem kağıt geçirdi mi başlıyor çizmeye, karalamaya.. Annesini modelliyor işte çocuk, ne yapsın.. Zavallı gibi iş yetiştirmeye çalışıyorum ben :((


Tabii bu entel faaliyetler biraz dağınıklığa sebep oluyor evde..
Ama inanın, aslında ben titiz ve düzenli bir insanım.. Gerçekten :))



..................


Benim oğlum iyice büyüdü artık..
Ekmek almaya bile gidiyor babasıyla..


Ben de pencereden onlara her bakışımda, bir elinde lolipopu, bir elinde ekmeğiyle oğlumu hayal ediyorum bu karede..


Babasının kucağında olmayacak artık.. Aynı oradan bakıp "Annecimm, aldım ekmeemisi.." diyecek belki bana.. Kapıyı açtığımda, yanağına kondurduğum öpücük karşılığında ekmeği verecek ve kocaman bir çocuk olarak bakacak gözlerime..

Minik meleğim benim..



.....................

Dün parktan sonra alışveriş de yaptık ve ne zamandır piyasaya çıkmasını beklediğim yeni bezlerden aldım.. Daha önce Baby Star'ın web sitesine üye olmuştum ve deneme için numune ürün göndermişlerdi eve, çok beğenmiştim.. İki paket aldım hemen.. Yeni ürün olduğu için fiyatı çok uygun.. Bir paket Prima ya da Huggies fiyatına iki paket Baby Star aldık.. Daha sonra yükselir mi bilemem ama bu ürün için bu fiyat çok iyi.. Bezler çok kaliteli ve çok güzel gerçekten..

Yusufcuğu da bütün bir akşam boyunca oyaladı.. Ben daha ne isterim ki :))


....................

Facebook çılgınlığına ben de dahil oldum!!

Çılgınlık diyorum çünkü dün gece resmen yanıyordu gözlerim artık ekrana bakmaktan.. Onu da arayayım, "Hah, bir arkadaşımı daha buldum, listeye ekleyeyim.." derken saat kaç oldu.. Yıllardır görüşmediğim insanlara ulaştım.. Henüz bir ilkokul arkadaşımı bulamasam da sevinçten zıp zıp zıpladığım anlar oldu.. Programı karıştırıp kurcaladıkça kalkamadım başından :))


.....................


Minik düğme çiçekleri yapmaya devam ediyorum :)) Dün beş renk iplik daha aldım, şimdi kırmızılara başladım.. Bitirebilirsem hepsini, yarın bebiş görmeye giderken onları takacağım inşaallah.. Sadece kendime değil, hediye olarak da yapıyorum.. Baktım tuttu, ticaretine falan başlarım artık :P Cidden kitap yazmaktan daha kolay.. Ve daha eğlenceli olduğu da kesin :))


Yusufcuk uyandııııı...

Gitme vakti..

Daha Zehra'nın sobesini yazacaktım ama ben :((
Zehracım, yarın yazsam kızmassın di mi?

26 Eylül 2007 Çarşamba

Bugünkü yazımıza yine bir soru ile başlıyoruz..
Bu nedir?


Cevabı bilenlere Baştürk Limited Şirketi (!) tarafından hediye çeki verilecektir..

Sevgili Emine ve ailesi kampanyamıza dahil değildir :P

.................

Yusufcum o yüzündeki ne annem, gözlük mü?
Hayır..


Diş kaşıyıcı mı?
Hayır..


Küpe mi, kulağına takmışsın?
Hayııııırrrrrrrrr...


Peki ne o zaman? Söyle teyzelere..
"Emine teyzemin bana gönderdiği telefon" :))

Bir de bu sportif+karizmatik takımım var tabii..



Canım Eminecim taa Amerikalardan çok güzel bir hediye paketi göndermiş oğluma.. İçinden ilk fotoğraftaki de dahil bu ciciler çıktı.. Canım çooook teşekkür ederiz.. ( Tabii hediyenin bize ulaşması için zahmet veren ikizin Fatma'ya da )Yusufcuk telefonu bırakmıyor elinden.. "Alo Ozaaannn.. " diyorum, hemen yapıştırıyor kulağına :))


Gelelim ilk fotoğrafa.. Efendim o bir sling..


Anne ve bebişi başta olmak üzere her sling sahibi annenin çektiği fotoğraflara ağzımın suyu akarak baktığımı ve "Ben de istiyoruuumm.." diye naralar attığımı gören Eminecim daha fazla dayanamamış, bir sling gönderdi oğluma.. Nasıl mutlu oldum anlatamam.. Şimdi Yusufcuğun uyanmasını bekliyorum.. Birazdan markete gitmek suretiyle ilk sling denememizi yapacağız oğlumla :)) Alışır ve sever diye ümid ediyorum çünkü evde de slingle gezdirme planlarım var kendisini.. Üç gündür kucağımdan iki saniyeliğine bile bırakamıyorum.. Hasta olduğundan mı, yeni bir diş geldiğinden mi bilmiyorum.. Nazdan geçilmiyor evin içinde..


................


Gelelim diğer cici hediyemize..

Tatlı fındığım ve annesi Sabahnur'un hediyesi - öyle yazıyordu paketin üstünde :) -

Şu anda kuruma aşamasında olduğu için meleğime giydirip fotoğraflayamadım ama birkaç gün sonra gideceğimiz iftarda "Ramazan'ın şıkı" olacak inşaallah oğlum bu yeni cicileriyle..


Şık bir kurdale ile ayrı bağladığına göre çorabı ayrı almışsın Sabahnurcum ama bu kadar mı uyum olur, bu kadar mı özenilir bir hediye için..
Çok teşekkürler..



Bu arada evde olduğum halde bana ulaşamayan, daire kapısına çıkmayıp apartman girişine not bırakan ve daha sonra beni arayıp paketimi şubeden almamı isteyen, bebeğimin hasta olduğunu ve oraya kadar yürüyemeyeceğimi -şube mesafesi bize çok uzak ve o civarda metro inşaatı olduğu için yol kapalı, minibüs, otobüs vs. gitmiyor, tam 42 +42 dakika yürüdüm ağır ağır! -, bu güzergaha geldiklerinde paketi bırakmalarını rica etmeme rağmen beni reddeden Aras Kargo'ya kınama soslu sevgilerimi yolluyorum :P


( Bu aralar çok firma eleştirir gördüm kendimi! )


................


Gelelim doom günü menüsünden iki tarife..


Ayçacım, ilk tarif senin için..


Lezzet topu:


Bir adet kakaolu kek yapılır.. Fırının içinde bekletilip yumuşacık olarak soğutulan kek biraz süt ve krema çikolatalardan biriyle ( çokokrem, nutella, peripella vs. ) yoğrulur.. Avuç içinde yuvarlanarak küçük topcuklar haline getirilir ve üzerine hindistan cevizi serpilir.. Sonra da kan şekeri tavan yapana kadar afiyetle yenir :))




İkinci tarifimiz de iftar çorbamıza ait..


Ölçülü miktarlar veremiyorum çünkü ben de öyle yapmadım.. Göz kararı bir tarif ama aşağı yukarı birşeyler yazacağım..


Bir su bardağı kadar yeşil mercimeği üzerini geçecek kadar bol suyla haşlıyoruz.. Başka bir tencerede et suyumuzu kaynatıp ( normal suyla da olur ama o lezzeti yakalayamazsınız, ben denedim çünkü ) içine şehriyeleri atıyoruz. Şehriyeler yumuşayınca az miktarda haşlanmış, didiklenmiş eti ve diğer tenceredeki mercimekleri suyuyla beraber et suyuna ekliyoruz.. Altını kısıp sarmısaklı yoğurt yapıyoruz ve çorbanın suyundan biraz biraz ilave ederek yoğurdun kesilmeden ılımasını sağlıyoruz.. İyice ılık bir hale gelince karıştırarak çorbaya ilave ediyoruz..
Acı seviyorsanız çorbayı servis sırasında yağda kavrulmuş pul biberle süsleyebilirsiniz..


................


Yukarıdaki telefonlu fotoğraflarda dikkatinizi çekmiştir belki.. Kocaman bir yara izi var Yusufcuğun alnında.. Dün çok büyük bir kaza atlattı meleğim.. Çok şükür ki sadece biraz derin bir sıyrıkla atlattık.. Gerçi ben ilk başta alnındaki kanı görünce yarıldı zannedip evde deliler gibi oraya buraya koşturdum ama güç bela yarayı temzileyip buz kompresi yaptığımda o kadar da kötü olmadığını gördüm.. Rabbim yavrumu ve tüm bebişleri korusun kazalardan.. Belki yarım metreydi aramızdaki mesafe ama tutamadım işte.. Rabbime emanet minişlerimiz.. Bizim korumamızla olmuyor hiçbirşey, aciz kalıyoruz yanıbaşında olsak bile..


..................


Yusufcuk yürüdü yürüyeli yeni bir gündem maddem var: İlk adım ayakkabısı.. Doktorumuza sordum, "İlk iki yaşa kadar evde ayakkabı giydirmenizi önermiyoruz, ayak kasları üzerine basıldıkça gelişir, ayak çukuru ancak böyle oluşur." dedi.. Sadece dışarı çıkarken ayakkabı giydirmemizi önerdi. Nasıl birşey alacağıma hala karar veremedim.. Ortopedik olması şart değilmiş, onlarca model ve 20 YTL ile 120 YTL arasında değişen onlarca fiyat var.. Açıkcası iki ay giyilecek bir ayakkabıya o kadar para vermek istemiyorum ve bu konuda tecrübeli arkadaşların tavsiyelerine ihtiyacım var.. Siz nasıl birşey aldınız?


.....................


Yusufcuk iki gündür "Eğğnnnii, enniiiğğğ.." gibi birşeyler söylüyor ağlarken..
Bu "anne" demektir di mi?

Di mi?