Bir tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir tespit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2008 Cuma

Anket sonuçlarına göre C ve D şıkkı başa baş gidiyor..

Bu tahmin ettiğim birşeydi ama "Bomba ihbarı yaptı" şıkkını seçen üç kişiden kimliklerini açıklamalarını talep ediyorum :P

.....................


Babaannemiz ve amcamız evlerine döndüler.. Üç gündür yanlızlığa alışmaya çalışıyoruz Yusufcukla.. Kayınvalideme çok yalvardım "Yusufcuğun tüm dişleri çıkana kadar kal.." diye ama kabul etmedi :P

Diş demişken.. Alttaki ilk azımız da patlamak üzere.. Uca kadar gelip kabardı minik yaramaz.. Bu gece de ona harcarız herhalde mesaiyi!! Yani durdu durdu, bir aya neredeyse beş diş sığdırdı minik afacan.. İşin kötüsü bu akşam iki yatılı misafirim var, yarın öğlen de liseden arkadaşlarım gelecek Yusufcuğu görmeye.. Neyse iyi olur belki de, dikkati dağılan Yusufcuk acısını unutur biraz.. İkram işini de hazırlardan hallederiz artık :P


....................


Yanlız geçirdiğimiz iki gün boyunca yaramazlık yaptıkça Yusufcuğu tekrar azarlamaya başladığımı, hızına yine yetişemediğimi farkettim.. Demek ki bebek büyütürken yardım almak, zannettiğimden çok çok daha önemli.. İnsan yükünü paylaşınca tahammül seviyesi de artıyor.. En uca gelmiyor sabır göstergeleri.. Biraz durup bir istanbul kaçamağı mı yapsak ne?

....................


Yusufcuk "hayret etmeyi" öğrendi çok tatlı bir şekilde.. Şaşırdığı birşey olunca elini aynen benim gibi ağzına kapatıp "Hiğğğ" diyor :)) Bu hareketi bazen yaramazlıklarından sonra da yapıyor tabii.. Bugün ben birşeyle uğraşırken, yazdığım testleri ve kaynak kitaplarımı indirmiş kütüphaneden, darmadağan etmiş.. İçeri girdiğimde bana fırsat bırakmadan o verdi şaşırma efektimizi, "hiiiğğğğ" diye :))

.....................


"Vütti"miz "uti" oldu artık.. Babasının elini çeke çeke ütünün durduğu dolabın önüne götürüyor ve "uti" diye bağırıyor küçük efendi. Sonra da türlü şirinliklerle elde ettiği ütüyü salona getirip önce fişe takıyor -bizim gözetimimizde, zaten sadece fişe takmak yetmiyor ütünün çalışması için, düğmeyi çevirmek gerekiyor- sonra da itinayla halılarımızı ütülüyor.. Neden seviyor ütüyü bu kadar, gerçekten bilmiyorum..

Son hızla etrafı temizlemeye de devam ediyor bu arada.. Kire hiç tahammülü yok -kendi meydana getirdikleri hariç tabii :P- Ben ona yemek yedirirken yere birşey düşse -ekmek veya bir küçük makarna mesela- hemen onu işaret ediyor al diyerek ve ben onu almadan ağzına lokma koymuyor.. Eline birşey dökülürse sildiriyor, yerde birşey bulduğunda bana getirip gösteriyor hemen.. Topan topan kağıt havlu tüketiyoruz bugünlerde.. Koparıp koparıp orayı burayı siliyor :)) Acaba diyorum, herşeyi silen Maka Paka'dan mı öğrendi bunu, oraya buraya sürdüklerini silmeye çalışan ve sürekli o halde gezen benden mi?

......................


Babaanesi buradayken çarşafla sallanarak uyumaya çok alışmıştı Yusufcuk.. Uykusu geldiğinde hangi odada olursa olsun onu salladığımız çarşafı bulup getiriyor ve bir elini havada sallayarak "Nenniiğğğ" diyordu :)) Sallayacakmışız yani paşayı.. En korktuğum şeylerden birisi, babaannesi gidince de sallanmak istemesi ve gündüz uykularını benim için bir kabusa çevirmesiydi.. Ama iki gündür durum iyi maşaallah.. Uykusu gelince beni elimden tutup yatakodamıza götürüyor ve yanıma yatıp emmek istiyor.. Emerek de uyuyor çok şükür.. Sanırım evde yanlız olduğumun ve yanlız başıma onu sallayamayacağımın farkında meleğim.. Umarım böyle devam eder..

..........................


Özlemcim, misafirlerim gelmek üzere..
Sobe bir sonraki yazıda inşaallah tamam mı?

6 Kasım 2007 Salı

Sanırım normale dönmeye başaldım :P

Yanlız çok kişisel ve sıkıcı olabilir bu yazı, baştan uyarayım..


Geçen hafta bana ne oldu bilmiyorum.. Sadece sebepleriyle ilgili birkaç tahminim var:

* Doğumdan beri sürekli bastırdığım depresif yönümü bu kez bastıramamam ( ve hala bu dönemi atlatamamış olduğumu görüp daha da üzülmem.. Geçen hafta "mutlu"culuk oynamayı beceremedim..)

* Yanlızlık ( Özellikle de yardıma ihtiyacın olduğu bir dönemde en yakınların tarafından bile reddedilme.. Tamam biliyorum, dünyanın merkezi ben değilim, herkesin kendi meşguliyetleri, bahaneleri var ama bu benim problemimi çözmüyor, bilsem de üzülüyorum.. )

* Ozan'ın çok yoğun olması ( Yazın erkenden eve gelmesine ve Yusufcuğu oyalamasına alıştığım babişin önce okulunun, şimdi de sınavlarının başlaması ve sabah sekizde çıkıp akşam taa on civarı gelmesi.. O saate kadar tüm enerjimin bitmesi ve ondan yardım beklemek bir yana, benim ona moral vermeye çalışmam.. )

* Yusufcuğun zaten çok uzun (!) olan gündüz uykularını ısrarla bire indirmeye çalışması ( Uykusuzluktan sarhoş gibi olana kadar kendini zorlaması ama uyumaması, sonra da acısını benden çıkartması!!! )

* Ve tabii iş.. ( Aldığıma alacağıma bin pişman olduğum kitap projesi.. Bunu bitirmeyi becerebilirsem şayet, çooooooook uzun bir süre çalışmayı düşünmüyorum.. Stres yoğunlaştıkça sinirim Yusufcuktan çıkıyor çünkü.. Tahammülüm bittiğinde bağırmak zorunda kalıyorum ve beni en çok üzen şey bu zaten.. Kendimi canavar gibi hissediyor, o ağladıkça ben de ağlıyorum.. )

Birkaç küçük ayrıntı daha var ama onları da yazmayayım artık.. Aslında farkındayım, ortada problem olarak adlandırılacak bir durum yok.. Birçok insan büyük hastalıklarla, dermansız dertlerle cedelleşiyor.. Benim sıkıntılarım onların yanında bir hiç.. Ama sanırım benim yapımla ilgili birşey bu.. Fazla duygusal, fazla kırılgan ve bu aralar fazla karamsar oldum galiba..

Yıllardır bildiğim ama bu sabah bir televizyon programında tevafuken tekrar duyduğum birşey var.. Bir sıkıntı ya da yükümlülüğün devamlı olduğunu düşünmek, onun zihnimizde büyümesine ve ona karşı koyabileceğimiz gücü tüketmemize yol açıyor.. Örneğin Yusufcuğun en azından bir sene daha ( emzirmeyi kesene kadar ) gece kesintisiz uyumayacak olduğunu düşünmek içime fenalıklar getiriyor ama bu bana bir fayda sağlamıyor.. Aksine tahammülümün tükenmesine, buna hiç dayanamazmışım gibi düşünmeme yol açıyor.. Belki bunu zihnimden atsam ve sabrımı sadece o ana harcayıp ilerisini düşünmesem daha rahat olacağım.. Bu, çözüm adına uygulamaya koyduğum ilk tespit..

İkincisi ise, daima ama daima zihni birşeylerle meşgul etmek.. Başka birşeye daldığında kendi içini unutuyor insan.. İki gündür arada derede birşeyler okumaya, evle ilgili birkaç işi halletmeye çalışıyorum.. İyi geldiğini farkettim.. Yusufcuk fırsat vermiyor diye kitap okumayı hep erteliyordum ama peşinde koşarken tek elle, yarım yamalak bile olsa birşeyler okumaya karar verdim..

Ve tabii yoğun dozda "şükür" ilacı almaya başladım.. Nelere sahip olduğumu tekrar tekrar listeledim ve Rabbime defalarca hamdettim.. Özellikle de Yusufcuk için.. "Herkesin şükür vesilesi yaptığı şeyi ben nasıl olur da şikayet vesilesi yaparım.." diye hayıflandım.. Bundan sonra şikayet mikayet yok.. Oysa neler neler vardı anlatacağım.. Yeni kararıma şükretsin Yusufcuk :P

Sıkıldınız değil mi? Haklısınız.. Bu kadar yeter..
Sizleri de terapi amaçlı bu yazıya ortak ettiğim için üzgünüm ama baştan uyarmıştım :))

Yazmak istediğim son şey, aşağıdaki yazıya yaptığınız yorumlarla ilgili.. Beni seven, düşünen ve en önemlisi de benim için dua eden dostlarımın olduğunu bilmek, kendimi iyi hissetmemi sağlayan şeylerin en başında geliyor.. Allah hepinizden razı olsun.. Canım Fethiye'min, Sonnur'umun ve İremciğimin sesini duymasaydım, Arzu'nun güzel mailini okumasaydım, her yorumda içim ferahlamasaydı bu kadar iyi hissetmeyecektim sanırım kendimi..

Sizleri çok seviyorum..

30 Ekim 2007 Salı

Yok..

Iıı ıııhh..

Biz bu kış saatine alışamadık!!

Hava kararıyor, akşam oluyor, yemeğimizi yiyoruz.. Bir bakıyoruz saat daha altı.. Eee, ne yapacağız onca saat? Yusufcuğun uyumasına daha dünyalar kadar zaman var!!



Neyse ki bu haftasonunu DVD izleyerek geçirdik.. "Cesur Civciv"i aldı babamız bize, çok eğlendik :)) Aslında çok eski bir film galiba ama biz daha yeni izledik.. Ben bayıldım ama.. Hem hikaye ve kahramanlar çok güzeldi hem de cesur civcivi aynı Yusufcuğa benzettim.. Yanakları neredeyse oğlumunki kadar şirindi :P




Spider Man 3'ü de unutmayalım tabii.. Şimdiden iki kere seyrettik.. Yok yanlış anlaşılmasın, hayranı falan değilim ben, tamamen Ozan'la ilgili bir mesele :)) Serinin birinci ve ikinci filmlerini de defalarca seyretmek zorunda kalmıştım onunla beraber.. Hımm, düşünüyorum da Yusuf'un bu kıpırcık halinde Ozan'ın büyük rolü var.. Daha küçük bir fetüsken babası yoğun Spider Man etkisinde bıraktı beybişimi :)) Eh, şimdi koltuktan koltuğa atlamaya çalışan 13 aylık bir oğlumuz var!!

Dün iki kere düştü Yusufcuk yine.. İlkinde koltuktan takla atmak suretiyle sırtüstü, ikincisinde de babasının havada ayaklarından yakalamasına rağmen başını vurmasını engelleyemediği şekilde kafa üstü!! Koltuğun yan tarafına kadar gidip resmen aşağı bıraktı kendini.. Diyorum ya hepsi Spider Man'in suçu :))

Aslında onu bu kadar suçlamak da doğru değil.. Haftalar sonra ilk defa elime alabildiğim bebiş kitabımı okudum biraz.. Yeni yürümeye başlayan bebeklerin sık düşmesinin en büyük nedenleri hem yakını uzağı gördükleri kadar iyi görememeleri hem de yükseklik algılarının gelişmemiş olmasıymış.. Bunu farketmiştim zaten, yoksa niye koltuktan aşağı yürüyerek inmeye çalışsın ki Yusufcuk? Yüksekliği algılayamıyor işte..


Neyse, kış saatine geri dönelim.. Her zaman saat beş civarı yürüyüşe ya da alışverişe gitmeye alıştığımız için dün de o saati buldu evden çıkmamız.. Tabii hava kararmıştı neredeyse.. Ama akşam demedik, karanlık demedik, parka götürdük bebişimizi.. İşte size Yusufcuğun park sefasından kareler..



Bir de dönüş yoluna ait karelerimiz var tabii ama fazla gözyaşı içerdiğinden onları eklemedim :))


..........................


Sizin çalışma masanızın çekmecesinde ne var?

Benimkinde Yusufcuk var :))


Yusufcuk pek bir entel dantel oldu bugünlerde :))

Eline kalem kağıt geçirdi mi başlıyor çizmeye, karalamaya.. Annesini modelliyor işte çocuk, ne yapsın.. Zavallı gibi iş yetiştirmeye çalışıyorum ben :((


Tabii bu entel faaliyetler biraz dağınıklığa sebep oluyor evde..
Ama inanın, aslında ben titiz ve düzenli bir insanım.. Gerçekten :))



..................


Benim oğlum iyice büyüdü artık..
Ekmek almaya bile gidiyor babasıyla..


Ben de pencereden onlara her bakışımda, bir elinde lolipopu, bir elinde ekmeğiyle oğlumu hayal ediyorum bu karede..


Babasının kucağında olmayacak artık.. Aynı oradan bakıp "Annecimm, aldım ekmeemisi.." diyecek belki bana.. Kapıyı açtığımda, yanağına kondurduğum öpücük karşılığında ekmeği verecek ve kocaman bir çocuk olarak bakacak gözlerime..

Minik meleğim benim..



.....................

Dün parktan sonra alışveriş de yaptık ve ne zamandır piyasaya çıkmasını beklediğim yeni bezlerden aldım.. Daha önce Baby Star'ın web sitesine üye olmuştum ve deneme için numune ürün göndermişlerdi eve, çok beğenmiştim.. İki paket aldım hemen.. Yeni ürün olduğu için fiyatı çok uygun.. Bir paket Prima ya da Huggies fiyatına iki paket Baby Star aldık.. Daha sonra yükselir mi bilemem ama bu ürün için bu fiyat çok iyi.. Bezler çok kaliteli ve çok güzel gerçekten..

Yusufcuğu da bütün bir akşam boyunca oyaladı.. Ben daha ne isterim ki :))


....................

Facebook çılgınlığına ben de dahil oldum!!

Çılgınlık diyorum çünkü dün gece resmen yanıyordu gözlerim artık ekrana bakmaktan.. Onu da arayayım, "Hah, bir arkadaşımı daha buldum, listeye ekleyeyim.." derken saat kaç oldu.. Yıllardır görüşmediğim insanlara ulaştım.. Henüz bir ilkokul arkadaşımı bulamasam da sevinçten zıp zıp zıpladığım anlar oldu.. Programı karıştırıp kurcaladıkça kalkamadım başından :))


.....................


Minik düğme çiçekleri yapmaya devam ediyorum :)) Dün beş renk iplik daha aldım, şimdi kırmızılara başladım.. Bitirebilirsem hepsini, yarın bebiş görmeye giderken onları takacağım inşaallah.. Sadece kendime değil, hediye olarak da yapıyorum.. Baktım tuttu, ticaretine falan başlarım artık :P Cidden kitap yazmaktan daha kolay.. Ve daha eğlenceli olduğu da kesin :))


Yusufcuk uyandııııı...

Gitme vakti..

Daha Zehra'nın sobesini yazacaktım ama ben :((
Zehracım, yarın yazsam kızmassın di mi?

3 Ekim 2007 Çarşamba

Hımm, nereden başlasam?


İlk şoku atlattım, önce onu belirteyim :)) Daha o gece iyiydim aslında ve bu DVD hadisesi çok büyük muhasebelere itti beni.. Kısaca özetlemek gerekirse :


* Hırs yaptığım, çok istediğim, mükemmel olması için özen gösterdiğim her konuda "aksiyle imtihan olduğumu" bir kez daha anladım.. Yatak odası da doğum günü de üstüne fazla düştüğüm konulardı, her ikisinden de acı bir tecrübe hatıra kaldı bana maalesef :((

*İkincisi, "Madem kötü birşey olacaktı, iyi ya görüntülere olmuş, ya meleğime olsaydı.." diye düşündüm.. O kadar üzüldüğüme üzüldüm..

* Son olarak da bu "görüntü, kayıt, sonradan izleme, keşke deme" vs. meseleleri çarışım yapa yapa aldı beni, taa ahiret günü muhasebesine götürdü.. O gün karşımıza çıkacak, belki de çoktaaan unuttuğumuz ama o gün bizi ya çok sevindirecek ya da kahredecek görüntüleri düşünüdüm.. Her anımızın kaydedildiğini, bazı görüntülerin biz istesek bile silinme imkanının olmadığını hatırladım.. Hatırladım diyorum çünkü hayatın akışına kapılmış sürüklenirken, sadece günü kurtarmayı düşünürken ne çok şeyi unutmuşum ben!! Ahirette yüzümü aydınlatacak, yoluma ışık tutacak kayıtlar biriktirmek için endişelenmeyi bile.. Çok yazık, çok yazık bana..


Neyse.. Bu bir vicdan muhasebesi ve hepsini buraya aktarmama imkan yok zaten.. Sadece, bu farkediş çok etkiledi beni, onu paylaşmak istedim..

Günlük moduna geri dönelim..

....................

Bu fotoğraf, üç gün önceye ait..

Oturdum kara kışta kalmış gibi bir güzel giydirdim meleğimi evin içinde çünkü bu güzel hediyeleri siz de görün istedim..


Canım Tubamın paşasına ördüğü takım..


Ellerine sağlık Erikcim.. Tek kelimeyle harika olmuş.. Hele o paketi açar açmaz yüzüme çarpan mis gibi koku mest etti beni.. Bir de güzel parfümlemiş arkadaşım hediyesini :))


Yusufcuğuma da güzel bir not yazmış.. Sakladım teyzesi, merak etme..

.....................


Bu fotoğraf da kitap fuarından meleğimin odasına aldığım postere ait..
Dağıstan Çetinkaya çizmiş.. Çok beğendim..
Sağ üstte, "Kitap oku, kanatlansın hayallerin" yazıyor..
Zaten bu poster de tam anlamıyla kanatlanmış hayallerin resmi :))


Haftasonu çok güzel bir gün geçirdik İrem ve karakuzusuyla.. Önce kitap fuarına gittik ve biraz abartıp tam bir buçuk saat gezdik minnoşlarla :)) Sonra da onların evine gidip kocaman bir kavanoz turşu kurduk..


İşte size fuardan kareler..





Yusufcuk o gün tam onlamıyla bir enerji topuydu..
Meraklı bakışlarla pıtır pıtır gezdi standların arasında..
Kucağıma gelmek istemedi hiç..




Kendisine kitaplar beğendi, onları bir güzel inceledi.. Hatta babasına da yardım etti :))
Bazı şanslı müşteriler fişlerini Yusufcuğun elinden aldılar :P

Yanlız o kadar kalabalıktı ki fuar,
İrem gezmediği kısmı bile feda etti, zor attık kendimizi dışarı minnoşlar daralınca :))


Yusufcuk, gün boyunca yediği tek şey olan çubuk krakerlerle ilgili kritik yapma modundaydı..
"Hımm, kucağıma düşmüş olan yarım.. Demek ki diğer yarısını yemişim.. İki de önceden yemiştim, etti iki buçuk.. Bir de elimde var.. Onu da yersem fazla gelir yaa.. Vaz mı geçsem acaba? Kilo falan alırım sonra.. Yok yok, yemiyim bunu ben.."


Hasıl-ı kelam.. Kitapları seviyorum.. Kitap fuarlarını seviyorum..
Meleğime kitap almayı ise çoooook seviyorum..

Böyle güzel güzel okuduğunu görünce de dünyanın bütün güzel kitaplarını önüne yığasım geliyor :))

................


Yusufcuktan notlara geçelim..

*"Kulağın nerede?" deyince kulağını gösteriyor miniciğim..

* Oyuncak ya da gerçek, ne zaman bir telefon görse hemen kulağına götürüp "Ayee" diyor :)) Ben "Alo Ozann.." deyince de elinde telefon yoksa bile elini dayıyor kulağına..

* Çoraplarım ayağımda değilse getirip ayağımın üstüne koyuyor :)) Dün baktım kendi çoraplarını da giymeye çalışıyor, uğraşıp uğraşıp beceremeyince de kızıyor kendine :))

* İki gündür hava güzel diye parka götürüyorum meleğimi.. Arabasından çıkartır çıkartmaz ipi kopmuş gibi koşturup koşturup düşüyor.. Kumları alıp alıp havaya atıyor!! Ben onu salıncakların yanına götürüyorum, o sürünerek bile olsa süs havuzuna ulaşmaya çalışıyor.. Hayır bıraksam hemen dalacak içine, adım gibi biliyorum :)) Su delisi bir bebişim var çünkü..

* Son bir haftada hanemize ve bütçemize verdiği zararlar :

- Kaşla göz arasında çamaşır suyunu devirdi mutfak halısına.. Kocaman ve iğrenç bir beyaz lekemiz var artık!! İşin yoksa al eline çamaşır suyu şişesini, çiçek çizmeye çalış o lekenin üstüne ve farklı yerlere -tek olunca çok sırıtır :))- onlar da ağaracak diye bekle.. Olmadı, bayram harçlıklarımızla yeni halı alacağız artık :))

-Elindeki tencere kapağıyla fırınımı çizdi.. Elinden almasam cam da çatlamıştı garanti..

- DVD'yi bir kez daha zikredelim burada :))

- Yırttığı dergileri ve kırdığı plastik edevatı saymıyorum artık..

* Bulunduğumuz odada taşıyabileceği ne varsa kucağımızda artık.. Alıp getirip elimize veriyor, almayınca da kızıyor :)) Yuvasına yiyecek taşıyan karıncalar gibi, gidip gidip geliyor elinde ıvır zıvırla..

* Slinge alışamadı :(( Kucağıma tırmanıp içinden çıkmaya çalışıyor.. Sadece çok yakınımızdaki markete gidebiliyoruz henüz..

* "Yat annecim, koy başını yastığa.." dediğimde yatıyor artık.. Ama sadece iki saniye, hatrım için yani :))

* Ve son olarak.. Bozuk bir hoparlör var evde, uzun kablolu.. Ucundan tutup onu gezdiriyor, köpek gezdirir gibi :)) O ses çıkardıkça hoşuna gidiyor, daha hızlı yürüyor :))

..............

Bizim ruh hastası olduğundan şüphelendiğim davulcuyla ilgili de birkaç şey vardı yazacak ama Yusufcuk uyandı ve aç.. Hazır öğlen yemeği yemeye başlamışken bekletmeyeyim onu.. Hizmet kalitesi düşük diye vazgeçer falan, Allah korusun..

5 Eylül 2007 Çarşamba

Küçücük, şirin, kutu gibi arabamızı alamadık maalesef :((

Dün Ozan'ın kontrol etmesi için gösterdiği usta arabanın ön tarafının darbeli olduğunu, büyük ihtimalle kaza yapmış olduğunu söylemiş.. Oysa satan amca bize küçük çiziklerden başka hiçbir sorununun olmadığını söylemişti.. "Arabam hatasız, tıkır tıkır çalışıyor, daha iyisini bulamazsınız.." demişti..

Demek ki neymiş.. Tatlı amcalar da sahtekar olabilirmiş..

Demek ki neymiş.. Ben insanlara olan güvenimi tamamen kaybetmekte haklıymışım..

Demek ki neymiş.. Üç kuruş para için yalan söylemek bu kadar kolaymış..

Demek ki neymiş.. Bir daha kesinleşmemiş birşey için sevinmemem gerekmiş.. Her an herşey değişebilirmiş..

Neyse.. Hayırlısı olsun.. Nasibimiz başka yerde bizi bekliyor demek ki..

Küçük, şirin arabalar.. Lütfen acilen karşımıza çıkın.. Ve mümkünse kazasız, hasarsız olun.. Burada sizi bekleyen acemi bir sürücü var :)) Ozan'ı otomatik vitese razı edemiyorum, umudum sizde..