Yemek ya da yememek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek ya da yememek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2007 Pazartesi

Minnoşum hasta oldu :((

Haftasonu ateşler içinde, boğaz ağrısından kıvranarak yatan babası gibi o da oradan oraya attı kendini dün.. Ben de kırık döküktüm zaten..

Ama anlamıştık.. Pazar gecesi durgunlaştı miniğim, sesi de çatallanmaya başlamıştı.. Gece bir uyandım "Öğğğğğğyyyyhhh hııııyyyyyyyyyhhh ğğğüüüüü" diye sesler geliyor Yusufcuğun yatağından.. Baktım uyanmış, oturduğu yerde ağlıyor ama ses yok! Nasıl içim gitti anlatamam.. Sabah erkenden doktora götürdük.. Babası ve ben faranjit olunca o da nasibini almış tabii.. İki torba ilaçla eve döndük! Kendi doktorumuz izinde olduğu için ona gidemedik ama haftaya bir de ona gösterelim inşaallah..


Şimdi daha iyi gibi.. Sesi hala bozuk musluk gibi, hafif ateşi de var ama en azından performans iyi.. Afacanlıktan geri kalmıyor.. ( Aman kalmasın, yeter ki iyi olsun, kalmasın)


Dün en tatlı karemiz, Yusufcuğun yalaya yalaya ilk lolipopunu yiyişiydi.. Hasta hasta yaptığı cilvelere dayanamayan eczası ablamız lolipop hediye etti bize.. Baktım ki keyfi yerine geldi, kimyasal mimyasal demedim verdim eline.. Miniciğim de sanki yıllardır lolipop yiyormuş gibi eve gidene kadar yalaya yalaya yedi şekerini :)) (Gerçi bir ara şekerden tutup sapı kemirdi ama o sayılmaz, yine de çok profesyoneldi..) Küçük şekerim benim..

Sonra tam evin önüne geldik, baktım kapıda bir kargo arabası.. Ozan hemen koşup kime geldiklerini sordu.. Tahmin ettiğim gibi bizeymiş.. Çünkü sevgili Aysun mail atmıştı kargo gönderdim diye.. Kutunun içinden bu tatlı hediye paketi çıktı :))

İlk doom günü hediyemiz..



Minnoşum önce bir güzel inceledi hediyesini..


Hastayım demedi kalite kontrol yaptı, seri numaralarını falan gözden geçirdi:))



Sağlamlığına baktı, ağırlığını ölçtü, mouse kablosunu denedi :))



Sonra da başladı birbirinden güzel melodileri dinlemeye..



"Çok teşekkür ederim Aysun teyzecim, çok mutlu ettin beni.."


................



Gelelim genel havadislere..


- Bir ara masa altlarına dadanan Yusufcuk bugünlerde kütüphanede minik oyun yerleri keşfetti kendine.. Ortalıkta göremeyince bir bakıyorum kütüphanenin boşaltmak zorunda kaldığım alt gözlerinde birine girmiş, sıkış tıkış duruyor orada :)) Ne anlıyor bilmiyorum ama defalarca girip girip çıkıyor o daracık yere..



- Babası eve geldiğinde çıldırıyor sevinçten.. Ben kapıyı açınca,

* emekliyorsa, ışık hızıyla emekleyerek
* ayaktaysa, adım atmayı da geçip resmen koşarak ama hemen düşerek
* dizlerinin üzerinde oturuyorsa da zıp zıp tavşan gibi zıplayarak koşuyor babasına..

Kıskanıyorum yaa.. Ben de bir kerecik biryerlere gitsem de beni de böyle özlese, kucağıma atlaya atlaya karşılasa mı acaba?



- Yusufcuk "hayır" kelimesini anlıyor artık.. Ama bu "hayır" dediğimiz şeyi yapmıyor anlamına gelmiyor tabii.. Gözümüzün içine baka baka yapıyor yapacağını.. "Hayır", sadece bir an duraklatıyor onu :))



- Aaa, unutmadan.. Babamız şu anda sabah gidip baktığımız bir arabanın devir teslim işlemlerini yaptırıyor galiba.. İnşaallah hayırlı olur, kazasız belasız kullanmak nasip olur.. Tatlı bir amcadan aldık. Bembeyaz, şirin bir araba, en önemlisi de benim kullanabileceğim kadar küçük.. Kutu gibi :)) Söylemesi ayıptır çok acemiyim de.. Kullanamam, parkedemem kocaman arabaları ben..



- Geçen gün Yusufcuğun fotoğraflarını yapıştırdım buzdolabının kapağına, her açışımda içim şenlensin diye.. Üste de Ozanla benim iki fotoğrafımızı koydum.. Akşam Ozan geldi, fotoğraflara baktı, sonra da saydı.. "Yusuf'un dokuz fotoğrafı var, benim niye iki tane?" dedi :)) Yok yalan değil ya uzmanların tespiti.. Babalar gerçekten kıskanıyor bebişleri :))

(Konuyla ilgili başka dökümanlarım da var ama onları yeri geldiğinde şantaj malzemesi olarak kulllanmak üzere saklıyorum, çok kötüyüm hi hii.. )



- Yusufcuk sadece birkaç meyveyle yaşamaya devam ediyor.. Dün götürdüğümüz doktor "Artık yaşına gelmiş, kesebilirsin sütten.. " dedi ama emzirmeye devam etmek istiyorum ben.. Sütüm olursa iki yaşına kadar emzireceğim inşaallah.. Ama birçok kişi emzirmeyi kesmeden yemek yemez diyor!! Kafam çok karıştı çoookkk...



- Hala uzun uzun yazdığımdan da anlaşıldığı üzere çalışmaya başlayamadım.. Kafamı da evi de toparlayamıyorum, geçemiyorum işin başına.. Durumum vahim!!



- Hadi burada bitirelim artık.. Yusufcuk uyanmadan bir çorba içeyim ben de..

27 Ağustos 2007 Pazartesi

- Oğlumun minnoş blog kardeşi - pek de minnoş değil aslında, neredeyse 4 kilo, 53 cm, Yusufcuk ancak kırkı çıktığında o kadar olmuştur :)) - Deniz Efe doğdu çok şükür.. Asyacım, seni ve eşini tebrik ediyorum, miniğimize sağlıklı, uzun ve hayırlı bir ömür diliyorum..

................

- Günaydınnnn.. Nasıl geçti gece?

- İyi sayılır Kuaybe abla, üç kere kalktık, sabah da beşbuçukta başladı mesai..

- Hıı, iyi.. Biz de yedi kere kalktık ama uykumu almışım ben nasıl olduysa.. Çayın suyunu koyayım bari.. Sen Yusufcuğa göz kulak ol tamam mı..

- Tamam..



( On dakika geçer, Yusufcuk bezini doldurur.. G. evsahibine seslenir )

- Kuaybe abla, kooooşşşşş..



( Bol direnmeli bez değişiminin ardından ev sahibi kahvaltıyı hazırlamaya devam eder.. Bu sırada ikinci bir "Koooşşşş" sesi.. Salih miyk miyk ağlıyor..)

- N'olduuu?

- Yusuf Salih'in kulağına vurdu severken!



( Yusufcuk kucağa alınır, bugünlerde edindiği "vurarak sevme" alışkanlığının çok kötü birşey olduğu birkez daha uzun uzun anlatılır, hele küçük bebişlere hiç vurulmaması gerektiği söylenir.. "Cici ciciii.." hareketi defalarca tekrar edilir. Yusufcuk şirin şirin sırıtır ama annesi çok mahcub olmuştur..

Tekrar mutfağa döner ama Yusufcuk Salih'in peşini bırakmaz.. İçerden hala "Hayır, olmaz Yusufcum, nereye yatırsam ki ben Salih'i.." gibi sesler gelmektedir.. )

- Kuaybe ablaaaa..

- Efendim?

- Yetiş, Yusuf DVD oynatıcıyı çekiyor! Kalkamıyorum ben, Salih uyuyor kucağımda..



( Anne koşar.. Yusufcuğu oyalayacak yeni bir nesne bulur ve sükuneti sağlar.. Biraz sonra da nihayet elinde kahvaltı tepsisiyle içeri gelir.. Yusufcuk mama sandalyesine bağlanır, ağlamalı protesto eylemi başlar.. Eline ekmeği tutuşturulur, tepsiye ufak ufak doğranmış yeşil zeytinler konulur -asla siyah olmayacaktır- ve Yusufcuk minik parmaklarıyla onları alıp ağzına atmaya başlar.. Zira bugünlerde "kendim yicemmmm" havalarındadır.. Uyuyan Salih bebiş de mindere yatırılır ve bütün gece emzirmekten kalorisi tükenmiş iki aç bilaç anne hızla kahvaltıya gömülür.. )

- Beee.. İğğğğ... Miinnnggg..

- Salih uyandı, ben bir bakayım Kuaybe abla..

- Tamam, sen emzir onu, ben de Yusuf'a yumurta yedirmeyi deneyeyim..

- Pürrrffffff.. ( Yusufcuk yumurtayı parkeyle buluşturur. )

- N'aptınnn oğlummm? Daha dün sildim evi yaa.. Tamam yeme yumurta, domates vereyim mi?

- Egggee, eyyyyğğ, babaa, baaaaaaa..

- Ay delirecem yaa.. Tamam al, kemir kuru ekmeğini!



( Bu sırada G. diğer odadan gelir ama Salih bebişe söylenmektedir.. Bir sorun var ama ne? )

- N'oldu G.?

- Şey birşey söyleyeceğim Kuaybe abla ama kızma..

- Ya niye kızayım söyle sen..

- Şey oldu.. Salih kaka yapacaktı, ben de bezini gevşetmiştim.. Pamuğu ıslatmaya gittim, bir baktım ki kaya kaya kenara gitmiş, çarşaf mahvolmuş !



( Böylece Salih bebiş, Yusufcuk ve annesinden deminki tokadın intikamını almış olur )

- Yaa birşey olmaz, atarız hemen makineye.. Sen gel, otur kahvaltını et..



( Kahvaltıya devam edilir ama Salih bebiş durmaz.. İlla emecektir! )

- G. sen onu emzir, ben yiyeyim, ben onu tutarken de sen yersin..

- Tamam..



( Ev sahibi kahvaltısını eder, G. bebişi emzirir, sofraya döner.. Bu sırada tepine tepine mama sandalyesini olduğu yerden başka biryere ilerletmeyi başaran Yusufcuk yere bırakılır - zaten birşey yememektedir- "ice tea"ye dönen çay ısıtılır.. Ama içmek ne mümkün.. Yusufcuk ışık hızıyla Salih bebişe emekleyip durmaktadır.. )

- Oğlum gelll, küçük bebiş o, dokunulmaz.. Al bak telefonunla oyna sen..

- İyyyyyyyyyhhhhhhhhh..

- Tamam al bak burda ne varmış? Küçük at..

- Hemmmii, mmeeğğğğmmm..

- Tamam gel, su içireyim bak suuu..
- Pirrripppp pirrrrppp..



( Salih bebiş en güvenli yer olan annesinin kucağına verilir.. Zira Yusufcuk koltuk masa dinlemeden heryere erişmekte ve hiçbirşey yapamasa bebişin ayağını çekiştirmektedir.. )


...........


......


...


Sonra neler mi olur? Neler neler.....


Anlatmaya klavyeler yetmez :)) Ben gerisini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.. Birkaç ipucu verelim ama.. Kırılan bir cep telefonu - Allahtan benimki -, biraz kusma, biraz ağlama, biraz düşme, biraz şişme, küçük bebişi Yusufcuktan kurtarma operasyonları, ard arda iki bebiş banyosu, uykusuz annelerin gece koridor karşılaşmaları, birkaç küçük adım ve tabii bol "mingaaa mingaaa"


( Buradan benim çıkardığım sonuç : Allah ikiz, üçüz annelerine sabır üstü sabır versin!! )


Minik misafirimiz Salih bey.. ( ya da zavallı gazi )



- Baktık ki Yusufcuk iki gün boyunca misafir bebişimizi rahat bırakmadı, G. ile markete gidip ona bir bebek aldık !! Evet evet yaptım, sonunda bunu da yaptım :)) Ama herşey o küçük bebişi kurtarmak için.. Belki hevesini oyuncak olandan alır, Salih'i rahat bırakır diye düşündük ama nerdeee? Bir iki mıncıkladı, baktı ki hareket etmiyor, ağlamıyor, en önemlisi de sıktığında canı yanmıyor :)) fırlattı attı arkaya..




Yusufcuk ve Durmuş :)) ( Babamız tarafından Durmuş ismi konuldu bebeğe :) )



- İki gün boyunca yağmur yağdı Ankara'ya.. Şükürler olsun.. G. ile kapının önünde dakikalarca toprak kokusunu çektik içimize misss gibi..


- Şimdiye kadar, birkaç sebepten dolayı hiç koymayı düşünmemiştim bu fotoğrafları ama sözünü dinlemem gereken bir iki dostun ısrarları üzerine yapacak birşey kalmadı..


İşte benim el emeği göz nuru cici sayfalarım :))




- Yusufcuğun kilo ve gelişimine yine fena takmış durumdayım.. ( Bu, başka bir bebişi her görüşümde nükseden bir hastalık oldu bende ) G. bizdeyken, eşi gece mesaisine kalan karşı komşum da geldi bir akşam.. Oğlu altıbuçuk aylık ve geçen ay 9 kiloymuş. ( Yusufcuğun şimdiki hali kadar ) Boyu da neredeyse ondan uzun.. Yani başkası görse Enes'i büyük zanneder ki G. öyle zannetti :((

Ozanların köyünde bir deyim var.. Yaşına göre küçük görünen bebeklere "garıncanın gardaşı" diyorlar, yani karıncanın kardeşi :)) Yok ya, benim oğlum karıncanın kardeşi değil kendisi, hem de atom karınca..

Belki diyorum minyon tipli olacaktır, belki fazla- hem de haddinden fazla- hareket ettiği için kilo almıyordur, belki de yemeye başlasa alacak ama.. Çıkamıyorum ben işin içinden..



- Dün Yusufcuğun doğumgünü için güzel bir plan yaptık Ozan'la.. Farklı ama bizce çoook güzel bir doğumgünü olacak inşaallah.. Ve büyük ihtimalle pasta içermeyecek :))

Şimdiden davet edelim herkesi..

20 Eylül akşamı "doom günümüz" var efendim, hepinizi bekleriz.. Ona göre yapın planlarınızı..



- Vee son olarak, Yusufcukla ilgili birkaç ayrıntı..

* Yusufcuk artık 2-3 adım atabiliyor rahatlıkla - ama canı istediği zaman, biz yap deyince değil.. O yüzden hala kamerayla yakalayabilmiş değilim ilk adımlarımız.. Ben çekene kadar o düşüyor ya da o hızlı hızlı adım atıp düştüğünde kamera yeni açılmış oluyor :(( -

* Biberonundan su ya da meyve suyu içebiliyor kendi başına.. Önceden ben tutuyordum ağzına çünkü biberonu ağzına götürse bile eğik tutuyor, su gelmiyordu.. Artık su gelmesi için havaya kaldırması gerektiğini biliyor ve öyle içiyor maşaallah meleğim :))

* Kapağı açık şişelerin kapaklarını kapatmaya çalışıyor ya da koltuğun altına kaçan topunu almak için eğilip o da koltuğun altına girmeye çalışıyor.. Ağlar da ben topu çıkartıp verirsem tekrar tekrar atıyor oraya, ben çıkardıkça gülüyor :))

* Bizi tokat ata ata seviyor.. O kadar coşuyor ki birisini severken, başka türlü hızını alamıyor :(( Bundan vazgeçiremedim bir türlü.. Sanırım bir süre bebişli ailelerden uzak duracağız..

* Çok güzel "bağğğbaaa" diyor, babasının içi gidiyor..

* Uyuyacağı zaman "memmm meemmmm.." diye ağlıyor.. Emip uyuyor gazı yoksa..

* Üzüme bayılıyor.. İkiye bölüp önüne koyuyorum, ard arda yuvarlıyor mideye.. Ama çok gaz yapıyor, yedirdiğime yedireceğime pişman oluyorum :((

* Bu aralar herşeyi kendi yemek istiyor..

* Uykudan uyandığında çok tatlı oluyor.. Mahmur mahmur gülüyor, kollarını uzatıp "Al beni yatağımdan.." diyor.. Kucaklayıp bizim yatağa alıyorum.. Alt alta üst üste oynuyoruz.. Koklaya koklaya öpüyorum gıdısından, kikir kikir gülüyor.. "Allah'ım isteyen, bekleyen herkese yaşat bu tadı lütfen.. " diyorum..


...............


Yeter mi bu kadar? Yeter..
Mesai öncesi son uzun yazılar bunlar :(( Coştum galiba yine..

3 Mayıs 2007 Perşembe

Yusufcuk da ben de bol ağrılı, bol "ciyak"lı ve bol azimli bir hafta geçirdik :((

Minişin ağrısı malum, kabarıp kabarıp uca gelen ama bir türlü patlayamayan dişten..
Benimki ise daha önce de üniversitedeyken çektiğim ve yine böyle günlerce kıvrandıran bir kulunç ağrısı :(( Sağ omzum ve kolum iptal oldu, sırtımda saplanmış kalmış bir bıçağın acısı var..
Ağrılar bir yana bir de okuduğum şu yazı çok moralimi bozdu..

Lolipopumu kucaklayamıyorum.. Dolayısıyla sallayıp uyutamıyorum da.. Yanına yatıp bazen yarım saat bazen birbuçuk saat dil dökerek ve içim acıyarak uyutmaya çalışıyorum.. Bol "ciyak" da buradan geliyor.. Ben onu böyle uyutmak için azim gösteriyorum, o da ağlaya ağlaya kucağıma kavuşabilmek için.. Yok, kesin kararımı verdim, bu İngiliz sistemi "controlled cry" sökmüyor benim minişe, ağla ağla dört gündür bir arpa boyu yol katedemedik..

...............

Geçen hafta hastaneye gittik minişimle.. Aylık kontrolü ve idrar yolu enfeksiyonu şüphesi yüzünden.. Tahliller temiz çıktı o iyi de, tahminlerim doğruymuş.. İki aya yakın bir sürede sadece 400 gram almış :(( Oysa ayda ortalama 500 gr alması gerekiyor.. Her ay "Çok iyi çok"" diyen doktorumuz bu ay "Çok yetersiz, takip edelim, olmazsa çoklu vitamin ve iştah açıcı verelim." dedi.. Anneler anlıyor zaten bir sorun olduğunda.. Ben deyip duruyordum Ozan'a "Bu çocuk beslenemiyor, yanakları bile söndü" diye, o da "Evham yapma" deyip duruyordu bana.. Moralim çooooooook bozuk..

Bir yerde okumuştum..
"Bir bebeğe yemek yedirmeye başlamadan önce biraz antrenman yapın." diyordu.
O da şöyle olacakmış. Tavana bir ip asıp ucuna bir top bağlayacakmışız ve o topa kalemle ufak bir daire çizecekmişiz. Bu daire bebeğin ağzı olacakmış ve biz elimizle topu hiç tutup sabitlemeden o noktaya kaşıkla birşeyler yadirmeye çalışacakmışız!
Okuduğumda "Bu kadar da olmaz" demiştim.. Hata etmişim..

Benim küçük "topum" canıma okuyor bir kaşık birşey yedirene kadar.. Bu aralar bir de mama sandalyesini ayağıyla ittirip oturmamak için direnmeyi öğrendi.. Güç bela oturtup kayışları bağlayınca da başlıyor ağlamaya..Elimle verdiğim bazı şeyleri yiyor ama kaşığı kesinlikle istemiyor.. Ağzını kilitleyip nefes almak için ufacık bir boşluk bırakıyor arada :)) Oradan ne gönderebilirsem kâr sayıyorum ben de..

Ağzını serçe yavrusu gibi açıp yemeyi kabul ettiği tek şey haşlanmış tavuk.. Ama o da kendi belirlediği miktarda, fazlasına "hayır"..Tavuğu çok iyi tanıyor ve ben arada "belki yer" diye başka şeyler verdiğimde yine başlıyor mızmızlanmaya.. Of kafayı yemek üzereyim yaa...

Bu kulunç da ondan oldu kesin.. Çok gerginim, her kas ve sinirimi yay gibi hissediyorum zaten!

Bir bebeğin beslenmesinde en önemli dönemin ilk bir yaş olduğunu ve beyin gelişiminin de bu sürede tamamlandığını düşündükçe daha da üzülüyorum.. İnternete bakıyorum, "Bu aylarda bir bebek sabah kahvaltı etmeli, arada meyve püresi yemeli, öğlen çorba içmeli, akşamüstü yoğurt ve akşam da çorba ya da muhallebi ile günü tamamlamalı." diyor.. Ama benim bebişim günü birkaç emme ile geçiştirip boş kaşıklarla diş kaşımayı tercih ediyor.. Emmesi de zorla.. Ben vermesem onu da almaya hiç niyeti yok.. İştah sıfırlandı yaa.. Eğer doktorumuzun dediği gibi diş çıkarmaya bağlıysa yine iyi, dua ediyorum bir an önce çıksın diye..

Güzel haberler vermek isterdim size ama üzgünüm.. Bizde durumlar böyle..