28 Mayıs 2007 Pazartesi
26 Mayıs 2007 Cumartesi
Madde madde başlayalım..
- Önce iyi bir haber.. Artık Gonca Dergisi'nin "Her Telden" bölümünü bir sene boyunca ben yazacağım inşaallah .. Ondan sonrasına Allah kerim..
- Babamız şimdi İstanbul'da.. Yusufcukla başbaşa üç gün geçirmek zorundayız.. Allahtan biri bitti bile :)) Yanlız Ozan giderken fotoğraf makinesini de almış yanına.. Fotoğrafsız olacak yine bu yazı..
Dün gece korktum mu? Hayır.. Tamam yatağın altına şöyle kolum kadar bir bıçak koydum ama kendimi rahat hissetmek için sanırım.. Hem yanımda "aslan"lar gibi oğlum var :)) Neden korkayım..
- Yusufcuk yeni bir ilerleme şekli buldu kendine.. Emeklemeye benziyor ama emekleme değil.. Nasıl anlatsam? Hani bir kurtçuk mu tırtıl mı ne var başını uzatıyor, sonra tüm vücudunu havaya kaldırıp ona yaklaştırıp ilerliyor.. Onun gibi.. Minişimi oturtuyorum yere, önce ellerini öne uzatıp emekleme pozisyonu alıyor.. Sonra popişini havaya kaldırıp "ters v" oluyor ve kendini öne doğru ittiriyor :)) Komik ama işlevsel bir yöntem.. Bilgisayardan çöp kutusuna kadar her istediğine ulaşma imkanı var artık.. Bütün gün adım adım onu takip ediyorum.. Vukuat çok bugünlerde.. Çekmeye gücünün yettiği şeyleri çekip deviriyor, koltuklara ilerleyip dizlerinin üzerine yükselip almak istediklerini alıyor.. Bazen de üstüne deviriyor tabii ne var ne yoksa..
Hareket fazlalaştıkça düşmeler de fazlalaştı.. Teni de çok nazik kuşumun.. Düştüğü yer hemen kızarıyor sonra da hafif kahverengimsi yeşilimsi bir iz oluyor :(( Kıyamıyorum yaa.. Ama engel de olamıyorum.. O kadar hızlı hareket ediyor ve o kadar çabuk devriliyor ki.. Gerçi düşe düşe düşmeyi de öğrendi biraz.. Artık başını yere çok kontrollü vuruyor.. Düşerken hız kesiyor resmen :))
- Haftasonu kışlıkları kaldırıp yazlıkları indirdim.. Giysilerimi denedikçe yaşadığım şoku anlatamam.. Hala atlatmış değilim.. Birçok kıyafetim olmuyor yaa : (( Gerçi bu beklediğim birşeydi ama yaşayınca tokat gibi iniyor insanın yüzüne kapanmayan fermuarlar.. Nasıl beceriyorum bilmiyorum ama kilo alıyorum.. Gerçi galiba biliyorum nasıl becerdiğimi.. Emzirmeye güvenip iki insan şiddetinde yiyorum hala.. Spor mpor da yok tabii.. Verdiğim iki kiloyu geri aldım..İki kiloyla kalsa bari..
( Ozan'a not.. Bu gardırop yenileme işi sana pahalıya patlayacak sanırım.. İstersen bir "lateral stepper" al, eski formuma girip seni masraftan kurtarayım.. )
- Aaa bak şimdi aklıma geldi.. Doktor kontrolümüzü anlatmayı unuttum ben.. Unutmadım gerçi.. Onu yazacağım gün o hain patlama olmuştu.. Yazamamıştım hiçbirşey.. Miniğimin artık sekizinci ayını doldurup dokuzuncu aya girdiğini bile yazamadım..
Minişim yeniden kilo almaya başlamış çok şükür.. Bunda yediği hamur işlerinin büyük payı var, eminim :)) Ama gelişim eğrisi hala geride.. "Yemek yemeye başladı mı?" diye sordu Neşe hanım, ben de "Evet ama sizin yesin dediklerinizin hiçbirini yemiyor, yemesin dediklerinizi yiyor, böyle atlattık.." dedim. Kadın başladı gülmeye.. "Dokuzunca aydan sonra aile sofrasına oturabilir bebekler, hatta bu istediğimiz birşey ama Yusuf erken başlamış.." dedi. Şimdilik böyle devam edicez bakalım.. Ne isterse onu yesin küçük bey..
Yemek demişken.. Ara ara krizlerimiz tutyor yine.. Geçen hafta iki gün tek lokma sokmadı ağzına.. Sadece birkaç kez emdi.. Kilitliyor ağzını yaa, açmak mümkün değil.. Ama eminim yine dişten.. Zaten yukarı gelmiş Neşe hanımın dediğine göre, sağ yan da kabarmış hatta.. "Belki de pıt pıt pıt diye ard arda çıkarır.." dedi doktorumuz ! Annneee...
Neyse, ne diyordum.. Yemedi işte iki gün.. İkinci günün sonunda sinirlerim boşaldı resmen.. Elimde kase, karşımda mama sandalyesiyle cebelleşen Yusuf.. Başladım hüngür hüngür ağlamaya.. Engel olamıyorum ama kendime.. Bücürüm de şaşkın şaşkın baktı yüzüme, ne olduğunu anlayamadı.. Korkmasın diye onu kaldırdım karşımdan hemen.. Annem derdi "Ben senin karşında çok ağladım elimde kaşıkla.." diye ama anlamazdım.. Buymuş demek ki bahsettiği..Belki de ırsîdir bu yememe durumu.. Ben de Ozan da bu konuda annelerimize az çektirmemişiz..Yusufcuğa hiç şaşmamak lazım..
- Hala bir araba bulamadık kendimize göre ya..
- Yusufcuğun gece uykusu biraz düzene girmeye başladı çok şükür.. Bazen üç saat aralıksız uyuyor.. Tabii ben de.. Sanırım yanımızda yatırdığımız için bizi ödüllendiriyor :)) Bugünlerde sloganı "Annişle babiş arası, mis gibi uyku sefası"..
- Bal oğlumun yeni aktivitesi "alllkışşşş".. Biz "alkış" deyince ya da karşısında alkış yapınca o da başlıyor ellerini birbirine vurmaya.. Çok tatlı bu çocuk yaa, bayılıyorum meleğime bayılıyorum..
Haa bir de oynama var tabii.. Bazı favori parçaları var, ( örneğin bu ya da bu ) onlar çalınca başlıyor popişi bir sağa bir sola sallayıp zıplamaya.. Resmen ritim tutuyor.. Oturduğu yerden oynayışı da çok komik.. Ama o kadar coşup kuş gibi çırpınıyor ki sonunda mutlaka ya sağa ya sola devriliyor :))
-Ooo, çok uzun olmuş bu yazı yaa.. Hazır meleğim uyuyorken coşmuşum ben :)) Gidip yatsam iyi olacak.. Ne olur ne olmaz.. İyi uyuyor dedim ama Yusuf bu, sürprizlerle dolu..
22 Mayıs 2007 Salı
Ama televizyonu da açmıştım aynı anda..
Ulus'ta, Anafartalar çarşısında meydana gelen patlamanın ilk görüntüleri girdi bir anda yayına..
Dondum kaldım..
Çok değil daha bir hafta-on gün önce dakikalarca içinde dolaştığımız, meleğime salıncak aldığımız çarşı tam bir savaş alanı gibiydi.. Yerlere saçılmış yaralı ve ölüler, gri bir toz bulutu ve cam yığını arasında iç acıtan bir görüntü..
Dehşet içindeyim..
Bu ne Allah'ım?..
En kalabalık saatte, iş çıkışı, en kalabalık çarşıda, otobüs durağında.. Üstelik de bir katı sadece çocuk mağazalarından oluşan bir çarşıda..
Bunu yapanlar insan olamaz.. Olmamalı.. İnsan dememeliyiz onlara..
Ne hale geldi dünya Allah'ım..
Nasıl bir geleceğe büyütüyoruz meleklerimizi..
Lütfen bize yardım et Allah'ım.. Selamet ver insanlığa..
Bu canileri sana havale ediyorum Allah'ım..
Sana havale ediyorum..
"Ya orada olsaydık!" düşüncesi kemiriyor beynimi, daha da dehşete düşüyorum..
Yavrum ve tüm sevdiklerim Sana emanet Allah'ım..
Sen koru bizi bu "karanlık" dünyada..
18 Mayıs 2007 Cuma
O şimdi beni uyuyor sanıyor... Ben en iyisi başlayayım neler yaptığımı anlatmaya..
Bugünlerde çok hareketli, çok yaramaz ve çok şirinim.. ( hih hih hii ) Annem "ateş parçası" diyor bana.. Ne oturuyor ne yatıyorum.. Sürekli hareket etmek ve birşeylere uzanıp karıştırmak istiyorum. Emekleme çabalarım da son sürat ilerlemekte.. Annem beni yere yüzüstü yatırdığında göbişimin üzerinde kendimi öne öne ittiriyorum.. Eğer yakınımda tutunabileceğim sağlam birşeyler varsa ( örneğin koltuk ya da annecikimin dizleri ) ona tutunup ayağa kalkmaya çalışıyorum.. Dün de annem beni yere yatırıp ayımı da koltuğun üzerine yakınıma koydu. Tek kolumun üzerine olanca kuvvetimi verip yukarı uzandıııımmm, uzandıııımmm ve ayıcığımı aldım nihayet :)) Anlayacağınız bu aralar faaliyet çok bende.. Büyümek kolay değil tabii..
Önceden anneme "Hepimiz çocuk büyüttük, abartıyorsun sen" diyen babaannem bile pes etti sonunda.. Gitmeden önce anneme "Haklısın, bu çocuk tek başına bakılacak, zaptedilecek gibi değil!" dediğini duydum..
Neyse.. Fotoğraflara geçelim..
Annem bana ısrarla birşeyler yedirmeye çalışıyor bugünlerde.. Çok az yiyip çok fazla hareket etmeye devam edersem büyümek için enerjim kalmayacağını düşünüyor.. Ben de o yedirdikleriyle kıyafetlerimi boyayarak intikam alıyorum ondan :)) Misal, boynumdan göbişime inen bu çilekli yoğurt en son çalışmam ( ehe ehe ) ..
Kendime çok eğlenceli bir iş buldum bugünlerde.. Annem iş yapmak için mutfağa gittiğinde beni de yanına alıyor artık.. Kesinlikle mama sandalyemde oturmak istemediğim ve oturttukları zaman da alt komşumuzun bile çok rahat duyduğu çığlıklar attığım için yere bırakıyor beni.. Eee, artık düşmeden de oturabiliyorum yaa.. Ben de popişimin üzerinde kaya kaya ya da yere yatıp döne döne çekmecelerin yanına gidiyorum ve onları açıp içindekilerle oynuyorum!
Bunu ilk yaptığımda annem beni görünce ufak bir hayret çığlığ attı.. Ben bana kızacak sanırken o koşa koşa gidip kamerayı aldı ve büyük bir zevkle çekmeceyi karıştırmamı ve pirinçleri dağıtmamı çekti.. Alem bu kadın yaa.. Ne var bunda sevinecek.. Daha ne numaralar yapıcam ben ona bir bilse :))
Annem beni mama sandalyesine oturttuğunda biraz sakin durabiliyorum aslında.. Ama bunun için şartlarım var.. Ya sol tarafımdaki portakalı farkedip onunla konuşmam lazım ya da elime yırtacak birşeyler vermeleri lazım.. Başka türlü atılmıyor o küçücük yerde ve üstüne üstlük kemerle sıkıca bağlanmış halde oturmanın stresi ..
Annem beni yere oturttuğunda altıma bu çarşafı seriyor bazen.. ( Annaneciğimin hediyesi, ne de şeker di mi ) Ben de zebraları, eşşekleri yakalayıp tutmaya çalışıyorum bazen.. Onları oyuncak zannettiğim için annem çok gülüyor.. Ne yani, göz yanılması olamaz mı? Aynı oyuncaklarıma benziyorlar n'apiim.. Sanırım bende boyut algılaması tam gelişmedi daha :))
Bugünlerde bir diğer merakım da yatağımın altını keşfetmek.. Annemin şaşkın bakışları altında kafamı "küt küt" diye vura vura giriyorum yatağın altına.. Ama henüz nasıl çıkabileceğimi keşfedemedim.. Allahtan annem var.. İlk çığlıkta koşuyor yardıma :))
Uyku sistemimizde de değişiklikler var bu ara.. Annem artık beni gündüzleri babaannemle birlikte aldıkları bu salıncakta uyutuyor.. Daha doğrusu orada uyumaya alışmamı sabırla bekliyor.. Kolay kolay pes etmem aslında ama "bir aşağı, bir yukarı" derken benim de içim geçiyor sonunda.. Yenik düşüyorum uykuya :))
Haa, bu arada haftaya babam İstanbul'a gidecekmiş yine.. Ben, annem kesin atlar "Bizde gelelimmmm" diye bekliyordum ama hiç niyeti yok gitmeye.. Biraz uslu mu dursam ne? Yoksa havaya uçacak güzelim tatil fırsatı :((
15 Mayıs 2007 Salı
- Hammm..
- Aferin küçük kuşuma.. Bakalım bitti mi? Hadi bi daha aç bakalım..
- Hammmm..
- Küçük serçem benim, aferin sana.. Nasıl da güzel yermiş benim oğlum..
Bi lokma daha?
- Hammm..
Yuppicik.. Yuppicik :))
Benim oğlum yemek yemeye başladı yaşasın..
Ama ben yine buldum kendime kafaya takacak birşeyler.. Gerçi takılmayacak gibi de değil..
Sorun yemesi değil artık, yedikleri!
Meleğimin favorilerini yazıyorum : Mercimekli köfte, katmer, elmalı ve tarçınlı kek, çilek ve kaşar peyniri..
Şimdilik gözlemlediklerim bu kadar.. Denedikçe daha neler sevdiğini göreceğiz bakalım..
Sekiz aylık bebek mercimekli köfte yer mi yaa? Gerçi onu ben yedirmedim.. Ben mutfaktaki işimi bitirene kadar babaannesi yarım kase yedirmiş, ben geldiğimde hala kaseye uzanıp kuş gibi ağzını açıyordu "Daha verin" diye! Köftenin hafif acılı olduğunu da yazayım unutmadan.. Hamileyken o kadar acı yersem olacağı buydu işte..
Tüm tıp otoritelerinin yıllardır araştırıp oluşturduğu yemek listelerini geçtik biz.. Seviye altı kalıyor onlar.. Sebze çorbasına kilitlenen dudaklar kek veya -püre değil bütün- çilek verdiğimde kocaman kocaman açılıyor..
Artık kahvaltı etmeye de başladı çok şükür.. Ama o kadar bariz bir damak zevki var ki hayret ediyorum.. Peynire, reçele veya yoğurda itirazı yok ama yumurta sarısı verdiğimde kötü kötü yüzüme bakıp çıkarmaya çalışıyor ağzından.. Minicik minicik veriyorum ama yine de ayırıyor tadını..
Bu bebişler zannettiğimizden çooooook daha akıllı..
Şimdi en önemli soru şu.. Ben doktorların tavsiye ettiği gibi sebze çorbası, meyve püresi vs. yapıp güç bela yedirmeye çalışmalı ve yemeyince kendim kafayı yemeye devam mı etmeliyim yoksa bebişime mantılar açıp kısırlar mı yapmalıyım?
Tuz bile yasak bir yaşına kadar ama benim oğlum en ağır şeyleri bile yiyor.. Daha doğrusu sadece onları yiyor, yemesi gerekenleri yemiyor..
Off of..Zor zanaat annelik, zor..
Haftasonu kontrole gittiğimizde doktorumuza soracak çok sorum var.. Ama bana gülmesinden korkuyorum :))
14 Mayıs 2007 Pazartesi
Tam da anneler gününde, annesine en büyük hediye olmuş..
Esracım tebrik ederim..Hepinize birarada, sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.. Kaan bebişi minicik yanaklarından kocamaaaaaannn öpüyorum..
Hoşgeldin bebiş :))
13 Mayıs 2007 Pazar
Daha onu kucağıma almamış olsam da bana yüklediği o en güzel vasıfla, "anne" olmakla gurur duymuş, Allah'a defalarca şükretmiştim..
Henüz yirmi haftalıktı o zaman..
Bugün oğlum neredeyse sekiz aylık olmak üzere..Ve ben yeni bir anneler günü daha yaşıyorum.. Geçen seneki heyecanım bambaşkaydı ama bu sene tarif edilmez bir mutluluk var içimde.. Kucağımda hayatımın en değerli varlığıyla "anne" olmanın tadını çıkarıyorum.. Ve içimden, bu tadı yaşamak isteyen herkesin kucağının bir an önce dolması için dua ediyorum..
Anne olmak bambaşka birşey..
Hayatım, hayata bakış açım, önemsediklerim, hayallerim, hatta fıtratım bile değişti meleğim doğunca.. O kadar güzelleştirdi ki hayatımı, "Bu kadar güzel birşeyse anne olmak ben niye bunca sene beklemişim ki?" der oldum..
Canım meleğim, annen olduğum için çok mutluyum..
Ve artık en büyük hayalim, "Anneley günün kutyu oyşun annecim" diyen sesinle uyanmak bir Mayıs ayının ikinci Pazar gününde..
............
Tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun..
Annecim, en başta senin..
8 Mayıs 2007 Salı
Ozan'ın annesi bizde..
Yusufcuk hala dişini çıkaramadı..
Kolum hala iyileşmedi..
Ve en önemlisi galiba depresyondayım :((
Bir iş ayarladık, ona numune göndermem lazım, günlerdir onu bile yazmadım.. Şimdi de canım istemiyor.. Onu yazacağıma oturdum bilgisayarın başına..
.........
Unutmadan yazayım.. Pınarcım Yağmur'un doğumgünü kutlu olsun.. Yorum bırakamadım yine.. Allah hayırlı uzun ömür versin yavruna..
.........
Haftasonu Ozan'ın yurtdışından tatile gelen bir akrabasını ziyarete gittik. 11 aylık bir oğulları var. İkimizde de bebek olunca sohbetin onlardan başka konusu olmadı tabii.. Söz döndü dolaştı, minişlerin uykusuna geldi..
Önceden bebekleri annesinin yanına yatıp onu okşaya okşaya uyuyormuş. Fakat anne çalışmaya başlayınca bebeği Fransız olan kayınvalidesine bırakmaya başlamış ve yeni bir uyku düzenine geçmişler.. Anne ve bebişi'nin bizi de konu alan yazısında anlattığı "ağlatma sistemi"ne.. Babaannesi bebeği her akşam belli bir saatte yatağına yatırıp ışığı kapatmış ve odadan çıkmış. Ağlaya ağlaya uyumayı öğrenmesi için.. Biz o gece sohbet ederken uyku saati gelince bebeği yine yatakodasına bırakıp ışığı kapattılar ve ev yavrucuğun çığlıklarıyla çınladı. Babaannesi kapıda bekliyordu ama ne o ne de biz içeri girmedik. Annesi girmeden bize birşey yapmak düşmez tabii.. İşin kötüsü bu sistemi (!) dört aydır deniyorlarmış ama bebiş hala içli içli ağlıyor :((
O gece karar verdim.. Ne olursa olsun, kolum da çıksa, sırtım da batsa asla minişimi böyle ağlatmayacağım diye.. Bana en çok ihtiyaç duyduğu zaman onu yanlız bırakıp, ağlamasına izin vermeye gönlüm hiç razı değil.. Varsın anneciği biraz daha yorulsun..
.........
Peki biz ne yapıyoruz bu aralar?
Yusufcuğu uyutmak için yeni yöntemler buldum.. En çok işe yarayan onu kucağıma bastırıp yatağıma oturmak ve zıplamak :)) Meleğim mutlu, ayakta dakikalarca sallamadığım için ben de mutluyum ama bir de yatağa ne hissettiğini sormak lazım :))
Yaylar ne kadar dayanacak bakalım..
Eğer çok uykusu gelmişse ve birazcık şanslıysam yanıma yatırıp masal anlatarak ya da elini yanağıma sürüp "anne cici" yaparak da uyutabiliyorum.. Gerçi bu yöntem çok uzun sürebiliyor, bazen yarım saat dil döküyorum ama ağlamıyor ya o bana yeter..
.........
Anne ve bebişinin yazısına yazılan yorumlardan birinde, bebeği ağlatmanın, ağladığı halde yanında durup onu kucaklamamanın onda güven eksikliğine neden olacağı belirtilmişti. Ben de aynen böyle düşünüyorum. Herşeyiyle bana ihtiyaç duyan minicik bir canın içli içli ağlamasına göz yummak - kendi kendine uyumayı öğrenmesi pahasına olsa bile - bana göre değil.. Zamanı gelince kendi kendine uyumayı öğreneceğine karar verdim.. Onu şimdiden yanlız başına bırakmaya gerek yok.. Ben de bebek olsam kesinlikle annemin göğsünde, onun kokusunu duya duya, hafif hafif sallanarak ve "ee ee.." gibi anlamsız birşey olsa da onun sesini duya duya uykuya dalmak isterdim.. Hak veriyorum meleğime ve tüm meleklere..
..........
Ne alaka demeyin, aklıma geldi.. İkinci el bir araba almayı düşünüyoruz.. Satacak olan veya bir önerisi olan var mı?
..........
Ooooffffffff..
Uyumak istiyorum...
Günlerce uyumak..
3 Mayıs 2007 Perşembe
Minişin ağrısı malum, kabarıp kabarıp uca gelen ama bir türlü patlayamayan dişten..
Benimki ise daha önce de üniversitedeyken çektiğim ve yine böyle günlerce kıvrandıran bir kulunç ağrısı :(( Sağ omzum ve kolum iptal oldu, sırtımda saplanmış kalmış bir bıçağın acısı var..
Ağrılar bir yana bir de okuduğum şu yazı çok moralimi bozdu..
Lolipopumu kucaklayamıyorum.. Dolayısıyla sallayıp uyutamıyorum da.. Yanına yatıp bazen yarım saat bazen birbuçuk saat dil dökerek ve içim acıyarak uyutmaya çalışıyorum.. Bol "ciyak" da buradan geliyor.. Ben onu böyle uyutmak için azim gösteriyorum, o da ağlaya ağlaya kucağıma kavuşabilmek için.. Yok, kesin kararımı verdim, bu İngiliz sistemi "controlled cry" sökmüyor benim minişe, ağla ağla dört gündür bir arpa boyu yol katedemedik..
...............
Geçen hafta hastaneye gittik minişimle.. Aylık kontrolü ve idrar yolu enfeksiyonu şüphesi yüzünden.. Tahliller temiz çıktı o iyi de, tahminlerim doğruymuş.. İki aya yakın bir sürede sadece 400 gram almış :(( Oysa ayda ortalama 500 gr alması gerekiyor.. Her ay "Çok iyi çok"" diyen doktorumuz bu ay "Çok yetersiz, takip edelim, olmazsa çoklu vitamin ve iştah açıcı verelim." dedi.. Anneler anlıyor zaten bir sorun olduğunda.. Ben deyip duruyordum Ozan'a "Bu çocuk beslenemiyor, yanakları bile söndü" diye, o da "Evham yapma" deyip duruyordu bana.. Moralim çooooooook bozuk..
Bir yerde okumuştum..
"Bir bebeğe yemek yedirmeye başlamadan önce biraz antrenman yapın." diyordu.
O da şöyle olacakmış. Tavana bir ip asıp ucuna bir top bağlayacakmışız ve o topa kalemle ufak bir daire çizecekmişiz. Bu daire bebeğin ağzı olacakmış ve biz elimizle topu hiç tutup sabitlemeden o noktaya kaşıkla birşeyler yadirmeye çalışacakmışız!
Okuduğumda "Bu kadar da olmaz" demiştim.. Hata etmişim..
Benim küçük "topum" canıma okuyor bir kaşık birşey yedirene kadar.. Bu aralar bir de mama sandalyesini ayağıyla ittirip oturmamak için direnmeyi öğrendi.. Güç bela oturtup kayışları bağlayınca da başlıyor ağlamaya..Elimle verdiğim bazı şeyleri yiyor ama kaşığı kesinlikle istemiyor.. Ağzını kilitleyip nefes almak için ufacık bir boşluk bırakıyor arada :)) Oradan ne gönderebilirsem kâr sayıyorum ben de..
Ağzını serçe yavrusu gibi açıp yemeyi kabul ettiği tek şey haşlanmış tavuk.. Ama o da kendi belirlediği miktarda, fazlasına "hayır"..Tavuğu çok iyi tanıyor ve ben arada "belki yer" diye başka şeyler verdiğimde yine başlıyor mızmızlanmaya.. Of kafayı yemek üzereyim yaa...
Bu kulunç da ondan oldu kesin.. Çok gerginim, her kas ve sinirimi yay gibi hissediyorum zaten!
Bir bebeğin beslenmesinde en önemli dönemin ilk bir yaş olduğunu ve beyin gelişiminin de bu sürede tamamlandığını düşündükçe daha da üzülüyorum.. İnternete bakıyorum, "Bu aylarda bir bebek sabah kahvaltı etmeli, arada meyve püresi yemeli, öğlen çorba içmeli, akşamüstü yoğurt ve akşam da çorba ya da muhallebi ile günü tamamlamalı." diyor.. Ama benim bebişim günü birkaç emme ile geçiştirip boş kaşıklarla diş kaşımayı tercih ediyor.. Emmesi de zorla.. Ben vermesem onu da almaya hiç niyeti yok.. İştah sıfırlandı yaa.. Eğer doktorumuzun dediği gibi diş çıkarmaya bağlıysa yine iyi, dua ediyorum bir an önce çıksın diye..
Güzel haberler vermek isterdim size ama üzgünüm.. Bizde durumlar böyle..
27 Nisan 2007 Cuma
Önce tariflerle başlayalım.. Asya bana patates salatası göndermiş :)) Ama tarif yazmamış.. Ben en iyisi kendi patates salatası tarifimi yazayım.. O da yapsın, bebişle ikisi yesinler güzel güzel..
Önce patates salatalarının olmazsa olmaz kuralı : Patatesler haşlanır.. ( Miktar tamamen size kalmış, zaten şu kadar bu kadar diye yazamam, ben yaptığım - neredeyse - herşeyi göz kararı yaparım ) Kabukları soyulur ve doğranır. Bir miktar maydanoz ve dereotu yıkanıp ince ince kıyılır, patateslere eklenir. Bir kapta 4-5 diş sarmısak dövülür. Üzerine bolca zeytinyağı, limon suyu ve tuz eklenir. İyice çırpılıp kıvamı koyulaştırılır ve salatanın üzerine dökülür. Acı sevenler ( ben, ben ! ) pul biber de ilave edebilirler.. Ben de bu tarifi şeker arkadaşım İrem'e gönderiyorum. Gerçi o şimdi rejimde ama olsun sobe, sobee...
İkinci tarif bir profiterol tarifi.. İlk yaptığımda çok tereddüt ettim.. Çünkü bu tatlının evde kesinlikle yapılamayacağını, satın alınacağını düşünürdüm hep.. Ama çoook güzel oldu.. En güzeli de özellikle üstünün sosunu istediğiniz kadar yapabilmeniz.. Ben bol soslu severim de :))
Önce malzemeler..
Hamuru için:
2 su bardağı su
Yarım paket margarin
4 yumurta
6 kaşık un
Muhallebisi için:
2 yumurta
2 kaşık un
Yarım bardak şeker
Yarım litre süt
Margarin ( bir kaşık kadar)
Vanilya
Sosu için:
1 paket ( ya da isterseniz daha fazla ) çikolata
2-3 kaşık su
Yarım kaşık margarin ( 40 gr )
Hamur için suyu kaynatıp yağı içine koyuyoruz. Eriyince ateşten alıp unu içine (mutlaka) eliyoruz ve karıştırıyoruz. Soğuyunca yumurtaları tek tek içine kırıp iyice hamura yediriyoruz. Fırın tepsisini yağlayıp bu hamurdan kaşıkla top top koyuyoruz ve 200 derecede pembeleşene kadar pişiriyoruz. Belki de en önemli ayrıntı bu aşamada.. Fırın tamemen soğuyana kadar kapağını açmıyoruz çünkü hamurlar sönüyor!
Muhallebisi için süt, un, yumurta ve şekeri tencerede pişiriyoruz. Vanilya ve margarini de ekleyip mikserle güzelce çırpıyoruz. Üstünü kapatıp soğumaya bırakıyoruz.
Hamurlar soğuyunca bir yanını kesip içine muhallebileri dolduruyoruz.
Şimdi sıra sosta..
Sos "ben mari" usulüyle hazırlanıyor. Bir tencereye kaynar su doldurup - ya da içinde kaynatıp- içine başka bir küçük kap koyuyoruz. Bu küçük kaba çikolata, su ve margarini koyup eritiyoruz. Karıştırıp daha önceden doldurduğumuz profiterollerin üstüne döküyoruz..
Hımm.. Afiyet olsun.. Bu tarif de Kaan bebişle annesine gitsin.. Doğum öncesi bol bol kalori lazım şimdi onlara :)) Esra, sobee..
Son tarif de Ozan'ın favorisi "damla çikolatalı kurabiye".. Ben buradaki tarifle yaptım, çok harika oluyor.. Link verdiğim için uzun uzun yazmıyorum. Hemen bu kurabiyeleri tombiş yanak Rana'nın annesi Emine'ye gönderiyorum.. Amerika'ya sobee..
.............
Şimdi gelelim soruların cevaplarına..
Daha önce yaşadığınız 3 şehir?
- Şimdi üçünü yazsam diğer ikisinin hatrı kalır.. Ben en iyisi hepsini yazayım.. İzmir, Gaziantep, Kilis, Isparta ve İstanbul.. Şimdi de Ankarada'yım.. Böyle giderse Türkiye'de görmediğim şehir kalmayacak :))
Tatil için gittiginiz, gördüğünüz ve önermek istediğiniz 3 yer?
- Antalya -Manavgat'ı - tabii şelalesini -
Altınoluk'taki muhteşem ormanları
İstanbul'un tarih kokan her köşesini önerebilirim..
Yaşamak istediğiniz 3 şehir?
- Yaşamak istediğim tek bir şehir var, o da İstanbul.. Ama bu pratikte biraz zor görünüyor.. Ben İstanbul'a ne kadar aşıksam Ozan da o kadar oradan kaçmaya bakıyor! Beş sene zor dayandı zaten saatlerce trafik kuyruklarında beklemeye.. Bir daha oraya dönmeye hiç niyeti yok gibi.. Hayırlısı..
Şu anda ki mesleğiniz nedir?
-Editör-yazar ve müsahhih olarak üç yayınevinde çalıştım.. Şu anda anneliği becermeye çalışıyorum ama galiba yakında sahalara geri dönüş var :))
Dünyaya yeniden gelseydiniz, hangi mesleği yapmak isterdiniz?
- Kesinlikle tasarımla ilgili bir meslek.. İç mimari, dekorasyon, takı tasarımı ya da belki terzilik... Ama kesinlikle tasarımlarımı uygulayabilceğim bir mesleğim olsun isterdim.. Şimdi bunları hobi olarak yapıyorum ama o zaman daha fazla vakit ayırırdım herhalde..
"Kesinlikle ben yapamazdım" dediginiz meslek nedir?
- Hız, yükseklik ve risk içeren her meslek.. Asla Formula 1 pilotu olamazdım mesela :)) Hayat boyu bungee jumping, yamaç paraşütü ya da en basitinden uçak yolculuğu gibi şeyleri denemeyi de hiç düşünmüyorum zaten.. Fazla adrenalin bana göre değil..
Yaşam felsefenizi oluşturan sözlerden biri?
- "ıı, bu çok zor bi soru.. Ben bu konuya çalışmamıştım öörtmenim.." Ama sanırım biryerlerden kopya çekebilirim.. Hah buldum.. "Ya hep ya hiç".. Sanırım olmayasıca mükemmeliyetçiliğimden ötürü bu söz geldi aklıma.. İlla bütün şartlar tam olacak benim için.. Keşke değişebilsem.. O zaman bu kadar acı çekmez, bu kadar beklenti içine girmez ve bu kadar hayal kırıklığına uğramazdım..
Bir kitaptan alınma, çok sevdiğiniz bir cümle veya paragraf veya bölüm?

Altı yaşındayken Gerçek Öyküler adlı balta girmemiş ormanlardan söz eden bir kitapta korkunç bir resim görmüştüm. Boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu gösteriyordu. Resmi yukarıya çizdim. Kitapta şunlar yazılıydı: "Boa yılanı avını bütün halinde çiğnemeden yutar. Ondan sonra hiçbir yere kımıldayamaz ve altı ay süren sindirimi boyunca uyur." Balta girmemiş ormanlar üzerine uzun uzun düşündüm bunları okuyunca. Sonra da biraz çaba ve renkli kalemle ilk resmimi yaptım. İşte l numaralı resmim aynen şöyleydi:
Sanat yapıtımı büyüklere gösterdim. Korkup korkmadıklarını sordum. "Korkmak mı?" dediler. "Şapkadan mı?" İyi ama, şapka resmi yapmamıştım ki ben. Fili yutmuş olan bir boa yılanı resmi yapmıştım. Ama büyükler anlamadığı için onlara bir resim daha yaptım. Büyükler açık seçik görüp anlasınlar diye fili yutmuş olan yılanın içini çizdim. Şu büyüklere her şeyi tek tek açıklamak gerekir hep. 2 numaralı resmim de şöyle oldu:
Büyükler bu kez de boa yılanının içinin ya da dışının resimleriyle uğraşmayı bırakıp, kendimi coğrafya, tarih, aritmetik ve dilbilgisine vermemi öğütlediler. İşte daha altı yaşındayken belki de çok büyük bir ressam olma fırsatını böylece kaçırmış oldum, l ve 2 numaralı resimlerimin başarısızlığı hevesimi kırmıştı doğrusu. Büyükler hiçbir şeyi kendiliklerinden anlamıyorlar. Onlara hep bir şeyleri açıklamak zorunda olmak ne kadar da sıkıcı bir şey çocuklar için...Ben de başka bir meslek seçtim kendime: pilot oldum. Dünyanın her yerinde biraz uçtum. Coğrafyanın çok işime yaradığı bir gerçek. Bir bakışta Çin'de miyim, yoksa Arizona'da mıyım anlarım. Geceleyin yönümü şaşırınca çok yararlı olur bu bilgiler. Hayatım boyunca birçok önemli kimseyle ilişkilerim oldu. Büyüklerin arasında da çok bulundum. Onları çok yakından tanıma fırsatı geçti elime. Ama doğrusu onlar hakkındaki ilk yargımda bir değişme olmadı. Zaman zaman aralarında birazcık daha zeki görünenler olmadı değil. Öyle zamanlarda hemen hep yanımda taşımakta olduğum l numaralı resmimi çıkarıp denememi yapıyordum: bakalım kavrayışı yerinde mi diye. Ama ne çare, o da sözleşmiş gibi ötekilerle aynı yanıtı veriyordu: "Şapka." Eh. bunun üzerine ben de ona boa yılanından, balta girmemiş ormanlardan, ya da yıldızlardan filan söz etmiyordum artık. Anlayacağı düzeye iniveriyordum; briçten, golften. politikadan, kravattan filan söz açıyordum. Büyükteki keyfi görün siz artık; aklı başında biriyle karşılaştı ya sonunda.
Tamamını mutlaka okumanızı tavsiye ederim..
Çok sevdiğiniz bir şiirin bir parçası?
Çok kısa zaten, tamamını yazayım ben..
Üç Kuş Kadar
Anne dudaklarını çiçekleyen kim
Beni usulca öperken
Nasıl sen beni öperken
Yüreğim üç kuş kadar
Bilsen
Ellerim neden ufacık anne
Göklere kaldıramıyorum
Seni kucaklayıp
Burhan Eren
26 Nisan 2007 Perşembe
Bilgisayarımız yine elden gitti.. Açtığımda 4-5 dakika içinde kilitleniyor ve otomatik sayfalar açılıp kapanıyor.. Bu yazıyı yayınlamak için sadece bir dakikam var..
Biz iyiyiz merak etmeyin..
Format atılır atılmaz renkli ve yeni bir sayfayla karşınızda olacağız inşaallah efendim..
Güzel haberler vermek için sabırsızlanıyorum..
25 Nisan 2007 Çarşamba
Küçük gazi Yusufcuk çok iyi Allah'a şükür.. Anneciğini çok korkuttu ama alnındaki ufak bir iz dışında birşey yok.. Dün hastanede yoğun ve yorucu bir gün geçirdik.. Akşam da bilgisayar arıza verince yazamadım.. Bizi merak eden, yorum yazan ve arayan herkese çoook teşekkür ediyorum.. Ben de kendimi daha iyi hissediyorum artık..
Meleğimi uyutur uyutmaz uzun uzun yazıcam inşaallah.. İkindiyi bulur herhalde :))
Tekrar herkese teşekkürler.. Allah hepimizin yavrucuklarını korusun.. Hepsi O'na emanet..
23 Nisan 2007 Pazartesi
Yusufcuk düştü..
Öğlen.. Tam başının daha doğrusu yüzünün üstüne.. Gözünün altı, üstü ve alnı şişti.. İki kere katıldı elimde ağlarken..
Şimdilik iyi gibi ama 24 saat gözlemlememiz gerekiyormuş.. Kusma veya başında şişlik ve büyüme olursa tomografi çekilecek..
Vicdanım sızlıyor.. Mama sandalyesini temizlerken onu koltuğa değil yere koyabilirdim.. Bir saniye bile olsa ona arkamı dönmemeliydim..
-dim...
Ama oldu işte.. Bir süre kendime gelemem herhalde.. Sabahtan beri düşme anı gözümün önüne gelip gelip duruyor.. Bir de ona sarıldığımda ikimizin de hıçkıra hıçkıra ağlayışı..
Allah'ım.. Yavrum sana emanet..
20 Nisan 2007 Cuma
Minişim dün gece bunu kendince kutlamış meğer, benim haberim yok.. Onikide bir uyudu, sabah yedide uyandı :)) Tam yedi saat uyudu! Ben defalarca uyanıp onu kontrol etsem de o da ben de uykuya doyduk.. - Aslında belki nazar değer diye bunu yazıp yazmamakta çok tereddüt ettim ama sürekli olan birşey olmadığı için nazar değmeyeceğine kanaat getirdim -
Ben bu mucizeyi iki sebebe bağlıyorum. Biiirrr.. Babamız şehir dışındaydı ve tüm gece oğluşumla birlikte uyuduk.. Hatta dalarken elini tutmuştum, uyanmasın diye bırakamadım da - sıkı sıkı yapışmıştı çünkü bücürük - kaç saat öyle uyumuşuz.. Yanlız "çocuğu ezerim" korkusuyla kalıp gibi yatmaktan uyandığımda sağ tarafım komple uyuşuktu :))
İkiii... Babamız olmadığı için yatakodası gecenin bir vakti gökgürültüsünü andıran horlamalarla çınlamadı :)) - ııı, biraz abartmış olabilirim canım - Sessizliğin tadını çıkardı galiba lolipop..
Ama sebep ne olursa olsun, iyi geldi yaa..
.........
"Anne ve bebişi"cim.. Dünkü yazından beri meraktayım.. Defalarca girdim sayfaya, yeni yazı yok. Çok merak ettim seni.. Lütfen bizi habersiz bırakma..
19 Nisan 2007 Perşembe
Sonradan itiraf ettirdim - emindim çünkü bir iş var bu işin içinde diye :) - İş için gittiği kolejlerden birinden yürütmüş! Ben tanımaz mıyım kocamı? Kesin bir kutlama falan vardı, "Bu çiçekler fazla, alın arkadaşlar" dediler, benimki de "Şok edeyim şu garibanı" dedi kendince :)
Olsun ev mis gibi kokuyor, baktıkça "bahar bahar" oluyorum..
- Benim "mama sandalyesinde uyutma planı" elimde patladı.. Dün sadece uykuya yenilmiş anlaşılan.. O andan beri yine kucaktayız.. Ya ben en iyisi en kısa zamanda uykuyla ilgili bi yazı yazayım..
- Soğuk, yağmur dinlemiyorum, iki gündür dışarı çıkarıyorum çocuğu.. Bir saat fazla uyusun diye :))
- Dört gündür babamızı bekliyoruz 7. ay kontrolümüze gitmek için.. İşleri çok yoğunmuş :( Bugün de şehirdışına çıktığına göre pazartesiye kaldı demektir.. Sümüklücüm senin paket de tabii..)
- Bugünlerde en zor şey, minişin bezini değiştirmek.. Ben pamuğu ıslatana kadar - odadan çıkmadığım halde - o yatağın öbür ucuna varıyor.. Pamuğu ıslatıp öyle açıyorum popişini, bu sefer de yok pamuk poşetini kemircem, yok pişik kremimle diş kaşıycam diye huysuzlanıp duruyor.. Bir de bacaklarını birleştirip yay gibi germeyi öğrendi.. Mümkün değil o bezi popişe yerleştirmek.. Çiş sızması olayları sıklaştı bugünlerde.. Tam oturmuyor ki bez :((
Ama ihtiyaçlar icatları doğururmuş.. Gıvgıv sağolsun, yine kurtardı beni.. Onu bir tacın üstüne monte ettim.. Bezini bağlayacakken tacı takıp kafamı sallayıp duruyorum, o ses çıkardıkça bizim miniş de onu yakalamaya çalışıyor, unutuyor bezinin bağlandığını.. Dur bakalım daha neler göreceğiz.. ( Yanlız hiç kolay olmuyor bir yandan kafa sallayıp bir yandan da bez bağlamak.. Acayip hissediyorum kendimi )
- Bahar temizliği yapmaya başladım :) Bir haftadır tek yapabildiğim bir odanın perdelerini yıkayıp evi süpürmek ama olsun, ilerisi için umutluyum..
- Dün akşam pilav yedi benim bücürüm..
- Sabah karşı komşum geldi, kahvaltı ettik birlikte.. Onun bebiş iki- üç aylık, benimki neredeyse yedi aylık.. Biri susuyor, diğeri başlıyor.. Biri acıkıyor, diğeri altına yapıyor.. Ay çok vahimdi durum.. Sofraya bir oturup bir kalktık.. Biri bizi görse gözü korkardı herhalde.. Ama bir gülüşleri de yetiyor kerataların.. Dünyalar annelerin oluyor..
- Nasıl becerdim bilmiyorum ama kilo almışım işte :((
- Karnım o kadar aç ki.. En iyisi gidip birşeyler yiyeyim..
18 Nisan 2007 Çarşamba
Fetişcim nüffen bana kızma, anladın sen onu :))
Çok mutluyum çoookk...
16 Nisan 2007 Pazartesi
- Karar verdim, benim oğlum "sosyal yiyici".. Anne ve bebişinin araştırıp gönderdiği tavsiyelerden biriydi bebeği aileyle aynı anda sofraya oturtup ek gıdalara öyle alıştırmak.. Biz yemek yerken yanımıza oturtuyorum Yusufcuğu, ağzını açıp açıp kapatıyor babasına baktıkça ( yemek yiyebilen ben değil de o olduğu için tabii ) Ben de bu arada gönderiyorum yoğurtları mideye.. Dün iyi yoğurt yedi çok şükür bu yöntemle..
- Geçen haftaki bahar, kışa döndü haftasonu yeniden.. Dün resmen tipi şeklinde kar yağdı buraya! Anlaşıldı ki "kapıdan baktıran" sadece Mart değil.. Nisan da olabiliyor :)
- Blogger Türkçe oldu.. Ama çok hata veriyor bugünlerde.. "Yorum yazdım gelmedi" diyenlerin sayısı dörde ulaştı..
- Daha yemek yapmadım.. Yusuf'un uyuduğu şu nadide yarım saati mutfak yerine bilgisayar başında geçiriyor olmam neye işaret sizce ?
A) kötü evhanımlığı
B) işgüzarlık
C) depresyon
D) "Adam sen dee.."cilik
E) hiçbiri
- Yemek demişken, haftasonu Ozan harika bir "Nokul" yaptı.. Afyon civarlarına has ve özellikle haşhaşla yapılan bir hamurişi.. Bu arada bunu gururla mı söylemeliyim, utançla mı bilmiyorum ama bizim evde hamur işleri Ozan'dan sorulur.. Harika ekmek ve börekler yapar özellikle.. Kek, kurabiye türü tatlı şeyleri de ben yaparım.. Kaç kere denedim, ne onunki gibi ıspanaklı börek yapabiliyorum ne de Özbek mantısı.. Aşçı mı olmalıymış benim kocacım ne?..
- Yavaş yavaş işe dönmeye karar verdim artık.. İnşaallah evden çalışıcam, daha doğrusu evden olursa çalışıcam yoksa çalışmıycam Yusuf biraz daha büyüyene kadar..
- Lolipopum az önce çeyrek salatalık yedi :) Öyle büyük birşey değil tabii, hani oluyor ya, küçücük parmak salatalıklar, onlardan.. Dişini kaşısın diye eline verdim baktım, küçük küçük kemiriyor.. Ben yarısını yedi zannettim çünkü geriye yarım salatalık kalmıştı ama baktım ki çoğu kısmı çiğnenip ezilmiş bir şekilde mama sandalyesinin orasına burasına yapışmış.. Ancak çeyrek eder yani yuttukları :))
- Haftasonu ilk defa babası, oğlum, ben yanyana yattık.. Genelde lolipop üstümde uyuyor ( ben yarı oturur konumda uyuyorum tabii) ama belim çok ağrıyınca yanıma yatırdım.. Gerçi pek uyudum diyemem.. İkide bir kalkıp Ozan Yusuf'u ezdi mi?, Kolu çocuğun üstünde mi? Başına dirsek atar mı? ( Bu konuda ustadır) diye kontrol ettim durdum.. İyice dalınca da minişi hemen koydum yatağına.. Bana da yazık di mi ama..
- Bel demişken, sanırım fıtık oldum ben yaa! İki omurum yer ve şekil değiştirdi resmen.. Ağrıdan kalkamıyorum çoğu sabah.. Sekiz kiloluk bebişi salla salla, dayanamadı zavallı belim.. Bu işe acil çözüm bulmam lazım.. Geçenlerde yanıma yatırıp uyutmaya çalıştım bir iki gün.. Resmen yerinde zıplaya zıplaya, hırslı hırslı ağlıyor.. Kucağıma alana kadar inat edip dalmıyor uykuya.. Dudağını da bir büzüşü var ki, dayanılacak gibi değil.. Napıcam ben yaa?
- Doya doya kitap okumayı çok özledim..
- Eyvah! Miniş uyandı galiba.. Daha yarım saat olmadı ki ama.. "Miyk miyk" sesler geliyor odadan.. Hemen gönderiyim bu yazıyı sayfaya :))
14 Nisan 2007 Cumartesi
Dün akşam biraz boyalarla uğraştık oğlumla.. ( Tamam itiaf ediyorum, ayakları ve kolları tutma kısmını Ozan üstlendi )
Bu aralar moralim daha iyi çok şükür.. ( Bugünü saymazsak tabii, babamız bizi evde bırakıp arkadaşlarıyla pikniğe gitti ! Ona küsüz.. ) Meleğim yeniden yoğurt yemeye başladı.. Günde yarım çay bardağını geçmiyor - hatta o kadar bile olmuyor belki - ama bu da bir gelişme.. Pazartesi doktor kontrolümüz var.. O zaman belli olacak bakalım iyi beslenip beslenmediği.. Kafam sorularla dolu.. Gereksiz sıkıntı yapıp kendimi de onu da germek istemiyorum ama internette altı aylık bebek menüsü adı altında o kadar çok madde var ki - bunları hergün yemesi gerekiyor ayrıca - eğer bu doğruysa benim oğlum yakında açlıktan ölecek demektir :(
Dün gece orta kademeye indirdik Yusuf'un yatağını.. Günlerdir kalkıp oturmaya çalışıyor çünkü.. En son marifeti de bu..
..................
9 Nisan 2007 Pazartesi
Bir haftadır direniyoruz.. Yusuf Aslan "yememek" için, ben de "kafayı yememek" için!
Bu sürecin zorlu geçeceğini biliyordum ama şimdiden tüm gücümün tükenmesi normal mi onu bilmiyorum..
Elma püresi denememiz yarıda kaldı.. Gaz yapıyor çok fazla.. Aslında yapmaması lazımmış ama Yusuf zaten çok gazlı bir bebek.. Bünyesi daha alışmadı galiba.. Pekmez vermiştim bir-iki kere, dudacıklarında küçük kırmızı lekeler oldu, o da alerji yaptı galiba.. Elmayla birlikte onu da kestik.. Haftasonu gerçekleştirdiğimiz sebze çorbası denememiz de faciayla sonuçlandı :( Yaklaşık iki çay kaşığı kadarını minişim, geri kalanın çoğunu da uyku setimiz yedi! ( Yedi zannettiğim kısmı da sonradan çıkardı zaten, ağzında biriktiriyormuş meğer ) Yoğurdu sevdi diye seviniyorduk ama iki gündür onu da yemiyor.. Neden? Neden?
Ben ona birşeyler yedirmeye çalıştıkça o inatla elini ağzına sokup parmağını emiyor.. Kaşıkla yemek değil de emmek istiyormuş yani.. Ben de çok zorlamıyorum iki gündür, sadece emiyor.. İnatlaşmaya başlayıp hiç yememesinden korkuyorum.. Ama böyle de yeterli beslenemeyecek sanırım, bu ay kilo alacak mı bakalım?
Anne olmak ne zormuş yaa...
.................
3 Nisan 2007 Salı
Elhamdulillah..
Artık altıncı ayımızı doldurduğumuz için yavaş yavaş ek gıdalara geçiş yapmaya başladık. Meleğim şimdiye kadar sadece anne sütü aldı, hiç mama vermedim. Annem dahil herkesin " Gece yatmadan önce bolca mama ver, uzun uzun uyur, sen de uyursun" önerilerini hiç uygulamadığım için kendimle gurur duyuyorum.. Öyle olacağına da hiç inanmadım zaten. Karşı komşum mama veriyor, Enes Kaan yine de gecenin 2:30'unda yıkıyor ortalığı.. Bence bu bebişler açlığından değil, sancıdan uyanıyor sık sık. En azından benim meleğim öyle..
Doktorumuz artık bu aydan sonra sütümün yetmeyeceğini, bebişin yeterli besini alması için ek gıdalara başlamamız gerektiğini söyledi. İlk denenecekler de yoğurt ve elma püresi. Geçen hafta hayatımda ilk defa yoğurt yaptım! İlk denemem olmasına ve yapacağımı söylediğimde Ozan'ın yandan yandan gülmesine rağmen süper oldu :) Krema gibi, çok tatlı.. Yarısını ben yarısını meleğim yedik..Çünkü yaklaşık bir bardak sütten yapmıştım, günlük olması lazımmış.. Şimdi her iki günde bir küçük cezvemizde miniş için yoğurt mayalıyoruz..
Elma püresini ve muzu da severek yedi ama birazcık gaz ve kabızlık problemi yaşadık. İki gündür vermiyorum, bu akşam yeniden başlarız belki.. Bir de havuç deneyelim bakalım..
Geçen haftanın en önemli olaylarından birisi de Yusuf'umu üç kere yatağın kenarından, resmen havada yakalamam! Artık çok tehlikeli bir bebiş olmaya başladı bu çocuk :) Yatağa bırakamıyorum, ard arda döne döne kenara geliyor, kendi yatağına bırakınca parmaklıklara tutunup kalkabiliyor.. Havalar tam ısınmadı diye yere de bırakamıyorum.. Eee, ben de bütün gün başında nöbet tutuyorum n'apalım..
Hem daha rahat mama yesin diye hem de gözümün önünde güvenle otursun diye acilen bir mama sandalyesi almamız lazım.. Aksi gibi babamızın sınavları başlıyor, "İki hafta benden size hayır yok" dedi! Bekleriz biz de..
Son olarak da dünkü maceramızı yazalım..
Dün hava açınca meleğimi gezdireyim biraz diye dışarı çıktık. Zaten alınacak şeyler de vardı. Biraz yürüdük, tam alışveriş yapacağım markete yaklaşmıştık ki hava birden kapandı ve bir iki dakika içinde dolu yağmaya başladı. Koşar adımlarla markete girdim. - Tabii bebek arabasıyla çok zor oluyor bu "koşar adım" olayı :) - Biz içeri girdiğimizde tipi şeklinde sulu kar yağmaya başladı! Kendime uzun uzun alışveriş yapıyormuş süsü vererek - aslında sadece sıvı sabun alacaktım oradan - dakikalarca reyonları dolaştım ama sonunda reyonlar bitti! Kasaya gidip ödemeyi yaptım ve orada bekleyip bekleyemeyeceğimi sordum. "Tabii bekleyebilirsiniz " cevabından sonra yarım saatimizi marketin çıkış kapısında geçirdik. Yağmur biraz durunca hemen çıktım ve eve zor yetiştik, bizim arkamızdan bir daha bastırdı çünkü.. Çok korktum meleğim üşüttü diye ama Allah'a şükür birşeyi yok iki gündür.. Bir daha hava durumunu dinlemeden dışarı çıkan ne olsun..


