19 Temmuz 2007 Perşembe

Baştan uyarıyorum, bu çoooookkk uzun bir yazı !

- Az önce Ozan aradı, bir arkadaşının hanımı hamileydi, aylardır heyecanla bekliyorduk Salih beyin gelmesini.. Doğuma girmişler az önce.. Allah'ım hayırla, sağlıkla, kolaylıkla doğmasını nasip etsin küçük bebişin.. Akşama minik bebiş görmesi var yaşasın..

- Hepinizin Regaib Kandili'ni ve üç aylara kavuşmasını tebrik ederim.. Bu günler Yüce Allah'ın bizi affetmek için, bize ihsan etmek, lütufta bulunmak için belirlediği çok özel günler.. İnşaallah değerlendirebilir, feyz alabiliriz..

- Yusufcukla ilgili çoook şey birikti yazacak ama o yeni bir yazı olsun artık.. Sadece şu kadarını yazayım, yeni diş bize, biz de ona alıştık.. Yusufcuğun bünyesi de alışmış olmalı ki ishal ve ateş bitti gibi.. Yanlız Yusufcuğun Calpol bağımlısı olmuş olmasından endişeliyim.. Su gibi içti yavrucum benim.. Herşeye sıkı sıkı kapattığı o küçücük ağzını daha Calpol şişesini görür görmez serçe yavrusu gibi açması da ilginç bir ayrıntı.. Karar verdim, yemediği yemeklere Calpol katıp vereceğim bundan sonra :))

- Gelelim köye.. Gerçi Asya ve Tuba artık tatil yazısı okumak istemiyorlarmış ama bizim tatilimiz deniz, kum, güneş içermiyor :)) Gerçi ufak bir göl maceramız var ama o kadar da olsun artık, n'apalım..


Canım annanecim ve küçük siyah kedi bizi uğurladıktan sonra sabah erkenden Ozan'ın köyüne doğru yola çıktık. Ama ne gün? Hani o hafta en sıcak olan, bazı işyerlerinin ve kamu çalışanlarının bile izinli olduğu gün vardı ya, işte o gün.. Otobüs klimalı olduu için ve Yusufcuk da iki kere uyuduğu için rahattık çok şükür ama araç hararet yaptığı için yavaş yavaş gitmek zorunda kaldık.. Tam da köye yaklaşırken çok büyük bir kaza da atlatınca - çok afedersiniz, moron bir kamyonet şoförü koca yolu geçmek isterken yolun tam ortasında durdu ve biz ani frenle savrulduk - köye varınca toprağı öpesim geldi..


Köydeki tatilimiz boyunca Yusuf paşanın keyfine diyecek yoktu.. Daha İzmir otogardan başladı omuzlar üzerindeki tahtırevan keyfi.. Köyde de güneşten etkilenmesin diye hep şemsiyeyle gezdirdik bücürü.. Yani Gökçek Gökçek olalı böyle sosyetik bebiş görmedi..



Tatil boyunca çok güzel beslendik, resmen semirdik. ( Tabii bu çoğul kullanım "-dik" Ozan ve benim için geçerli, Yusufcuk bildiğiniz gibiydi yine ) Ozan'ın yengeleri ve ziyaret ettiğimiz akrabaları sağolsun, bükmelerle, katmerlerle beslediler bizi.. Hepsinin ellerine sağlık..



Eğirdir Gölü'ne gittiğimizden bahsetmiştim daha önce.. O gün en mutlu günüydü belki bebişimin.. Zaten banyo delisi olan Yusufcuk, gölü görünce çıldırdı resmen.. Suya sokana kadar - başta ben cesaret edemedim üşür diye ama hiçbirşey olmadı çok şükür - dakikalarca ağladı. Tabii çıkınca da öyle.. Babasıyla harika bir göl sefası yaptı oğlum..


Yorulunca da ona güzel bir yatak yaptık ve uzun uzun uyudu açık havada.. -Ben bu çocuğu evde de balkonda mı uyutsam ne?- Biz de bunu fırsat bilip Yusufcuğu babaannesine bıraktık ve göl kenarına indik yeniden Ozan'la..

Önce biraz kenardan seyrettim gölü..

Sonra dayanamadım, attım kendimi engin sulara..



Daha sonra uzun bir safari macerası yaşadık Karadağ'da :)) - bu "safari" Ozan'ın deyimi, benim değil - Ozan'ın babasının bir arazi jipi var. Beş kişi ona doluştuk, baktık olmadı, Ozan ve amcamız Onur jipin arkasında sallanarak gitmek suretiyle eşlik ettiler bize..

O gün de çok mutluydu Yusufcummm.. Ozan'la hep diyorduk, köyde şöyle dikensiz, çalı çırpısız biryer bulsak da Yusuf'u bıraksak, kumlarla oynasa.." diye, o gün tam istediğimiz gibi biryer buduk. Yusufcuk bana fırsat vermeden kendi emekleye emekleye daldı zaten kumlara.. Sonra baktı ki dizleri acıyor, oturdu, dakikalarca oynadı taşlarla :))


"Doğa"l aile..

Yusufcuk babaannesi, dedesi ve amcasıyla..

Eve dönerken normal yoldan değil de dağ yolundan, köyleri geze geze, tarlaları dolaşa dolaşa döndük.. Oranın deyimiyle bir "günaşık" tarlası görünce durduk ve hemen birsürü fotoğraf çektik :))


Hani bir laf vardır, -çok afedersiniz- "Homa'nın sığırı" diye.. İşte o lafta bahsi geçen Homa'ya gittik bir sonraki hafta.. Sığırları görmeye değil ama , şelalesini görmeye :)) Tamam Niagara kadar büyük değildi ama yine de güzeldi.. Şelalenin altında güzel bir piknik yaptık, oğlumu suya soktuk yine.. Ama bu sefer fotoğraf çekecek kadar uzun tutamadık maalesef, su buz gibiydi çünkü, üşür diye korktuk..




Oradan dönüşte, yine bizim "dağ sevdalıları"na uyup bu sefer Bozdağ'a gittik.. Efendim bu dağ adından ve aşağıdaki fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere boz gerçekten.. Gördüğüm toplam ağaç sayısı bir elin parmaklarını geçmez.. Allahtan çalılar var da biraz yeşillik katmış ortama..


Eve dönmeden bir gün önce Ozan'ın ebesinin - onlar annaanne ve babaanneye ebe diyor - nefis "hayır aşı"nı yedik.. Keşkek ve hayır aşı benim favorim.. Keşkeği düğünlerde yapıyorlar köyde.. Resmen yaz gelse de keşkek yesem diye bekliyorum her sene.. Ama bu sene gittiğimiz düğün evinde keşkek kalmamıştı, nasip olmadı yemek :((

Hayır aşının tarifini isteyenler mail atabilir ama herşeyden önce odun ateşi gerekiyor..

Aşağıdaki fototğrafa bakıp yardım ettim zannetmeyin.. Benim yardımım sadece yeme esnasında oldu. Ama bir kerecik elimi daldırmasaydım içimde kalırdı :))




Köyde minişim birçok "ilk"i yaşadı tabii.. Mesela kaplumbağalarla ilk tanışma..



İlk bisiklet denemesi..


İlk oyuncak kavgası..

Amcası ilk verdiğinde yüzüne bakmadı bu arabanın ama bu küçük abimiz oynamak isteyince de odanın taa bir ucundan hırslı hırslı emekleyerek gelip elinden almaya uğraştı :)) Sölene söylene hepimizi gülmekten öldürdü.. Kıskanç olacak galiba küçük erkeğim..



Daha koyacak onlarca fotoğraf, yazacak onlarca şey var ama bu kadar yeter sanırım.. Yusufcuk uyanmak üzere.. Son olarak köydeki evin önünde çekildiğimiz bu fotoğrafları koyalım ve yazımızı bitirelim artık :)) Her sene tam burada fotoğraf çekip koyacağım Yusufcuğun albümüne inşaallah.. Hem her sene nasıl büyüdüğünü görecek hem de tatlı tatil anıları olacak oğlumun inşaallah..



( Az önce fotoğrafları eklemek için klasöre baktım da yaklaşık beş bin fotoğrafı olmuş Yusuf'un.. Olayı biraz abartmışım galiba.. )

15 Temmuz 2007 Pazar

Köye gitmeden önce :)) İzmir'den (İKEA'da) aldığım birkaç şeyi paylaşmak geldi içimden nedense.. Belki çok severek aldığım belki de sizin de işinize yarayabilir diye düşündüğüm için..


Bunlar bebişim için aldığım yumuşak oyuncaklar.. Aslında daha çok çeşidi vardı ama bizim küçük seçici, kendisine uzattığım birçok seçenek arasından yanlızca bunları beğendi ve alıp hemencecik kemirmeye başladı :)) Diğerlerine bakmadı bile.. İşim var benim bu minişle galiba.. Yakında bizi de beğenmez bu küçük bey :))

Bunlar diş kaşıyıcı değil ama gel de bunu Yusufcuğa anlat..

Bu oyuncaklar neden işime yaradı? Şimdi bu konuya değinelim..

Benim minişim malumunuz uykuyu pek sevmeyen ve uyuyacağı zaman da çok zor dalan bir bebek.. Sallayarak uyutsam da durum değişmiyor.. İzmir'e gitmeden önce, eline birşey verip salladığımda daha çabuk daldığını farketmiştim.. O zamanlar diş kaşıyıcı ya da emzik tutucuyla falan idare ediyorduk ama ben sıkıca kavrayabileceği yumuşak bir oyuncak arıyordum. İşte bu minik şeyler tam bunun için.. Şimdi uyuyacağı zaman Yusufcuğun eline "kapliş"i veriyorum, o da kafasından sıkı sıkı tutup onunla uyuyor.



Bunlar da küçük parmak kuklalarımız.. Yusufcuğu mamiş yerken oyalamak için..




Yemek yedirme seanslarımız hala çok acı verici geçiyor. Hele dişi patladığından beri jel sürmek için bile ağzını açamıyoruz tatlımın.. Arada gazoz içmek ya da zararı faydasından fazla olan birşeyi ( mesela çokokrem ya da hazır pasta ) yemek için kucağıma atlıyor ama onlar sayılmaz.. Hala yemek yemiyor benim minişim..


Kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlatamam.. Anne olarak çok yetersizim galiba.. Yusufcum fındık kadar kaldı.. Emzirsem de vitamin kullansak da durum değişmiyor.. Sağlığı yerinde çok şükür ama insanlar kaç aylık diye sorduğunda aldıkları cevaba şaşırıp bir daha dikkatlice bakıp "hımm" diye burun kıvırdıklarında çok moralim bozuluyor..


Neyse..
Ben aldıklarımdan bahsediyordum değil mi..

Bu kadar oyuncak ve kuklayı derleyip toplamak için de bu kutular birebir..





Bu da yine İKEA'dan aldığım alt değiştirme takımı..



Adı bu olmayabilir ama ben böyle tarif edebildim :)) Bebişin yatağına takılabilir olması çok hoşuma gitti.. Hem yer kaplamıyor hem de bez, pamuk, krem vs. ne varsa ortadan kaldırıyor..

Ama bunu taktığımdan beri Yusufcuğu yatağına bırakamıyorum. İstisnasız her seferinde devirdi çünkü ne var ne yoksa .. O da birşey değil, bu kutulara tutunup kalkmaya çalışıyor ama kancalar kaydığı için düşüp duruyor.. Kafasını tahtalara vuracak diye korkuyorum..



Sadece Yusufcuk için değil, evimiz için de bazı şeyler aldım tabii..
Örneğin bu küçük, şeker gibi vazoları ya da renk renk bıçakları..



( Domates, biber ve kurusoğana yardımlarından dolayı teşekkür ediyoruz )

Bu kesme tahtası da harika..



İçinde ne doğrarsanız doğrayın ikiye katlayıp hiçbiryere dökmeden tencereye ya da kaseye boşaltabiliyorsunuz.. Çok işlevsel gerçekten.. Ben gıcık olurum da doğradığım domatesleri tencereye veya tavaya boşaltırken suyunun kenarlara akmasına :)) O yüzden bana çok hitap etti bu ürün..


Aldığım üç küçük tencere ve tavanın fotoğrafını da koymayayım artık.. Onlarla oğluma minik minik yemekler yapacağım inşaallah..


Bir de yese miniciğim, bir de yese..

13 Temmuz 2007 Cuma



Hani ben "Yusufcuk gece uyuyunca yazarım.." dedim ya geçen sefer.. Yusufcuk uyumuyor iki-üç gündür.. Onu uyutmayı becerebildiğim anda ben de baygın düşüyorum zaten yanına.. Ne zormuş bu diş çıkarma süreci yaa.. Tecrübeli anneler, her bebek böyle zor mu çıkarıyor dişlerini yoksa bu bizim nazlı bücüre has bir durum mu? Ağlaya ağlaya, bağıra bağıra halsiz düştü yavrum.. İshal hala kesilmedi, arada ateşi de yükseliyor. Calpol veriyorum sürekli.. Ama huzursuzluğu geçmiyor bir türlü.. Haftasonunu da böyle geçirirse tekrar hastaneye gitmemiz lazım.. Belki yapabilecekleri birşey vardır umuduyla..


Gelelim tatilimize..
Önce İzmir ayağı..


Dokuz saat süren yolculuk beni resmen bir daha Yusufla yanlız yola çıkmaya tövbe ettirdi.. İki kere birer saat uyusa da afacanım, uyandığında kaybettiği dakikaların acısını fena çıkardı.. Oturduğumuz koltuk ve çevresinde dokunulmadık bir milimetrekare alan bırakmadı. Emeklemeyi yeni öğrenmenin hevesiyle kendini yerlere atmaya çalışıp da tarafımdan engellendikçe çığlıklarıyla beni protesto etti.. Ön koltuk, kucağım ve yan koltuk arasında mekik dokudu.. Şirinlik yapa yapa kendini herkese sevdirdi.. Radyo çaldıkça oynadı, dişi kaşındıkça ağladı.. Derken.. İzmir'e vardık.. Otobüsten indiğimde üstüm başım terden sırılsıklamdı resmen.. ( otobüs klimalı olmasına rağmen ) Ne kadar zormuş Yusufcuğu oyalamak.. Bir daha mı uzun yol.. Tövbe.. Tövbee...


İzmir o kadar sıcak o kadar sıcaktı ki istediğimiz hiçbiryere gidemedik diyebilirim.. Ben güya Ozan'ın aslında Temmuz'da olan iznini Haziran'a aldırdım sıcaklardan bunalmayalım diye.. Denk gele gele Afrika sıcaklarına denk geldik.. Biz varmadan bir hafta önce gayet iyiymiş aslında hava..


İki ev ziyareti ve İKEA ile yetinmek zorunda kaldık.. Canım teyzeciklerimi çooook özlemişim.. Tabii annene ve dedişimi de.. Annem de oraya gelince bir taşla iki kuş vurmuş olduk :))


Sıcaklar dolayısıyla minişimin karizma iyice sarsıldı tabii.. Ona kuzenlerden birinin fanilasını giydirdik, bezi de çıkarttık, havadar havadar gezdi çocuk.. Tip mip hikaye.. Ne demişler, imaj hiçbirşeydir, susuzluk herşey :))


İKEA açılmış dedemlere çok yakın bir yere.. Durur muyum? Hazırladığım şirinliklere bile gerek kalmadan dedişim götürdü bizi.. O sıcakta klimalı, serin serin o kadar güzeldi ki içerisi.. Saatlerce gezdik. Meleğim bile ferahladı, kucağımda uyudu kaldı en sonunda..


Alacağımız herşeyi ( hatta almayacaklarımızı bile ) bir güzel denedik, özenle inceledik :))



Oğluma çok şirin oyuncaklar ve yemek yeme seanslarımızda işe yarar umuduyla parmak kuklalar aldım.. Alışveriş sonrası ufak bir dondurma keyfi yaptık çıkışta.. Tabii meleğim de bize eşlik etti..

İzmir'de en çok zorlandığımız konulardan birisi minişimi uyutabilmek oldu tabii.. Evde salıncağında sallanarak uyumaya alıştığı için yine onu aradı.. Biz de teyze kızım Cananla - diğer ismiyle dadı, tatil boyunca o baktı sağolsun meleğime, hiç indirmedi kucağından.. Zaten okul öncesi öğretmenliği bölümünde okuyor, tüm öğrendiklerini pratik yapmış oldu :)) - annemin dahiyane fikrini uyguladık. İKEA'dan aldığımız büyük eşya poşetine bir çarşaf serdik ve ona konforlu bir salıncak hazırladık :))



İşte sonuç..




Şimdi aklınıza "Neden çarşafla sallamadınız?" sorusu gelebilir.. Hemen açıklayalım.. Çünkü meleğim yana sallanmaya değil, yukarı aşağı sallanmaya alışkın.. Çarşafla bu mümkün olmuyor.. Ama köyde çarşafla sallanarak uyumaya da alıştı, o ayrı konu..

Bir haftanın sonunda babamız geldi ve köye doğru yola çıktık .. Aslında ben İzmir'e doyamazdım ama sıcaklar o kadar bunalttı ki ben bile "Köye ne zaman gideriz?" demeye başladım içten içe..


Şimdilik bu kadar.. Arkası yarın.. Bana kızmayın, bunu bile yedi seferde yazdım valla.. Mazeretim var, oğlum diş çıkartıyor :))

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Vatana millete hayırlı olsun efendim, biz döndük.........

İstanbul maceralarımızı okuyanlar bilirler, çok güzel bir tatil geçirmiştik oğlumla ama son gün miniciğim ateşlenmiş, annesini korkutmuş, o halde yolculuk yapmak zorunda kalmıştı. Maalesef yine aynı şey oldu.. Tam tatilimiz çok güzel, minik melek iyi derken yavruşum hasta oldu. Bir ay önceki gibi ağır ishal.. Bugün beşinci gün.. Biraz hafifledi gibi ama yine de tam iyileşemedi..

( Okuyucuya önemli not : Sakın ama sakın ishal olmuş bir bebekle yola çıkmayın.. Hadi bizi geçtim, otobüsteki zavallı 32 kişi üç küçük çaplı nükleer facia yaşadı biz bez değiştirmek için Yusufcukla cedelleşirken )

Gelelim ishalimizin sebebine..
Fotoğrafını çekmeyi başaramadım ama bizim ilk dişimiz çıktıııııı....

Bu satırları ilk okuyan hediyeyi alır, ben anlamam, adet böyle :))

Yarın evi toparlamayı başarabilirsem oğluma "diş hediği" kaynatmayı düşünüyorum inşaallah..

Çok güzel fotoğraflar çektim sizin için.. Ama uzun bir süreye ihtiyacım var onları koymak ve anlatmak için.. Sanırım gece Yusufcuk uyuyunca yazarım artık tatil anılarımızı :))

Şimdi sizi okumaya başlasam iyi olacak.. Hepinizi çok özledim..

2 Temmuz 2007 Pazartesi


Dııııtttttttt.. Dııııtttttttt....
Ciiiuuuuuvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv.....
Pik piiiiiiiikkkkk...

- Bağlantı kuruldu mu usta? Blog ahalisi bizden haber bekler :)) Merakta bırakmayalım kimseyi (!)..

Gayet güzel bir tatil geçiriyoruz çok şükür.. Bir hafta önce köye geldik ve nefes almanın tadına tekrar vardık.. İzmir'e inat burası yayla gibi.. Hatta dün gece battaniyeyle yattığımızı söylesem belki kimse bana inanmaz ama dondum ben yaa..

İzmir'de sıcak bir yandan sinekler bir yandan mahvettiler bebeğimi.. O görüntüsünü unutmamak için fotoğrafını çektim köye gelirken otobüste..


İzmir'de denize giremese de meleğim -sıcak çarpar diye korktuğumuz için gidemedik- burada Eğirdir gölüne girdi.. Yüzdü, yüzdü, gölü fethetti :)) Aşağıdaki fotoğraf o günün hatırası.. Eee, herkes yüzdü benim neyim eksik? Ben de sahilde güneşlendim :))



Yusufcuk yorulup uyuyunca da babamızla amcamız etrafı keşfe çıktılar ve bir kucak dolusu karadutla geri döndüler..

......................


Civciv ve buzağıları da çok merak ediyoruz... Arada tutup sıkıştırmak da istiyoruz hatta :))




Şimdilik bu kadar bizden haberler.. Daha yazacak çok şey var ama minişim babaannesinin kucağında "uyutun beniiiiiiiiii" diye mızmızlanıyor.. İzmir maceramız ve fotoğraflar daha sonraya kaldı :((


Sizi okumayı da sayfamıza yazmayı da çok özlüyoruz.. Bir hafta sonra evinmizde olacağız inşaallah.. O zaman kimse bilgisayarımı elimden alamaz :))





22 Haziran 2007 Cuma

Dıııtt... Dııııtttttttttttttttttttt...

Minik melek İzmir'den bildiriyor...


Sıcaklar başıma vurdu.. Ah yayla gibi Ankara ahhh.. Öldüm burada yaa..

Bez mez hikaye.. Cıbıl geziyorum bütün gün.. Şimdiye kadar iki "sulama" kazam oldu ama bebişim diye kimse ses çıkarmıyor.. ehe ehe..

Geceleri zaten çok düzenli uyuyordum ya (!) uyku düzenim hepten bozuldu.. Canavar sivrisinekler ve yakarcaklar mahvetti beni.. Annem gece ne kadar kalkıp kalkıp beni kontrol etse, üstümü örtse de ısırıyorlar işte.. Seneye kimse beni buraya getiremezzz... Hoş zaten facia gibi o yolculuktan sonra ben yalvarsam da annem gelmez :))

Sıcaklardan bunaldım, yemek yemeyi de tamamen bıraktım.. Biberon biberon su içiyorum.. Birazcık da emiyorum, öyle idare ediyorum.. Sıvı beslenme, hafif hayat :))

Şimdilik benden bu kadar.. İçerdeki herkes mıncıklamak için beni bekliyor.. Fotoğraflarım da makinede, eve gidince onları da ekleyecek annem.. Gerçi biraz cıbıllar ama olsun..

Sayfamı çok özledik.. Tabii sizi de.. Haftaya köyde olacağız inşaallah.. Oradan da yazmaya fırsat bulursak hemen yazarız size..

Hoşçakalın.. İzmir'e yaklaşmayın :)) Yanıyor burası..

18 Haziran 2007 Pazartesi


-Küçük "pok"emonum "nük"leer güçlerini kaybetti.. Buna üzülsem mi sevinsem mi bilmiyorum :))


Yusufcuk artık gülüyor çok şükür.. Bez tüketim hızımız normale döndü.. Geceleri de yatak yorgan yenilemiyoruz..


Allah tekrarından ve beterinden korusun minişimi ( ve tabii tüm bebişleri ) .. Bu doğduğundan beri geçirdiği en ciddi rahatsızlık olduğu için Ozan da ben de kaygıdan öldük resmen.. Ama şimdi iyi olduğunu görmek, tatlış gülücüklerini seyretmek herşeyi unutturuyor :))


- Şimdi iyileşti ya küçük bey, yeni keşifler yeni yaramazlıklar icat etmesi lazım.. Bugünlerde dondurmalara çok meraklıyız.. Yemek değil yanlız amacımız.. Şöyle bir elimizi daldırıp içindeki malzemeler tam karışmamışsa onları iyice karıştırmak..


- Büfemiz hala en cazip karıştırma mekanı.. Okuduğum bebiş kitabında "Eğer etrafı karıştırmaya meraklı bir bebeğiniz varsa bir dolabı ya da çekmeceyi ona zarar vermeyecek şeylerle doldurun ve karıştırmasına izin verin. Bu hem onun merakını giderecek hem de diğer eşyalarınızı koruyacaktır." diyordu. Ben de öyle yaptım. En öndeki dolabı ıvız zıvırla doldurdum ve karıştırmasına izin verdim. Ama artık tek kapak kesmiyor Yusufcuğu.. Aynı anda herşeyi keşfetmek istiyor :)) (Tabii iki kapağı birden açmaya çalışınca arada ufak kazalar da olmuyor değil.. Düşe düşe bağışıklık kazandı yanlız.. Artık eskisi kadar ağlamıyor!)



- Yusufcuk kendine bir arkadaş buldu evde.. Kim mi? Küçük Yusufcuk.. O da kim demeyin canım.. İşte cezveden sırıtıyor yaa :)) Benim henüz çözemediğim ve taklit bile edemediğim bir lisanla gayet rahat anlaşıyorlar valla..



-Sıcaklar herkes gibi Yusufcuğumun da başına vurdu.. Ayağından çıkarıp çıkarıp çoraplarını kemiriyor yavrum :))


- Efendim, biz şapkamızı taktık, tatil sezonunu açıyoruz :)) Yaşasın kum, deniz, güneş.. (Gidebilirsek tabii..)


Yarın sabah erkenden Yusufcukla İzmir'e doğru yola çıkacağız inşaallah.. Bir hafta sonra babamız da bize eşlik edecek ve birlikte köye gideceğiz. Bir süre buralarda yokuz yani.. Ama üzülmeyin(!).. Ben sizi habersiz bırakmam. Tamam annanecikimle dedecikimin evinde internet yok ama tatilde özellikle interneti olan akrabaları ziyaret edip şirin şirin sırıtarak "Bi mailime baksaydım.." demeyi düşünüyorum :)) O arada ne yazabilirsem kârdır artık..


Hoşçakalın..

Şair Kuaybe der ki :


"Biz tatile gider olduk

Şöyle garip bencileyin.."

15 Haziran 2007 Cuma

Saat: Gece 4 suları
Yer: Baştürkler'in evi
Kişiler: Anne Baştürk, baba Baştürk, bebiş Baştürk

Bebiş Baştürk saate bakar.. "Hıh, dörde geliyor.. İyice dalmıştır bu annem, böylesi daha zevkli oluyor, uykuyu bölme vakti geldi, ehe he hee.." diye geçirir içinden ve X. kere çığlık çığlığa bağırmaya başlar.. Anne Baştürk yataktan sıçrar ve kapalı olan sağ gözüyle uyumaya devam ederken açık olan sol gözüyle bebiş Baştürk'e bakar.. Susmaya niyeti yoktur.. Hemen kucaklar..

Bu sırada baba Baştürk de uyanmış, bebiş Baştürk'ün selameti açısından onu, yorgunluktan bir sağa bir sola sallanan anne Baştürk'ün kucağından almıştır.. Popiş bölgesinden ufak ufak gürültüler yükselmeye başlar.. Anne Baştürk biraz bekler ve "nük"leer faaliyetin bittiğine kanaat getirdiğinde bebiş Baştürk'ü altını değiştirmek için yatağa yatırır.. Henüz ne büyük bir hata yaptığının farkında değildir..

Bez açılır açılmaz serbest kalan bacaklar, bebiş Baştürk'ün bağırsaklarına baskı yapar ve zaten oldukça sıvı kıvamda olan son "nük"leer mahsül, anne Baştürk'ün pijamaları başta olmak üzere tüm yatak ekipmanlarıyla müşerref olur.. Anne Baştürk kısa süren bir şok ve cinnet gel-git sürecinden sonra toparlanır ve gayet rahatlamış bir şekilde yüzüstü yatağa uzanmış, yandan yandan gülen bebiş Baştürk'ü soymaya başlar.

Kombi açılır, anne Baştürk banyoya girer, kucağına bebiş Baştürk'ü oturtur ve baba Baştürk'ün de yardımıyla ishal sebebiyle pişik olan popiş itinayla yıkanır :)) Bu sırada bebeiş Baştürk ısrarla fıskiyeden çıkan suları yakalamaya çalışmaktadır.. Baba Baştürk bebiş Baştürk'ü kurularken anne Baştürk de baştan aşağı yatak yorgan ne varsa hepsini yeniler.. Biraz oyun, biraz emme, biraz naz.. derken bu "nük"leer facia sabahın ilk ışıkları yaklaşırken son bulur..

Bu hikayeden çıkardığımız dersler :

- Bebiş Baştürk tam bir "pok"emon oldu :))
- Siz de gecelerinizin renkli - sarıdan başlayıp kahverengiye uzanan geniş bir yelpaze - geçmesini istiyorsanız evde bir "pok"emon besleyin :))
- Yatak koruyucular çok faydalı, hiç bu kadar önemsememiştim.. Herkes birtane alsın, birgün sizi de kurtarabilir..

..........

Bebiş Baştürk az önce uyudu.. Hali ve neşesi yerine geldi çok şükür.. İshalimiz devam etse de sıklığı ve miktarı azaldı. Sanırım dün yedirebildiğim üç kaşıkcık yoğurtlu lapa ve birazcık muz işe yaradı. Biraz da sabah yedirmeyi başardım.. İnşaallah bugün son olur artık..

Üç gündür bez paketinin dibine vurduk :)) Çamaşır makinemiz de küçük "pok"emonun desenli(!) çamaşırlarıyla doldu :)) Şimdi anne Baştürk'ün çok çalışması lazım.. Akşama kadar tüm işler bitmeli çünkü bebiş iyi olursa bir kınaya gidip kıştan beri biriktirdiğimiz kurtlarımızı dökme planımız var :)) Zaten bizim bücür oynamaya çok meraklı, sallasın işte popişini sağa sola..

...........

Yorumlarınızı okuduk, çok mutlu olduk.. Sizi seviyoruz.. Çok teşekkür ediyoruz :))

14 Haziran 2007 Perşembe


Sabahtan beri ilk defa sakin bir uykuya daldı meleğim.. Bütün geceyi uykusuz geçirdik doğal olarak.. Çoğu zaman acı acı ağladı, hatta kendi sesinden bizi duymadı :(( Biraz babası kucağında gezdirdi, biraz ben emzirip kucağımda salladım.. Yata kalka sabahı ettik.. Şimdi de azıcık uyuyor, sonra acı acı ağlayarak uyanıp kıvranıyor ve en son aşama olarak da bezini son emici taneciğine kadar dolduruyor.. Az önce pijamalarımız bile nasibini aldı bu süreçten.. Galiba şimdi rahat rahat uyuyacak yarım saat..


Çok şükür sabahtan beri ateşi yok.. En son dün gece kustu, sanırım o da kesildi.. Sadece ishal kaldı.. Lapa ya da patates yedirebilsem belki o da geçer ama açmıyor ağzını iki gündür.. Yeni doğmuş bebiş gibi yarım saat bir saat arayla emziriyorum susuz kalmasın diye.. Bir de ishali sayıyoruz. Yirmiye ulaşırsa tekrar hastaneye gitmemiz gerekecek. Serum verilecekmiş.. İnşaallah gerek kalmaz..


Bir de çok halsiz tabii.. Emekleyemiyor bile.. Birkaç hamle yapıyor, yanıma oturtuyorum, pit diye ya sağa ya sola devriliyor.. Ben de kucaklayıp bastıra bastıra öpüyorum tatlış yanaklarını.. Oğlumu bu kadar durağan görmeye hiç alışkın değilim.. Çok garip geliyor..


Sizlere tek tek cevap yazamadığım için çok mahcubum, lütfen beni affedin.. Dua ve destekleriniz için çok teşekkür ederim.. Müsadenizle ben de meleğimin yanına uzanayım azıcık :)) Umarım bir sonraki yazı, minişimin gülen bir fotoğrafıyla başlar..

13 Haziran 2007 Çarşamba

Yusufcuğumuz çok hasta..
Dün başlayan fışkırır tarzda kusmaları bugün yoğun bir ishal ve ateş takip etmeye başladı.. Ben rotavirüsten şüpheleniyorum ama üşütme de olabilir tabii.. Umarım öyledir, hem daha çabuk hem de daha kolay atlatırız çünkü..

Bize dua ederseniz çok seviniriz..

12 Haziran 2007 Salı

* Yusufcuk sana birkaç sorum var..


- En minik bebişliğinden beri her ağladığında seni okşaya okşaya emzirip mis gibi "cüt"le karnını doyuran kim?

- Gece her uyandığında ağlamana bile fırsat vermeden seni kucağına alıp yeri geldiğinde sallayarak yeri geldiğinde emzirerek uyutan ve hatta küçükken gazını çıkaramadan uyuduğun için kusarsın da genzin tıkanır diye korkup kendisi sabaha kadar oturup seni üstünde uyutan kim?

- Envai çeşit diş kaşıyıcılarını beğenmediğin için bütün gün elini yıkayıp yıkayıp işaret parmağıyla dişlerini kaşıyan kim?

- Sen emeklerken ikide bir devrildiğin ya da koltuklara tutunup kalkmaya çalışırken dengeni kaybedip düştüğün için adım adım seni takip eden ve her düştüğünde elini başının altına koymaya çalışan kim?

- Mama sandalyenin karşısında sana bir kaşık daha fazla mamiş yedirebilmek için her biri en az bir saat süren cinnet süreçlerine dayanmaya çalışan kim?

- Popişine bir bez bağlayabilmek için türlü türlü soytarılıklar icat eden ve başarılı olamadığı zamanlarda da üzerine sanatsal çalışmalar yaptığın onlarca havlu ve pikeyi yıkayan kim?

- ............ kim?

- ......................... kim?

- ......... kim?

.

.


Tamam, "Tabii ki sensin annecimmm" dediğini duyar gibiyim.. O zaman sıra son soruya geldi..



Öyleyse niye "anne" demiyorsun da "babba" diyorsun yaaaaaaaa!!



Çatlamak üzereyim kıskançlıktan :((





* Gelelim bilgisayarımızdan mahrum geçirdiğimiz geçen haftaya..

Sondan başlayalım, bu haftasonundan.. Cumartesi günü ihtiyacım olan birkaç şeyi almak için alışverişe gittik. Gerçi güya benim için gittik, Ozan'a ve Yusufcuğa aldık birşeyler ama ben dolaştım dolaştım, istediğim gibi birşey bulamadım. Özellikle ayakkabı almak için biraz fazla oyalanınca minişim ne hale gelmiş, sonradan bakınca öldüm gülmekten..






* Pazar günü de Ozan'ın şirketteki arkadaşlarıyla toplanıp pikniğe gittik.. Yok gitmedik, aslında gittik de piknik yapamadık :)) Sabah hava açıktı, ona güvenip yola çıktık iki araba ama gittiğimiz yer şehre çok uzaktı - tabir yerindeyse dağın başıydı :)) - ve biz gidene kadar hava kapandı. Eşyaları bile indirmiştik belki yağmaz diye ama yağmur çiselemeye başlayınca tek lokma bile yiyemeden geri dönmek zorunda kaldık. Yolda yağmur durdu. Azimli (!) erkekler tayfası yeni bir piknik yeri buldu ve bu sefer de oraya yerleştik ama yine yağmur indirdi! Tekrar toplanıp aç aç evin yolunu tuttuk.. Tam bir fiyaskoydu yani :)) Yaklaşık üç saatimiz arabada geçti.. Minişim de 20 dakika uyudu, yuppiiii..




Gerçi piknik yapamadığımız iyi de oldu aslında.. Çünkü hava açsaydı iki aile daha gelecekti arkadan ve birisinin kızı hastaymış, su çiçeği geçiriyormuş.. Daha onlar gelmeden Ozan'la beni "Ya Yusuf'a bulaşırsa!" kaygısı almıştı zaten.. Ne düşüncesiz insanlar var yaa.. Çocuğun hastaysa senin iki bebeğin ve bir çocuğun daha olacağı bir piknikte ne işin var.. İlla karşı tarafın mı uyarması lazım.. Hem o çocuğa da yazık, hasta hasta yollarda perişan olacaktı. İnsan bazı şeyleri kendisi düşünebilmeli.. Cık cık..



* Bu aralar Yusufcuğun aşama aşama birşeylere ulaşma ya da ayağa kalkma fotoğraflarını çekmeye takmış durumdayım.. Zafer gülücüğü çok hoşuma gidiyor n'apiimm..






* Yusufcuk geçen hafta bir akşam coştu.. Pıtı pıtı emekleyerek yerde ne var ne yoksa dağıttı.. Yetmedi koltuklara uzandı ve ulaşmayı becerebildiği kuruyemiş tepsisini altüst etti.. Kabukları kemirdi.. O da yetmedi, en sonunda peçeteleri yemeye kalktı.. Korkuyorum artık yaa..



* Babamızın amcası bizi ziyerete geldi geçen hafta.. O gün onun sınavı olduğu için amcasını almaya Yusufcukla biz gittik AŞTİ'ye.. Böylece oğluşumla ilk toplu taşıma deneyimimizi de yaşamış olduk.. Allah'a şükür korktuğum kadar yaramazlık yapmadı yolda.. Ama ben çok hazırlıklıydım tabii.. Biberondan diş kaşıyıcısına, bisküviden oyuncağa kadar ne varsa aldım yanıma.. Her ciyakta bir diğer oyalayıcıya geçerek yolu tamamladık.. Dönüşte de iki kişi olunca daha kolay oyaladık zaten Yusufcuğu.. Demek ki mecbur kalsam otobüsle, minibüsle biryere gidebilirim artık..



* Yusufcuk teknolojik aletlere çok meraklı.. Hatta başka hiçbirşey onlar kadar ilgisini çekmiyor diyebilirim.. En favori oyuncakları mouse, telefon ve kumanda.. Çamaşır ve bulaşık makinesine de bayılıyor. Çamaşır makinesini çalıştırdığım zaman içindekileri yakalamaya çalışıyor elini çevire çevire :))


Bulaşık makinesini her açtığımda hangi odada olursa olsun sesi duyup son hız emeklemeye başlıyor ve çöküyor makinenin üstüne.. Doluysa içindekileri boşaltıyor!!! Boşsa üstüne çıkmaya çalışıyor.. Kapağını kapattığımda da çok kızıyor bana, "aaaıııı ggggeeeeeee ğğğğğğğuuuu" diye söylenip duruyor :))



Bilgisayar da çok çekiyor küçük beyin elinden.. Seneye Counter oynamaya başlar bu bebiş..



*Artık sadece çekmecelerim değil büfe ve dolaplarım da tehlikede.. Çok değil mesela ben sadece elimi yıkayana kadar ya da mutfağa birşey götürene kadar istediğine ulaşıp indiriyor yere.. Anlaşıldı, evin dekorasyonunda ve dolapların içeriklerinde köklü bir değişiklik yapma zamanı geldi..



* Yaşasın.. Çiçeklere meraklı bir oğlum var.. Acaba bu durum onun duygusal bir erkek olduğunu gösterir mi? Yoksa bu sadece keşfetme arzusu mu? Parçalamaya çalıştığına bakılırsa, galiba ikinci şık :P


* Gelelim İremmmmcimin sobesine.. Takıntılarım neler öyle mi? .. Bir düşünelim..

- Öncelikle birçok bayan gibi benim de renk uyumu takıntım vardır.. Eteğimle başörtüm ya da ayakkabımla çantam aynı renk olmalı mesela.. Ya da kıyafetim kendi içinde bir rengin tonları olmalı ki uyumlu görünsün.. Bu işi son zamanlarda Yusufcukla da uyumlu giyinme çabasına çevirmeye başladım.. Sanırım yakında kafayı yiycem..

Bu renk uyumu takıntısı sadece kıyafetler için değil ev için de geçerli ayrıca.. Örneğin salonuma asla mavi bir vazo koymam.. Heryer pespembe çünkü :))


- Yiyecekler konusunda bazı takıntılarım var.. Dışarıda asla heryerde yemek yiyemem.. Özellikle yemeği yapanın ya da servis edenin görüntüsü hoşuma gitmediyse.. Önce ellerine bakarım tabii.. Sonra da ortama ve malzemelere.. Bu kadar inceleme zahmetine katlanmaktansa da ya yemem ya da hep aynı yere giderim :))


- Çok fena böcek takıntım vardır.. Küçük, büyük, kanatlı, kanatsız farketmez.. ıyyy.. Hele o tüylü örümceklerden gördüm mü uzun süre kendime gelemem.. Bu korku da değil de bir çeşit iğrenme gibi birşey aslında.. İçim fena oluyor yaa.. Daha bu pazar - az önce anlattığım piknik fiyaskosunun ikici ayağında :)) - altına oturduğumuz ağaçtan küçük bir tırtıl düştü üstüme.. Kucağımda Yusufla çığlık çığlığa kaldım.. Bir teyze yetişip eliyle aldı ve attı sağolsun.. Yoksa ben dakikalarca bağıracaktım :)) Dokunamam ki hayatta..


- Simetri ve hiza takıntım var maalesef.. İlla herşey düz, birbirine paralel ve uyumlu duracak.. İlk evlendiğimizde Ozan bu huyumu farketmiş ve örneğin kütüphanedeki bir kitabı defalarca yamuk koymuş.. O koydukça ben de her geçişimde düzeltmişim usanmadan.. Anlatır anlatır güler.. Hala öyleyim.. Herşey benim koyduğum yerde olsun, düzgün dursun isterim.. Gerçi Yusufcuk büyüdükçe bu mümkün olmayacak galiba.. Kendimi bu fikre alıştırsam iyi olur..


- Bazı yemek ikilileri takıntı halindedir bende.. Örneğin kek yiyeceksem yanında mutlaka ılık süt ve çokokrem olmalı.. Ya da kısır yiyeceksem mutlaka turşu.. Gerçi benim turşu takıntım her yemek için geçerli ama olsun.. Özellikle o küçük acı biberlere bayılıyorum..


- Temizlik konusunda çok takıntılıyım. Aslında olması gereken benim yaptığım biliyorum ama çevremdekiler bana acayipmişim gibi davranınca kendimi kötü hissediyorum.. Örneğin dışarıdan gelince ilk işim elimi yıkamak olur, evde hiçbirşeye dokunmam ya da Yusufcuğa asla kendi yediğim kaşıkla yemek yedirmem, ayrı kaşık kullanırım.. Yeşillikleri yıkarken bir kaba su doldurup içine batırıp çıkarmam, ayrı ayrı yıkarım.. Tezgahta kullandığım bezle yerleri hatta dolapları bile silmem.. Ama bunlar "aşırı titizlik" miş, öyle diyor bazıları.. Hayır efendim değil.. Siz öyle yapıyorsunuz diye o doğru değil.. Olması gereken bu..


- İstemesem de insanlara da çok takıyorum bazen.. Saçma sapan hareketler ya da sözler çileden çıkartıyor beni.. Allahtan susan ya da sineye çeken bir yapım yok.. Yoksa bana Yusufcukla ilgili - hiç gerek yokken - akıl vermeye çalışıp duranlarla şu diyaloğu yaşayamazdım:

- Sizin çocuğunuz var mı?

- Evet..

- İyi, öyleyse onunla ilgilenin, benimkiyle değil..


Sanırım bu kadar.. Ben kimi sobelesem? Hımm..
Sevgili Aysun ve Annelog.. Hadi bakalım, sıra sizde.. Sobeeee...


Bu arada, bu kadar uzun bir yazıdan sonra en az bir hafta sayfaya uğramazsınız herhalde :))

9 Haziran 2007 Cumartesi

Ben artık bu sayfaya "Bilgisayara virüs girdi ve yine herşey - hatta bu sefer dergi için yazdığım yazılar bile - tehlikede.." yazmaktan ve bilgisayara formata attırmaktan bıktım ama bu virüsler bana musallat olmaktan bıkmadı :((

Beni teselli edense artık herkese yorum yazabilecek olmam.. Bu da benim bilgisayardaki sorundan kaynaklanıyormuş.. Artık halloldu :))

Yeni bir yazı ve güzel fotoğraflar yakında sizlerle.. Ama şimdi deliler gibi çalışmak zorundayım :(( Akşama görüşürüz..

4 Haziran 2007 Pazartesi


* Sevgili Koyubeyaz, bu yazın bugünlerde okuduğum en güzel yazıydı.. Çok içten.. Ellerine, yüreğine sağlık.. Bunları senin sayfana yazmak isterdim ama tıpkı Pratik Anne'ye, Pınar'a, Sertaç'a ve şimdilerde Afacan Minnoşlar'a ve Aysun' a yorum yazamadığım gibi sana da yazamıyorum :(( "Yorum Gönder"e basıyorum, "404 hatası, sayfa bulunamadı" diye bir ekran çıkıyor karşıma..



* Yusufcuğa birşeyler oldu son üç-dört gündür.. Gece saat sektirmeden uyanıyor.. Hatta bu uyanmalar "iiiyyyyyggghhhhh vuuaaaaaa eeeğğğğğğğmmmm" şeklinde çığlık ve ağlamalar eşliğinde olduğu için yerimden sıçrıyorum resmen.. İkimiz de zombi gibi geziyoruz evin içinde.. Emzirip uyutmayı başarınca yatağa "düşüyorum" resmen.. Yaklaşıyorum yatağa ve kendimi bir sonraki çığlığa kadar boşluğa bırakıyorum.. Dün gece oturma odasına yatak yaptım Ozan'a.. Sınavları var, o da uyuyamıyor garibim..




* "Bübh" baba demek değilmiş efendim.. Bugünlerde "übh, bübh ve abüf" kelimeleriyle anlaşıyoruz bücürümle.. Hangisinin ne anlama geldiğini hala çözemedik ama..




* Haftasonumuzu çok güzel geçirdik Allah'a şükür.. Parka gittik, gezdik, bücürüm orada iki cici bebe yedi :)) Uzun uzun oturduk güneşte.. Yanımızdaki bankta iki anne oturuyordu önlerinde bebek arabalarıyla.. Onlar güle oynaya sohbet ederken bebekler de güneşin altında mayışmış mışıl mışıl uyuyordu.. Biz giderken baktım, hala uyanmamışlardı.. Özendim valla.. Benim minişim kapanan gözlerini inatla açıp etrafı seyretmeye çalışıyordu çünkü :))


Bunlar da fotoğraflarımız..






* Yusufcuk son hızla evin değişik köşelerini keşfediyor bugünlerde :)) Piti piti emekliyor, "şip şip" sesler çıkarıyor elleri taşlarda :)) Ben odadan çıkınca arkamdan emeklemeye başlıyor, peşimden geliyor.. Kendimi "anne ördek" gibi hissediyorum :))



Yusufcuk banyoda.. Oraya ulaştığı için kendini alkışlamakta şu anda :))





Yusufcuk annesinin kütüphanesini karıştırıyor.. Şimdiye kadar iki zayiatımız var maalesef :((





Yusufcuk mutfakta.. Peki neden ağlıyor ?
Cevap : Annesinin kurabiye yapmak için kaba koyduğu unu döktü.. Annesi kızdı, onun için ağlıyor..

Dooğğğiiiiiiiiiiiiinnnkkkk... Yanlış cevap..


Unu döktüğü doğru ama annesi kızmadı tabii ki.. Eline bakıp bakıp ağladı.. Undan korktu galiba :))



* Küçükken yattığında sürekli kalkıp oturmaya çalışan Yusufcuk, şimdi otururken ya da emeklerken de sürekli ayağa kalkmaya çalışıyor.. Hedefimiz hep bir adım ileri yani :))




Tutunabileceği ne bulursa hemen hamle yapıyor dikey pozisyona .. İster salıncağı olsun, ister koltuk ister ütü masası.. Farketmez..

Evet o arkada görünenler de benim "ütülenecekler" dağım!!



* Yusufcuğu uyumadığı zamanlarda yatağında tutmak mümkün değil bugünlerde.. Koyar koymaz basıyor çığlığı.. Anlıyorum aslında.. Etrafta keşfedilecek o kadar çok şey varken ben de istemezdim küçücük yatağa tıkılıp kalmayı :))


İşte küçük mahkum..



* Ne zamandır meleğimin uyurken çekilmiş fotoğrafını koymamışım yaa.. Cık cık..




* Ozan'ın yıllık izni yaklaşıyor, yaşasıııınnnnnnn... Önce İzmir'e annaneciğimle dedeciğime, sonra da Ozan'ın köyüne gideceğiz inşaallah..



* "Salıncakta uyutma projem" başarıya ulaştı Allah'a şükür.. Artık gündüz hiç kucağımda sallamıyorum meleğimi.. İyice uykusu gelene kadar bekleyip sonra salıncağına koyup uyutuyorum. Gerçi bu bile yaklaşık yirmi dakika sürüyor ama olsun.. En azından kolum ve omzum uyuşmuyor :)) Kuluncum hala geçmedi bu arada.. Yer etti galiba, hep aynı yer sızlıyor.. Gidince annanem bir kupa çeker artık :))



* Bu kadar yeter di mi.. Biraz da çalışalım bakalım hazır Yusufcuk uyuyorken..