13 Temmuz 2007 Cuma



Hani ben "Yusufcuk gece uyuyunca yazarım.." dedim ya geçen sefer.. Yusufcuk uyumuyor iki-üç gündür.. Onu uyutmayı becerebildiğim anda ben de baygın düşüyorum zaten yanına.. Ne zormuş bu diş çıkarma süreci yaa.. Tecrübeli anneler, her bebek böyle zor mu çıkarıyor dişlerini yoksa bu bizim nazlı bücüre has bir durum mu? Ağlaya ağlaya, bağıra bağıra halsiz düştü yavrum.. İshal hala kesilmedi, arada ateşi de yükseliyor. Calpol veriyorum sürekli.. Ama huzursuzluğu geçmiyor bir türlü.. Haftasonunu da böyle geçirirse tekrar hastaneye gitmemiz lazım.. Belki yapabilecekleri birşey vardır umuduyla..


Gelelim tatilimize..
Önce İzmir ayağı..


Dokuz saat süren yolculuk beni resmen bir daha Yusufla yanlız yola çıkmaya tövbe ettirdi.. İki kere birer saat uyusa da afacanım, uyandığında kaybettiği dakikaların acısını fena çıkardı.. Oturduğumuz koltuk ve çevresinde dokunulmadık bir milimetrekare alan bırakmadı. Emeklemeyi yeni öğrenmenin hevesiyle kendini yerlere atmaya çalışıp da tarafımdan engellendikçe çığlıklarıyla beni protesto etti.. Ön koltuk, kucağım ve yan koltuk arasında mekik dokudu.. Şirinlik yapa yapa kendini herkese sevdirdi.. Radyo çaldıkça oynadı, dişi kaşındıkça ağladı.. Derken.. İzmir'e vardık.. Otobüsten indiğimde üstüm başım terden sırılsıklamdı resmen.. ( otobüs klimalı olmasına rağmen ) Ne kadar zormuş Yusufcuğu oyalamak.. Bir daha mı uzun yol.. Tövbe.. Tövbee...


İzmir o kadar sıcak o kadar sıcaktı ki istediğimiz hiçbiryere gidemedik diyebilirim.. Ben güya Ozan'ın aslında Temmuz'da olan iznini Haziran'a aldırdım sıcaklardan bunalmayalım diye.. Denk gele gele Afrika sıcaklarına denk geldik.. Biz varmadan bir hafta önce gayet iyiymiş aslında hava..


İki ev ziyareti ve İKEA ile yetinmek zorunda kaldık.. Canım teyzeciklerimi çooook özlemişim.. Tabii annene ve dedişimi de.. Annem de oraya gelince bir taşla iki kuş vurmuş olduk :))


Sıcaklar dolayısıyla minişimin karizma iyice sarsıldı tabii.. Ona kuzenlerden birinin fanilasını giydirdik, bezi de çıkarttık, havadar havadar gezdi çocuk.. Tip mip hikaye.. Ne demişler, imaj hiçbirşeydir, susuzluk herşey :))


İKEA açılmış dedemlere çok yakın bir yere.. Durur muyum? Hazırladığım şirinliklere bile gerek kalmadan dedişim götürdü bizi.. O sıcakta klimalı, serin serin o kadar güzeldi ki içerisi.. Saatlerce gezdik. Meleğim bile ferahladı, kucağımda uyudu kaldı en sonunda..


Alacağımız herşeyi ( hatta almayacaklarımızı bile ) bir güzel denedik, özenle inceledik :))



Oğluma çok şirin oyuncaklar ve yemek yeme seanslarımızda işe yarar umuduyla parmak kuklalar aldım.. Alışveriş sonrası ufak bir dondurma keyfi yaptık çıkışta.. Tabii meleğim de bize eşlik etti..

İzmir'de en çok zorlandığımız konulardan birisi minişimi uyutabilmek oldu tabii.. Evde salıncağında sallanarak uyumaya alıştığı için yine onu aradı.. Biz de teyze kızım Cananla - diğer ismiyle dadı, tatil boyunca o baktı sağolsun meleğime, hiç indirmedi kucağından.. Zaten okul öncesi öğretmenliği bölümünde okuyor, tüm öğrendiklerini pratik yapmış oldu :)) - annemin dahiyane fikrini uyguladık. İKEA'dan aldığımız büyük eşya poşetine bir çarşaf serdik ve ona konforlu bir salıncak hazırladık :))



İşte sonuç..




Şimdi aklınıza "Neden çarşafla sallamadınız?" sorusu gelebilir.. Hemen açıklayalım.. Çünkü meleğim yana sallanmaya değil, yukarı aşağı sallanmaya alışkın.. Çarşafla bu mümkün olmuyor.. Ama köyde çarşafla sallanarak uyumaya da alıştı, o ayrı konu..

Bir haftanın sonunda babamız geldi ve köye doğru yola çıktık .. Aslında ben İzmir'e doyamazdım ama sıcaklar o kadar bunalttı ki ben bile "Köye ne zaman gideriz?" demeye başladım içten içe..


Şimdilik bu kadar.. Arkası yarın.. Bana kızmayın, bunu bile yedi seferde yazdım valla.. Mazeretim var, oğlum diş çıkartıyor :))

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Vatana millete hayırlı olsun efendim, biz döndük.........

İstanbul maceralarımızı okuyanlar bilirler, çok güzel bir tatil geçirmiştik oğlumla ama son gün miniciğim ateşlenmiş, annesini korkutmuş, o halde yolculuk yapmak zorunda kalmıştı. Maalesef yine aynı şey oldu.. Tam tatilimiz çok güzel, minik melek iyi derken yavruşum hasta oldu. Bir ay önceki gibi ağır ishal.. Bugün beşinci gün.. Biraz hafifledi gibi ama yine de tam iyileşemedi..

( Okuyucuya önemli not : Sakın ama sakın ishal olmuş bir bebekle yola çıkmayın.. Hadi bizi geçtim, otobüsteki zavallı 32 kişi üç küçük çaplı nükleer facia yaşadı biz bez değiştirmek için Yusufcukla cedelleşirken )

Gelelim ishalimizin sebebine..
Fotoğrafını çekmeyi başaramadım ama bizim ilk dişimiz çıktıııııı....

Bu satırları ilk okuyan hediyeyi alır, ben anlamam, adet böyle :))

Yarın evi toparlamayı başarabilirsem oğluma "diş hediği" kaynatmayı düşünüyorum inşaallah..

Çok güzel fotoğraflar çektim sizin için.. Ama uzun bir süreye ihtiyacım var onları koymak ve anlatmak için.. Sanırım gece Yusufcuk uyuyunca yazarım artık tatil anılarımızı :))

Şimdi sizi okumaya başlasam iyi olacak.. Hepinizi çok özledim..

2 Temmuz 2007 Pazartesi


Dııııtttttttt.. Dııııtttttttt....
Ciiiuuuuuvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv.....
Pik piiiiiiiikkkkk...

- Bağlantı kuruldu mu usta? Blog ahalisi bizden haber bekler :)) Merakta bırakmayalım kimseyi (!)..

Gayet güzel bir tatil geçiriyoruz çok şükür.. Bir hafta önce köye geldik ve nefes almanın tadına tekrar vardık.. İzmir'e inat burası yayla gibi.. Hatta dün gece battaniyeyle yattığımızı söylesem belki kimse bana inanmaz ama dondum ben yaa..

İzmir'de sıcak bir yandan sinekler bir yandan mahvettiler bebeğimi.. O görüntüsünü unutmamak için fotoğrafını çektim köye gelirken otobüste..


İzmir'de denize giremese de meleğim -sıcak çarpar diye korktuğumuz için gidemedik- burada Eğirdir gölüne girdi.. Yüzdü, yüzdü, gölü fethetti :)) Aşağıdaki fotoğraf o günün hatırası.. Eee, herkes yüzdü benim neyim eksik? Ben de sahilde güneşlendim :))



Yusufcuk yorulup uyuyunca da babamızla amcamız etrafı keşfe çıktılar ve bir kucak dolusu karadutla geri döndüler..

......................


Civciv ve buzağıları da çok merak ediyoruz... Arada tutup sıkıştırmak da istiyoruz hatta :))




Şimdilik bu kadar bizden haberler.. Daha yazacak çok şey var ama minişim babaannesinin kucağında "uyutun beniiiiiiiiii" diye mızmızlanıyor.. İzmir maceramız ve fotoğraflar daha sonraya kaldı :((


Sizi okumayı da sayfamıza yazmayı da çok özlüyoruz.. Bir hafta sonra evinmizde olacağız inşaallah.. O zaman kimse bilgisayarımı elimden alamaz :))





22 Haziran 2007 Cuma

Dıııtt... Dııııtttttttttttttttttttt...

Minik melek İzmir'den bildiriyor...


Sıcaklar başıma vurdu.. Ah yayla gibi Ankara ahhh.. Öldüm burada yaa..

Bez mez hikaye.. Cıbıl geziyorum bütün gün.. Şimdiye kadar iki "sulama" kazam oldu ama bebişim diye kimse ses çıkarmıyor.. ehe ehe..

Geceleri zaten çok düzenli uyuyordum ya (!) uyku düzenim hepten bozuldu.. Canavar sivrisinekler ve yakarcaklar mahvetti beni.. Annem gece ne kadar kalkıp kalkıp beni kontrol etse, üstümü örtse de ısırıyorlar işte.. Seneye kimse beni buraya getiremezzz... Hoş zaten facia gibi o yolculuktan sonra ben yalvarsam da annem gelmez :))

Sıcaklardan bunaldım, yemek yemeyi de tamamen bıraktım.. Biberon biberon su içiyorum.. Birazcık da emiyorum, öyle idare ediyorum.. Sıvı beslenme, hafif hayat :))

Şimdilik benden bu kadar.. İçerdeki herkes mıncıklamak için beni bekliyor.. Fotoğraflarım da makinede, eve gidince onları da ekleyecek annem.. Gerçi biraz cıbıllar ama olsun..

Sayfamı çok özledik.. Tabii sizi de.. Haftaya köyde olacağız inşaallah.. Oradan da yazmaya fırsat bulursak hemen yazarız size..

Hoşçakalın.. İzmir'e yaklaşmayın :)) Yanıyor burası..

18 Haziran 2007 Pazartesi


-Küçük "pok"emonum "nük"leer güçlerini kaybetti.. Buna üzülsem mi sevinsem mi bilmiyorum :))


Yusufcuk artık gülüyor çok şükür.. Bez tüketim hızımız normale döndü.. Geceleri de yatak yorgan yenilemiyoruz..


Allah tekrarından ve beterinden korusun minişimi ( ve tabii tüm bebişleri ) .. Bu doğduğundan beri geçirdiği en ciddi rahatsızlık olduğu için Ozan da ben de kaygıdan öldük resmen.. Ama şimdi iyi olduğunu görmek, tatlış gülücüklerini seyretmek herşeyi unutturuyor :))


- Şimdi iyileşti ya küçük bey, yeni keşifler yeni yaramazlıklar icat etmesi lazım.. Bugünlerde dondurmalara çok meraklıyız.. Yemek değil yanlız amacımız.. Şöyle bir elimizi daldırıp içindeki malzemeler tam karışmamışsa onları iyice karıştırmak..


- Büfemiz hala en cazip karıştırma mekanı.. Okuduğum bebiş kitabında "Eğer etrafı karıştırmaya meraklı bir bebeğiniz varsa bir dolabı ya da çekmeceyi ona zarar vermeyecek şeylerle doldurun ve karıştırmasına izin verin. Bu hem onun merakını giderecek hem de diğer eşyalarınızı koruyacaktır." diyordu. Ben de öyle yaptım. En öndeki dolabı ıvız zıvırla doldurdum ve karıştırmasına izin verdim. Ama artık tek kapak kesmiyor Yusufcuğu.. Aynı anda herşeyi keşfetmek istiyor :)) (Tabii iki kapağı birden açmaya çalışınca arada ufak kazalar da olmuyor değil.. Düşe düşe bağışıklık kazandı yanlız.. Artık eskisi kadar ağlamıyor!)



- Yusufcuk kendine bir arkadaş buldu evde.. Kim mi? Küçük Yusufcuk.. O da kim demeyin canım.. İşte cezveden sırıtıyor yaa :)) Benim henüz çözemediğim ve taklit bile edemediğim bir lisanla gayet rahat anlaşıyorlar valla..



-Sıcaklar herkes gibi Yusufcuğumun da başına vurdu.. Ayağından çıkarıp çıkarıp çoraplarını kemiriyor yavrum :))


- Efendim, biz şapkamızı taktık, tatil sezonunu açıyoruz :)) Yaşasın kum, deniz, güneş.. (Gidebilirsek tabii..)


Yarın sabah erkenden Yusufcukla İzmir'e doğru yola çıkacağız inşaallah.. Bir hafta sonra babamız da bize eşlik edecek ve birlikte köye gideceğiz. Bir süre buralarda yokuz yani.. Ama üzülmeyin(!).. Ben sizi habersiz bırakmam. Tamam annanecikimle dedecikimin evinde internet yok ama tatilde özellikle interneti olan akrabaları ziyaret edip şirin şirin sırıtarak "Bi mailime baksaydım.." demeyi düşünüyorum :)) O arada ne yazabilirsem kârdır artık..


Hoşçakalın..

Şair Kuaybe der ki :


"Biz tatile gider olduk

Şöyle garip bencileyin.."

15 Haziran 2007 Cuma

Saat: Gece 4 suları
Yer: Baştürkler'in evi
Kişiler: Anne Baştürk, baba Baştürk, bebiş Baştürk

Bebiş Baştürk saate bakar.. "Hıh, dörde geliyor.. İyice dalmıştır bu annem, böylesi daha zevkli oluyor, uykuyu bölme vakti geldi, ehe he hee.." diye geçirir içinden ve X. kere çığlık çığlığa bağırmaya başlar.. Anne Baştürk yataktan sıçrar ve kapalı olan sağ gözüyle uyumaya devam ederken açık olan sol gözüyle bebiş Baştürk'e bakar.. Susmaya niyeti yoktur.. Hemen kucaklar..

Bu sırada baba Baştürk de uyanmış, bebiş Baştürk'ün selameti açısından onu, yorgunluktan bir sağa bir sola sallanan anne Baştürk'ün kucağından almıştır.. Popiş bölgesinden ufak ufak gürültüler yükselmeye başlar.. Anne Baştürk biraz bekler ve "nük"leer faaliyetin bittiğine kanaat getirdiğinde bebiş Baştürk'ü altını değiştirmek için yatağa yatırır.. Henüz ne büyük bir hata yaptığının farkında değildir..

Bez açılır açılmaz serbest kalan bacaklar, bebiş Baştürk'ün bağırsaklarına baskı yapar ve zaten oldukça sıvı kıvamda olan son "nük"leer mahsül, anne Baştürk'ün pijamaları başta olmak üzere tüm yatak ekipmanlarıyla müşerref olur.. Anne Baştürk kısa süren bir şok ve cinnet gel-git sürecinden sonra toparlanır ve gayet rahatlamış bir şekilde yüzüstü yatağa uzanmış, yandan yandan gülen bebiş Baştürk'ü soymaya başlar.

Kombi açılır, anne Baştürk banyoya girer, kucağına bebiş Baştürk'ü oturtur ve baba Baştürk'ün de yardımıyla ishal sebebiyle pişik olan popiş itinayla yıkanır :)) Bu sırada bebeiş Baştürk ısrarla fıskiyeden çıkan suları yakalamaya çalışmaktadır.. Baba Baştürk bebiş Baştürk'ü kurularken anne Baştürk de baştan aşağı yatak yorgan ne varsa hepsini yeniler.. Biraz oyun, biraz emme, biraz naz.. derken bu "nük"leer facia sabahın ilk ışıkları yaklaşırken son bulur..

Bu hikayeden çıkardığımız dersler :

- Bebiş Baştürk tam bir "pok"emon oldu :))
- Siz de gecelerinizin renkli - sarıdan başlayıp kahverengiye uzanan geniş bir yelpaze - geçmesini istiyorsanız evde bir "pok"emon besleyin :))
- Yatak koruyucular çok faydalı, hiç bu kadar önemsememiştim.. Herkes birtane alsın, birgün sizi de kurtarabilir..

..........

Bebiş Baştürk az önce uyudu.. Hali ve neşesi yerine geldi çok şükür.. İshalimiz devam etse de sıklığı ve miktarı azaldı. Sanırım dün yedirebildiğim üç kaşıkcık yoğurtlu lapa ve birazcık muz işe yaradı. Biraz da sabah yedirmeyi başardım.. İnşaallah bugün son olur artık..

Üç gündür bez paketinin dibine vurduk :)) Çamaşır makinemiz de küçük "pok"emonun desenli(!) çamaşırlarıyla doldu :)) Şimdi anne Baştürk'ün çok çalışması lazım.. Akşama kadar tüm işler bitmeli çünkü bebiş iyi olursa bir kınaya gidip kıştan beri biriktirdiğimiz kurtlarımızı dökme planımız var :)) Zaten bizim bücür oynamaya çok meraklı, sallasın işte popişini sağa sola..

...........

Yorumlarınızı okuduk, çok mutlu olduk.. Sizi seviyoruz.. Çok teşekkür ediyoruz :))

14 Haziran 2007 Perşembe


Sabahtan beri ilk defa sakin bir uykuya daldı meleğim.. Bütün geceyi uykusuz geçirdik doğal olarak.. Çoğu zaman acı acı ağladı, hatta kendi sesinden bizi duymadı :(( Biraz babası kucağında gezdirdi, biraz ben emzirip kucağımda salladım.. Yata kalka sabahı ettik.. Şimdi de azıcık uyuyor, sonra acı acı ağlayarak uyanıp kıvranıyor ve en son aşama olarak da bezini son emici taneciğine kadar dolduruyor.. Az önce pijamalarımız bile nasibini aldı bu süreçten.. Galiba şimdi rahat rahat uyuyacak yarım saat..


Çok şükür sabahtan beri ateşi yok.. En son dün gece kustu, sanırım o da kesildi.. Sadece ishal kaldı.. Lapa ya da patates yedirebilsem belki o da geçer ama açmıyor ağzını iki gündür.. Yeni doğmuş bebiş gibi yarım saat bir saat arayla emziriyorum susuz kalmasın diye.. Bir de ishali sayıyoruz. Yirmiye ulaşırsa tekrar hastaneye gitmemiz gerekecek. Serum verilecekmiş.. İnşaallah gerek kalmaz..


Bir de çok halsiz tabii.. Emekleyemiyor bile.. Birkaç hamle yapıyor, yanıma oturtuyorum, pit diye ya sağa ya sola devriliyor.. Ben de kucaklayıp bastıra bastıra öpüyorum tatlış yanaklarını.. Oğlumu bu kadar durağan görmeye hiç alışkın değilim.. Çok garip geliyor..


Sizlere tek tek cevap yazamadığım için çok mahcubum, lütfen beni affedin.. Dua ve destekleriniz için çok teşekkür ederim.. Müsadenizle ben de meleğimin yanına uzanayım azıcık :)) Umarım bir sonraki yazı, minişimin gülen bir fotoğrafıyla başlar..

13 Haziran 2007 Çarşamba

Yusufcuğumuz çok hasta..
Dün başlayan fışkırır tarzda kusmaları bugün yoğun bir ishal ve ateş takip etmeye başladı.. Ben rotavirüsten şüpheleniyorum ama üşütme de olabilir tabii.. Umarım öyledir, hem daha çabuk hem de daha kolay atlatırız çünkü..

Bize dua ederseniz çok seviniriz..

12 Haziran 2007 Salı

* Yusufcuk sana birkaç sorum var..


- En minik bebişliğinden beri her ağladığında seni okşaya okşaya emzirip mis gibi "cüt"le karnını doyuran kim?

- Gece her uyandığında ağlamana bile fırsat vermeden seni kucağına alıp yeri geldiğinde sallayarak yeri geldiğinde emzirerek uyutan ve hatta küçükken gazını çıkaramadan uyuduğun için kusarsın da genzin tıkanır diye korkup kendisi sabaha kadar oturup seni üstünde uyutan kim?

- Envai çeşit diş kaşıyıcılarını beğenmediğin için bütün gün elini yıkayıp yıkayıp işaret parmağıyla dişlerini kaşıyan kim?

- Sen emeklerken ikide bir devrildiğin ya da koltuklara tutunup kalkmaya çalışırken dengeni kaybedip düştüğün için adım adım seni takip eden ve her düştüğünde elini başının altına koymaya çalışan kim?

- Mama sandalyenin karşısında sana bir kaşık daha fazla mamiş yedirebilmek için her biri en az bir saat süren cinnet süreçlerine dayanmaya çalışan kim?

- Popişine bir bez bağlayabilmek için türlü türlü soytarılıklar icat eden ve başarılı olamadığı zamanlarda da üzerine sanatsal çalışmalar yaptığın onlarca havlu ve pikeyi yıkayan kim?

- ............ kim?

- ......................... kim?

- ......... kim?

.

.


Tamam, "Tabii ki sensin annecimmm" dediğini duyar gibiyim.. O zaman sıra son soruya geldi..



Öyleyse niye "anne" demiyorsun da "babba" diyorsun yaaaaaaaa!!



Çatlamak üzereyim kıskançlıktan :((





* Gelelim bilgisayarımızdan mahrum geçirdiğimiz geçen haftaya..

Sondan başlayalım, bu haftasonundan.. Cumartesi günü ihtiyacım olan birkaç şeyi almak için alışverişe gittik. Gerçi güya benim için gittik, Ozan'a ve Yusufcuğa aldık birşeyler ama ben dolaştım dolaştım, istediğim gibi birşey bulamadım. Özellikle ayakkabı almak için biraz fazla oyalanınca minişim ne hale gelmiş, sonradan bakınca öldüm gülmekten..






* Pazar günü de Ozan'ın şirketteki arkadaşlarıyla toplanıp pikniğe gittik.. Yok gitmedik, aslında gittik de piknik yapamadık :)) Sabah hava açıktı, ona güvenip yola çıktık iki araba ama gittiğimiz yer şehre çok uzaktı - tabir yerindeyse dağın başıydı :)) - ve biz gidene kadar hava kapandı. Eşyaları bile indirmiştik belki yağmaz diye ama yağmur çiselemeye başlayınca tek lokma bile yiyemeden geri dönmek zorunda kaldık. Yolda yağmur durdu. Azimli (!) erkekler tayfası yeni bir piknik yeri buldu ve bu sefer de oraya yerleştik ama yine yağmur indirdi! Tekrar toplanıp aç aç evin yolunu tuttuk.. Tam bir fiyaskoydu yani :)) Yaklaşık üç saatimiz arabada geçti.. Minişim de 20 dakika uyudu, yuppiiii..




Gerçi piknik yapamadığımız iyi de oldu aslında.. Çünkü hava açsaydı iki aile daha gelecekti arkadan ve birisinin kızı hastaymış, su çiçeği geçiriyormuş.. Daha onlar gelmeden Ozan'la beni "Ya Yusuf'a bulaşırsa!" kaygısı almıştı zaten.. Ne düşüncesiz insanlar var yaa.. Çocuğun hastaysa senin iki bebeğin ve bir çocuğun daha olacağı bir piknikte ne işin var.. İlla karşı tarafın mı uyarması lazım.. Hem o çocuğa da yazık, hasta hasta yollarda perişan olacaktı. İnsan bazı şeyleri kendisi düşünebilmeli.. Cık cık..



* Bu aralar Yusufcuğun aşama aşama birşeylere ulaşma ya da ayağa kalkma fotoğraflarını çekmeye takmış durumdayım.. Zafer gülücüğü çok hoşuma gidiyor n'apiimm..






* Yusufcuk geçen hafta bir akşam coştu.. Pıtı pıtı emekleyerek yerde ne var ne yoksa dağıttı.. Yetmedi koltuklara uzandı ve ulaşmayı becerebildiği kuruyemiş tepsisini altüst etti.. Kabukları kemirdi.. O da yetmedi, en sonunda peçeteleri yemeye kalktı.. Korkuyorum artık yaa..



* Babamızın amcası bizi ziyerete geldi geçen hafta.. O gün onun sınavı olduğu için amcasını almaya Yusufcukla biz gittik AŞTİ'ye.. Böylece oğluşumla ilk toplu taşıma deneyimimizi de yaşamış olduk.. Allah'a şükür korktuğum kadar yaramazlık yapmadı yolda.. Ama ben çok hazırlıklıydım tabii.. Biberondan diş kaşıyıcısına, bisküviden oyuncağa kadar ne varsa aldım yanıma.. Her ciyakta bir diğer oyalayıcıya geçerek yolu tamamladık.. Dönüşte de iki kişi olunca daha kolay oyaladık zaten Yusufcuğu.. Demek ki mecbur kalsam otobüsle, minibüsle biryere gidebilirim artık..



* Yusufcuk teknolojik aletlere çok meraklı.. Hatta başka hiçbirşey onlar kadar ilgisini çekmiyor diyebilirim.. En favori oyuncakları mouse, telefon ve kumanda.. Çamaşır ve bulaşık makinesine de bayılıyor. Çamaşır makinesini çalıştırdığım zaman içindekileri yakalamaya çalışıyor elini çevire çevire :))


Bulaşık makinesini her açtığımda hangi odada olursa olsun sesi duyup son hız emeklemeye başlıyor ve çöküyor makinenin üstüne.. Doluysa içindekileri boşaltıyor!!! Boşsa üstüne çıkmaya çalışıyor.. Kapağını kapattığımda da çok kızıyor bana, "aaaıııı ggggeeeeeee ğğğğğğğuuuu" diye söylenip duruyor :))



Bilgisayar da çok çekiyor küçük beyin elinden.. Seneye Counter oynamaya başlar bu bebiş..



*Artık sadece çekmecelerim değil büfe ve dolaplarım da tehlikede.. Çok değil mesela ben sadece elimi yıkayana kadar ya da mutfağa birşey götürene kadar istediğine ulaşıp indiriyor yere.. Anlaşıldı, evin dekorasyonunda ve dolapların içeriklerinde köklü bir değişiklik yapma zamanı geldi..



* Yaşasın.. Çiçeklere meraklı bir oğlum var.. Acaba bu durum onun duygusal bir erkek olduğunu gösterir mi? Yoksa bu sadece keşfetme arzusu mu? Parçalamaya çalıştığına bakılırsa, galiba ikinci şık :P


* Gelelim İremmmmcimin sobesine.. Takıntılarım neler öyle mi? .. Bir düşünelim..

- Öncelikle birçok bayan gibi benim de renk uyumu takıntım vardır.. Eteğimle başörtüm ya da ayakkabımla çantam aynı renk olmalı mesela.. Ya da kıyafetim kendi içinde bir rengin tonları olmalı ki uyumlu görünsün.. Bu işi son zamanlarda Yusufcukla da uyumlu giyinme çabasına çevirmeye başladım.. Sanırım yakında kafayı yiycem..

Bu renk uyumu takıntısı sadece kıyafetler için değil ev için de geçerli ayrıca.. Örneğin salonuma asla mavi bir vazo koymam.. Heryer pespembe çünkü :))


- Yiyecekler konusunda bazı takıntılarım var.. Dışarıda asla heryerde yemek yiyemem.. Özellikle yemeği yapanın ya da servis edenin görüntüsü hoşuma gitmediyse.. Önce ellerine bakarım tabii.. Sonra da ortama ve malzemelere.. Bu kadar inceleme zahmetine katlanmaktansa da ya yemem ya da hep aynı yere giderim :))


- Çok fena böcek takıntım vardır.. Küçük, büyük, kanatlı, kanatsız farketmez.. ıyyy.. Hele o tüylü örümceklerden gördüm mü uzun süre kendime gelemem.. Bu korku da değil de bir çeşit iğrenme gibi birşey aslında.. İçim fena oluyor yaa.. Daha bu pazar - az önce anlattığım piknik fiyaskosunun ikici ayağında :)) - altına oturduğumuz ağaçtan küçük bir tırtıl düştü üstüme.. Kucağımda Yusufla çığlık çığlığa kaldım.. Bir teyze yetişip eliyle aldı ve attı sağolsun.. Yoksa ben dakikalarca bağıracaktım :)) Dokunamam ki hayatta..


- Simetri ve hiza takıntım var maalesef.. İlla herşey düz, birbirine paralel ve uyumlu duracak.. İlk evlendiğimizde Ozan bu huyumu farketmiş ve örneğin kütüphanedeki bir kitabı defalarca yamuk koymuş.. O koydukça ben de her geçişimde düzeltmişim usanmadan.. Anlatır anlatır güler.. Hala öyleyim.. Herşey benim koyduğum yerde olsun, düzgün dursun isterim.. Gerçi Yusufcuk büyüdükçe bu mümkün olmayacak galiba.. Kendimi bu fikre alıştırsam iyi olur..


- Bazı yemek ikilileri takıntı halindedir bende.. Örneğin kek yiyeceksem yanında mutlaka ılık süt ve çokokrem olmalı.. Ya da kısır yiyeceksem mutlaka turşu.. Gerçi benim turşu takıntım her yemek için geçerli ama olsun.. Özellikle o küçük acı biberlere bayılıyorum..


- Temizlik konusunda çok takıntılıyım. Aslında olması gereken benim yaptığım biliyorum ama çevremdekiler bana acayipmişim gibi davranınca kendimi kötü hissediyorum.. Örneğin dışarıdan gelince ilk işim elimi yıkamak olur, evde hiçbirşeye dokunmam ya da Yusufcuğa asla kendi yediğim kaşıkla yemek yedirmem, ayrı kaşık kullanırım.. Yeşillikleri yıkarken bir kaba su doldurup içine batırıp çıkarmam, ayrı ayrı yıkarım.. Tezgahta kullandığım bezle yerleri hatta dolapları bile silmem.. Ama bunlar "aşırı titizlik" miş, öyle diyor bazıları.. Hayır efendim değil.. Siz öyle yapıyorsunuz diye o doğru değil.. Olması gereken bu..


- İstemesem de insanlara da çok takıyorum bazen.. Saçma sapan hareketler ya da sözler çileden çıkartıyor beni.. Allahtan susan ya da sineye çeken bir yapım yok.. Yoksa bana Yusufcukla ilgili - hiç gerek yokken - akıl vermeye çalışıp duranlarla şu diyaloğu yaşayamazdım:

- Sizin çocuğunuz var mı?

- Evet..

- İyi, öyleyse onunla ilgilenin, benimkiyle değil..


Sanırım bu kadar.. Ben kimi sobelesem? Hımm..
Sevgili Aysun ve Annelog.. Hadi bakalım, sıra sizde.. Sobeeee...


Bu arada, bu kadar uzun bir yazıdan sonra en az bir hafta sayfaya uğramazsınız herhalde :))

9 Haziran 2007 Cumartesi

Ben artık bu sayfaya "Bilgisayara virüs girdi ve yine herşey - hatta bu sefer dergi için yazdığım yazılar bile - tehlikede.." yazmaktan ve bilgisayara formata attırmaktan bıktım ama bu virüsler bana musallat olmaktan bıkmadı :((

Beni teselli edense artık herkese yorum yazabilecek olmam.. Bu da benim bilgisayardaki sorundan kaynaklanıyormuş.. Artık halloldu :))

Yeni bir yazı ve güzel fotoğraflar yakında sizlerle.. Ama şimdi deliler gibi çalışmak zorundayım :(( Akşama görüşürüz..

4 Haziran 2007 Pazartesi


* Sevgili Koyubeyaz, bu yazın bugünlerde okuduğum en güzel yazıydı.. Çok içten.. Ellerine, yüreğine sağlık.. Bunları senin sayfana yazmak isterdim ama tıpkı Pratik Anne'ye, Pınar'a, Sertaç'a ve şimdilerde Afacan Minnoşlar'a ve Aysun' a yorum yazamadığım gibi sana da yazamıyorum :(( "Yorum Gönder"e basıyorum, "404 hatası, sayfa bulunamadı" diye bir ekran çıkıyor karşıma..



* Yusufcuğa birşeyler oldu son üç-dört gündür.. Gece saat sektirmeden uyanıyor.. Hatta bu uyanmalar "iiiyyyyyggghhhhh vuuaaaaaa eeeğğğğğğğmmmm" şeklinde çığlık ve ağlamalar eşliğinde olduğu için yerimden sıçrıyorum resmen.. İkimiz de zombi gibi geziyoruz evin içinde.. Emzirip uyutmayı başarınca yatağa "düşüyorum" resmen.. Yaklaşıyorum yatağa ve kendimi bir sonraki çığlığa kadar boşluğa bırakıyorum.. Dün gece oturma odasına yatak yaptım Ozan'a.. Sınavları var, o da uyuyamıyor garibim..




* "Bübh" baba demek değilmiş efendim.. Bugünlerde "übh, bübh ve abüf" kelimeleriyle anlaşıyoruz bücürümle.. Hangisinin ne anlama geldiğini hala çözemedik ama..




* Haftasonumuzu çok güzel geçirdik Allah'a şükür.. Parka gittik, gezdik, bücürüm orada iki cici bebe yedi :)) Uzun uzun oturduk güneşte.. Yanımızdaki bankta iki anne oturuyordu önlerinde bebek arabalarıyla.. Onlar güle oynaya sohbet ederken bebekler de güneşin altında mayışmış mışıl mışıl uyuyordu.. Biz giderken baktım, hala uyanmamışlardı.. Özendim valla.. Benim minişim kapanan gözlerini inatla açıp etrafı seyretmeye çalışıyordu çünkü :))


Bunlar da fotoğraflarımız..






* Yusufcuk son hızla evin değişik köşelerini keşfediyor bugünlerde :)) Piti piti emekliyor, "şip şip" sesler çıkarıyor elleri taşlarda :)) Ben odadan çıkınca arkamdan emeklemeye başlıyor, peşimden geliyor.. Kendimi "anne ördek" gibi hissediyorum :))



Yusufcuk banyoda.. Oraya ulaştığı için kendini alkışlamakta şu anda :))





Yusufcuk annesinin kütüphanesini karıştırıyor.. Şimdiye kadar iki zayiatımız var maalesef :((





Yusufcuk mutfakta.. Peki neden ağlıyor ?
Cevap : Annesinin kurabiye yapmak için kaba koyduğu unu döktü.. Annesi kızdı, onun için ağlıyor..

Dooğğğiiiiiiiiiiiiinnnkkkk... Yanlış cevap..


Unu döktüğü doğru ama annesi kızmadı tabii ki.. Eline bakıp bakıp ağladı.. Undan korktu galiba :))



* Küçükken yattığında sürekli kalkıp oturmaya çalışan Yusufcuk, şimdi otururken ya da emeklerken de sürekli ayağa kalkmaya çalışıyor.. Hedefimiz hep bir adım ileri yani :))




Tutunabileceği ne bulursa hemen hamle yapıyor dikey pozisyona .. İster salıncağı olsun, ister koltuk ister ütü masası.. Farketmez..

Evet o arkada görünenler de benim "ütülenecekler" dağım!!



* Yusufcuğu uyumadığı zamanlarda yatağında tutmak mümkün değil bugünlerde.. Koyar koymaz basıyor çığlığı.. Anlıyorum aslında.. Etrafta keşfedilecek o kadar çok şey varken ben de istemezdim küçücük yatağa tıkılıp kalmayı :))


İşte küçük mahkum..



* Ne zamandır meleğimin uyurken çekilmiş fotoğrafını koymamışım yaa.. Cık cık..




* Ozan'ın yıllık izni yaklaşıyor, yaşasıııınnnnnnn... Önce İzmir'e annaneciğimle dedeciğime, sonra da Ozan'ın köyüne gideceğiz inşaallah..



* "Salıncakta uyutma projem" başarıya ulaştı Allah'a şükür.. Artık gündüz hiç kucağımda sallamıyorum meleğimi.. İyice uykusu gelene kadar bekleyip sonra salıncağına koyup uyutuyorum. Gerçi bu bile yaklaşık yirmi dakika sürüyor ama olsun.. En azından kolum ve omzum uyuşmuyor :)) Kuluncum hala geçmedi bu arada.. Yer etti galiba, hep aynı yer sızlıyor.. Gidince annanem bir kupa çeker artık :))



* Bu kadar yeter di mi.. Biraz da çalışalım bakalım hazır Yusufcuk uyuyorken..


28 Mayıs 2007 Pazartesi


Benim küçük yaramazımın son marifeti.. Maşaallah artık bir yere tutunup çok rahat ayağa kalkabiliyor ve uzanıp koltuk üstündeki eşyaları kafasından aşağı indirebiliyor :)) Yatağını da en alt seviyeye indirdik doğal olarak..
Bu arada sol kolunun üzerinde görünen priz var ya.. Son günlerde favorisi o.. Gece lambasının fişi takılıysa çekip onunla oynuyor ya da dişini kaşıyor, yok değilse sadece prize parmak sokmakla yetiniyor.. Artık yatağına bıraktığımda da gözümü ayıramıyorum üzerinden..
..............
Emeklemeyi iyice ilerletti minik meleğim.. Koridora bıraktığımda mutfağa yanıma gelebiliyor.. Hatta dün salona bırakıp içerden birşey almaya gittim, geldim baktım Yusuf yok! Koltuğun arkasına girmiş.. Ne aradıysa artık orada..
Artık emeklemeye daha çok benziyor ilerleme şekli.. Yanlız sadece bir bacağını kullanıyor emeklerken, diğerini uzatıp yan yan gidiyor.. Hiç tam düz ilerleyemiyor yani.. Rota sapıyor sağa doğru :))
...............
Babamız döndü çok şükür.. Minişim babasını görünce şaşkın şaşkın yüzüne baktı ve "bübh" dedi.. Bu "baba" kelimesinin bir versiyonu mu yoksa doğaçlama bir şaşkınlık ifadesi mi çözemedik.. Tekrar "bübh" demedi çünkü bir daha..
...............
Dün çalıştım biraz.. Sabahtan akşama kadar sadece bir sayfa yazabilsem de çok yoruldum.. Yusufcuk sırtıma tırmanmaya çalışırken ya da mouse'ı çekip bilgisayarı devirmeye çalışırken yazdım çünkü bu bir sayfayı.. Çok zorluyor beni bu küçük afacan ama öyle güzel ki onunla olmak, tüm günü onunla geçirmek.. Herşeye değiyor..
Seni çok seviyorum küçük meleğim, küçük tırtılım, küçük bıdığım..

26 Mayıs 2007 Cumartesi

O kadar çok şey birikti ki yazacak..

Madde madde başlayalım..

- Önce iyi bir haber.. Artık Gonca Dergisi'nin "Her Telden" bölümünü bir sene boyunca ben yazacağım inşaallah .. Ondan sonrasına Allah kerim..


- Babamız şimdi İstanbul'da.. Yusufcukla başbaşa üç gün geçirmek zorundayız.. Allahtan biri bitti bile :)) Yanlız Ozan giderken fotoğraf makinesini de almış yanına.. Fotoğrafsız olacak yine bu yazı..

Dün gece korktum mu? Hayır.. Tamam yatağın altına şöyle kolum kadar bir bıçak koydum ama kendimi rahat hissetmek için sanırım.. Hem yanımda "aslan"lar gibi oğlum var :)) Neden korkayım..


- Yusufcuk yeni bir ilerleme şekli buldu kendine.. Emeklemeye benziyor ama emekleme değil.. Nasıl anlatsam? Hani bir kurtçuk mu tırtıl mı ne var başını uzatıyor, sonra tüm vücudunu havaya kaldırıp ona yaklaştırıp ilerliyor.. Onun gibi.. Minişimi oturtuyorum yere, önce ellerini öne uzatıp emekleme pozisyonu alıyor.. Sonra popişini havaya kaldırıp "ters v" oluyor ve kendini öne doğru ittiriyor :)) Komik ama işlevsel bir yöntem.. Bilgisayardan çöp kutusuna kadar her istediğine ulaşma imkanı var artık.. Bütün gün adım adım onu takip ediyorum.. Vukuat çok bugünlerde.. Çekmeye gücünün yettiği şeyleri çekip deviriyor, koltuklara ilerleyip dizlerinin üzerine yükselip almak istediklerini alıyor.. Bazen de üstüne deviriyor tabii ne var ne yoksa..

Hareket fazlalaştıkça düşmeler de fazlalaştı.. Teni de çok nazik kuşumun.. Düştüğü yer hemen kızarıyor sonra da hafif kahverengimsi yeşilimsi bir iz oluyor :(( Kıyamıyorum yaa.. Ama engel de olamıyorum.. O kadar hızlı hareket ediyor ve o kadar çabuk devriliyor ki.. Gerçi düşe düşe düşmeyi de öğrendi biraz.. Artık başını yere çok kontrollü vuruyor.. Düşerken hız kesiyor resmen :))


- Haftasonu kışlıkları kaldırıp yazlıkları indirdim.. Giysilerimi denedikçe yaşadığım şoku anlatamam.. Hala atlatmış değilim.. Birçok kıyafetim olmuyor yaa : (( Gerçi bu beklediğim birşeydi ama yaşayınca tokat gibi iniyor insanın yüzüne kapanmayan fermuarlar.. Nasıl beceriyorum bilmiyorum ama kilo alıyorum.. Gerçi galiba biliyorum nasıl becerdiğimi.. Emzirmeye güvenip iki insan şiddetinde yiyorum hala.. Spor mpor da yok tabii.. Verdiğim iki kiloyu geri aldım..İki kiloyla kalsa bari..

( Ozan'a not.. Bu gardırop yenileme işi sana pahalıya patlayacak sanırım.. İstersen bir "lateral stepper" al, eski formuma girip seni masraftan kurtarayım.. )


- Aaa bak şimdi aklıma geldi.. Doktor kontrolümüzü anlatmayı unuttum ben.. Unutmadım gerçi.. Onu yazacağım gün o hain patlama olmuştu.. Yazamamıştım hiçbirşey.. Miniğimin artık sekizinci ayını doldurup dokuzuncu aya girdiğini bile yazamadım..

Minişim yeniden kilo almaya başlamış çok şükür.. Bunda yediği hamur işlerinin büyük payı var, eminim :)) Ama gelişim eğrisi hala geride.. "Yemek yemeye başladı mı?" diye sordu Neşe hanım, ben de "Evet ama sizin yesin dediklerinizin hiçbirini yemiyor, yemesin dediklerinizi yiyor, böyle atlattık.." dedim. Kadın başladı gülmeye.. "Dokuzunca aydan sonra aile sofrasına oturabilir bebekler, hatta bu istediğimiz birşey ama Yusuf erken başlamış.." dedi. Şimdilik böyle devam edicez bakalım.. Ne isterse onu yesin küçük bey..

Yemek demişken.. Ara ara krizlerimiz tutyor yine.. Geçen hafta iki gün tek lokma sokmadı ağzına.. Sadece birkaç kez emdi.. Kilitliyor ağzını yaa, açmak mümkün değil.. Ama eminim yine dişten.. Zaten yukarı gelmiş Neşe hanımın dediğine göre, sağ yan da kabarmış hatta.. "Belki de pıt pıt pıt diye ard arda çıkarır.." dedi doktorumuz ! Annneee...

Neyse, ne diyordum.. Yemedi işte iki gün.. İkinci günün sonunda sinirlerim boşaldı resmen.. Elimde kase, karşımda mama sandalyesiyle cebelleşen Yusuf.. Başladım hüngür hüngür ağlamaya.. Engel olamıyorum ama kendime.. Bücürüm de şaşkın şaşkın baktı yüzüme, ne olduğunu anlayamadı.. Korkmasın diye onu kaldırdım karşımdan hemen.. Annem derdi "Ben senin karşında çok ağladım elimde kaşıkla.." diye ama anlamazdım.. Buymuş demek ki bahsettiği..Belki de ırsîdir bu yememe durumu.. Ben de Ozan da bu konuda annelerimize az çektirmemişiz..Yusufcuğa hiç şaşmamak lazım..


- Hala bir araba bulamadık kendimize göre ya..


- Yusufcuğun gece uykusu biraz düzene girmeye başladı çok şükür.. Bazen üç saat aralıksız uyuyor.. Tabii ben de.. Sanırım yanımızda yatırdığımız için bizi ödüllendiriyor :)) Bugünlerde sloganı "Annişle babiş arası, mis gibi uyku sefası"..


- Bal oğlumun yeni aktivitesi "alllkışşşş".. Biz "alkış" deyince ya da karşısında alkış yapınca o da başlıyor ellerini birbirine vurmaya.. Çok tatlı bu çocuk yaa, bayılıyorum meleğime bayılıyorum..

Haa bir de oynama var tabii.. Bazı favori parçaları var, ( örneğin bu ya da bu ) onlar çalınca başlıyor popişi bir sağa bir sola sallayıp zıplamaya.. Resmen ritim tutuyor.. Oturduğu yerden oynayışı da çok komik.. Ama o kadar coşup kuş gibi çırpınıyor ki sonunda mutlaka ya sağa ya sola devriliyor :))


-Ooo, çok uzun olmuş bu yazı yaa.. Hazır meleğim uyuyorken coşmuşum ben :)) Gidip yatsam iyi olacak.. Ne olur ne olmaz.. İyi uyuyor dedim ama Yusuf bu, sürprizlerle dolu..

22 Mayıs 2007 Salı

Güzel şeyler yazmak için açtım bilgisayarı aslında..
Ama televizyonu da açmıştım aynı anda..
Ulus'ta, Anafartalar çarşısında meydana gelen patlamanın ilk görüntüleri girdi bir anda yayına..
Dondum kaldım..
Çok değil daha bir hafta-on gün önce dakikalarca içinde dolaştığımız, meleğime salıncak aldığımız çarşı tam bir savaş alanı gibiydi.. Yerlere saçılmış yaralı ve ölüler, gri bir toz bulutu ve cam yığını arasında iç acıtan bir görüntü..
Dehşet içindeyim..
Bu ne Allah'ım?..
En kalabalık saatte, iş çıkışı, en kalabalık çarşıda, otobüs durağında.. Üstelik de bir katı sadece çocuk mağazalarından oluşan bir çarşıda..
Bunu yapanlar insan olamaz.. Olmamalı.. İnsan dememeliyiz onlara..
Ne hale geldi dünya Allah'ım..
Nasıl bir geleceğe büyütüyoruz meleklerimizi..
Lütfen bize yardım et Allah'ım.. Selamet ver insanlığa..
Bu canileri sana havale ediyorum Allah'ım..
Sana havale ediyorum..
"Ya orada olsaydık!" düşüncesi kemiriyor beynimi, daha da dehşete düşüyorum..
Yavrum ve tüm sevdiklerim Sana emanet Allah'ım..
Sen koru bizi bu "karanlık" dünyada..

18 Mayıs 2007 Cuma

Duyduğuma göre bugünlerde hayranlarım (!) anneme "Yusuf'u özledik, fotoğraf koy artık, neler yapıyor bücürük?" diye gerek telefon, gerek mail, gerekse yorum yoluyla baskı yapmaya başlamış.. Ama zavallı anneciğim bugün çok yorgun ve uykusuz.. İki gecedir onu her saat başı ve çığlık atıp yüreğini ağzına getirerek uyandırdığım için pili bitmiş durumda..

O şimdi beni uyuyor sanıyor... Ben en iyisi başlayayım neler yaptığımı anlatmaya..

Bugünlerde çok hareketli, çok yaramaz ve çok şirinim.. ( hih hih hii ) Annem "ateş parçası" diyor bana.. Ne oturuyor ne yatıyorum.. Sürekli hareket etmek ve birşeylere uzanıp karıştırmak istiyorum. Emekleme çabalarım da son sürat ilerlemekte.. Annem beni yere yüzüstü yatırdığında göbişimin üzerinde kendimi öne öne ittiriyorum.. Eğer yakınımda tutunabileceğim sağlam birşeyler varsa ( örneğin koltuk ya da annecikimin dizleri ) ona tutunup ayağa kalkmaya çalışıyorum.. Dün de annem beni yere yatırıp ayımı da koltuğun üzerine yakınıma koydu. Tek kolumun üzerine olanca kuvvetimi verip yukarı uzandıııımmm, uzandıııımmm ve ayıcığımı aldım nihayet :)) Anlayacağınız bu aralar faaliyet çok bende.. Büyümek kolay değil tabii..

Önceden anneme "Hepimiz çocuk büyüttük, abartıyorsun sen" diyen babaannem bile pes etti sonunda.. Gitmeden önce anneme "Haklısın, bu çocuk tek başına bakılacak, zaptedilecek gibi değil!" dediğini duydum..

Neyse.. Fotoğraflara geçelim..

Annem bana ısrarla birşeyler yedirmeye çalışıyor bugünlerde.. Çok az yiyip çok fazla hareket etmeye devam edersem büyümek için enerjim kalmayacağını düşünüyor.. Ben de o yedirdikleriyle kıyafetlerimi boyayarak intikam alıyorum ondan :)) Misal, boynumdan göbişime inen bu çilekli yoğurt en son çalışmam ( ehe ehe ) ..


Kendime çok eğlenceli bir iş buldum bugünlerde.. Annem iş yapmak için mutfağa gittiğinde beni de yanına alıyor artık.. Kesinlikle mama sandalyemde oturmak istemediğim ve oturttukları zaman da alt komşumuzun bile çok rahat duyduğu çığlıklar attığım için yere bırakıyor beni.. Eee, artık düşmeden de oturabiliyorum yaa.. Ben de popişimin üzerinde kaya kaya ya da yere yatıp döne döne çekmecelerin yanına gidiyorum ve onları açıp içindekilerle oynuyorum!

Bunu ilk yaptığımda annem beni görünce ufak bir hayret çığlığ attı.. Ben bana kızacak sanırken o koşa koşa gidip kamerayı aldı ve büyük bir zevkle çekmeceyi karıştırmamı ve pirinçleri dağıtmamı çekti.. Alem bu kadın yaa.. Ne var bunda sevinecek.. Daha ne numaralar yapıcam ben ona bir bilse :))



Annem beni mama sandalyesine oturttuğunda biraz sakin durabiliyorum aslında.. Ama bunun için şartlarım var.. Ya sol tarafımdaki portakalı farkedip onunla konuşmam lazım ya da elime yırtacak birşeyler vermeleri lazım.. Başka türlü atılmıyor o küçücük yerde ve üstüne üstlük kemerle sıkıca bağlanmış halde oturmanın stresi ..





Annem beni yere oturttuğunda altıma bu çarşafı seriyor bazen.. ( Annaneciğimin hediyesi, ne de şeker di mi ) Ben de zebraları, eşşekleri yakalayıp tutmaya çalışıyorum bazen.. Onları oyuncak zannettiğim için annem çok gülüyor.. Ne yani, göz yanılması olamaz mı? Aynı oyuncaklarıma benziyorlar n'apiim.. Sanırım bende boyut algılaması tam gelişmedi daha :))



Bugünlerde bir diğer merakım da yatağımın altını keşfetmek.. Annemin şaşkın bakışları altında kafamı "küt küt" diye vura vura giriyorum yatağın altına.. Ama henüz nasıl çıkabileceğimi keşfedemedim.. Allahtan annem var.. İlk çığlıkta koşuyor yardıma :))



Uyku sistemimizde de değişiklikler var bu ara.. Annem artık beni gündüzleri babaannemle birlikte aldıkları bu salıncakta uyutuyor.. Daha doğrusu orada uyumaya alışmamı sabırla bekliyor.. Kolay kolay pes etmem aslında ama "bir aşağı, bir yukarı" derken benim de içim geçiyor sonunda.. Yenik düşüyorum uykuya :))
Bu arada aşağıdaki pozisyonum doğaldır.. Fotoğraf çekmek içim annem tarafından hiçbir müdahale yapılmamıştır.. Evet, biraz keyifciyim sanırım.. Öyle dümdüz, kaılp gibi uyuyamıyorum..



Veeee.. Son olarak da bir park hatırası..
Annemle hergün uzun yürüyüşler yapıyoruz artık.. Allahtan çevrede farklı farklı birçok park var da hergün aynı yere gitmek zorunda kalmıyoruz.. Bakmayın fotoğrafta öyle uslu uslu durduğuma.. O an tam uyumak üzereydim.. Normalde sallanan ya da fırıl fırıl fırıl dönen abileri, ablaları görünce coşup çığlık çığlığa bağırıyorum ve kollarımı kuş gibi çırpıyorum.. Onlara doğru uçmak ister gibi..Annem anlıyor benim de oynamak istediğimi, "Tamam meleğim, birazcık daha sabret, büyüyünce söz seni getireceğim buraya, akşama kadar da gitmeyiz eve.." diyor bana..
Şimdilik sadece seyretsem de parka gelmek çok güzel..

İşte bu kadar..
Yarın doktora gidicez sekizinci ay kontrolü için.. Annem dönüşte yazar nasıl olsa tüm detayları.. Lafı fazla uzatmayalım :)) Sonraya da kalsın yazacak birşeyler..


Haa, bu arada haftaya babam İstanbul'a gidecekmiş yine.. Ben, annem kesin atlar "Bizde gelelimmmm" diye bekliyordum ama hiç niyeti yok gitmeye.. Biraz uslu mu dursam ne? Yoksa havaya uçacak güzelim tatil fırsatı :((

15 Mayıs 2007 Salı

- Yusuf, aç annecim ağzını..
- Hammm..
- Aferin küçük kuşuma.. Bakalım bitti mi? Hadi bi daha aç bakalım..
- Hammmm..
- Küçük serçem benim, aferin sana.. Nasıl da güzel yermiş benim oğlum..
Bi lokma daha?
- Hammm..

Yuppicik.. Yuppicik :))

Benim oğlum yemek yemeye başladı yaşasın..

Ama ben yine buldum kendime kafaya takacak birşeyler.. Gerçi takılmayacak gibi de değil..

Sorun yemesi değil artık, yedikleri!

Meleğimin favorilerini yazıyorum : Mercimekli köfte, katmer, elmalı ve tarçınlı kek, çilek ve kaşar peyniri..

Şimdilik gözlemlediklerim bu kadar.. Denedikçe daha neler sevdiğini göreceğiz bakalım..

Sekiz aylık bebek mercimekli köfte yer mi yaa? Gerçi onu ben yedirmedim.. Ben mutfaktaki işimi bitirene kadar babaannesi yarım kase yedirmiş, ben geldiğimde hala kaseye uzanıp kuş gibi ağzını açıyordu "Daha verin" diye! Köftenin hafif acılı olduğunu da yazayım unutmadan.. Hamileyken o kadar acı yersem olacağı buydu işte..

Tüm tıp otoritelerinin yıllardır araştırıp oluşturduğu yemek listelerini geçtik biz.. Seviye altı kalıyor onlar.. Sebze çorbasına kilitlenen dudaklar kek veya -püre değil bütün- çilek verdiğimde kocaman kocaman açılıyor..

Artık kahvaltı etmeye de başladı çok şükür.. Ama o kadar bariz bir damak zevki var ki hayret ediyorum.. Peynire, reçele veya yoğurda itirazı yok ama yumurta sarısı verdiğimde kötü kötü yüzüme bakıp çıkarmaya çalışıyor ağzından.. Minicik minicik veriyorum ama yine de ayırıyor tadını..

Bu bebişler zannettiğimizden çooooook daha akıllı..

Şimdi en önemli soru şu.. Ben doktorların tavsiye ettiği gibi sebze çorbası, meyve püresi vs. yapıp güç bela yedirmeye çalışmalı ve yemeyince kendim kafayı yemeye devam mı etmeliyim yoksa bebişime mantılar açıp kısırlar mı yapmalıyım?

Tuz bile yasak bir yaşına kadar ama benim oğlum en ağır şeyleri bile yiyor.. Daha doğrusu sadece onları yiyor, yemesi gerekenleri yemiyor..

Off of..Zor zanaat annelik, zor..

Haftasonu kontrole gittiğimizde doktorumuza soracak çok sorum var.. Ama bana gülmesinden korkuyorum :))

14 Mayıs 2007 Pazartesi

Kaan bebiş dün doğmuş :))

Tam da anneler gününde, annesine en büyük hediye olmuş..

Esracım tebrik ederim..Hepinize birarada, sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.. Kaan bebişi minicik yanaklarından kocamaaaaaannn öpüyorum..

Hoşgeldin bebiş :))

13 Mayıs 2007 Pazar

Geçen sene bu hafta ilk anneler günümü kutlamıştım içimdeki kıpır kıpır "küçük can"la..
Daha onu kucağıma almamış olsam da bana yüklediği o en güzel vasıfla, "anne" olmakla gurur duymuş, Allah'a defalarca şükretmiştim..
Henüz yirmi haftalıktı o zaman..

Bugün oğlum neredeyse sekiz aylık olmak üzere..Ve ben yeni bir anneler günü daha yaşıyorum.. Geçen seneki heyecanım bambaşkaydı ama bu sene tarif edilmez bir mutluluk var içimde.. Kucağımda hayatımın en değerli varlığıyla "anne" olmanın tadını çıkarıyorum.. Ve içimden, bu tadı yaşamak isteyen herkesin kucağının bir an önce dolması için dua ediyorum..

Anne olmak bambaşka birşey..
Hayatım, hayata bakış açım, önemsediklerim, hayallerim, hatta fıtratım bile değişti meleğim doğunca.. O kadar güzelleştirdi ki hayatımı, "Bu kadar güzel birşeyse anne olmak ben niye bunca sene beklemişim ki?" der oldum..

Canım meleğim, annen olduğum için çok mutluyum..

Ve artık en büyük hayalim, "Anneley günün kutyu oyşun annecim" diyen sesinle uyanmak bir Mayıs ayının ikinci Pazar gününde..

............

Tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun..
Annecim, en başta senin..

8 Mayıs 2007 Salı

Uzun zamandır yazamadım biliyorum ama mazeretlerim var :))

Ozan'ın annesi bizde..
Yusufcuk hala dişini çıkaramadı..
Kolum hala iyileşmedi..
Ve en önemlisi galiba depresyondayım :((

Bir iş ayarladık, ona numune göndermem lazım, günlerdir onu bile yazmadım.. Şimdi de canım istemiyor.. Onu yazacağıma oturdum bilgisayarın başına..

.........

Unutmadan yazayım.. Pınarcım Yağmur'un doğumgünü kutlu olsun.. Yorum bırakamadım yine.. Allah hayırlı uzun ömür versin yavruna..

.........

Haftasonu Ozan'ın yurtdışından tatile gelen bir akrabasını ziyarete gittik. 11 aylık bir oğulları var. İkimizde de bebek olunca sohbetin onlardan başka konusu olmadı tabii.. Söz döndü dolaştı, minişlerin uykusuna geldi..

Önceden bebekleri annesinin yanına yatıp onu okşaya okşaya uyuyormuş. Fakat anne çalışmaya başlayınca bebeği Fransız olan kayınvalidesine bırakmaya başlamış ve yeni bir uyku düzenine geçmişler.. Anne ve bebişi'nin bizi de konu alan yazısında anlattığı "ağlatma sistemi"ne.. Babaannesi bebeği her akşam belli bir saatte yatağına yatırıp ışığı kapatmış ve odadan çıkmış. Ağlaya ağlaya uyumayı öğrenmesi için.. Biz o gece sohbet ederken uyku saati gelince bebeği yine yatakodasına bırakıp ışığı kapattılar ve ev yavrucuğun çığlıklarıyla çınladı. Babaannesi kapıda bekliyordu ama ne o ne de biz içeri girmedik. Annesi girmeden bize birşey yapmak düşmez tabii.. İşin kötüsü bu sistemi (!) dört aydır deniyorlarmış ama bebiş hala içli içli ağlıyor :((

O gece karar verdim.. Ne olursa olsun, kolum da çıksa, sırtım da batsa asla minişimi böyle ağlatmayacağım diye.. Bana en çok ihtiyaç duyduğu zaman onu yanlız bırakıp, ağlamasına izin vermeye gönlüm hiç razı değil.. Varsın anneciği biraz daha yorulsun..

.........

Peki biz ne yapıyoruz bu aralar?

Yusufcuğu uyutmak için yeni yöntemler buldum.. En çok işe yarayan onu kucağıma bastırıp yatağıma oturmak ve zıplamak :)) Meleğim mutlu, ayakta dakikalarca sallamadığım için ben de mutluyum ama bir de yatağa ne hissettiğini sormak lazım :))
Yaylar ne kadar dayanacak bakalım..

Eğer çok uykusu gelmişse ve birazcık şanslıysam yanıma yatırıp masal anlatarak ya da elini yanağıma sürüp "anne cici" yaparak da uyutabiliyorum.. Gerçi bu yöntem çok uzun sürebiliyor, bazen yarım saat dil döküyorum ama ağlamıyor ya o bana yeter..

.........

Anne ve bebişinin yazısına yazılan yorumlardan birinde, bebeği ağlatmanın, ağladığı halde yanında durup onu kucaklamamanın onda güven eksikliğine neden olacağı belirtilmişti. Ben de aynen böyle düşünüyorum. Herşeyiyle bana ihtiyaç duyan minicik bir canın içli içli ağlamasına göz yummak - kendi kendine uyumayı öğrenmesi pahasına olsa bile - bana göre değil.. Zamanı gelince kendi kendine uyumayı öğreneceğine karar verdim.. Onu şimdiden yanlız başına bırakmaya gerek yok.. Ben de bebek olsam kesinlikle annemin göğsünde, onun kokusunu duya duya, hafif hafif sallanarak ve "ee ee.." gibi anlamsız birşey olsa da onun sesini duya duya uykuya dalmak isterdim.. Hak veriyorum meleğime ve tüm meleklere..

..........

Ne alaka demeyin, aklıma geldi.. İkinci el bir araba almayı düşünüyoruz.. Satacak olan veya bir önerisi olan var mı?

..........

Ooooffffffff..
Uyumak istiyorum...
Günlerce uyumak..

3 Mayıs 2007 Perşembe

Yusufcuk da ben de bol ağrılı, bol "ciyak"lı ve bol azimli bir hafta geçirdik :((

Minişin ağrısı malum, kabarıp kabarıp uca gelen ama bir türlü patlayamayan dişten..
Benimki ise daha önce de üniversitedeyken çektiğim ve yine böyle günlerce kıvrandıran bir kulunç ağrısı :(( Sağ omzum ve kolum iptal oldu, sırtımda saplanmış kalmış bir bıçağın acısı var..
Ağrılar bir yana bir de okuduğum şu yazı çok moralimi bozdu..

Lolipopumu kucaklayamıyorum.. Dolayısıyla sallayıp uyutamıyorum da.. Yanına yatıp bazen yarım saat bazen birbuçuk saat dil dökerek ve içim acıyarak uyutmaya çalışıyorum.. Bol "ciyak" da buradan geliyor.. Ben onu böyle uyutmak için azim gösteriyorum, o da ağlaya ağlaya kucağıma kavuşabilmek için.. Yok, kesin kararımı verdim, bu İngiliz sistemi "controlled cry" sökmüyor benim minişe, ağla ağla dört gündür bir arpa boyu yol katedemedik..

...............

Geçen hafta hastaneye gittik minişimle.. Aylık kontrolü ve idrar yolu enfeksiyonu şüphesi yüzünden.. Tahliller temiz çıktı o iyi de, tahminlerim doğruymuş.. İki aya yakın bir sürede sadece 400 gram almış :(( Oysa ayda ortalama 500 gr alması gerekiyor.. Her ay "Çok iyi çok"" diyen doktorumuz bu ay "Çok yetersiz, takip edelim, olmazsa çoklu vitamin ve iştah açıcı verelim." dedi.. Anneler anlıyor zaten bir sorun olduğunda.. Ben deyip duruyordum Ozan'a "Bu çocuk beslenemiyor, yanakları bile söndü" diye, o da "Evham yapma" deyip duruyordu bana.. Moralim çooooooook bozuk..

Bir yerde okumuştum..
"Bir bebeğe yemek yedirmeye başlamadan önce biraz antrenman yapın." diyordu.
O da şöyle olacakmış. Tavana bir ip asıp ucuna bir top bağlayacakmışız ve o topa kalemle ufak bir daire çizecekmişiz. Bu daire bebeğin ağzı olacakmış ve biz elimizle topu hiç tutup sabitlemeden o noktaya kaşıkla birşeyler yadirmeye çalışacakmışız!
Okuduğumda "Bu kadar da olmaz" demiştim.. Hata etmişim..

Benim küçük "topum" canıma okuyor bir kaşık birşey yedirene kadar.. Bu aralar bir de mama sandalyesini ayağıyla ittirip oturmamak için direnmeyi öğrendi.. Güç bela oturtup kayışları bağlayınca da başlıyor ağlamaya..Elimle verdiğim bazı şeyleri yiyor ama kaşığı kesinlikle istemiyor.. Ağzını kilitleyip nefes almak için ufacık bir boşluk bırakıyor arada :)) Oradan ne gönderebilirsem kâr sayıyorum ben de..

Ağzını serçe yavrusu gibi açıp yemeyi kabul ettiği tek şey haşlanmış tavuk.. Ama o da kendi belirlediği miktarda, fazlasına "hayır"..Tavuğu çok iyi tanıyor ve ben arada "belki yer" diye başka şeyler verdiğimde yine başlıyor mızmızlanmaya.. Of kafayı yemek üzereyim yaa...

Bu kulunç da ondan oldu kesin.. Çok gerginim, her kas ve sinirimi yay gibi hissediyorum zaten!

Bir bebeğin beslenmesinde en önemli dönemin ilk bir yaş olduğunu ve beyin gelişiminin de bu sürede tamamlandığını düşündükçe daha da üzülüyorum.. İnternete bakıyorum, "Bu aylarda bir bebek sabah kahvaltı etmeli, arada meyve püresi yemeli, öğlen çorba içmeli, akşamüstü yoğurt ve akşam da çorba ya da muhallebi ile günü tamamlamalı." diyor.. Ama benim bebişim günü birkaç emme ile geçiştirip boş kaşıklarla diş kaşımayı tercih ediyor.. Emmesi de zorla.. Ben vermesem onu da almaya hiç niyeti yok.. İştah sıfırlandı yaa.. Eğer doktorumuzun dediği gibi diş çıkarmaya bağlıysa yine iyi, dua ediyorum bir an önce çıksın diye..

Güzel haberler vermek isterdim size ama üzgünüm.. Bizde durumlar böyle..