Tahminimiz doğruymuş.. Kabakulak olmuş Yusufcuk :((
Peki neden?
Doktorumuzun teşhisi, üç hafta önce vurdurduğumuz MMR aşısından kaynaklandığı yönünde.. Bu üçlü aşının içinde kabakulak aşısı da var ve bazı bebeklerde komplikasyon olarak hastalığı tetikleyebiliyormuş..
İremle konuştuk akşam, karakuzu da aynı Yusufcuk gibi aşıdan on yedi gün sonra kabakulak geçirmiş, onlara da aynı şeyi söylemiş doktorları.. ( Bu arada, karakuzu bugün ufak bir kaza geçirmiş ve alnı yarılmış.. Dört dikişle dönmüşler eve.. Geçmiş olsun minnoşumuza, Allah beterinden saklasın..)
Şu anda beklemedeyiz.. Kabakulak için spesifik bir ilaç yok.. Sadece yüksek ateş olursa şurup veriyoruz.. İki gün sonra kontrole gideceğiz inşaallah tekrar..
Bu arada, aşıdan kaynaklanan kabakulak mı olduğunu anlamak için ayrıntılı tahlil yapıyorlarmış Hıfsısıhha'da.. Aşıyı ihbar edip sağlık ocağının incelenmesi gerekiyormuş bir problem var mı diye.. "İsterseniz gidin.. Ben aşıdan kaynaklanan kabakulak olduğuna eminim, kuluçka süresi günü gününe uyuyor, immuglobin bakılsa bile hastalıktan mı aşıdan mı olduğu ayırdedilemeyecek şimdi.." dedi doktorumuz ama çok kan alıyorlarmış, kıyamıyorum Yusufcuğa.. O şiş boğazıyla dakikalarca ağlasın istemiyorum.. Gitmeyeceğim galiba.. Ama sağlık ocağıyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa onu halletmem lazım..
Bugün daha iyi anladık ki Yusufcuk doktorunu tanıyor ve o daha yaklaşmaya başlar başlamaz eliyle uzaktan itme hareketi yapıyor.. Bugün hem o hem ben hem de doktorumuz ter içinde kaldık hastanede..
Yapılan müdahale: Küçük ışık yardımıyla ağzının içine ve boğazına sadece bakma, kulağını inceleme..
Müdahale şekli: Anne kişisi yarı yatar yarı oturur pozisyonda ağlamaktan sakinleştirilemeyen Yusufcuğu yüzü yukarı bakacak şekilde kucağına alır.. Sol eliyle iki elini ve bacaklarını sıkıca kavrar, sağ eliyle başını sabitler ve sıkıca kendine bastırır.. Doktor, elinde ufacık bir aletle kurtcuk gibi kıvranan Yusufcuğa yaklaşır ve ağzını açmaya çalışır - zira Yusufcuk ağzını açmadan çığlık atmaktadır başına gelecekleri bildiğinden - Anne kişisi bebeği daha sıkı kavrar, yanaklardan ufak bir sıkıştırmayla ağız açılır, kontrol yapılır.. Anne oturmayı geçmiş resmen yatağa uzanır kucağına yapıştırdığı Yusufcukla birlikte :)) Kulak muayenesi için Yusufcuk yan çevrilir.. Doktor bir kez daha eğilir.. Yusufcuk bağırmakta, anne "Ay şimdi katılacak.." diye sayıklamakta, baba ise doktorun da üstünden görünen yüzünü şekilden şekile sokarak Yusufcuğa şirinlik yapmaktadır..
Şimdi gel de bu çocuğa kan tahlili yaptır..
.........................
Gelelim bayrama..
Yusufcuğun bayram serencamını anlatmaya "extreme" yolculuğumuzdan başlamak en iyisi olacak galiba.. Öyle ki Ozan eve varır varmaz, armudun sapı, vitesin düzü-otomatiği demeden hemen bir araba almaya ahdetti :))
Sair zamanlarda en ufak bir "çıt" sesine uyanan Yusufcuk, yola çıkacağımız sabah ben onu kucaklayıp gezdirdikten, altını bile değişitirdikten sonra ancak üstünü giydirirken uyandı.. "Niye rahatımı bozdunuz yaa.." diye de bize epey bir kafa tuttu uyku sersemi cırtlak sesiyle :)) Neyse hemen hazırlanıp çıktık, otobüsümze rahat rahat bindik ama Yusufcuk mızmızlanmaya başladı.. Oturduğumuz koltuk ve çevresinde kurcalanmadık yer kalmadığından oyalamak da pek mümkün olmadı ve serenat başladı!! Babası alıp kucağında gezdiriyor, ben emzirmeye çalışıyorum - ki uyusun - yok.. Huyudur Yusufcuğun, farklı bir yerdeysek, yanımızda başkaları varsa, birileri konuşuyorsa ne emer ne uyur.. Keşfedilecek herşeyi son noktasına kadar keşfetmeden rahat etmez içi.. Yine öyle oldu.. Uyutamadık bir türlü.. Hatta iş o dereceye geldi ki babasını bile istemez oldu, kendini yere atıp yürümeye çalışıyor.. Elinden tutup yürütüyoruz koridorda, onu da istemiyor.. Sağa sola sallana sallana giden otobüste kendi başına yürüyüp etrafı karıştıracakmış beyefendi!! Tam dört saat bu hengameyle geçti..
Sonra devreye, hala kendisinden "Allah razı olsun.." diye diye bahsettiğimiz host abimiz girdi.. Kucakladı Yusufu, hem oynattı, hem gezdirdi hem de isteyen yolcuların kucağına Yusufcuğu götürmek suretiyle firmanın servis yelpazesini genişletti.. Bir ara ikinci kaptanın uyuduğu bölmeye bile gittiler ziyarete :)) Böylece Ozan da ben de, Yusufcuk ağladıkça yan yan bize bakan yaşlı amca da derin bir "ohh" çektik..
Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakıp bana kızmayın.. Çok kısa bir süre oradaydı Yusufcuk ve çift şerit-tek yön yani karşıdan aracın gelmediği, sollamanın riskli olmadığı güvenli bir mevkideydik o anda ve Yusufcuk deli gibi ön tarafı gösterip ağlıyordu.. Sadece susması için izin verdik kısa bir süre.. Pişmanım ama başka türlü susturamadık ki küçük beyi.. Otobüsten atılıp köye kadar yürüyecek mecalim yoktu gerçekten..

Tek derdi orayı görebilmekmiş meğer.. İki dakika sonra bir baktık, muavinin kucağında sızmış Yusufcuk!! Aynı şey bugün de oldu.. Saatlerce uyumadı uyumadı, hastane dönüşü kucağımda oynarken bir anda koluma düştü kafası.. "Küt" diye uyumuş meğer oynarken :)) Kendi kendine uyumayı öğreniyor mu ne :P
Neyse, bunun son otobüs yolculuğumuz olması için dua ede ede köydeki evimize vardık :)) Zaten arefe günü gittiğimiz için o gün biraz dinlenmeyle, biraz hazırlıkla geçti.. Anlamadık bile..
Bayram sabahı Yusufcuğu giydirip süsledik, Ozan'ın dedesinin evindeki bayram kahvaltısı için köy içine indik.. Yusufcuk bayramda da geleneğini bozmadı ve kahvaltı etmek yerine oynamayı tercih etti.. Tavukların olduğu yere bakan pencereyi keşfettikten sonra ise onu oradan almak pek mümkün olmadı :))

Bu arada, şu önemli noktaya parmak basmayı da unutmayalım tabii.. Bir günün bayram olması, o gün yaramazlık yapılmayacağı anlamına gelmez..
Bayram da olsa dolaplar karıştırılır...
Şekerlik bir güzel devrilir..

O şekerliğin kapağıyla hızlıca koşulur, koşulur...
Hatta öyle hızlı koşulur ki anne fotoğraf çektiğinde sanki duran Yusufcukmuş da dönen çevredeki eşyalarmış gibi görünür :))
Ama bazen bayramda mutsuz da olabilir çocuklar :((
Annaneleri yanlarında yoktur çünkü..
Hemen "Hımm, ne yapsam?" diye düşünülür..
Ufak bir telefon görüşmesi meseleyi halleder :))
Bayram demek, en çok da büyükleri ziyaret demektir..
Yusufcuk da anne ve babasının elinden tutar, harçlık toplamaya gider..
Sonra...
Bahçede oynanır..
Özgürlüğün tadı çıkarılır..
Minik böcük ve karıncalar incelenir..

Bayram ziyaretlerimiz bitince "Eve dönmeden önce bir de piknik yapalım.." dedi Ozan.. ( Aaa, ne garip :P ) Gezdik dolaştık, güzel bir yer bulduk.. Sonra da bu sezonun en güzel mahsülünün fotoğrafını çektik..
Tarladan sofralara abi, geeelllllll :))


Yusufcuk babannesiyle ateşin başında ısındı..

Dönüşte önce Kütahya'ya uğradık, Yusufcuğun orada askerlik yapan amcasını görmeye.. Babaannemiz hüzünlendi biraz.. "Havacı" amcası, "fiuuuuvvvv fiuuvvvv" diye havalarda uçurdu meleğimi.. Birlikte yemek yedikten sonra yola devam ettik hemen çok geçe kalmamak için.. İyi yapmışız.. Hem Yusufcuk arabada huysuzlanıp ateşlenmeye başladı ( meğer kabakulakmış ) hem de bayram dönüşü çok yoğundu tarfik.. Işıklarda, gişelerde metrelerce kuyruklar vardı..
.........................
Allah'a şükür çok güzel bir bayram geçirdik ama üzücü şeyler de olmadı değil.. Ağzımda hala onların nişanesi üç kocaman uçuğum var :((
Bayram sabahı annemi aradım ama açmadı telefonu uzun uzun çaldırmama rağmen.. Meğer hastanedelermiş.. Arefe gecesi minnoş Mirza'm hastalanmış.. Rengi koyulaşan idrarına kan da eklenmeye başlamış.. Sabahı zor etmişler, bayramı hastanede karşılamışlar maalesef.. Küçücüğüm kum döküyormuş.. Dayılarında varmış kronik böbrek rahatsızlığı, genetikmiş galiba.. Üç günlükken başladı onda da!! Allah'ım şifa ver yavrucuğa ve tüm hasta yavrucuklara..
Ertesi gün yine aradım, yine hastanedeler ama bu sefer Ece için gitmişler.. Doğumu epidural sezaryendi, epiduralin etkisini atamamış vücut.. Baygınlaşmaya, dayanılmaz bel ve başağrıları çekmeye başlamış, yatırmışlar hastaneye.. Ağır ilaçlar verdikleri için bebeği de emzirememiş o gün.. Annemler kaşıkla beslemişler yavrumu hasta hasta.. ( Biberon alıp annesini emmeyi reddetmesin diye )
Şimdi ikisi de evdeler ve iyilermiş.. İlaçlar iyi gelmiş Mirza'ya, hastaneye yatmasına gerek kalmamış.. İdrarında kan da yokmuş artık, bitmiş galiba kum dökmesi ama anladığım kadarıyla ara ara yaşanacakmış bu.. Halasının kuzusu, kıyamam ben ona.. Şifa ver Rabbim.. Şifa ver benim tatlış yeğenime..
(Hem Yusufcuğa hem de Mirza'ya dua ederseniz çoook mutlu olurum..)