Atalarımız doğru söylemiş..
Ekmek "Aslan"ın ağzında :))

Babası sırtına taktığı çantanın içine koyuyordu Yusuu tüm uyarılarıma rağmen.. Sonuncusunda, koyduktan takriben iki dakika sonra benim tiz çığlıklarım eşliğinde baş aşağı yere çakılmaktan döndürdük kendisini.. Ozan'a demiştim ama ben.. "Yusufcuk arkanı dönebileceğin bir bebek değil.." diye.. Bir kez daha tecrübe ettik.. Gözümüzün önünde bile düşüp duran, tehlikenin hudutlarında gezen bir bebeği, sırtta taşımak hayal gibi..
......................
Haftasonu YATAŞ'a iade edeceğimiz yatakodamızın yerine yeni bir takım bakmaya gittik.. Bir tane de beğendik ama bilin bakalım ne oldu? Biz iade işlemi başlatıp, yatakodasını sökmeleri için YATAŞ ekibini çağırınca adamlar bizim eksik şifonyer ve dolap kapağıyla çıkageldiler.. Ellerinde olmayan, fabrikanın yeniden üretmesi için bekledikleri şifonyer nasıl olduysa ellerine geçmiş.. Anlamadım ben bu işi.. Bu takımı gerçekten çok beğenerek aldığımız ve yeni bir kriz dönemi daha yaşamak istemediğimiz için kabul ettik.. O odayı bir kez daha kurup yerleştirecek vaktim yok!! Yaptıkları terbiyesizlik yanlarına kar mı kaldı bilmiyorum ama mecburdum :((
.......................
Yusufcuk artık mutfak tezgahına rahatça uzanıp ucu kenara yakın birşey varsa alabiliyor.. Çok daha fazla dikkat etmemiz lazım.. Hatta kapanmayan mutfak kapımızı tamir ettirip kilitlememiz lazım.. İki gün önce bulaşık makinasını açmaya çalışırken parmaklarını sıkıştırdı.. Ondan önce de yine mutfakta duran çamaşır makinasını kapatmış.. Saatler oldu ben çamaşırı atalı, bekliyorum yıkansın da asayım, bir baktım ses yok makinede, çalışmıyor.. Düğmelere basmayı, ocak düğmelerini çevirmeyi çok seviyor.. Allah'tan çocuk kilidi var ocağın, sabitliyorum düğmeleri, yoksa havaya da uçururdu bizi bu bücür :))
........................
Şimdilik bu kadar.. Aslında daha yazacak çok şey vardı, başlarken aklımdaydı hepsi ama unuttum.. Çok ara verince böyle oluyor.. Hazırlanmam lazım ayrıca, komşumda toplanacağız bugün, apartmanımıza yeni taşınanlarla ( üç aile ) tanışacağız.. Giyinip süsleneyim, akşama görüşürüz :))
- Mirzacık ve annesi de iyiymiş.. Göbişi düşmüş bugün tatlımın.. Büyüyor halasının kuzusu..
- Yusufum artık bebek değil tamamen çocuk oldu gözümüzde.. Yaptıklarına hayret etmeye devam ediyoruz.. Biliyorum her çocuk yapıyor aynı şeyleri, hepsi aynı aşamalardan geçiyor ama insan titreyerek kucağına aldığı fındık kadar bebeğinin gün gelip de büyüdüğünü, kendi yemeğini yemeye çalıştığını, adım adım takip ettiği annesinin kucağına atıldığını, babasını coşku çığlıklarıyla karşıladığını görünce hayret ediyor işte..
Bugünlerde ayna gibi Yusufcuk.. Ne yaparsak ya aynısını ya da biraz eksiğini ( ama daha şirinini ) yapıyor hemen.. Tam anlamıyla modelleme döneminde.. Hareketlerimizi taklit ediyor..
Ben elimi ağzıma kapatıp öksürüyorum, numaradan o da öksürüyor ağzını yarım yamalak kapatıp..
Elimle "Gel pisi pisi.." yapıyorum, o da çağırıyor küçük pisileri :))
Ben secde ediyorum, o da ediyor.. Ama eskisi gibi, popiş havada ters "v" değil artık.. Yeni stilimiz boylu boyunca seccadeye uzanmak :))
"Hadi ellerimizi yıkayalım.." dediğimizde iki elini birbirine süre süre geliyor arkamızdan banyoya kadar..
Babası fincana değip "Ay cıss, sıcak sıcak.." diyerek parmağına üflüyor, o da hemen kendi parmağına üflüyor sıcak birşeye dokunmuş gibi..
Ben başımı örttüğümde ya da balkondan arabasını aldığımda anlıyor dışarı çıkacağımızı, kapıya gidiyor hemen..
Dün akşam öpücük attı kendince komşumuzun kızı Melis'e..
Az önce de baktık ütüyü almış eline, halıları ütülüyor itinayla, aynı benim tuttuğum gibi tutarak..
Yeni kelimeler de eklendi ayrıca evimize ama daha tam olarak ne anlama geldiklerini çözemediğimiz için yazmıyorum.. Onları ayrıca listelerim inşaallah ilerde..
- Yusufcuğun hareketlerimizi taklit ettiğini anlatınca aklıma sevgili Didem'in bugün okuduğum yazısı geldi.. Oğlu Bora'ya iftarın ne olduğunu anlatmadıkları halde onun gözlemleriyle bunu çözdüğünü ve "Yemek bozmak.. Amin amin okunur, Didem yemek yer.." şeklinde tanımladığını yazmış.. Ona yorum yazdım ama buraya da eklemek istedim düşüncelerimi..
Bu çok güzel birşey bence ama çok da sorumluluk yüklüyor anne babalara.. Ortaokuldan beri unutamadığım bir söz var.. "Çocuklarınız işaret ettiğiniz yere değil, ayak izlerinizin gittiği yere gider.." Anlatmaktan çok yapmak önemli yani.. Tertemiz fıtratları, bilgiye hazır zihinleri bizim tasarrufumuza verilmiş ve biz şekillendirmeye çalışıyoruz onları.. Doğru davranıp onlara doğru örnek olmak ne kadar önemli.. Hem bu dünyada hem de ötelerde gurur duyacağımız, alnımızın akıyla göstereceğimiz bir evlat yetiştirmenin sorumluluğu çok ağır.. Rabbim yardımcımız olsun.. Bizi onlara doğru örnekler haline getirsin ve hayırlı insanlar yetiştirebilmeyi nasip etsin..
- Sevgili Archi'nin bu yazısına da değinmeden geçemeyeceğim.. Harika tek kelimeyle.. Yorum yazacaktım, baktım söylediklerim onunkilerle aynı vazgeçtim, size buradan tavsiye etmek istedim..
( Bu arada Archi'cim, ben biliyordum valla Myanmar'ın nerede olduğunu.. STV'deki "Ayna" programında seyretmiştim daha önce.. Haberler için de aynı kanalı tercih ederim ben.. Kendilerine tavsiye ettiğim ve önyargısız olarak izleyen herkesten de aynı tepkiyi aldım, "Diğerlerinden çok farklı, haber gerçekten.." )
- YATAŞ tarafından tam bir buçuk ay geçmesine rağmen tamamlanmayan yarım yamalak yatak odamızı iade ediyoruz.. Bugün görüştük.. Yarın da gidip yeni bir yatak odası bakacağız inşaallah.. Bu sefer hiç kasmayacağım kendimi.. Rahat davranmaya ve hırs yapmamaya karar verdim.. Varsın bir süre daha yemek masam gardırop görevi görsün, kazaklarım Yusufcuk tarafından halıların üzerinde hamur gibi yoğrulsun.. Beklemeyi öğrenmeliyim :))
- Bugünlerde çok kırılgan, çok duygusal, çok da alınganım bu arada.. Lütfen kimse beni üzmesin!!
Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakıp bana kızmayın.. Çok kısa bir süre oradaydı Yusufcuk ve çift şerit-tek yön yani karşıdan aracın gelmediği, sollamanın riskli olmadığı güvenli bir mevkideydik o anda ve Yusufcuk deli gibi ön tarafı gösterip ağlıyordu.. Sadece susması için izin verdik kısa bir süre.. Pişmanım ama başka türlü susturamadık ki küçük beyi.. Otobüsten atılıp köye kadar yürüyecek mecalim yoktu gerçekten..
Canım Tubamın paşasına ördüğü takım..Yemek yemeyi çok seviyor ya (!) şimdi de kendi yeme olayına takmış durumda.. Boş da olsa mutlaka bir kaşık olacak elinde.. Bazen onunla bana yedirmeye çaışıyor hayali lokmaları, bazen de işe yarıyor o kaşık, ben içine koyuyorum birşeyler, azıcık yardımla ağzına götürüyor :)) Kendi yediklerini de çıkarmıyor ağzından ne hikmetse..
"Gucuk gucuk gucukkk" diyorum ellerimi açıp, hemen geliyor kucağıma.. Şirin şirin sırıtıp öptürüyor kendini.. Arada birkaç tokat da düşüyor tabii nasibimize.. Eli de çok ağır bu arada.. Az değildir vurduğunda gözümden yaş getirdiği, gözümün önünde yıldızlar uçuşturduğu.. Babası da en çok minik jilet tırnaklarından çekiyor.. Haritaya döndü kocacığımın yüzü :)) Sevdi mi haşin seviyor benim oğlum..
Birşeyleri biryerlere taşımayı çok seviyor.. Bazen bakıyorum benim çantamı sürüklüyor koridorda, bazen de arayıp bulamadığım mutfak havlum oturma odasındaki kanepenin arkasından çıkıyor :)) Ağır şeyleri de "Ihh ııığğğhh.." diye bir çekişi var ki, öldürüyor beni gülmekten..
Yusufcukla namaz kılmak da çok zevkli :)) Aslında namazlarımı onun uyuduğu saatlerde kılmaya çalışıyorum ama benim oğlum sık sık ve uzun uzun uyuduğu için (!) bu çoğu zaman mümkün olmuyor.. Ben de mecburen önüne oyuncaklarını yığıp yanında duruyorum namaza.. İki dakika geçmeden başlıyor eteğimi çekmeye, başörtüme asılmaya, ayaklarımla oynamaya.. Gülmemek için kendimi zor tutuyorum.. Bana birşeyler mırıldanıyor, sonra da yüzüne bakıp cevap vermediğim için kızıyor.. Secde ettiğimde de çıkıyor üstüme, Peygamber Efendimiz torunları öyle yaptığında onlar inene kadar beklediği için ben de bekliyorum düşmesin diye.. İki gündür de secde hareketini taklit ediyor kendince.. Ayaklar ve baş yerde, popiş havada ters "v" gibi duruyor ben namaz kılarken :))
.................
Bunlar beybişimin ilk papişleri :))
Ben aşağıdaki yazıyı yazdıktan bir-iki saat sonra babamızın arkadaşı Fatih amcamızın hediyeleri geldi.. Kutuyu bir açtım, minnoş minnoş ayakkabılar.. Tam da meleğimin ayağına göre..
Sadece Yusufcuğu değil bizi de sevindiren Fatih amcaya güzel hediyeleri için çok teşekkürler..
..................
Dün bir yorum aldım, blokumun -ki aslı blogtur :)- ne kadar itici ve yapmacık olduğuyla ilgili.. Yayınlamadım çünkü yorumun altında bir isim yoktu.. Gölge bir şahsiyet tarafından yazılmış anlaşılan.. Ayrıca Yusufcuğun büyüyüp bu sayfayı okuduğunda bu saçmalıkla karşılaşmasını istemedim.. Bu kısmı da bir süre sonra sileceğim zaten..
Herkes istediği gibi düşünmekte serbest.. İtici gelebilir, yapmacık gelebilir yazdıklarım ama herkes neyi okuyup neyi okumayacağı konusunda hür.. Ben şahsen bana hoş gelmeyen, birşey vermeyen blogları okumuyorum.. Ama okusam ve onları eleştirmek istersem, bunu, altına ismimi yazmadığım şahsiyetsiz bir yorumla yapmam.. Söylemek istediklerimi "vasfımla" söylerim.. Vasfıma yakıştıramadığım şeyleri de söylemem.. Bu arkadaştan ricam, altına ismini bile yazamayacağı yorumlar yazmaması.. Söylediklerinde ısrarcıysa da kim olduğunu belirtmesi.. Ben de muhatabımı bilirim en azından..
................
Bugün aşı vurdurmaya gittik meleğime..
Sabah sağlık ocağından aradılar ve benim tamamen unuttuğum MMR aşısını vurdurup vurdurmadığımı, vurulmadıysa sağlık ocağına beklediklerini söylediler.. Telefonu kapatınca hayret ettim, hem kendime -aşıyı unuttuğum için, doğumgününde aklımdaydı oysa- hem de sağlık ocağına - bu kadar ciddi bir takip yaptıkları için, ne de olsa alışkın değiliz böyle şeylere.. Ama birşeylerin değiştiğini görmek çok güzel..-
Neyse öğlen evden çıktık, şimdiye kadar tüm aşılarımızı yaptırdığımız sağlık ocağına gittik.. O da öyle bir yerde ki mübarek, ara sokaklardan yokuş ine çıka bir hal oldum.. Önceden Ozan götürüyordu arabayla, rahattım.. Bugün ilk defa kendim gittim yürüyerek, resmen canım çıktı.. Son yokuşu çıkarken Yusufcuğun burnunu silmek bahanesiyle iki kere mola verdim yol kenarında :))
Sağlık ocağına girdim, aşı odasını arıyorum, dediler ki "Artık burada vurulmuyor aşılar, ............. sağlık ocağına gideceksiniz." Haydaa.. Canım çıkmış bir halde, aldığım yarım yamalak tarifle yeni sağlık ocağının yolunu tuttum.. Dedim ya yarım yamalaktı tarif ve ben doğal olarak kayboldum!!
Sora sora, söylene söylene yeni sağlık ocağını buldum ve farkettim ki bizim evin sadece üç sokak arkasındaymış -bunu ancak geri dönerken anladım :))- Yani sol elinle sol kulağını değil de elini başının üstünden dolandırıp sağ kulağını tutmak gibi oldu benim iş.. Anladınız siz onu di mi?
Yusufcuk hemşireye pek bir cilve yaptı başta.. Aşı odasını bir güzel karıştırdı.. İğne hazırlanırken bile hiçbirşeyin farkında değildi ama iğne sonrası çok ağladı yavrum.. Hazırlıklı gitmiştim Allahtan ki.. Hemen kocaman pembiş bir lolipop çıkardım cebimden, tutuşturdum eline.. Onu yalamak için uğraşırken unuttu acısını.. İyi oldu bu yöntem, aşı sonrası lolipop terapisi.. Hiç ağlamadı ondan sonra :)) Aşıya gidecek annelere tavsiye ederim..
...............
Son alarak da şunu yazayım.. Günlerdir düşünüyorum, annelik nimetine bir bedel biçemiyorum kafamda.. Ve nasıl şükredeceğimi şaşırmış vaziyetteyim.. Ne yapsam az, ne kadar şükretsem yetersiz geliyor bana.. Ama ben yine de acizane şükrediyorum Rabbime..
Elhamdulillah..
"Bir"icik oğlumla biz dün neler yaptık neler..
Bu sabah evine dönen babaannemizi de alıp, Kocatepe Camiine, kitap fuarına ve dolayısıyla babamıza gittik.. Malum pek göremiyoruz onu, böyle biraz hasret giderelim dedik :))
Fuarı gezmeden önce benim cami bahçesinde "fotoğraf hastalığımı" biraz yatıştırmam gerekti :))
Ama baktım ki benim minnoşum güneşten asla hazzetmiyor, mecburen içeri girdik..
Kuaybe'nin dünyası.. | Image and Design Copyright © 2008 Free Blogger Template


